İslam tarihi boyunca, farklı etnik ve kültürel gruplar arasında "kimin daha iyi Müslüman olduğu" tartışmaları zaman zaman gündeme gelmiştir. Günümüzde de benzer iddialar, özellikle Türkiye bağlamında Kürt ve Türk toplulukları arasında dile getirilmektedir. Ancak bu tür iddiaların İslam'ın temel ilkeleri, özellikle de Kur'an'ın takva anlayışı ve tevhid akidesi açısından ciddi sorunlar barındırdığı açıktır. Takvanın Mahiyeti: Gizli Bir Kalp Hali
Takva kelimesi, Arapça "vekaye" (korumak, sakınmak) kökünden türetilmiştir ve Allah'tan sakınmak, O'nun emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak anlamına gelir. Ancak takvanın en kritik özelliği, özünde batıni (içsel) bir olgu olmasıdır. Takva, kalbin halini, niyetin samimiyetini, kullukta ihlası ve Allah korkusunun derinliğini içerir. Bunlar ise dışarıdan gözlemlenebilir veya ölçülebilir unsurlar değildir.
Necm Suresi'nin 32. ayeti bu noktayı açıkça vurgular:
"O halde kendinizi temize çıkarmayın. O, takva sahibi olan kimseyi en iyi bilendir."
Bu ayet, insanların kendilerini veya başkalarını takva sahibi ilan etmesini yasaklar ve bu bilginin yalnızca Allah'a ait olduğunu belirtir. Bir kimsenin kalp dünyasına, niyetine ve gerçek imanına dair kesin bilgi iddia etmek, Allah'ın özel bilgi alanına (ilm-i gayb) müdahale etmek anlamına gelir.
Gayb Bilgisi İddiası ve Tevhid İlkesi
İslam teolojisinde gayb, insanların duyu organları veya aklî istidlalleriyle ulaşamayacakları bilgi alanını ifade eder. Kalplerdeki iman, niyetlerin saflığı ve kulların gerçek takva dereceleri, gayb kategorisine girer. Kur'an, gayb bilgisinin yalnızca Allah'a ait olduğunu defalarca vurgular:
> “De: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Ve ne zaman dirileceklerini bilmezler.” (Neml Suresi, 65)
Bu bağlamda, "Kürtler Türklerden daha iyi Müslümandır" veya bunun tersi bir iddia, aslında şu anlamları taşır:
- İlm-i Gayba Ortak Olma İddiası: Milyonlarca insanın kalp hallerini, iman derinliklerini ve Allah katındaki konumlarını bildiğini iddia etmek.
- Allah'ın Yetkisine Müdahale: Kimin daha takvalı olduğuna dair hükmü peşinen vermek, Allah'ın kıyamet günü için sakladığı bir hükmü dünyada ilan etmek anlamına gelir.
- Tevhidin Zedelenmesi: Allah'ın mutlak bilgisi alanına beşeri bir hüküm katmak, tevhid ilkesine aykırıdır.
Bu nedenle, böyle bir iddia teolojik açıdan şirk kapsamında değerlendirilebilir bir sapma içerir. Çünkü Allah'a ait bir özelliği (ilm-i gayb) kendinde veya kendi kavminde görmek, uluhiyete dair bir yetkiyi gasp etmek anlamına gelir.
Zahiri Dindarlık ve Gerçek Takva Ayrımı
Toplumsal gözlemler, bir grubun diğerinden daha "dindar" görünmesine yol açabilir. Başörtülü kadın sayısının fazla olması ve geleneksel dini sembollere bağlılık gibi zahiri göstergeler, bazen bir kavmin "daha iyi Müslüman" olduğu yanılgısını doğurur. Ancak bu zahiri göstergeler, takvanın gerçek ölçütü olamaz. Bunun birkaç temel nedeni vardır: - Kültürel ve Sosyolojik Faktörler
Dışarıdan bakıldığında bir toplulukta daha fazla dini sembol ve pratik görünmesi, çoğu zaman o toplumun:
- Geleneksel yaşam tarzını sürdürmesi
- Modernleşme ve kentleşme süreçlerinden görece az etkilenmiş olması
- Eğitim ve ekonomik fırsatlara erişiminin sınırlı kalması
- Sosyal kontrolün güçlü olması
gibi sosyolojik faktörlerle ilgilidir. Bu faktörler, dindarlığın kalitesini değil, zahiri ifade biçimini etkiler. - Eğitim ve Bireyselleşme
Gözlem, eğitim seviyesi yükseldikçe ve geleneksel toplum yapısından uzaklaşıldıkça, farklı etnik gruplar arasındaki zahiri dindarlık farklarının büyük ölçüde kaybolduğunu göstermektedir. Bu durum, söz konusu farkın özsel veya etnik değil, yapısal ve kültürel olduğunu kanıtlar. - Riya (Gösteriş) ve İhlas Problemi
Kur'an, zahiri ibadetlerin mutlaka takva anlamına gelmediğini vurgular. Riya (gösteriş için ibadet), münafıklık ve kalp hastalıkları, dışarıdan mükemmel görünen bir dindarlığın arkasında gizlenebilir. Bu nedenle zahiri gözlem, asla güvenilir bir ölçü değildir.
