Sizlere son çıkan ve yakın zamanda kaybettiğimiz İstanbul'u en iyi anlatanlardan yazar dostum Mario Levi'nin isim babası olduğu "Corona Yalnızlığı" romanımı tanıtmak istiyorum. 1200'lü yıllarda dünyanın başına bela olan veba salgını nasılsa, korona da öyle olmuştu. İleriki yıllara bir kaynak roman bırakmak istedim.
TANITIM YAZISI:
Kitabın adı hikâyenin konusunu yeterince belli ediyor: Dünyayı amansızca sarsan, yakaladığını alıp götüren, yakalanmayanları ise korkusundan evlerine hapseden Korona salgını!
Romanımın kahramanı Vehbi adında bir ihtiyardır. Vaktiyle bir giyim mağazası işleten, hali vakti yerinde, bir oğlan ve kız babası olan bu adam, işleri gayet iyi gidiyor gibi görünürken birdenbire iflasın eşiğine düşer. Vehbi, o güne kadar müsrifçe yaşamış, gününü gün edip alış veriş mağazalarından çıkmamış olan hanımına “dur deme zamanın geldiğini”, aksi halde eğitimlerini yurt dışında sürdüren çocukların ve diğer masrafları karşılayamayacağını duyurur. Ayrıca o güne kadar hanımına bol miktarda verdiği ve biriktirdiğini bildiği paraların bir kısmını çıkarmasını ister ondan.
Vehbi’nin karısı gösteriş tutkunu, paragöz ve alışkanlıklarından hiçbir şekilde vazgeçmek istemeyen bir kadındır. Kocasına, beş kuruş parası olmadığı yalanını söyleyerek gizli birikimlerini inkâr eder ve günün birinde kocasının işlettiği dükkânın icralık olduğunu öğrenince, pılı pırtısını ve evde ne var ne yok toplayıp İzmir’e kaçar, bir daha da geri dönmez. Eşi gibi akrabaları ve yakın sandığı dostları da uzaklaşır Vehbi’den. Çaresiz kalan kahramanımız, deniz kenarında, şirin bir kasabada yaşayan eski bir dostunun yanına taşınmaya karar verir. Ama yıllar acımasızdır ve ömür saati durmaksızın ilerlerken bizim kahramanımızda iyice yaşlanmıştır. Bursa’da bir huzurevine yerleşmeye karar verir. Orada on yılı aşkın kaldıktan sonra niyetini bozar ve üniversiteye yakın bir binada daire kiralar.
Korona virüs ülkemizde yaygınlaşmaya başladığında hükumet de bir takım önlemler alır. Bunlardan birisi de okulları tatil edilen öğrencilerdir. Birçoğu yurt ve kiralık evlerinden memleketlerine geri dönmüştür.
Vehbi altmış dokuz yaşında ancak çok yıpranmış ve astım hastasıdır. Salgından önce emekli edebiyat öğretmeni Melahat’la evlerine yakın bir parkta tanışırlar. Birbirlerine âşık olurlar. Salgın sonrası boşalan apartta Vehbi, dairesinde yalnız kalır. Melahat ise kızı, damadı ve iki torunu ile yaşar. Melahat Hanımın öğretmen olan rahmetli eşi, Doğu’da görev yaparken ders esnasında teröristlerce vurulmuştur.
Vehbi Bey’in astımı gittikçe kötüleşir ve öksürükleri artar. Zaman zaman hastalanır ve krizleri boğulma derecesine gelir. Melahat Hanım, Vehbi ile birlikteliğini kızına henüz açıklamadığı için odasında -özellikle geceleri- onunla gizlice mesajlaşır ve sessizce telefonlaşırlar. Bazı geceler ise ev ahalisi uyuduğunda gece Vehbi’nin evine kaçamak gider. Bu kaçamaklarından birinde mahalle bekçilerine yakalanınca, Alzheimer hastası olduğu numarası yaparak kendisini Vehbi’nin evine kocası diye, teslim ettirir. Melahat artık bu kaçışlara dayanamaz ve durumu kızına açıklar. Kızı olumlu karşılar. Annesiyle beraber gittikleri Vehbi ile tanışır ve kısa sürede kaynaşırlar. Melahat Hanımın kızı Vehbi’yi sever ve onun durumuna acır. Vehbi, iki odalı küçük bir dairede geçirir günlerini ve binada ondan başka yaşayan kimse yoktur. Burada astımlı hali ile yaptıkları; sabah kalkmak, televizyon seyretmek, kitap okumak, bulmaca çözmek, mutfak, banyo ve tuvalet arasındaki geliş gidişlerdir.
Bu arada Vehbi ile Melahat’ın buluşmalarında hem felsefe, hem edebiyat hem de günümüz korona’daki gelişmeler işlenir. Vehbi günlüklerini sevgilisine anlatır, beraber müzik dinler, dans eder, tavla oynar ve yaşama tutunmak için birbirine destek olurlar. Buna karşın Melahat’ın evinde yaşam eski günlerdeki gibi tekdüzedir. Bu durum ancak birliktelikleriyle yok olur. Hikâyede diğer bir konu ise Vehbi’nin yurt dışında ikamet eden çocuklarıdır. Okumak için gerek duydukları destek kesilince, Hollanda’da bir akrabasının yanına yerleşirler. Akrabası her ikisini de para karşılığı anlaşmalı bir evlilik yaptırır. Oturma izni sürecinde akrabasında kalırlar. Daha sonra ayrı bir eve çıkarak birlikte yaşarlar. Babalarını ararlar ancak uzun süre bulamazlar. Korona günlerinde onlar da dışarı çıkamazlar. İki kardeş, son çareyi Rotterdam’daki Türk Büyükelçiliğine gitmekte ve yardım istemekte görürler. Aldıkları cevap babalarının acile gittiğinde Melahat’ın formdaki bilgileridir. Çocuklar, sosyal medya üzerinden araştırmayı fikir ederler ancak Melahat Hanım sosyal medya kullanmadığı için buradan da bir sonuca varamazlar. Soyadından yola çıkarak onlarca kişiye yazarlar ve sonunda Melahat’ın kızı Pelin mesajı görür ve yanıt verir: Vehbi iyice kötüleşmiş, buhar ve oksijen konsantratör makinasına bağlı olarak hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Cihazları Melahat Hanım alırken, telefonu da Vehbi çocuklarıyla kameradan görüşebilmesi için kızı Pelin hediye almıştır.
Çocukları bir gün sürpriz yaparak uçakla Samsun’a gelirler. On dört gün Tokat’ta karantinada kalıp babalarının yanına giderler. Kapıyı Melahat Hanım açar…
Keyifli okumalar dilerim.