..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Deney, herkesin hatalarına verdiği addır. -Oscar Wilde
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Toplum > Leyla ÜNAL




15 Ekim 2020
Son (Yarım) Ada, Bir Bodrum Masalı - 3  
Leyla ÜNAL
"Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum" Isaac Newton.


:CEI:
Ortakent o günlerde köy, Bodrum köy gibi bir kasaba ve Ortakent’in yalısı Yahşi deniz kenarı bakir bir güzellikti. Sahilde sadece bir kahvehane, bir de ev vardı. Onların haricindeki köy evleri içerideydi. Kaldığımız pansiyon mandalinalardan oluşan bir alan içerisinde bir kısmı kesilerek oluşturulmuştu. Ortakent’e 10 yıllık misafirliklerimizde köyün çehresinde değişim gösterdi. Bu nedenle hangi tip yapılaşma ne zaman oldu tam hatırlamıyorum. Aktur tatil köyü denizi karşınıza alırsanız sağınızda yeni yapılaşmış bir site, tatil köyü idi. Çapa tatil köyü ise solunuzda ve onların haricinde de başka bir tatil köyü ve site yoktu. Kumsal Kargı ve ötesindeki Kara İncir denilen alana kadar denizin içlerinde ve seyrek yapılaşmalarla giderdi ve sonrasında yapılaşma yoktu. Gece yolculuklarınızda yıldızlar ve ay ışığı size rehberlik yapardı. Henüz ışık kirlenmesi oluşmamıştı. Köy evleri kocaman bahçeler içerisindeydi. Sahile inen bir deresi vardı ve derede balıklar vardı. Derede yazın bile su olurdu. Gündüzleri kumsalda deniz böceklerinin kabuklarını aramak ayrı bir keyifti. "Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum" Isaac Newton. Ayakkabılarınızı çıkarır şarkılar söyleyerek bir grup yürürdük Kargıya kadar. Köy daha içlerde olduğu için daracık bir yoldan yürürken ağaçlardan gökyüzünü göremezdiniz bile. Vahşi kapital bu köye ulaşmamıştı.

Aileler verimli olduğu için içerdeki alanları oğullarına, deniz kenarını ise daha verimsiz olduğu için kızlarına vermişti. Yapılaşmaların başlamasıyla damatlar daha kazançlı hale geliyordu. Mehmet amca diye köyün çok yaşlı bir amcası vardı. Birinci Dünya Savaşını yaşadığı için tarihçiler gelir onunla söyleşi yaparlarmış. Beni derdi çelimsiz olduğum için Çanakkale'ye almadılar. Çok muteber bir amcaydı. Babamları çok sevmişti. Babamın müteahhit olması sebebiyle gelin size buradan yer verelim ev yapın kalın demişlerdi. Bir kaç yıl sonra Mehmet Amcanın kızı babama kendine ne yaparsan aynısını bana yap gelin size yer verelim demişti.

Ufak şeylerden mutlu olan insanlardık. Bir gün denizde ponza, yüzen taş bulmuş ve onunla oynamaya başlamıştık. Uzaklara atıyor, yüzerek yakalamaya çalışan kardeşler ve kuzenlerden oluşan mutlu bir gruptuk. Yahşi Yalıya sürekli gelen ve her yıl kamp treylerde kalan yerli ve yabancı turistler de vardı. Alman bir karı koca da bunlardan biriydi. Adam sörfüne biner oldukça uzaklara açılır, bizde hayran hayran izlerdik onun maviye olan yolculuğunu. Fakat ismini şu an hatırlamadığım sörfçü alman bey bizim küçük mutluluğumuza katılıp bizimle oynamak istedi, sanırım mutluluğumuz ve neşemiz onu da çepeçevre sarmıştı. Karısı ise onun sörften gelişini bekler gibi bu sefer oyunumuza anlamsız anlamsız bakıyordu. Ponza taşını birbirimize atıyor yüzerek yakalıyorduk. Kim hızlı yüzerse o kapıyordu taşı. Aslında o sıralarda üniversite öğrencisiydik ama çocuksa mutluluk, kapitalin verdiği mutluluğa kat ve kat yeğdi. Denizde yüzer, yüzer sonra kendimizi kumsala bırakırdık. Üstümüz başımız kum olmuş vaziyette tekrar denize dalardık. Ben ablamlar kadar iyi bir yüzücü değildim, o nedenle kıskanırdım. Onlar alır başlarını ilerilere kadar giderlerdi. Jet ski denilen ucube taşıtlar yoktu. Çirkin, gürültülü, kirletici bu ucube taşıtları hiç sevmedim. Daha sonraki yıllarda Bodrum’un başka bir kıyısında ODTܒlü kardeşlerden birine jet ski çarpıp kızlardan birinin öldüğünü duyduğumda içimi büyük bir üzüntü kaplamıştı.

İlk Ortakent’e gittiğimizde nasıl olsa bir pansiyon ya da ev buluruz diyerek valizimizi alıp gitmiş, valizlerimizi annemler bizlere bırakıp yer bakmaya gitmişler ve kaldığımız pansiyonu bulmuştuk. Tulumbalardan su çekerdik, kullanmak için. Pansiyon birbirine bitişik içlerinde banyosu olan odalardı. Mutfak açık alandaydı, herkes ortak kullanırdı. Masaların olduğu yeşil alanda yemeğimizi yerdik. Bodrumun havası şimdiki gibi nemli değildi. Akşamları hırkasız içlerde dahi oturamazdık.

Ben Bodrumu bir sevdim bir nefret ettim. Bizim aşkımız inişli çıkışlı. Aslında bunda Bodrumun bir kabahati yok ki. Kabahatli olan doyumsuz hatta Bodrumu bile mahveden vahşi kapital.


Devam edecek



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın toplum kümesinde bulunan diğer yazıları...
Son (Yarım) Ada, Bir Bodrum Masalı - 7
Son (Yarım) Ada, Bir Bodrum Masalı - 6
Son (Yarım) Ada, Bir Bodrum Masalı - 1
Son (Yarım) Ada, Bir Bodrum Masalı - 5
Son (Yarım) Ada, Bir Bodrum Masalı - 4
Son (Yarım) Ada, Bir Bodrum Masalı - 2

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Korona Günlüğüm - 1
Korona Günlüğüm - 2
ve Doktorlar...
Gül Fidesi Dilekleri
Google Bugüne Sonbaharın İlk Günü Demiş.
Varlığımın Farkında mısın?
Kendimiz Ettik, Kendimiz Bulacağız! (1)
Ben, Leyla!
Sorular, Sorular, Sorular...
Yanıtları Ararken Kayboldum... (Son)

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Özür Dilerim [Şiir]
Ah Kedi [Şiir]
Korona Günlüğüm [Şiir]
Yaşlanmaktan Korkuyorum [Şiir]
Ah Kelepçem, Ah Sevdam [Şiir]
Ben Seni Çok Sevdim [Şiir]
Look Inside Yourself [Şiir]
Birliktelik [Şiir]
50 Yıl, 50 Yaş [Şiir]
Bugün Bana Dokunun [Şiir]


Leyla ÜNAL kimdir?

Ben, Leyla. . .

Etkilendiği Yazarlar:
Nazım Hikmet Ran, Aziz Nesin, Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Orhan Veli Kanık, Bedri Rahmi Eyüboğlu


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Leyla ÜNAL, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.