Kavimler Arası Üstünlük İddialarının Tarihi Kökenleri
İslam öncesi Arap toplumunda kabile aidiyeti ve soy üstünlüğü (asabiyet) güçlü bir değer sistemiydi. Kureyş kabilesi kendini diğer Arap kabilelerinden, Araplar da Arap olmayanlardan üstün görüyordu. İslam'ın gelişiyle birlikte bu cahiliye anlayışı reddedildi. Ancak İslam tarihinde, özellikle Emeviler döneminde Arap milliyetçiliğinin tekrar canlandığı, Arap olmayanların (Mevali) aşağılandığı dönemler yaşandı. Abbasiler döneminde Şuubiyye hareketi, Arap olmayan Müslümanların tepkisi olarak ortaya çıktı ve "Arap üstünlüğü" iddialarına karşı çıktı. Günümüzde benzer dinamikler, farklı formlarla karşımıza çıkmaktadır. Etnik, mezhepsel veya kültürel gruplar arası "kimin daha iyi Müslüman olduğu" tartışmaları, aslında cahiliye dönemi asabiyetinin İslamî bir dil içinde yeniden üretilmesidir.
Kavmi Üstünlük İddiaları ve İslam'ın Evrenselliği
İslam'ın temel özelliklerinden biri evrensellik ilkesidir. Nebimiz Muhammed "âlemlere rahmet" olarak gönderilmiştir ve İslam mesajı tüm insanlığa yöneliktir. Bu evrensellik, İslam'ın belirli bir ırk, kavim veya coğrafyaya ait olmadığı anlamına gelir. Kavmi üstünlük iddiaları, İslam'ın bu evrensel karakterine zarar verir ve dini, etnik kimliğin bir aracı haline getirir. Bu durum, dinin araçsallaştırılması olarak tanımlanabilir ve İslam'ın özgün mesajını tahrif eder.
Kendini Temize Çıkarmama İlkesi
Necm Suresi 32. ayetin yasak koyduğu "tezkiye" (kendini temize çıkarma), İslam ahlakının temel prensiplerindendir. Tezkiye, bireyin kendini günahlardan arınmış, takva sahibi veya Allah katında makbul görmesi anlamına gelir.
Bu yasağın birkaç boyutu vardır: - Bireysel Tezkiye: Bir kişinin kendisi hakkında "ben takva sahibiyim, ben günahsızım" demesi.
- Kavmi Tezkiye: Bir grubun kendisini "biz daha iyi Müslümanız, bizim kavmimiz daha takvalı" diye tanımlaması.
- Başkalarını Yargılama: Diğer bireyleri veya grupları "onlar kötü Müslüman, bizden aşağı" diye değerlendirmesi.
Bu üç durum da Kur'an'ın reddettiği tutumlardır. Çünkü bunlar, Allah'ın kendine sakladığı hüküm yetkisine tecavüz anlamına gelir.
Adalat İlkesi ve Genelleme Yanılgısı
Bir kavim hakkında genelleme yaparak "Kürtler daha dindar" veya "Türkler daha laik" gibi yargılara varmak, İslam'ın adalet ilkesine de aykırıdır. Kur'an, her bireyin kendi amelinden sorumlu olduğunu vurgular. Genelleme, hem mantıksal bir hata hem de ahlaki bir sorun içerir:
Mantıksal Hata: Milyonlarca bireyden oluşan bir topluluğu tek bir kalıba sokmak, istatistiksel ve mantıksal açıdan geçersizdir.
Ahlaki Sorun: Bir kavim içindeki dindar bireylere haksızlık edilirken, diğer kavimde dine mesafeli bireyler görmezden gelinir.
İslam, her bireyi kendi niyeti ve ameli ölçüsünde değerlendirir. Kavmi kimlik, bu değerlendirmede hiçbir rol oynamaz.
Fitne ve Toplumsal Barış
Kavimler arası üstünlük iddiaları, toplumsal barışı bozucu bir fitne unsurudur. Nebimiz Muhammed ümmetin birliğini bozan her türlü asabiyet çağrısını reddetmiştir. Günümüzde etnik gerginliklerin yaşandığı bölgelerde, dini üstünlük söylemlerinin aslında siyasi ve ideolojik amaçlarla kullanıldığı görülmektedir. Bu durum, dinin araçsallaştırılması ve ümmetin parçalanmasına yol açar. İslam'ın temel ilkeleri ışığında değerlendirildiğinde, bir kavmin diğerinden "daha iyi Müslüman" olduğu iddiası, hem teolojik hem epistemolojik hem de ahlaki açıdan ciddi sorunlar içermektedir: - Tevhid Açısından: Gayb bilgisi iddia etmek ve Allah'ın yetkisine müdahale etmek anlamına gelir.
- Kur'an'ın İlkeleri Açısından: Hucurat 13 ve Necm 32 gibi ayetlerin açık yasaklarına aykırıdır.
- Adalet Açısından: Genelleme yanılgısı içerir ve bireylere haksızlık yapar.
- Sosyal Açıdan: Fitne kaynağı olur ve toplumsal barışı bozar.
- İslam'ın Evrenselliği Açısından: Dini etnik kimliğe indirger ve araçsallaştırır.
Bir Müslümanın yapması gereken, kendisini ve kendi kavmini değil, yalnızca kendi amelini düzeltmeye odaklanmaktır. Başkalarını yargılamak yerine, kendi nefsiyle mücadele etmek İslam'ın öngördüğü yoldur. Sonuç olarak, takva Allah ile kul arasında bir ilişkidir. Bu ilişkinin derinliğini, kalitesini ve gerçekliğini yalnızca Allah bilir. İnsanlara düşen, zahiri ibadette gayret göstermek, güzel ahlak sahibi olmak ve başkalarını yargılamaktan kaçınmaktır. Kimin daha takvalı olduğu hükmü ise ebedi olarak Allah'a aittir ve kıyamet gününe ertelenmiştir.