"Bana bir roman yazmak için yeterli zaman verin, size dünyanın tüm uykusuzluğunu vereyim." — Virginia Woolf"

Din Ticareti mi, İhlas mı? Günümüz İslam Dünyasında Dini Metinlerin Ticarileşmesi

"Dini kazanç yok" diyen kişi ve kurumların aslında kitap satışı, telif hakkı ve ücretli içeriklerle maddi kazanç sağladığını ortaya koyan eleştirel bir metin. Yazı, İslam dünyasında yaygın olan bu çelişkili durumu "sistemli bir ikiyüzlülük" olarak tanımlayıp, söylem ile eylem arasındaki tutarsızlığı vurguluyor. Dini hizmetlerin ticarileştirilmesine dair düşündürücü bir eleştiri sunuyor.

yazı resim

"Dinden kazanç sağlamıyoruz" söylemi, günümüz İslam dünyasında sıkça duyulan bir savunma argümanıdır. Cemaatler, imamlar ve dini yayınevleri bu iddiayı öne sürerken aynı zamanda kitap satmakta, telif hakkı talep etmekte ve dijital içeriklerini ücret duvarlarının arkasında tutmaktadır. Bu çelişki, basit bir tutarsızlıktan öte, sistemli bir ikiyüzlülüğe işaret etmektedir.
Söylem ile Eylem Arasındaki Derin Uçurum
Bir kişi gerçekten "Allah rızası için" çalıştığını iddia ediyorsa bu iddianın somut karşılıkları olması beklenir. Ancak gözlemlenen tablo şudur: Dini kitap yazan imamlar ve cemaat önderleri kitaplarını ticari yayınevleri aracılığıyla piyasaya sürmekte, hem basılı hem dijital satış geliri elde etmekte, telif hakları üzerinde ısrarla durmakta ve aynı kitapların e-kitap versiyonlarını ücretsiz platformlara yüklememektedir. Öte yandan blog siteleri, açık erişimli YouTube kanalları veya ücretsiz dijital arşivler oluşturma yoluna nadiren gidilmektedir. Teknolojinin bugün ulaştığı nokta düşünüldüğünde bu tutum savunulamaz hale gelmektedir. Bir imam yazdığı kitabı aynı anda PDF olarak kendi sitesinde yayınlayabilir, e-kitap platformlarına ücretsiz yükleyebilir, YouTube'da okuyabilir ve telif hakkından feragat edebilir. Bunların hiçbiri için ciddi bir maddi külfet gerekmez. Gerekmediği halde yapılmıyorsa ortada rıza-i ilahi değil, ticari bir hesap vardır.
Kur'an'ın Bu Konudaki Netliği
Bakara Suresi'nin 79. ayeti bu meseleyi son derece sert bir dille ele almaktadır:
"Yazıklar olsun o kimselere ki kitabı kendi elleriyle yazıyorlar, sonra onu azıcık paraya satmak için 'bu Allah katındandır' diyorlar. Yazıklar olsun ellerinin yazdığından dolayı, yazıklar olsun onların kazandığından dolayı."
Bu ayet indirildiği dönemde Ehl-i Kitaba yönelik bir uyarıydı; ancak hükmün özü evrenseldir. Dini bilgiyi Allah adına sunup bundan maddi çıkar sağlamak, ayetin doğrudan eleştirdiği bir eylemdir. Günümüz uygulamaları bu ayette tarif edilen durumla yapısal bir benzerlik taşımaktadır: İlahi kaynaklara atıfla otorite kazanılmakta, bu otorite ticari bir ürüne dönüştürülmektedir. Tevbe Suresi'nin 111. ayeti ise farklı ama tamamlayıcı bir perspektif sunar. Mümin, canını ve malını Allah'a satmış olandır. Bu ilişki tersine çevrildiğinde yani Allah adına konuşup bundan dünyevi kazanç elde edildiğinde işlem sahteye döner.
Erişim Kısıtlaması Bir İhlas Testidir
Şunu sormak gerekir: Bir kişi gerçekten Allah rızası için yazıyorsa neden erişimi kısıtlar? Dini bilginin yayılması zaten başlı başına bir ibadet ve dini bir yükümlülük olarak kabul edilir. Tebliğ görevini yerine getirdiğini söyleyen biri aynı zamanda o tebliğin önüne fiyat etiketi koyuyorsa burada bir çelişki değil, açık bir çıkar önceliği vardır. Karşılaştırma yapmak gerekirse: Akademisyenler, aktivistler ve pek çok düşünür eserlerini açık erişimle yayınlayabilmektedir. Üstelik bu kişilerin dini bir tebliğ yükümlülüğü yoktur. Buna rağmen dini bir sorumluluk taşıdığını öne süren kişiler bu adımı atmaktan kaçınıyorsa öncelikler açıkça ortadadır.
