**“O hâlde Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Tanrı'dan başkası tarafından olsaydı onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı.” (Nisâ Suresi 82)
Kur’an, Allah’ın indirdiği eksiksiz, açık ve yeterli bir kitaptır. Rabbimiz Kur’an’da, insanlara doğru yolu göstermek için hiçbir eksiklik bırakmadığını ve bu kitabın bizlere kâfi olduğunu tekrar tekrar vurgulamaktadır:
“Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’âm Suresi 38)
Ancak, ne yazık ki, bir kısım Müslümanlar Kur’an’ın yeterliliğine iman etmekle birlikte, pratikte hadisler, mezhepler ve âlimlerin görüşlerine olan bağlılıklarıyla çelişkiye düşmektedir. Bu durum, dinin kaynağını doğru anlamamak ve birbiriyle uyumsuz inançlar benimsemek suretiyle zihinlerde ve kalplerde şirk oluşmasına yol açmaktadır.
Kur’an’ın Yeterliliği Üzerine Deliller
- Kur’an, Hidayetin Yegâne Kaynağıdır
Allah, Kur’an’ın kendilerine indirilmesini yeterli bulmayanlara şu soruyu sorar:
“Kendilerine okunan kitabı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda merhamet ve iman eden bir toplum için öğüt vardır.” (Ankebut 51)
Kur’an, müminlere dünya ve ahiret saadeti için gereken her türlü bilgiyi sunmaktadır. Bunun dışında başka kaynaklara başvurmak, Kur’an’ın yeterliliğini reddetmek anlamına gelir. - Nebimiz Muhammed'in Görevi: Vahyi Tebliğ Etmek
“Ben, sadece bana vahyolunana uyuyorum. ” (En’am Suresi 50)
Nebimiz Muhammed'in görevi, Allah’tan gelen vahyi tebliğ etmek ve insanlara açıklamaktır. Nebimiz Muhammed, bu görevi hakkıyla yerine getirmiş ve bizlere Kur’an’ı bırakmıştır. Hadislerin, Kur’an’ın açıklayıcılığına bir alternatif olarak görülmesi, bu ilahi görevle çelişir. - Kur’an’da Çelişki Yoktur
“O hâlde Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Tanrı'dan başkası tarafından olsaydı onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı.” (Nisâ Suresi 82)
Kur’an’ın ilahi kaynaklı olduğunun delillerinden biri, içindeki mutlak tutarlılıktır. Buna karşın, hadislerde ve mezhep yorumlarında yer alan farklılıklar, insanların hatalarından ve zayıflıklarından kaynaklanmaktadır.
Hadislerin toplanması ve yazıya geçirilmesi süreçlerinde yaşanan insani hatalar, uydurma hadislerin varlığı ve hadisler arasındaki tutarsızlıklar, bu kaynakların Kur’an gibi kesin bir güvenilirliğe sahip olmadığını gösterir. Rabbimiz, tek güvenilir kaynağın Kur’an olduğunu belirtir:
"Ve her ümmet için kendi aralarından bir şahid getireceğimiz gün seni de teslim olanlara her şeyi açıklayan, yol gösteren, merhamet ve müjde olarak sana indirdiğimiz bu kitapla bunların üzerine şahid getireceğiz." (Nahl, 16:89)
Mezhepler ise, insan aklının dini anlamadaki yorumlarını temsil eder. Mezheplerin farklı görüşlere ve hükümlere sahip olması, onların dinin asli kaynağı olamayacağını gösterir. Bir Müslümanın, vahiyden başka şeylere uyması şirk tehlikesini beraberinde getirir:
“Tanrı'dan başkasına tapmayın. Şüphesiz ki ben size O'nun tarafından bir uyarıcı ve müjdeciyim.” (Hud Suresi 2)
Bir Müslüman, Kur’an’ın yeterliliğine iman etmekle mükelleftir. Eğer kişi, Kur’an’ın yeterli olduğunu söyleyip hadislere ve mezheplere uyuyorsa, bu durum imanında çelişki ve zayıflığa işaret eder. Mantık ilkelerine göre bir şey hem “A” hem de aynı zamanda “B” olamaz. Yani, Kur’an hem yeterli hem de yetersiz olarak kabul edilemez.
Bu çelişkiden kurtulmanın yolu, yalnızca Kur’an’a teslim olmak ve şu ayeti rehber edinmektir:
“O hâlde Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Tanrı'dan başkası tarafından olsaydı onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı.” (Nisâ Suresi 82)
Kur’an, İslam’ı yaşamak için yeterlidir. Hadisler ve mezhepler, dinin kaynağı olarak değerlendirilemez. Müslümanlar, Kur’an’ın yeterliliğine iman etmeli ve yalnızca vahiy kaynaklı bir dine bağlı kalmalıdır. Aksi takdirde, Allah’ın dinine ilavelerde bulunarak şirke düşmüş olurlar.
Son olarak, Rabbimizin şu uyarısını unutmamalıyız:
“Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’âm Suresi 38)
Kur’an, İslam’ı anlamak ve yaşamak için tek başına yeterlidir. Onunla yetinmeyip başka kaynaklara sığınmak, Allah’a olan imanımızı sorgulatır ve bizi doğru yoldan saptırır. Rabbimizin kitabını düşünmek ve ona sarılmak, kurtuluşun yegâne yoludur.**