El, tuzak içinde tuzaktı. Enfeksiyon ve tuzak böylece kurulup; yeni süreç bu El inancı üzerine dallanıp budaklanacak ve biçimlenecekti. Yeni yeni algısal kulluk formasyonları oluşturulacaktı.
Gidişat bugünkü enfeksiyonlu köleci kapitalist ve liberal bağlama doğru evirilecekti. İşte geleceğin ilk tanrı figürüne bu “mülk sahipliği anlayışı motif olacaktı”. İlerleyen köleci sistem içinde ilk kes tanrının biçimleniş motifi de El ‘dir.
Ama El ilk düşün sel inşa biçimiyle asla tanrı değildir. Daha henüz El ‘in panteonları yoktur. Daha El ‘in monarşin mutlaklığı yoktur. Tevhidi doğuracak oligarşisin yapısı yoktur. Mülk sahipliği düzenini koruyacak anlayışla hesaba çekme fikri yoktur.
Henüz daha El ‘in Cennet cehennem gibi ruhsal baskılı kutsal zalimlik olan manevi azapları vs. oluşmamıştı. Daha henüz El tam bir ganimeti fetihçi hükmünü, hâkimiyetini oluşmamıştı. Tarihi açıdan bunlar hep tanrılık vasfına gidiş yoluydu.
Tanrılık kavramı içinde sadece El ‘in mülk sahibi oluş özelliği mevcuttu. Daha sonra bu özel mülk sahibi olucu anlayış, çatışmacı bir gelişmenin düşün sel uygulaması olacaktı. Mülk sahibi oluş hassası kafalara çakılan unutulmaz bir köleci yapı taşı olacaktı.
Mülk sahipliği kişisi miras, boğaz tokluğu gibi köleci paylaşımı oluşturacaktı. Özel mülk köleci yapı taşıydı. Pek çoklarını mülksüz kılmayı öngörüyordu. “Sen ağa ben ağa inekleri kim sağa” hesabı.
Özel mülkün köleci paylaşımla birlikte ortaya koyduğu toplumsal çalkantılar nedenle özel mülk değin düzenleme ve düzenletişler, yaşandıkça toplumda huzursuzluk ve infial oluşturdu. Köleci söylemli yaşanan infialler El mülk mana anlayışına karşı tepki ve alerji oluşturdu.
Bu tepki nedenle ve katı mülkiyetçi uygulama putları nedenle “mülk sahibi El” ifadesi vurgu olarak biraz geriletildi. Rahman, rahim, adalet, bilgin gibi bir yığın söylemler ortaya konup tartışıldı.
Yani El in mülk vurgusu unutturulmayacak ama geriletilecekti. El ‘in Aton ve Yehova, Elohim gibi isminin insanlarla ahit eden, her şeyi bilip gören, insana bilmediğini öğreten, insanlara umut veren, eşyayı yaratan açılımlarıyla mülk sahibi vurgusu geriletildi. Yani kulluk sanki mutlak olan bir kabul üzerinde algılanıp tartışıldı.
Yine “mülkün sahibi” söylemi; mülkün sahibi söylemindeki üs sel açılımlar dehşeti ile birlikte anılacaktı. El mülkü demek mülksüz lükü ön görmek olarak tuzak edilmişti. Mülklü ve mülksüz olmak bir kutuplaşma. Bir çatışma ve bir sosyal-toplumsal polarizasyondu.
Mülksüz lükü ön gören mülk sahibi polarizasyonundan kaynaklı sadaka, lütuf, iyilik, rızık, gasp, darp, hırsızlık türünde mülklü-mülksüz çatışmalı üs sel yansımalar ortaya çıkacaktı. Mülksüzlük yerleşmişti. Tarihsel olgularıyla tarihsel Tanrı artık bunları idare edecekti.
İşte köleci düzen; köleci düzene özgü kavramlarla, baştan beri insanın iç sesi olan bencil groteskti anlamalar üzerine köleci tanrıyı dayatıyordu. Köleci tanrı da mülkün sahibine göre oluşan özgün köleci düşünce yansımalarından oluşuyordu. Günahkâr oluş söylemi, had cezası, hırsızlık gibi söylemler bu kapsamdaydı.
Bu tarz köleci söylemler eşliğinde köleci mülkün sahibi söylemi ile birlikte El mülk, El Rahim, El Rahman, El Rezzak, El adil, El hâkim gibi hesap gününün sahibi olarak cezai azap gibi hassalarla (özellik sıfatlarıyla) köleci tanrı anılır olacaktı.
“Mülkün sahibi söylemi”, bir tür makro süper pozisyonla suç-ceza, haram-helal, sadaka, iyilik, ahlak gibi kendi üs sel durum yansımalarını ifade eden söylemleriyle mülk ve “mülk sahipliği” söylemi arasına bu üs sel yansımalı zaman mekân mesafelerini koymuştu. Bu gibi düşünce ve eylem türü biat, taat, itaat, ibadet gibi ifadeler kendi kaynaklı çelişkilerinin dolgu malzemeleriydi.
El tasımı hin insan tasımı olmakla geniş kitleler inanması içinde hinliğin masumiyet ve meşruiyetini ifade ediyordu. El insandı. Mülkü olan insandı. El mülksüz lüklere karşı mülkü olan insan tasımıydı.
Bu nedenle El zorunlu olarak antropomorfist tanımlarla ifade ediliyordu. Mülkçe sınıflanmış insan ya da kişiler El ‘di. El tuzakçı kişilerin kendi iç sesi ile görüşüp konuşup danışmalar yapmak sureti ile mülkiyetçi yeni düşünceleri uyandırmak için kendi bencilliği ile tasarlanmıştı. Bu oluşumlarla El uyarıcı, hassa duyarlığı olan kişiler olarak algılanıp bencil oluşu ve zihinleri fethetti.
El yer içerdi. Evlenir, çocukları olurdu. Hırsları istekleri vardı. El kolektif alan içinde mülk sahibi olmakla ayrışıp uhrevileşmeye başladı. Mülk sahibi olmanın getirdiği özelliklerle hem ayrışıyordu, hem köle emeğine bağımlılık kontrolü ile toplumda izole olmasına sınır konuyordu. Diğer Ellerle kıskançlık, haset etme ve kavgaları vardı. Ve El gibi köle sahibi tanrı da konjonktür seldi.
İşte Modern El, uzayın ve her tür mahlûkatın yaratıcısı bir tanrı olacaktı. Yaratıcı Tanrı mülk sahipliği ihsasını mahfuz ediyordu. Mülk sahibi tanrı etrafında koparılan haklı söylemli düşüncelere değin sarfı nazarları münazaa ve münazaralı yaratıcı tanrı düşüncesi üzerinde yoğunlaştırıyordu. El mülkü olan sahiplik vurgulu baş belası söylemi üzerinde uzaklaştırmağa gayret edecekti.
Yaratıcı Tanrı bu tarz münazaralı özellikle tüm bu antropomorfist izanlardan münezzeh olacaktı. Ama mülkiyetçi kaderi, yine de elinde tutmaktan da hiç vaz geçmeyecekti. Yani tarihsel kökenini unutmayacaktı.
Mülk ile mülk sahibi oluş arasına sokulan düzenletici zaman mekân mesafesi içinde kulluk söylemi de vardı. Bu tarz dolgu malzemesi anlayışların ortama sokulmasıyla “mülk sahibi” söylemli üs sel yansımalar, “mülk sahibi” söylemini gürültüye getirip başka başka anlamsal ifadelerle mülk sahibi oluş algısını bu dolaylı yollar eşliğinde iyice pekiştirdi.
İşte bu türden köleci algılı yansımalara göre El adildi. El ‘in azap etmesi de Azap ta El ‘in adil oluşunun bir başka kutsal zalimlik övgülü görünüşüydü. Yanan derinin yenisinin tekrar tekrar belirmesi, erimiş metal içme gibi kutsal zalimlikler saymakla bitirilemiyordu.
El hakem, El hâkim, El mülk, El rızk, El mağfiret, El rahim, El rahman gibi bambaşka El özelliği olan sıfatlar bir bir sayılmak sureti ile “ yeni Tanrı anlayışları” ortaya konacaktı.
Örneğin, konjoktürel durumla El ’ohim rahman rahim sıfatlarıyla kendi milletinden olanlara (Yahudilere) acıyan, merhamet eden, onların koruyup doyurulmasını isteyen Aton’dan ve Yehova ‘dan sonra ilk tek tanrı figüründen biriydi.
Yehova, kendi milleti olanlara (din inanlıları olanlarına) vaat edilmiş topraklar veriyordu. Onlarla ahit ediyordu. İnsanlardan söz alıp insanlara söz veriyordu. Başka milletlerin bu arzı mevut yolunda tarumar edilip yağmalanmalarına göz yumup öldürülmesinde, köle edilmesinde hiçbir mahsur görmüyordu!
Elohim ’in acıyan, bağışlayan sıfatları mülk sahibi olma kaynaklı kötülüklerden doğuyordu. Kendi mülkünü vermekle kalmıyor. Kenan El ‘ine ait El mülkünü de Yehuda boyuna veriyordu. Elohim mülk verirken kin ve fitneye karşı değildi. Aksine “mülk sahipliği” kavramıyla kin, fitne ve nefreti muhafaza ediyordu. Kin, nefret, fitne özel mülk sahibi oluşun matruşka açılımıydı. Elohim ‘in kendi özel mülk sahipliği muhafazası kaynaklı tüm olumsuzlukları acıma, merhamet, sabır vaadi ile yatıştırıyordu. Elohim bu sıfatlarla sefaleti teskin ediyordu.