Pratik Alternatifler Mevcuttur ve Maliyet Öne Sürmek Bahane Olur
Sıkça duyulan itiraz şudur: "Kitap basmak masraflıdır, yayınevleri olmadan dağıtım yapılamaz." Bu itiraz günümüzde büyük ölçüde geçersizdir. Dijital baskı merkezleri, talep üzerine baskı (print-on-demand) hizmetleri sayesinde stok tutmadan kitap basmak mümkündür. 2-3 ayda bir küçük baskılar yapılarak ihtiyaç sahiplerine ücretsiz dağıtım gerçekleştirilebilir. Eserin aynı anda dijital versiyonu da yayınlanabilir. Telif hakkından feragat etmek için yapılması gereken tek şey bir beyan yayınlamaktır; bu ne para ne de karmaşık bir hukuki süreç gerektirmez. Kendi adına açılacak basit bir blog ya da YouTube kanalı ise neredeyse sıfır maliyetle oluşturulabilir. Bu yolların hiçbirinin tercih edilmemesi teknik bir engelden değil, bilinçli bir tercihten kaynaklanmaktadır.
Diyanet Meselesi: Kurumsal Din Ticareti
Eleştiri bireysel imamlarla sınırlı tutulamaz. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı, devlet bütçesinden finanse edilmesine rağmen kendi yayınevleri aracılığıyla kitap satmakta ve yayınlarında telif düzenlemelerine başvurmaktadır. Devlet tarafından zaten finanse edilen bir kurumun aynı zamanda dini içerik üzerinden ticari gelir elde etmesi, çifte finansman modeli niteliğindedir. Vatandaş hem vergisiyle hem de kitap fiyatıyla aynı içeriğe katkıda bulunmaktadır. Bu durum, dini kurumlaşmanın kaçınılmaz olarak ticari bir yapıya dönüştüğünün kurumsal düzeydeki kanıtıdır.
Neden Az Sayıda İmamın Dijital Varlığı Var?
Dikkat çekici bir gerçeklik şudur: İmamların büyük çoğunluğunun aktif bir blogu, düzenli içerik üreten bir YouTube kanalı ya da ücretsiz makale arşivi yoktur. Bu yokluğun olası açıklamaları şunlardır:
Dijital içerik ücretsiz erişime açık olduğunda kitap satışları azalır. Ücretli ve basılı ürünlerin çekiciliği ortadan kalkar. Cemaatin bilgiye doğrudan erişmesi, aracı otoriteye olan bağımlılığı zayıflatır. Ve belki de en önemlisi: Açık platformlarda üretilen içerik tartışmaya, eleştiriye ve sorgulamaya açık kalır. Dijital yokluğun tesadüf olmadığı, aksine bilinçli ya da örtük bir stratejinin ürünü olduğu değerlendirilebilir.
İhlas Eylemle Ölçülür
"Allah rızası için yapıyorum" iddiası güzel bir söylemdir. Ancak söylem, davranışla çeliştiğinde güzelliğini yitirir. Gerçek anlamda Allah rızası için çalışan biri bilgiyi kısıtlamaz, erişimi paraya bağlamaz, telif hakkını kazanç aracı olarak kullanmaz telif ve dijital çağda mevcudiyetini kamusal alandan saklamaz. Bunun yerine yazdığı her şeyi açar, telif hakkından feragat eder ve bilgiyi olabildiğince geniş kitlelere ulaştırmayı esas alır. İhlas, niyet beyanıyla değil; erişim politikasıyla, telif tercihleriyle ve dijital şeffaflıkla ölçülür. Kur'an-ı Kerim bu konuda açıktır. Söylem ile eylem arasındaki uçurum ise kapatılmayı beklemektedir.

https://doi.org/10.5281/zenodo.18321056

KİTAP İZLERİ

Engereğin Gözü

Zülfü Livaneli

İktidarın Göz Kamaştıran Işığı ve Bir Hadımın Gözünden Saray Zülfü Livaneli’nin, okurunu XVII. yüzyıl Topkapı Sarayı'nın loş ve entrika dolu koridorlarına davet eden romanı "Engereğin
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön