..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Düşmekten yükselme doğar. -Victor Hugo
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Pop Kültür > Anıl Gökpek




13 Nisan 2006
Agatha Christie'nin İzinde  
-Poirot Nasıl Başarısız Oldu-

Anıl Gökpek


Bu çalışmada yer alan tüm yorumlar kurmacadır.Varolan tüm yorumlara ilişkin herhangi bir benzerlik tümüyle rastlantısaldır.


:BIIB:
   Polisiye okurları bilirler: Her Agatha Christie romanı bir oyundur. Onun eserlerini yüzeysel olarak, üzerinde fazlaca düşünmeden, okuyup geçemezsiniz; mutlaka bir yerlerde, en bilmiş okuru bile çeken bir oyun vardır. Açıkça yanlış yönü gösteren bir ipucu, katil olmadığı halde küstahça konuşan ve şüpheleri üzerine çeken birisi, ya da benzeri bir nokta hemen her okuru, “Acaba bu kez katil kim?” sorusuna yöneltir. Ve bazen Agatha Christie bu oyunu bir adım ileriye taşır ve oyunun oyununu sunar okuruna. Bu bağlamda ‘Roger Ackroyd Cinayeti’ adlı romanı epeyce ünlüdür.

   ‘Roger Ackroyd Cinayeti’nde katil, -oyunun oyununu anımsayın- anlatıcıdan başkası değildir. Anlatıcı bize yalnızca görmemizde sakınca olmayan ipuçlarını sunmuş ve diğerlerini saklamıştır. Bir diğer oyunun oyunu örneği olarak da ‘Doğu Ekspresinde Cinayet’i saymak mümkündür. Roman, okurunu, son bölümlere dek “Acaba katil kim?” sorusu çevresinde döndürdükten sonra birden “Acaba masum olan kim?” sorusuna yöneltir. Gerçekten de bir şüpheli dışında herkes katildir.

   Agatha Christie romanlarının üzerinde daha fazla durmak niyetinde değilim; amacım bu oyuncu yazar/okur konusu yardımıyla bir giriş yapıp ilginç mi ilginç bir gerçeği sizlerle paylaşmaktır. Şöyle ki;

   Bilindiği üzere Türkiye’de Christie’nin romanlarının çevirilerini Altın Yayınları piyasaya sürmektedir. Yayınevinin resmi sitesinde hangi kitabın çevrilip hangisinin henüz dilimize kazandırılmadığını inceliyordum.

   İşte öykü burada başlıyor. Sitenin formatı gereği yazarlar ve kitapları tanıtılmış, ayrıca ilgili sayfalarda okur görüşlerine yer verilmiş. Bu tip paylaşım ortamlarında okur/izleyici/müşteri görüşleri bazen gerçeği yansıtır; kimi durumlardaysa medya tarafından kabul görülmüş yorumları değiştirmeden yansıtırlar ki bu tatsız bir durumdur. Çünkü bu durumda konuşan/yorum yapan
tüketici değil üreticidir ve hiçbir üretici ürününü kötülemez. Örneğin pahalı Hollywood prodüksiyonları her zaman, şüphesiz, destandırlar. Çok kaliteli oldukları birkaç yayın organında duyurulduktan sonra kabullenilir ve bir daha asla tartışılmaz. Kişisel bir görüş bu elbette, ancak ben şimdiye dek gerçekten tatsız bulduğum ‘Yüzüklerin Efendisi’ serisi hakkında ufacık da olsa kötü eleştiri yapan izleyiciye rastlamadım. Romanı konu dışı tutuyorum, çünkü filmin kötü oluşunun ilk sebebi, bence, romanın müthiş oluşu. Bunun karşısına Amerikan medyasında pek yer bulamadığı için izleyicisinden başkalarınca yorumlanmamış bir filmi, Francis Veber’in ‘Salaklar Sofrası’nı (Le Diner De Cons) koyalım. Popüler film veritabanı sitesi IMDb’de, Liv Tyler’ı gözümüze sokup durmanın ötesinde romanın kurgusuna hiçbir katkı sağlayamamış, sinema dili açısından vasatı aşamayan ilk film 200 bine yakın seyirciden neredeyse tam not almış. Gelmiş geçmiş en başarılı kurgu örneklerinden biri olan ikinci filmiyse sadece 4 bin civarında kişi oylamış. Notlar pek önemli değil artık; önemli olan 50 katlık bir katılım farkı.

   Buradan şuna varıyoruz: Tüketici yorumu her zaman doğruyu göstermeyebilir. Ancak bu nereye kadar önemlidir? ‘Doğru’yu bulamadığınız yerde başarılı bir komediye şahit olursanız kaybınıza üzülür müydünüz? Çok mu soyut konuşuyorum? Şimdi her şey anlaşılır olacak. Ne ki önce bir şeyi belirtmek isterim. Burada amacım tanımadığım bir şahsı küçük düşürmek değil; zaten bu mümkün değil. Mümkün olsaydı bile bundan elime hiçbir şey geçmezdi. Hatta bu yolla bir başkasını değil, olsa olsa kendimi küçük düşürmüş olurdum. Buradaysa sorun bu değil, sorun bir tür paylaşım sorunu.

   Şimdi Altın Yayınları’nın sitesine, Agatha Christie hakkında yapılan okur yorumlarına dönelim. Özetlemeye çalıştığım gibi yapılan okur yorumlarından sevdiğim bir yazardan nefret etmeye ya da, tam tersine, sevmediğim ya da tanımadığım bir yazarı, durup dururken sevmeye başlayacak değilim. Sonuçta Migros’tan şeker almıyoruz; kitap okuyoruz. Ancak bu yorumlarda ilginizi çekecek bir şey var. Olay sadece birkaç isim çevresinde dönüyor. İlk izlenim, sanırım, bunların aslında okur değil site/yayınevi çalışanları olacağı yönündedir. Bir tür maliyeti düşük reklam çabası… Ama hayır, emin olun durum böyle değil. Birkaç ‘Agatha Christie’ okuru (ve belki de birkaç ‘her yol chat’ genci) fikir alışverişi yapmaktalar. Ne ki bu fikir alışverisi yer yer beklenmedik biçimlere dönüşebiliyor. Örneğin ‘Sıfıra Doğru’ adlı romanın sayfasında şöyle bir yorumla karşılaşıyorsunuz:

    (kitabı aldım ama daha okumadım.en kısa zamanda okumayı düşünüyorum okuyan varsa nasıl bir kitap olduğunu yazabilirmi)
     
   (Olduğu gibi aktardım, hatalardan sorumlu değilim. Bu sadece bir giriş çabası, olay henüz başlamakta. Olayın başrolündeki okuyucunun adını vermeyeyim, sonuçta bu kişisel bir şey değil, ayrıca zaten bu aktardıklarım herkesin ulaşabileceği bir sitede bulunmaktalar. Demek istediğim şu: Kimsenin ünlü olmadan önce çektirdiği fotoğrafları basına sızdırmıyorum. Yine de suçluluk duygusuna kapılıyor insan, bu uzun açıklamaları bu nedenle yapıyorum.)

   Şimdi, eğer şoku atlattıysanız, -ki bu ufak bir şoktu, daha ciddilerine hazır olun- olayı incelemeye başlayabiliriz. İnsan böyle bir durum karşısında, özellikle işin içinde Agatha Christie de varsa, kendini kaybedip Poirot’yu oynamaya başlayabiliyor. Ben de bir metin dosyasına elde ettiğim verileri kaydettim, tarih sıralamasına göre yeniden dizdim ve bir anlama varmaya çabaladım. Poirot’nun hakkı Poirot’ya. Buradan bir anlam çıkarmak ne mümkün! İşte ilk ipucu:

   2005’in Aralık ayındayız, ve bu ilk yorum ayın 6. günü, bir akşam vakti yazılmış. Kitabın adı ‘Üçüncü Kız’ ve yorum ise şöyle:

    (Adını ve konusunu beğendin en kısa zamanda almayı düşünüyorum)

   Kitabın adını ve konusunu beğenen bir üçüncü şahıs ve yorumu yazan kişi kitabı beğenene bir nüsha hediye mi edecek? Henüz bilemiyoruz. Gelelim ikinci ipucuna. Yirmi gün sonra yazılan ikinci yorum ‘Dersimiz Cinayet’ adlı kitabın tanıtıldığı sayfada yer almakta:

   (AGATHA CHRISTENİN KİTAPLARINI TAKİP EDİYORDUM AMA HİÇBİRİSİNİ
OKUYAMAMIŞTIM EN KISA ZAMANDA OKUYACAĞIM)


   Bunu kardeşime okuduğumda ilk tepkisi gülmek olmuştu, ve sakinleştiğindeyse ağlıyordu.
Bitmedi. Üçüncü mesaj iki gün sonrasının tarihini taşıyor, yılbaşından üç gün önce güzel bir akşam. Kitabın başlığı ‘16:50 Treni’:

   (OKUMAYI İSTEDİĞİM KİTAPLARDAN BİRİ OLDUĞUNA EMİNİM)

   İki gün önce yazılan mesajda okurumuz henüz Agatha Christie okumamış fakat en kısa zamanda okuma taahhütünü vermişti. Son mesajındaysa, nihayet, bir kitaba meylettiğini belirtti. Ancak… Aradan sadece ellidört dakika geçer…

   (HARİKA VE FARKLI BİR ARKADAŞIMDAN OKUMAK İÇİN
ALMIŞTIM MÜKEMMELLLLLLLLLLLLLLLLLLLL)

[Fare Kapanı adlı kitap için yazılan yorumdan.]

   Şimdi ipuçlarını sıralayalım:
   1- 22 gün önce müthiş çıkışını yapan okur kitabın adını ve konusunu beğendiğini, en kısa zamanda almayı planladığını açıklar.
   2- Aradan 20 gün geçer. Okur, yazarın kitaplarını takip ettiğini (!!!) ancak henüz okumamış olduğunu, en kısa zamanda, (Bu ikinci ‘en kısa zamanda’! Birinci bölümü çok tutmuş olacak ki devamını çekmişler.) okuyacağını bildirir.
   3- 2 gün sonra okurumuz yeni çıkışını yapar ve bu kitabın okumayı istediği kitaplardan birisi olduğuna emin olduğunu deklare eder. Buradan şuna varıyoruz. Henüz, aradan geçen 22 güne -ve üçüncü yoruma- rağmen okunmuş bir tek kitap bile yoktur.
   4- Öyle mi sanıyorsunuz? Oysa dördüncü yorumda, sadece 54 dakika sonra, ilk kitap bitirilmiştir. Coşku dolu beyandan bunu anlıyoruz! Yoksa?.. İpucuna bir kez daha bakalım.
(HARİKA VE FARKLI BİR ARKADAŞIMDAN OKUMAK İÇİN ALMIŞTIM
MÜKEMMELLLLLLLLLLLLLLLLLLLL) Yoksa mükemmel (+19L) olan kitap değil de kitabı veren ‘harika ve farklı’ arkadaş mı? İşler bir kez daha karıştı. Yorumlara dönelim.

   Ertesi gün. Öğlen saatleri. Beşinci yorum. Kitabın adı: Üç Perdelik Cinayet.

   (ŞAMPANYADAKİ ZEHİRLE AYNI KONU GİBİ ANLADIM AMA GÜZELE BENZİYOR)

   İster istemez şu soruya varıyoruz: Sonunda Bir Agatha Christie okundu mu? Ben öyle
olduğunu umuyorum. Çünkü en azından bir kitabın öyküsü bir başkasınınkine benzetiliyor.
Gerçi zehir kullanılması dışında iki kitabın ortak yönü yok. Ve zehir Agatha Christie romanlarında
sıklıkla kullanılan bir silah… Buldum, evet. İki kitabın ortak yönünü buldum. İki kitap Altın
Yayınlarının sitesindeki A.C. listesinde ardarda yer alıyor! Cevap bu olabilir, evet!

   Geldik altıncı yoruma. Aradan üç gün geçmiş. Bir gece önce yeni yılı kutlayan genç bünyeler
alkol yorgunluğu içerisinde uyanıklıkla uyku arasında, plazma halinde yaşamaktalar. Ancak sadık
A.C. okuru işbaşında. Yeniyılın ilk akşamüstü, ‘Acı Kahve’ adlı roman güzel bir yorum kazanıyor:

   (ALTIN KİTAPLARIN EN GÜZEL A.G ROMANI BU HERHALDE)

   Bir önceki yorumda bir Agatha Christie okunup okunmadığı bile belirsizken bugün
karşımızda bir Altın-Yayınları-Agatha-Christie-Uzmanı var. Ne mutlu bize! (A.G.’ye ise daha sonra
döneceğim.) Şimdi de son yorumu verelim. Ertesi günün akşamı. Kitabın adı ‘Bağdat’a Geldiler’.

   (HARİKAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA
AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA
AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA MÜTHİŞ ZÜPER)

[a’lar metnin orijinalindeki halleriyle bırakılmışlardır.]

   Ne diyeceğimi bilemiyor ve bir şey dememe hakkımı kullanıyorum. Ancak görevin
tamamlanması için bir önceki yorumun bir ayrıntısına dönmem gerekiyor. A.G. Evet, dikkatinizi
çekmiştir herhalde. (Hayır, Anıl Gökpek değil, Agatha Christie.) Ama Agatha Christie’nin
kısaltması A.C. olmalıydı. O halde bu okur Agatha Ghristie adında bir başka yazardan bahsediyor!
İnanmıyorsunuz değil mi?

   O halde ‘Cinayet Alfabesi’ adlı kitaba yorum yazan bir başka değerli okurun sözlerine bakalım:

   (muhteşem bir a.g. klasiği...)


   İnanmamıştınız değil mi? Şimdi de ‘Noel’de Cinayet’ adlı kitabın yorumuna bir kulak verin:

   (sonunu asla tahmin edemeyeceğiniz bir a. g. romanı daha...)

   Bunları uydurmuş olmayı nasıl da isterdim. Müthiş bir kurgu örneği olurdu. Çünkü en
gerçekçi kurgu gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan kurgudur. Ne ki bunlar gerçek!
Üzgünüm. Asıl neye üzülüyorum biliyor musunuz? Agatha Ghristie’yi bizim Dame Christie
sandım ve Poirot rolüne soyundum. Aptal bir ‘g’ yüzünden detektifçilik oynamaya koyuldum.

   Yine de yorum yapan tüm değerli okurlara, bu yazıya katkılarından dolayı teşekkürü bir borç
bilirim. Ne ki en güzel yorumu bir başkası yapmıştı. Onu da anmadan geçmek istemem:
     
   (güzeldi) [‘İskemlede Beş Ceset’e yazılan yorum.]




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Neden Posta?
Bloomgünü 100 Yaşında

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Nasıl Zengin Oldum [Öykü]
Metin Şentürk'e Açık Mektup [Öykü]
Et Suyuna Bulgur Pilavı - II [Öykü]
Belli Olmaz [Öykü]
Et Suyuna Bulgur Pilavı [Öykü]
Müptela [Öykü]
Her Şey Güllük Gülistanlık [Öykü]
Kapı - 2 - [Öykü]
Kapı - 1 - [Öykü]
Şehrin İstenmeyen Tüyleri [Öykü]


Anıl Gökpek kimdir?

Kayıp kuşak gerçek mi? Yoksa sadece bir efsaneden mi ibaret?

Etkilendiği Yazarlar:
Oğuz Atay, James Joyce, Sabahattin Ali


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Anıl Gökpek, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.