"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Kıyamet Beklentisi: Tarih Boyunca Tekrarlanan Bir İnsan Psikolojisi

"İnsanlık Tarihinin Tekrarlanan Yanılgısı: Her nesil kendi dönemini dünyanın sonu olarak görme eğilimindedir. Vebadan savaşlara, her kriz 'ahir zaman' söylemlerini canlandırır. Oysa 600 yıl önce de, 600 yıl sonra da bu düşünce vardı/olacak. Kur'an'ın belirttiği gibi, kıyametin zamanı yalnızca Allah'ın bilgisindedir. İnsan zihni, yaşadığı anı merkeze alma yanılgısına düşer."

yazı resim

İnsanlık tarihi, tekrarlayan bir paradoksla doludur: Her nesil, kendi çağını tarihin son dönemine yakın görme eğilimindedir. Veba salgınlarından dünya savaşlarına, ekonomik çöküşlerden doğal afetlere kadar yaşanan her büyük kriz, "ahir zaman" söylemlerini yeniden canlandırmıştır. Oysa bu beklenti, yüzyıllar boyunca sayısız kez tekrarlanmış ve her seferinde gerçekleşmemiştir. 600 yıl önce de insanlar kıyametin yakın olduğunu düşünüyordu; 600 yıl sonra da muhtemelen aynı düşünceler yaşanacaktır. Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtildiği üzere, kıyametin zamanı yalnızca Allah'ın bilgisindedir ve bu bilgi insanlara gizli tutulmuştur: "Sana saatten soruyorlar. Ne zaman demir atacak? De: Şüphesiz onun bilgisi Rabbimin yanındadır. O'ndan başkası tam zamanında onu açığa çıkaramaz." (Araf Suresi, 187)
İnsan Zihninin Merkeziyet Yanılgısı
İnsan zihni doğası gereği yaşadığı anı merkeze alır. Her nesil, kendi dönemini tarihin en kritik, en önemli, belki de son dönemi olarak algılama eğilimindedir. Bu psikolojik eğilim birkaç temel nedene dayanır:
Kişisel deneyimin sınırlılığı: İnsanlar yalnızca kendi yaşam sürelerinde tanık oldukları olayları doğrudan deneyimleyebilir. Tarihi bilgi kitaplardan, anlatılardan gelir; ama yaşanan kriz o kişi için benzersiz bir gerçekliktir. Bu nedenle mevcut kriz, geçmişteki benzerlerinden daha büyük, daha önemli görünür.
Duygusal yoğunluk: Kişisel olarak yaşanan acı, korku ve belirsizlik, tarihsel bilgiden çok daha güçlüdür. 14. yüzyılda veba salgınını yaşayan bir insan için o dönem gerçekten dünyanın sonu gibi görünmüştür. Oysa benzer veya daha büyük salgınlar öncesinde de yaşanmıştı.
Kontrol kaybı: Büyük krizler sırasında insanlar kontrol duygusunu kaybeder. Kıtlıklar, savaşlar, depremler, salgınlar karşısında çaresizlik hissedilir. Bu durumda zihin, olayları "sıradan bir tarihsel süreç" yerine "nihai son" olarak yorumlamaya yönelir. Böylece acı bir anlam kazanır: "Bu kadar kötülük varsa, dünya zaten bitiyor olmalı."
Kıyamet Alametlerinin Evrenselliği
Geleneksel inançlarda kıyametin yaklaştığına dair belirtilen uydurma alametler şunlardır:
- Ahlakın bozulması
- Savaşların artması
- Doğal afetlerin çoğalması
- Adaletsizliğin yayılması
- Toplumsal kaosun hâkim olması
- Güvenin kaybolması
- Çocukların ebeveynlerine asi olması
Bu alametlerin ortak özelliği, insanlık tarihinde sürekli tekrar etmeleridir. Her dönem, bu listeyi kendi şartlarına uyarlayarak "işte şimdi bunlar oluyor" demiştir. Ancak tarihsel gerçeklik şudur: Bu olaylar 1000 yıl önce de vardı, bugün de var, 600 yıl sonra da hatta 1000 yıl sonra da olacaktır. Örneğin ahlaki bozulma her zaman göreli bir kavramdır. Her yaşlı kuşak, gençleri daha ahlaksız bulma eğilimindedir. Eski Yunan filozoflarından günümüze kadar uzanan metinlerde "yeni nesil bozuldu" şikâyetlerini görmek mümkündür. Savaşlar, kıtlıklar, doğal afetler de tarihin her döneminde vardı. Bunları "eşi benzeri görülmemiş" olarak algılamak, tarihsel perspektif eksikliğinden kaynaklanır.
