"24 Ocak mı? Tanrım, bir başka gün daha bitiyor ve ben hala o mükemmel cinayeti tasarlayamadım." - Agatha Christie"

Kur'an'ın Işığında Evlilik: Şirk Temelli Birlikteliklerden İman Temelli İlişkilere

Kur'an'ın evliliğe bakışını inceleyen bu metin, İslam'ın asıl kaynaklarına dönüş çağrısı yapıyor. Evliliğin özünde sevgi, merhamet ve huzurun bulunduğunu vurgulayan yazı, tarih boyunca Kur'an'ın özünden uzaklaşılarak geleneksel yorumların özellikle kadın-erkek ilişkilerinde sorunlara yol açtığını belirtiyor. Rum suresi 21. ayeti temel alarak evliliğin sadece bir sözleşme değil, Allah'ın bir ayeti olduğunu hatırlatıyor.

yazı resim

İslam dininin asli kaynağı olan Kur'an, insanın hem bireysel hem de toplumsal yaşamında rehber olmayı amaçlar. Ancak tarih boyunca Kur'an'ın özünden uzaklaşılarak hadisler ve geleneksel mezhep yorumlarıyla şekillenen bir anlayış, özellikle kadın-erkek ilişkilerinde ve evlilik kurumunda derin sorunlara yol açmıştır.
Kur'an'da Evliliğin Temeli: Sevgi, Merhamet ve Allah Rızası
Kur'an, evliliği sadece bir toplumsal sözleşme veya ihtiyaçların karşılanması için bir araç olarak değil, Allah'ın bir ayeti olarak tanımlar. Rum suresinin 21. ayetinde bu gerçek açıkça ifade edilir:
"Sizin için nefislerinizden onunla sakinleşeceğiniz eşler yaratması O'nun ayetlerindendir. Ve aranıza sevgi ve acıma yaptı. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır."
Bu ayet, evliliğin temel unsurlarını net bir şekilde ortaya koyar. Evlilik, eşlerin birbirine huzur bulması, aralarında sevgi ve merhamet olması için yaratılmış ilahi bir düzendir. Burada geçen "sakinleşme" kavramı, evliliğin ruhani bir huzur kaynağı olduğunu gösterir. Eşler birbirlerinin eksikliklerini tamamlar, birbirlerine destek olur ve bu birliktelikte Allah'ın yaratma hikmetini idrak ederler. Ancak günümüzde hem İslam toplumlarında hem de Batı dünyasında evlilikler büyük ölçüde bu temel prensipler dışında kurulmaktadır. Çıkar ilişkileri, ekonomik beklentiler, toplumsal baskılar ve yüzeysel çekicilikler evliliklerin temelini oluştururken, sevgi ve merhamet ikinci plana itilmektedir. Bu durum kaçınılmaz olarak çatışmalara, mutsuzluğa ve nihayetinde boşanmalara yol açmaktadır.
Geleneksel Anlayışta Kadının Konumu ve Evliliğin Çarpıtılması
İslam ülkelerinde kadınların toplumsal konumu ne yazık ki Kur'an'dan ziyade hadis literatürü ve mezhep yorumlarıyla şekillenmiştir. Bu yorumlar tarih boyunca kadını aklı ve dini eksik, erkeğin yolunu saptıran bir figür olarak tanımlamıştır. Kadının regl döneminde ibadet etmesinin yasaklanması, şahitliğinin yarım sayılması, cenaze namazlarına katılamaması, toplumsal hayattan dışlanması ve eğitim hakkından mahrum bırakılması gibi uygulamalar bu çarpık anlayışın ürünleridir. Bu geleneksel erkek egemen anlayış, kadını evlilik içinde bir hizmetçi, çocuk bakıcısı ya da yalnızca cinsel ihtiyaçların karşılanacağı bir araç olarak görmektedir. Kadın ise ekonomik özgürlüğü olmadan hayatta kalmak için erkeğe bağımlı bir yaşam sürdürmek zorunda bırakılmıştır. Bu durum, çiftler arasındaki ilişkiyi yalnızca bir çıkar ilişkisine dönüştürmüş ve sevgi temelli bir birliktelik kurulmasını imkansız hale getirmiştir. Kur'an'da ise kadın ve erkek eşit bireyler olarak tanımlanır. Her ikisi de Allah'ın kullarıdır ve her ikisi de aynı sorumlulukları taşır. Nisa suresinin 117. ayetinde şöyle buyurulur:
"O'ndan başka yalnızca dişilere çağırıyorlar ve yalnızca azgın sapkına çağırıyorlar."
Bu ayet, cahiliye döneminde ve sonrasında kadını ilahlaştırma eğilimlerini eleştirir. Kadın ne tapınılacak bir varlıktır ne de aşağılanacak bir yaratık. O da erkek gibi Allah'ın bir kuludur ve bu konumda ikisi arasında hiçbir fark yoktur.
Şirk Temelli Evlilikler: Çağdaş Toplumun Krizi
Bakara suresinin 221. ayeti, evliliğin temelinin ne olması gerektiğini açıkça ortaya koyar:
