..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"Bilmezlik ile ne hoştum; hayalimde ne güzellik, ne de aşk vardı." -Fuzuli, Leyla ile Mecnun
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Toplumcu > Necmettin Yalcinkaya




6 Şubat 2012
Bilinmeze Doğru  
sokaklambası,yoksulluk,bilinmeyen,uzaklar

Necmettin Yalcinkaya


Sonra her şeye boş vererek, valizini yerlere sürerek, akıp gitti yoluna...


:ABIH:
Uykusunun en derin yerinden, bir gece yarısı, onu bir telefon sesi uyandırdı. Yarı uykulu bir halde, eli acı acı bağıran telefonu aradı buldu. Ahizeyi kulağına yaklaştırıp, "Alo" dedi ürkek bir sesle.
Ahizenin öteki ucundaki ses onu bir an için kendine getirmeye yetti. Ses tanıdık birine aitti. "Ne!" diye karşılık verdi. "Gecenin bu vaktinde mi?! Şaşaladı, elinde telsiz telefon olduğu halde, fırlayıp kalktı ayağa. Konuşmuyor, yalnızca kendisine söylenileni can kulayla dinliyordu. Oda karanlıktı. El yordamıyla, duvardaki elektrik düğmesini aradı buldu. Oda bir anda ışığa boğulunca gözleri kamaşıverdi birden. Gözü duvar saatine ilişti, dördü biraz geçiyordu. "Neredeyse gün ışıyacak, sabah olması yakındır."diye geçirdi içinden. Aynada kendini gördü. İyice yaklaştı aynaya. Kendi suretine boş boş bakınmaya başladı. Şaşkınlığı hala üzerinde duruyordu... Saçları yer yer beyazlamıştı. Oysa daha genç sayılırdı, yirmi altısını yeni bitirmişti. Kulağına yapıştırdığı telefonu fark ettiğinde, indirdi yerine bıraktı. "Ne yapacağım, şimdi ben?" diye telaşa kapıldı, aynadaki aksine bu soruyu yöneltirken.
Elleri titriyordu. Ağlamaklı olmuştu. Oysa böylesi bir haber kendisine ulaştırıldığında sevinmesi gerekiyordu, üzülmesi değil... Uzun bir süredir kendisini yurtdışına çıkaracak şebekeden mutlu haberin çıkmasını bekler haldeydi. Haber gelmişti, ama sevinemiyordu bir türlü. Beyninin içinde yanıt bekleyen onlarca soruyla bir, mutfağa yürüdü gitti. İçi yanıyordu. Vücudunun her yanını hararet basmıştı. Buzdolabını açtı, içinden bir şişe soğuk su çıkardı. Kapağını açıp, dikti başına. Soğuk su ağzından aşağılara kadar taştı, neredeyse tüm vücudu ıslandı. Soğuk su titretti onu, acı acı gülümsemesine yol açtı...
Rahatladığını hissetmiş, kendine gelir gibi olmuştu. Şişeden arta kalan suyu avucuna döktü, buz gibi suyla yüzünü bir güzel yıkadı. Uykusu dağılır gibi oldu. Mutfaktan çıktı doğruca, anne ve kız kardeşinin birlikte uyudukları odaya gitti. Odanın kapısını araladı önce, içeriyi dinledikten sonra girdi içeriye. Başuçlarına sessizce kıvrılıp oturdu. Mışıl mışıl uyuyordu ikisi de. Belki böylesi daha iyiydi. Yüzlerini karanlıktan ötürü seçemiyordu. Kıvrıldığı yerden usulca kalktı, pencerenin yanına gitti. Perdeyi araladığında, sabahın ilk ışıkları, odaya doluştu. Oda biraz aydınlanmış, yüzleri seçilir hale gelmişti. Tekrar yanlarına ilişti. Önce kardeşinin saçlarını sevip koklamaya başladı. İpek gibiydi saçları. Oradan aldığı bir tutam saçı, burnuna yanaştırıp kokladı, derin derin içine çekerek... Eğildi annesinin yanağına hafif bir öpücük kondurdu, doyamadı bir kez daha...
Ağlıyordu, acısını içine gömmüş, gözyaşları sessizce içine akıyordu. Fazla dayanamayınca, iliştiği yerden kalktı. Odadan çıkmadan önce son bir kez ardına bakmak istediyse de yapamadı, vazgeçti bu isteğinden nedense. Bir kez daha acıdı yüreği, tarifsiz bir sızıyla burkuldu.
Acılarıyla birlikte, odasına geri döndüğünde, karyolanın altına önceden gizlemiş olduğu valizini çıkardı. Üzerini aceleyle giyindi. Zaman geçirmeden evi terk etmesi fikrine kapıldı birden. Öyle de yaptı.

Kendini sokağa, karanlığa bıraktı, valiziyle birlikte... Bomboştu sokak, hiç bir yaşam belirtisi yok gibiydi. Arızalı sokak lambası bir yanıyor bir sönüyordu yalnızca. Elindeki valizi yere indirdi, onu çekelemeye başladı. Valizin tekerleri, yer yer taşların aralarındaki boşluğa takılıyor, ilerlememesi için adeta direniyor, "Gitme, kal!" diyordu. Ama çabası boşunaydı...

Anne yatağında gözlerini sıkıca kapatmış, derin bir uykudaymış gibi gösteriyordu kendini. Oğlunun başucuna iliştiğinden haberi vardı. Her şeyi görüyor ve duyuyordu. Anne de oğlunun sevgi gösterilerine karşılık vermek istiyor, ona sıkıca sarılmak, bağrına basmak istiyor, onu bir çocuk tadında doyasıya öpmek istiyordu. Ama yapamadı. Yapmak istemiyordu çünkü... Oğlunun uzun süren bir cezaevi yaşamından sonraki psikolojisini iyi biliyordu. Yaşamda bir başına kalmıştı, etrafında kimsecikler kalmamıştı. Tutunacağı bir örgütü, güvenebileceği bir yoldaşı yok gibiydi. Oğlu birilerine küsmüş, kırılmıştı. Birileri de ona... Güvendiği dağlara çoktan karlar düşmüştü. Hoş O da karlar düşerken, kılını kıpırdatmak istememiş, yalnızca oturduğu kösesinde izlemekle kalmıştı. Bu duruma düsen bir tek o değildi ki...
Daha önceden yurt dışına çıkmış bir iki yoldaşı dışında, kimsecikler arayıp sormaz olmuşlardı. Küskünlüğü, yaşama kızgınlığı birazda bundandı. Mahallede bir olayın çıkması, bundan oğlunun sorumlu tutulması, evinin davetsiz misafirler tarafından basılır olması, oğlunun yaka paça alınarak şubeye götürülmesi işin çabasıydı. Usanmıştı kadın. Yoksa izin verir miydi oğlunun uzaklaşıp gitmesine? Oğlunun yaşamasını, hayata tutunmasını istiyordu kadın. Yakınlarına,"Gitsin, kurtarsın canını" diyordu sıkça." Razıyım ben buna."
Uyansa, oğlunun sevgisine karşılık verse, gitmesine engel olacağının bilinci içindeydi.
Oğlu odadan çıktığında, o da hemen ardından sessizce kalktı. Kızı uyanmasın diye de içinden dualar etmişti. Kız abisine bayılır, abisi de Ona... Oğluna görünmeden, onu uğurlamak, gidişini izlemek, son bir kez görmek istiyordu. "Belki bir daha göremem." diye düşünüyordu. Aklındaki olumsuz düşünceleri bir bir kovduktan sonra, sokağa bakan pencereye koştu. Kendini perdenin arkasına bir güzel gizledikten sonra, perdeyi araladı ve dışarıyı izlemeye koyuldu.
Arızalı sokak lambasına kızdı, onu tamir etmeye yanaşmayan belediye görevlilerine kızdı, küfretti hatta. Sokak lambalarını sapanlarıyla kırıp bozan çocuklara lanetler yağdırmaya başladı. Geceye, karanlığa kızdı. Tan yerinin geç ağarışına kızdı. Yoksulluğuna kızdı, küfretti. Zalimlere karsı insanların bir tek yumruk olmayışlarına kızdı. Kocasının, erken bir yaşta, inşaatta, iskeleden düşerek ölmesine, kendisini yapayalnız, bir başına bırakmasına kızdı. Kızmadığı, küfretmediği hiç bir şey kalmamış gibiydi.

Oğlunun siluetini zar zor seçebiliyordu. Sonra göremez oldu. Görünmez oldu oğul. Valizin tekerlerinin çıkardığı ses, gecenin yüreğine, yalnızlığına karışıp yitip gittikten sonra, saklandığı yerden çıkabilmeyi akıl edebildi sonunda. Yatak odasına geri döndüğünde, hiç bir şey yaşanmamış gibi, yatağına girdi. Kızını kendine doğru çekerek, ona sıkıca sarıldı. Defalarca öptü, kokladı onu... Yorganı başına kadar çekti, ağlamasına devam etti sessizce.

Sokağın sonuna vardığında, durdu, geriye baktı oğul. Evlerine, ardında bıraktıklarına son bir kez bakmak istedi. Sokak karanlıktı hala. Sokak lambasının şimşek gibi yanıp çakmasından, evleri bir görünüyor, ardından hemen kayboluyordu. Boğazına bir şeylerin düğümlendiğini hissediyordu. İçinden ağlamak, isyan etmek istiyordu. O yalnızca ağlamayı seçti. Sırtını duvara verip, evi, sokağı izlemekten vazgeçti nedense. Cebinden sigara paketini çıkardı, içinden bir tekini aldı dudağına götürüp yaktı, dumanı derin derin içine çekmeye başladı. Öksürmeye başladı, kesik kesik... Sigarası bitmeden bir tekini daha yaktı. Bu kez sigarasına acılarını, öfkelerini, sevinçlerini ve özlemlerini bir güzel sarıp, birlikte içmeye başladı...

Sonra her şeye boş vererek, valizini yerlere sürerek, akıp gitti yoluna...



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın toplumcu kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yeni Bir Gün, Yeni Bir Umuttu Onun İçin…
Orada
Mendil Sen Kokuyordu
Töre ve Zulüm/ Bölüm 4
Töre ve Zulüm/ Bölüm 3
Töre ve Zulüm/ Bölüm 5
Töre ve Zulüm/ Bölüm 2
Töre ve Zulüm/ Bölüm 7
Töre ve Zulüm/ Bölüm 6
Töre ve Zulüm/ Bölüm 1

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kısa Bot
Toprak Kokusu
Anamdan İnciler/ Anamın Entarisi
Sahile Vuran Kelebek
Kömür Gözler
Balik ve Melisa
Bir Gün Mutlaka!
Böcek
Anamdan İnciler/ Topal Fayansçı
Anamdan İnciler/ Azrail Sorarsa

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Bir Yanım Eksik Kalır [Şiir]
Alıp Getirmeli Seni Bana [Şiir]
Göğü Kucaklamak [Şiir]
İnadım İnad İşte... [Şiir]
Susturamam [Şiir]
Sana Koşarken [Şiir]
Yapayalnız Bir Başıma [Şiir]
Resmine Baktıkça [Şiir]
Bu Gece... [Şiir]
Sırası Mıydı? [Şiir]


Necmettin Yalcinkaya kimdir?

1960Sarıkamış doğumlu. 1977-78 İzmir Namık Kemal Lisesi Edebiyat mezunu. Ozan Yayıncılıktan 12 Eylül’de Çok Güldük Netekim! Mendil Sen Kokuyordu ve Stres Bileziği ve On Çocuktuk Anı/Öykü. Çeşitli dergi ve sitelerde öykü, şiir yazarlığı. Ayrıca Edebiyatbahcesi. net sitesinin kurucu emekçisiyim. Yürüyüş, sinema, tiyatro ve olta balıkçılığı hobilerim var. Yazmayı ve okumayı seviyorum.

Etkilendiği Yazarlar:
Tolstoy,Ahmed Arif, Nazim hikmet, Cengiz aymatov,


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Necmettin Yalcinkaya, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.