Tarihsel Örnekler: Gerçekleşmeyen Kıyametler
Tarihe baktığımızda kıyamet beklentisinin hangi dönemlerde yoğunlaştığını görebiliriz:
Milenyum Korkusu (1000 yılı): Hristiyan Avrupa'da birçok kişi, İsa'nın doğumundan 1000 yıl sonra dünyanın sona ereceğine inanıyordu. Bu beklenti toplumsal paniğe, bazı bölgelerde ekonomik faaliyetlerin durmasına yol açtı. Yıl 1000'i geçtiğinde hiçbir şey olmadı.
Veba Salgınları (14. yüzyıl): Kara Veba, Avrupa nüfusunun üçte birini yok etti. İnsanlar bunu kıyametin başlangıcı olarak gördü. Sokaklar cesetlerle doluydu, toplumsal düzen çökmüştü. Ama dünya sona ermedi; toplumlar yeniden inşa edildi.
1666 Yılı: Hristiyan mistisizminde "666" şeytanın sayısı olarak görülür. 1666 yılı bu nedenle büyük korku oluşturdu. Londra Büyük Yangını bu yılda çıktı ve beklentileri güçlendirdi. Ancak kıyamet gelmedi.
Birinci Dünya Savaşı (1914-1918): Modern silahların yol açtığı katliam, birçok kişiye dünyanın sonunun geldiğini düşündürdü. Özellikle Yehova Şahitleri, 1914'ü kıyamet yılı olarak ilan etmişti. Gerçekleşmedi.
2000 Yılı (Y2K): Hem dinî hem teknolojik kıyamet senaryoları üretildi. Bilgisayar sistemlerinin çökeceği, dünya düzeninin altüst olacağı iddia edildi. Hiçbiri olmadı.
2012 Maya Takvimi: Maya takviminin 2012'de sona ermesi, popüler kültürde büyük bir kıyamet beklentisi oluşturdu. Filmler çekildi, kitaplar yazıldı. Tarih gelip geçti, hiçbir şey olmadı.
Tüm bu örnekler gösteriyor ki kıyamet beklentisi tekrarlayan bir kalıptır. Her dönem kendi krizini benzersiz görür, ancak tarih başka türlü söyler. Said Nursi'nin Hicri 1545 Miladi 2129 ve Edip Yüksel'in 2280 tarihleri de Allah'ın izniyle yanlış çıkacaktır.
Psikolojik ve Sosyolojik Temeller
Kıyamet beklentisinin bu kadar yaygın ve dirençli olmasının altında birkaç psikolojik ve sosyolojik neden yatar:
Ölüm Korkusunun Yansıtılması: Bireysel ölüm korkusu, kolektif ölüm (kıyamet) beklentisine dönüştürüldüğünde bilinçaltında daha kolay yönetilir hale gelir. "Ben ölmüyorum, dünya bitiyor" düşüncesi, kişisel sonluluğu kabul etmekten daha kolaydır.
Anlam Arayışı: Büyük acılar, kayıplar ve krizler karşısında insan zihni anlam arar. "Bunca kötülük neden?" sorusunun cevabı olarak "çünkü son yaklaşıyor" düşüncesi teselli edici olabilir. Acı bir amaç kazanır, rastlantısal görünmekten çıkar.
Kontrol İllüzyonu: Kıyametin yakın olduğuna inanmak, paradoksal olarak bir kontrol hissi verebilir. Kişi en azından "ne olduğunu biliyor" hissine kapılır. Belirsizlik azalır, gelecek (kısa da olsa) netleşir.
Nostalji ve Değişime Direnç: Her nesil geçmişi idealize eder. "Eskiden her şey daha iyiydi" düşüncesi evrenseldir. Yeni teknolojiler, yeni değerler, değişen toplumsal normlar rahatsızlık oluşturur. Bu değişimi "bozulma" olarak yorumlayan zihin, kolayca "dünya sona eriyor" sonucuna varabilir.
Toplumsal Onay ve Grup Kimliği: Kıyamet beklentisi etrafında oluşan gruplar, güçlü bir aidiyet duygusu sağlar. "Biz gerçeği biliyoruz, diğerleri bilmiyor" düşüncesi kimliği güçlendirir ve grubun dayanışmasını artırır.
Sahte Kurtarıcılar ve Toplumsal İstismar
Tarih boyunca kriz dönemlerinde kendini mehdi, mesih, kurtarıcı, resul veya nebi ilan eden birçok kişi ortaya çıkmıştır. Bu kişiler, insanların korku ve belirsizlik duygularını kullanarak hem maddi hem manevi çıkar sağlamışlardır.
Bazı örnekler:
- İslam tarihinde çeşitli mehdilik iddiaları
- Hristiyanlıkta birçok mesih beklentisi hareketi