"İman edinceye kadar ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. İman eden bir hizmetçi kadın ortak koşan kadından hoşunuza gitse bile daha hayırlıdır. Ortak koşan erkeklerle iman edinceye kadar kadınlarınızı evlendirmeyin. İman eden bir hizmetçi erkek hoşunuza gitse bile ortak koşan erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırıyorlar. Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırıyor ve ayetlerini insanlara açıklar umulur ki düşünürler."
Bu ayette geçen "müşrik" kavramını yalnızca puta tapan kimseler olarak anlamak yetersizdir. Şirk, Allah'tan başka herhangi bir şeyi hayatın merkezine koymaktır. Mal, mülk, statü, şöhret, cinsellik gibi dünyevi değerleri Allah'ın rızasının üstünde tutan herkes bu tanıma girer. Modern toplumda evliliklerin çoğu tam da bu şirk temeline dayanmaktadır. Erkekler, kadınlardan hizmet, cinsel tatmin ve çocuk bakımı beklerken; kadınlar erkeklerden ekonomik güvenlik, sosyal statü ve maddi konfor beklemektedir. Her iki taraf da ilişkiyi bir değiş-tokuş işlemi olarak görmekte, karşı tarafa sunduğu "hizmetler" karşılığında beklentiler içine girmektedir. Bu tür evliliklerde sevgi ve merhamet gelişemez. Çünkü ilişkinin temeli çıkar ilişkisidir. Kadın, ekonomik özgürlüğü olmadığı için tahammül etmek zorunda kaldığı bir erkeğe mecburiyetten boyun eğer. Erkek ise kendisine hizmet eden ve ihtiyaçlarını karşılayan bir varlık olarak gördüğü kadına sahip olduğunu düşünür.
Kadının Özgürleşmesi ve Boşanma Oranlarındaki Artış
Batı toplumlarında kadınların ekonomik özgürlük kazanması, evlilik kurumunda büyük bir dönüşüme yol açmıştır. Artık geçimini sağlamak için erkeğe mecbur olmayan kadınlar, kendilerini aşağılayan, sevgi göstermeyen veya saygı duymayan erkeklerle yaşamak istememektedir. Bu durum boşanma oranlarında dramatik bir artışa neden olmuştur. Türkiye gibi gelenekçi yapısından sıyrılmaya çalışan toplumlarda da benzer bir süreç yaşanmaktadır. Kadınlar eğitim ve iş hayatında yer aldıkça, ekonomik bağımsızlık kazandıkça, çıkar temelli ve saygısız evliliklere karşı durmaya başlamışlardır. Bu gelişme bir yandan kadının özgürleşmesi açısından olumlu olmakla birlikte, diğer yandan aile kurumunun zayıflamasına ve toplumsal çözülmeye de yol açmaktadır. Ancak bu durumu yalnızca kadının özgürleşmesinin bir sonucu olarak görmek yanlıştır. Asıl sorun, evliliklerin hiçbir zaman sağlıklı temellere oturmamış olmasıdır. Kadınlar ezildiği ve susturulduğu için bu sorunlar görünmüyordu. Kadınlar özgürleştikçe, zaten var olan sorunlar açığa çıkmaktadır.
Geleneksel Erkek Anlayışının Eleştirisi
Geleneksel İslam yorumlarıyla büyüyen erkekler, kadına karşı saygılı ve sevgi dolu bir tutum geliştirmekte zorlanmaktadır. Hadis literatüründe kadını "akıl ve din noksanlığı" ile tanımlayan rivayetler, kadının şahitliğinin yarım sayılması gerektiğini söyleyen yorumlar ve kadının erkek üzerinde felaket getiren bir etki oluşturduğunu iddia eden anlatılar, erkeklerin zihninde kadına karşı olumsuz bir algı oluşturmaktadır. Bu anlayışla yetişen bir erkek, eşini eşit bir birey olarak değil, kendisine hizmet etmesi gereken bir varlık olarak görür. Sevgi ve şefkatin olmadığı bir ortamda kadın mecburiyetten erkeğe boyun eğmek zorunda kalır. Bu durum ne kadın için ne erkek için ne de kurulan aile için sağlıklı bir yaşam ortamı sunmaz. Kur'an'da ise böyle bir kadın tanımı yoktur. Kadın ve erkek aynı nefisten yaratılmıştır. İkisi de halife olarak dünyaya gönderilmiştir. İkisi de aynı sorumlulukları taşır ve aynı ahiret karşılığını bekler. Cinsiyet, yalnızca biyolojik bir farklılıktır ve bu farklılık Allah katında bir üstünlük sebebi değildir.
İman Temelli Evliliğin İnşası
Kur'an'ın önerdiği evlilik modeli iman temeline dayanır. Bakara 221. ayetinde açıkça belirtildiği üzere, iman eden bir kimse ile evlenmek, müşrik olup maddi açıdan daha çekici olan biriyle evlenmekten hayırlıdır. Çünkü inanç birliği olmayan bir evlilik, kaçınılmaz olarak değer çatışmalarına yol açar.
İman temelli evlilik şu prensiplere dayanır:
Allah Rızasının Önceliği: Evlilik, dünyevi çıkarlar için değil, Allah'ın rızasını kazanmak ve O'nun emirlerine birlikte uymak için kurulur. Her iki eş de birbirini Allah için sever ve birbirine Allah rızası için hizmet eder.
Eşitlik ve Saygı: Kadın ve erkek eşit bireyler olarak kabul edilir. İkisi de birbirinin eksikliklerini tamamlar, güçlü yönleriyle birbirine destek olur. Hiçbiri diğerinin hizmetçisi veya efendisi değildir.
Sevgi ve Merhamet: Rum 21'de belirtildiği üzere, eşler arasında sevgi ve merhamet Allah'ın bir ayetidir. Bu duygular geliştirilmeli, korunmalı ve güçlendirilmelidir.
Karşılıklı Sorumluluk: Her iki eş de evliliğin sağlıklı yürümesi için sorumluluk taşır. Erkek sadece ekonomik sorumluluğu olan, kadın sadece ev işlerini yapan bireyler değildir. Her ikisi de birbirinin yükünü paylaşır.
Manevi Birliktelik: Evlilik, sadece dünyevi bir birliktelik değil, aynı zamanda manevi bir yolculuktur. Eşler birbirlerinin Allah'a yakınlaşmasına vesile olur.
Toplumsal Dönüşüm İçin Yapılması Gerekenler
Toplumun çözülmesini engellemek ve sağlıklı evlilikler kurmak için Kur'an'daki İslam'a dönülmesi zorunludur. Bu dönüşüm şu adımları gerektirir:
Hurafelerden Arınma: Hadis literatürü ve geleneksel mezhep yorumlarından kaynaklanan, Kur'an'a aykırı tüm hurafeler terk edilmelidir. Kur'an'ın yeterliliği kabul edilmeli ve İslam'ın tek kaynağı olarak Kur'an alınmalıdır.
Kadının Toplumsal Konumunun Yükseltilmesi: Kadınlara eğitim, çalışma ve toplumsal hayata katılım konusunda tam özgürlük tanınmalıdır. Kadın-erkek eşitliği sadece söylemde değil, pratikte de hayata geçirilmelidir.
Cinsiyet Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması: İbadet, eğitim, çalışma, miras ve tanıklık gibi konularda kadın-erkek ayrımı yapan tüm geleneksel uygulamalar terk edilmelidir.
Evlilik Eğitimi: Gençler evlilik öncesinde Kur'an'daki evlilik anlayışı ile eğitilmelidir. Evliliğin bir çıkar ilişkisi değil, manevi bir birliktelik olduğu anlatılmalıdır.
Ekonomik Adalet: Kadınların ekonomik özgürlüğü, evlilik içinde eşit bir konum kazanmaları için şarttır. Ancak bu özgürlük, aile kurumunu zayıflatmak için değil, evliliği daha sağlıklı temellere oturtmak için kullanılmalıdır.
Evlilik kurumundaki sorunların temelinde Allah rızasının değil, dünyevi çıkarların yer alması yatmaktadır. Bu durum kadının aşağılanmasını ve evliliklerin yalnızca ekonomik bir ilişkiye dönüşmesini beraberinde getirmiştir. Gerek İslam toplumlarında gerekse Batı dünyasında artan boşanma oranları, evliliğin sağlıklı temellere oturmadığının en açık göstergesidir. Kur'an'ın rehberliği, kadın ve erkeğin eşit olduğu, sevgi ve merhametin esas alındığı, Allah rızasının merkeze konulduğu bir toplumu hedefler. Bu hedefe ulaşmak için geleneksel ve hurafelerle dolu anlayışlardan kurtulmak, Kur'an'ın yeterliliğini kabul ederek İslam'ın özüne dönmek gereklidir. Allah'ı seven, birbirini de Allah rızası için seven, cinsiyet ayrımcılığı yapmadan eşit haklara sahip bireyler olarak birbirini gören bir İslam anlayışı, yani Kur'an'daki İslam, topluma acilen tebliğ edilmelidir. Ancak böyle bir dönüşümle aile kurumu güçlenebilir, toplum sağlıklı temellere oturabilir ve insanlar hem dünyada hem de ahirette huzura kavuşabilir. Kur'an'ın 1400 yıl önce koyduğu bu prensipler, günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Sorun Kur'an'da değil, Kur'an'dan uzaklaşmamızdadır. Kurtuluş yolu ise Kur'an'a dönmekten geçmektedir.

KİTAP İZLERİ

Ayaşlı ile Kiracıları

Memduh Şevket Esendal

Ankara'da Bir Apartman Dairesi: Cumhuriyet'in Mikrokozmosu Memduh Şevket Esendal'ın ilk olarak 1934'te yayımlanan ve adeta bir edebi zaman kapsülü niteliği taşıyan romanı Ayaşlı ile Kiracıları,
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön