Yaklaşık 8 bin yıllık zaman boyunca kaderleri yaratan El düşüncesi sürecekti. El inancını oluşan mülk sahipliği düşüncesi her El ortamında ortak düşünceydi. Veya ortak El düşüncesi her yerde sıratı müstakimdi. Bu sıratı müstakime göre “fitne ortadan kalkıp yeryüzü sizin El ‘ininiz dini olana kadar“ size vuruşma (kıtal-savaş), emir olundu” diyordu.
Tanrı fikri böylesi birçok periyodik söylem ve anlatım salınımlarıyla, yavaş yavaş, günün icabı sorunlara göre binlerce kişinin beyin fırtınası düşünsel emek katkılarıyla; ilmek ilmek örülerek ortaya çıkıyordu. Ama kafa karışıklıkları bir türlü bitmiyordu.
Çünkü sorun başka yerdeydi. El fikri kolektif kapasite gaspı üzerine kuruluş bir mülk sahipliğiydi. Fitne buradaydı. Fitne emek gücünün boğaz tokluğuna gaspındaydı. Fitne mülk gaspı yoluyla kitleleri işsiz kılmadaydı.
Fitne kitleleri yarın güvencesinde yoksun kılan kolektif sisteme ait depo enerjinin gaspı ile kitleleri kolektif yapabilirlikten yoksun kılmaktaydı. Kolektif alanda özel mülk sahipliği ilkesine doğru bir alan açılmıştı.
Sizin isteklerinizin ve sizin bilincinizin dışında olan diyalektik gelişme sizin kolektif bir alan içinde mi, yoksa özel mülkiyetçi alan içinde mi olduğunuza bakmaz. El düşünceli El eylem alanlı bir diyalektik büyüme de, kendi dışındaki nedenlerden ötürü diyalektik bir gelişmeye tabiydi.
Bu kendi dışındaki nedence bir gelişmeye tabiiyetle El ittifakları, ya zorla veya razı olaraktan kısmi bir mülk eşitlerinin müttefiki içinde birleşip ayrışarak oluştular. Bileşenlere El dostları deniyordu.
Monoteist bir yapı politeisttik bir El dostu oligarşisidir. Çünkü monoteist bir yapı mülk sahipleri koalisyon erki olmakla politeist ve oligarşindir. Kısacası ön ittifaklardan beri bir birleşme ne kadar tekillik olursa olsundu; ittifak etmiş monoteist bir yapı kendi içindeki oligarşiyi temsil eder.
Tek farkla elbette ön ittifaklar da politeistti. Ama ön ittifakın bileşenleri totem mesleği üzerinde üretim yapmakla kolektif üretim içinde birbirini tamamlayan parçaların politeisttik birleşmesiydi.
Oysa El ittifakı olan monoteisttik yapı sadece mülk sahipleri olma üzerinde ayrışan bir politeisttik yapıydı. Ön ittifaklarda üretim, sahiplik ve emek bileşikti. Köleci ittifakta emek bir yanda polarizasyon ve çelişkiydi. Çalışmaya muhtaç bir emek diğer yanda bir polarizasyon ve çelişkiydi.
İşte El mantığı temel sorunu fitne olarak görüyordu. İşte kendisini meşru gören bir El inşası, fitneci yapılarla birleşerek büyüyordu.
El inşası büyürken kendi içine aldığı ve kendisi bir fitne olan mülk sahipleri ve muhtaç kitle köleci yapı içinin fay hatlarını oluşturuyordu. Bu nedenle köleci sosyal birleşmeler siyaseten dahi her durumla ayrışma eğiliminde oluyordu. Hem de bu özel mülkçü hükmedici bileşimler ile köleci yapı “oligarşin” bir politeisti yapıya dönüşüyordu.
Doğada, toplumda, bilinçte işleyen evrensel olan diyalektik yasa böyleydi. Birleşme ayrılma; çekme itme; etkilenme, etkileme, etkilediğinden tekrar etkilenme; evrensel işleyişin yasasıydı.
Yani zıtların ayrıklığı ve birliği, yasası gereği bu bileşimler; “çoklukta birlik” olan sefaletin fikir özgürlüğü (!) adı altında tarikat üzerinde ayrışacak olan “tevhidi” anlayışı doğurdu.
El, kolektif alanın üretim ilişkisi içindeki kolektif üretim gücü ile karşılıklı emeklere denk ürün ortaklığı olan yapıya, inanç eksenli aykırı bir seslenişti.
Tıpkı bugünkü özel mülkiyetçi, kapitaldi ortamda; üretim araçları ve üretim iş gücü üzerindeki özel mülkiyete karşı “kamusalca lığı dile getiren sosyalizmin” aykırı ses oluşu gibiydi. Biri işin özünü bozarken, biri işin esasına giriyordu.
Üstelik bu ilk dönemdeki El fikri tekil bir El bile değildi. Nerede ne kadar kamusalca ön ittifaklar oluştu ise; her biri bir totem mesleği ittifakı olan bu kamusalca ön ittifak bileşenleri o totem mesleği grup kadar miktarla kaç parça ile pay edildiler ise gelecekte orada o kadar özel mülkiyetçi El vardı.
El mana düşüncesi kişiseliydi. Kişi sözüydü. Sonradan rüya görme, doğrudan görüm gibi ifadelerle, söylenecekti. El, tıpkı kolektif etkili kolektif alan gibi soyut bir anlamsal varlığa dönüşmeydi. Bu izleri, geçmişten günümüze gelen anlatım varyantları içinde çok rahat görürüz.
Geçmiş bilinmeyen se şimdi bilinendir. Geçmiş yaşanırken bugün olan şimdi henüz doğmamıştır. Şimdi geçmişin içinde yoktur. Ama geçmiş şimdinin içinde vardır. En basiti çocukluk anlarınızı, gençlik anılarınızı şimdi içinde hatırlarız.
Geçmişi hatırlamak bilişsel kayıt ise de sözcüklerin değişen veya değişmeyen anlamları ile geçmişin de şimdi içinde ters polarma durumla kaydı vardır.
Yani bilinenden (şimdiden) geçmişe (bilinmeyene) doğru gidilir. Tabii ki bu durum somuttan soyuta seyredişteki soyutluk içinde kişisel ihtiyaçları ve tanımlamaları görme durumu ister nesnel oluşum ister öznel oluşum içinde olsunlar, şimdiden sonraya seyrediş inkişafın doğasına uygundu. Ama bu tarz olup bitene inancı mantıkla tahrifat denecekti.
Elbette ki zamanın ve menfaatin seyrine göre öznel tahrifatlar da olasıydı. Lakin köleci inşanın temeli; kolektif zenginlik ve kolektif yapabilirlikler üzerine bina edilmişti. Ama köleci sistemdeki kolektif zemin; bencil insan ihtiyacına odaklı tanımlamalardan düzenlenmekle yola çıkılmış bir paylaştırmaydı. Kaçınılmaz olan belirmeler de bunlardı.
İlk kolektif inşa özgecil empatilerle kurulmuştu. El düşüncesi bencil duygularla kurulmuştu. Bu nedenle El ilk inşa kuralı değildi. El köleci sistemi baştan beri böyle vardı diye tanımlar.
El ‘in köleci sistem için ezeli ve ebedi olma söylemi kökten yanlıştı. El ilk inşa kuralı olamamakla, mülkün sahibi El söylemli inanç da ilk galatı meşhurdur. Bu böyle olmakla birlikte, bu söylem insanı toplumuna ve insanı kendisine yabancılaştıran bir manaydı.
Artık El tamahkâr bir bencilliğe hitapla yola çıkacaktı. Bencilliğe hitap eden bu inancı oluştuktan sonra El ağzında rızk verme, rızkın takdirle belirlenmesi kavramları ortaya atılacaktı.
Kolektif alan etkili ve kolektifi transfer emekler karşılığı olan sağlasan ve üretici kolektif paydaşlı takdir yerine; soyut bir rızk takdiri vardı. Rızık takdiri ikinci bir galatı meşhurdu. Keyfi takdirin yaşanmışıyla suç ve cezaya varılıyordu. Bu kurnazca söylemlerin hepsi, insanı kendisine, insanı toplumuna, insanı toplumsal akla, insanı toplumsal güce vs. yabancılaştırmaktı.
Mülkün sahibi El kavramı kolektif alanın hileci, bencil ve ajan ifadeleriydi. Bu tarz viral ifadeler kolektif alana üs sel yansımaları olacak yepyeni bir hol tipi oyuklarla yeni eylem ve düşünce alanı açmıştı. Topluma ve tarihe yabancılaşma doğru bilinen yanlışlarla (galatı meşhurlarla) başlamıştı.
İşte suç ve ceza bu tarz galatı meşhur söylemlerden olan mülkün sahibi El denen söylem sel mananın oyuk alanı içinde yansıyan düşünce ve eylemlerdi.