- Modern dönemde Jim Jones, David Koresh gibi kült liderleri
Bu hareketlerin ortak özellikleri şunlardır:
- Kıyametin çok yakın olduğu iddiası
- Sadece kendilerine inananların kurtuluşa ereceği vaadi
- Takipçilerden maddi fedakârlık, bazen tüm mallarını bırakma talebi
- Toplumsal düzenden kopma, izole yaşam
- Lider figürüne koşulsuz itaat
Sonuçlar genellikle trajik olmuştur: Jonestown katliamı, Waco kuşatması, Heaven's Gate toplu intiharı gibi olaylar, bu tür beklentilerin ne kadar tehlikeli olabileceğini göstermiştir.
Toplumsal Sorumluluktan Kaçış
Kıyametin yakın olduğuna dair yaygın bir inanç, toplumun uzun vadeli sorumluluklardan uzaklaşmasına neden olabilir:
Eğitim ve Bilim: "Nasıl olsa dünya bitiyor" düşüncesi, eğitime, bilime, araştırmaya yatırım yapmayı anlamsızlaştırabilir. Oysa geleneksel inançta dahi "Kıyamet koparken elinde bir fidan varsa onu dikmelisin" hadisi, sorumluluğun devam ettiğini vurgular.
Çevre ve Gelecek Nesiller: Eğer dünya zaten yakında sona erecekse, çevre koruma, sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillere kaynak bırakma gibi uzun vadeli düşünceler önemsizleşir.
Toplumsal Reform ve Adalet: Adaletsizliklere, zulme karşı mücadele yerine pasif bekleyiş kültürü gelişir. "Allah zaten yakında hesap soracak" düşüncesi, dünyevi adaleti sağlama çabasını zayıflatabilir.
Ekonomik Üretim: Bazı kıyamet bekleyicileri çalışmayı, üretim yapmayı, tasarruf etmeyi bırakmıştır. Tarihi örneklerde, kıyamet gününü bekleyen toplulukların ekonomik çöküntü yaşadığını görürüz.
Oysa Kur'an'ın yaklaşımı farklıdır. İnsan, yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak sorumludur. Dünyayı imar etmek, adaleti sağlamak, bilimi geliştirmek, hayatı iyileştirmek insanın görevidir. Kıyametin zamanı gizli tutulmuştur ki insan bu sorumluluklardan kaçmasın.
Kur'an'ın Bakışı: Kıyametin Zamanı Gizlidir
Kur'an, kıyametin zamanı konusunda net bir tavır alır: Bu bilgi yalnızca Allah'a aittir ve insanlara açıklanmamıştır.
"Sana saatten soruyorlar. Ne zaman demir atacak? De: Şüphesiz onun bilgisi Rabbimin yanındadır. O'ndan başkası tam zamanında onu açığa çıkaramaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecek. Sanki sen biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. De: Şüphesiz onun bilgisi Allah'ın yanındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Araf, 187)
Bu ayetin birkaç önemli mesajı vardır:
Bilginin kaynağı: Nebimiz Muhammed bile kıyametin zamanını bilmez. Bu bilgi yalnızca Allah'a mahsustur.
Ansızlık: Kıyamet beklenmediği bir anda gelecektir. Tarih belirlenemez, hesaplanamaz.
İnsanın sınırlılığı: İnsanların çoğu bu gerçeği anlamaz ve sürekli "ne zaman?" diye sorar. Oysa asıl soru "nasıl yaşamalı?" olmalıdır.
Başka bir ayette:
"Sana saatten soruyorlar. Ne zaman demir atacak?" (Naziat, 42)
Kıyametin zamanını belirlemeye çalışmak, Allah'ın gizli tuttuğu bir bilgiyi sahiplenmeye çalışmaktır. Bu nedenle kesin tarih söyleyenler, farkında olsun veya olmasın, Allah'a şirk koşmaktadır.
Zamanın Göreceliliği ve İlahi Perspektif
Modern fizik, zamanın mutlak olmadığını, göreceli olduğunu ispatlamıştır. Einstein'ın görelilik teorisi, zamanın hız ve yerçekimine bağlı olarak değiştiğini göstermiştir. Kur'an da zamanın göreceliliğine işaret eder:
"Ve şüphesiz Rabbinin yanında bir gün sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir."(Hacc, 47)
İlahi perspektiften bakıldığında, geçmiş, şimdi ve gelecek aynı anda mevcuttur. Allah katında her şey zaten olmuş bitmiştir. Bizim için henüz gelmemiş olan gelecek, Allah'ın bilgisinde zaten mevcuttur. Bu nedenle "kıyamet ne zaman?" sorusu, insan bakış açısından anlamlı ama ilahi perspektiften eksik bir sorudur. Zaman, yaratılmış bir varlıktır; Yaratıcı ise zamanın ötesindedir.
Bireysel Kıyamet: Ölüm
Belki de en önemli nokta şudur: Her insan için asıl kıyamet, kendi ölümüdür. Bir kişi öldüğünde, o kişi için dünya ile ilişki kopar. Zaman sona erer. Dünya binlerce yıl daha varlığını sürdürse bile, ölen için artık bir önemi yoktur. Kişinin yüzleşeceği hesap başlamıştır.
"Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri geldiği zaman bir an geri kalmazlar ve öne geçemezler." (Araf, 34)
Bu ayet, hem toplumların hem bireylerin belirli bir ömrü olduğunu vurgular. Herkes için bir ecel vardır ve o ecel geldiğinde ne gecikir ne ertelenir. Bu perspektiften bakıldığında, "kıyamet ne zaman gelecek?" sorusundan çok daha önemli soru şudur: "Ben öldüğümde ne ile karşılaşacağım?" Ölüm her an gelebilir. Genç-yaşlı, zengin-fakir, sağlıklı-hasta herkes için ecel beklenmedik bir anda gelebilir. Bu nedenle insanın asıl sorumluluğu, ölüme hazırlıklı olmak, her anı sorumluluk bilinciyle yaşamaktır.
Sorumluluk Bilinci ve Anlamlı Yaşam
Kıyametin zamanının gizli tutulmasının hikmetlerinden biri, insanın sürekli sorumluluk bilincinde olmasını sağlamaktır. Eğer kıyametin tarihi bilinseydi:
- O tarihe kadar insanlar sorumsuz yaşayabilirdi
- Hesap günü yaklaştıkça panik olurdu
- Uzun vadeli planlama, imar etme, iyileştirme çabaları anlamsızlaşırdı
Oysa kıyametin ne zaman geleceğini bilmemek, insanı her an hazır olmaya, her gün iyi işler yapmaya, adaletli olmaya sevk eder. İslam'ın yaklaşımı şudur: Sanki ebediyyen yaşayacakmışsın gibi dünya için çalış, yarın ölecekmiş gibi ahiret için hazırlan. Bu iki uç arasındaki denge, sağlıklı bir yaşam felsefesi sunar:
- Dünyayı imar et, bilimi geliştir, toplumu iyileştir (sanki ebediyyen yaşayacaksın)
- Ama ahlaktan sapma, sorumlulukları ihmal etme, çünkü her an hesap verebilirsin (sanki yarın öleceksin)
İnsanlık tarihi boyunca her nesil, kendi çağını sonun başlangıcı olarak görmüştür. Ancak tarih, bu beklentilerin sürekli gerçekleşmediğini göstermektedir. 600 yıl önce de insanlar kıyametin yakın olduğunu düşünüyordu; 600 yıl sonra da muhtemelen düşünecektir. Kıyamet beklentisi, insan psikolojisinin tekrarlayan bir örüntüsüdür. Kriz dönemlerinde güçlenir, kontrol kaybı yaşandığında yoğunlaşır, belirsizlik arttığında yaygınlaşır. Ancak bu bir yanılgıdır. Kur'an'ın mesajı açıktır: Kıyametin zamanı Allah'tan başkasının bilemeyeceği bir sırdır. Kıyamet ansızın gelecektir. Bu bilgiyi kesin olarak iddia edenler, ya hezeyan halindedir ya da Allah'a şirk koşmaktadır. Asıl mesele, kıyametin ne zaman geleceği değil, kişinin nasıl yaşadığıdır. Her insan için asıl kıyamet, kendi ölümüdür. Ve ölüm her an gelebilir. Bu nedenle bilge olan, zamanını tahmin etmeye çalışmak yerine, her anı sorumluluk bilinciyle yaşamak, dünyayı imar etmek, adaleti gözetmek, ilim öğrenmek, iyilik yapmak ve her an hesap verebilir olmaktır. Kıyamet geldiğinde bile elinde fidan varsa onu dikmek, İslam'ın hayata, sorumluluğa ve ümide bakışının özeti olmalıdır.

KİTAP İZLERİ

İyilik

Şebnem İşigüzel

Bir Yalancının Son İtirafları: Şebnem İşigüzel’in “İyilik” Romanında Parçalanan Bir Hayat Şebnem İşigüzel, çağdaş Türk edebiyatının en cesur seslerinden biri olarak, okuru her zaman rahatsız
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön