"Sabahın dördü, ve ben hala uyanığım. Sanırım Tanrı, 'Daha fazla düşün!' diye bir emir verdi." – Woody Allen"

Dost

Öyle ince bir ses ki duyulan,yitip havada / gidecek bu ses derken,gelip yüreginize dokunuyor.Gecip / gidemiyorsunuz o caddeden,vaadettigi güzellikler öyle / farkli ki bu sesin, tanimis olduklarinizdan.Durup / kösede deliksiz dinliyorum.Bir masala dave

yazı resim
<tt> Agir agir yürüyorum o seyrine doyamadigim <br></br> caddede.Binlerce insan gecip gidiyor yanimdan;her <br></br> dilden ve her renkten binlerce insan.Bir yanimda arap <br></br> gencleri sakalasip yürüyen, diger yanimda cocugu ile <br></br> dondurma yiyen bir cinli. <br></br> Her millete ve her türlü etkinlige acik bir cadde <br></br> burasi;bir kösede tiyatro oynayan gencleri <br></br> seyrederken,diger kisimda gösteri yapanlarin seslerini <br></br> duyuyorsunuz. <br></br> En keyif aldigim kisim ise; tabi ki bir enstrümana <br></br> tutkulu insanlar. <br></br> Flüt calan bir adam,insan kalabaliklari <br></br> arasinda,caddenin tam ortasinda (bana tentenin <br></br> findigini animsatan)köpegi ile oturmus flüt <br></br> caliyor.Öyle ince bir ses ki duyulan,yitip havada <br></br> gidecek bu ses derken,gelip yüreginize dokunuyor.Gecip <br></br> gidemiyorsunuz o caddeden,vaadettigi güzellikler öyle <br></br> farkli ki bu sesin, tanimis olduklarinizdan.Durup <br></br> kösede deliksiz dinliyorum.Bir masala davet ediyor bu <br></br> ses beni,prensesi oldugum... <br></br> Üzerimde büyülü elbisem süzülüp giderken <br></br> kalabaliklar arasindan,bir ses ile irkiliyorum. <br></br> Orta yasli bir bayan,duyamadigim bir dilde <br></br> konusuyor.Ama anlamami o kadar cok istiyor ki birakip <br></br> gidemiyorum.Gözleri,en cok da gözleri beni mihliyor <br></br> oldugum yere,sanki taniyorum bu gözleri ; hikayesini <br></br> yitirdigim bir yerlerden. <br></br> Bir eliyle kolumu tutuyor olabildigince gücüyle,türk <br></br> diyen sesi anlasilir oluyor binlerce sesin <br></br> arasinda,kafami sallamaya baslamadan daha müslim deyip <br></br> boynuma sariliyor,müslim.. <br></br> Irakin Bagdat sehrinden bir gezi turu ile gelmis <br></br> buraya,Istanbulda iki sene yasamis,Istanbul deyince <br></br> gözleri doluyor cog güsel diyor,derin bir özlemin <br></br> bosluklari doldurdugu sesi ile.Sabahat var diyor;dost <br></br> Sabahat. <br></br> Müslim deyip sariliyor boynuma yeniden. <br></br> Bagdat sehri adini duyunca neler hissedebilir bir <br></br> insan tasavvur ediniz.Icimde binlerce kelime,ama hepsi <br></br> bogazima dizilmis.O dost sabahat deyip,bana sarildikca <br></br> yüregim aciyor,nasil bir dost.. <br></br> Gözlerim doluyor yavas yavas,o ise ne kadar sevincli, <br></br> türkceye ait hatirladigi ne varsa cosku ile <br></br> sayiyor.Yüzüme bakiyor,gözlerime.Ben anlarim türkce <br></br> diyor.Susuyorum,o ciglik cigliga seslerin arasinda <br></br> susuyorum.Hicbir ses kalmamis bana dair,bu dost yüz <br></br> ve yürekle utanmadan,bir an bile olsa pismanlik <br></br> duymadan konusucak. <br></br> Gülümseyip bakiyor yüzüme,bir kere daha sarilip <br></br> gidiyor. <br></br> Dost sabahat diyorum ardindan, <br></br> dost sabahat...... <br></br> <br></br> </tt>

KİTAP İZLERİ

Engereğin Gözü

Zülfü Livaneli

İktidarın Göz Kamaştıran Işığı ve Bir Hadımın Gözünden Saray Zülfü Livaneli’nin, okurunu XVII. yüzyıl Topkapı Sarayı'nın loş ve entrika dolu koridorlarına davet eden romanı "Engereğin
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön