..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Doğaüstü henüz anlayamadığımız doğal şeylerin adı. -Elbert Hubbard
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Bilimsel > Kimya > Duygu Biricik




5 Mart 2008
Aşkın Kimyası  
Duygu Biricik
Radikal Genç’in geçtiğimiz sayısında Can Gürbüz’ün “Aşk kaç kişiliktir?” başlıklı yazısını okudum. Kafasından geçen sorulara cevap bulmasında yardımcı olabileceğini düşündüğüm , aynı zamanda okulda yaptığım bir sunumun da içeriğini oluşturan bilgileri sizlerle paylaşmak istedim.


:CIIE:
Radikal Genç’in geçtiğimiz sayısında Can Gürbüz’ün “Aşk kaç kişiliktir?” başlıklı yazısını okudum. Kafasından geçen sorulara cevap bulmasında yardımcı olabileceğini düşündüğüm , aynı zamanda okulda yaptığım bir sunumun da içeriğini oluşturan bilgileri sizlerle paylaşmak istedim.

Aşk nedir?

Aşkın o kadar çok tanımı yapıldı ki günümüze kadar, bir tanım karması da ben ortaya atmak istemiyorum. Evimizin yaramazlarından bayramlarda ellerini öptüğümüz kişilere kadar herkes az ya da çok aşkın ne olduğunu biliyor. Edebiyat , sinema, müzik, resim, psikoloji, biyoloji sadece bazı memelilerin tecrübe edebileceği bir olgu olan aşkı çok seviyor. Din ve ahlak aşk üzerine uzun söylemlerde bulunuyor. Felsefe aşkı sorguluyor. Toplumun bir kesimi aşkı tabu yapıyor. Konuşulması ayıplanıyor vs vs.

Aşk üzerine yapılan söylemlerden birisi de psikiyatr Robert Sternberg’e ait. Sternberg’e göre insanoğlu kendini fark ettiğinden beri çözmeye çalıştığı düğümün aslında çok basit bir formülü var. Aşk üç bileşenli bir karışım:Tutku, samimiyet ve de bağlılık.

Peki neden aşık olunur?

Öncelikle aşk duygusunun insanların ömrünü yönettiğini kabul etmeliyiz. Bir balina ya da yarasa için aşık olup olmamak tuvalete gitmekten farksızdır, ama insanoğlu yaşamının çekirdeğini oluşturan aile kavramına aşk sonucu ulaşır. Eşimizi, çocuklarımızı aslında biz değil biyolojimiz belirler. Diğer bir deyişle kader dediğimiz şey kimyadan ibarettir.

Çocukluk aşkı sahtedir. Aşkı hormonlar yönetir. Çocuklukta hormon miktarları hızlı değişkenler olduğu için ergin bir birey olana kadar yaşanan duygular kanımızdaki madde miktarının oyunlarından başka bir şey değildir. Ne zaman ki yetişkin bir birey olunur ve hormonların ivmesi düşer o gün birey gerçek seçimlerini yapmaya başlar. Peki bu seçimlerde hangi kriterler göz önündedir?

İnsan vucudu seçimlerini yaparken önceliği bilinçsizce kendi bağışıklık sisteminden en uzakta olan bireylere verir. Bu Doğa Anne’nin sağlıklı bireyler dünyaya getirebilmemiz için bize verdiği hediyedir. Nasıl ki akraba evliliklerinde sakat çocuklar doğurma şansı yüksekse, bağışıklık sistemi benzer olan bireylerle de daha kaliteli yavrular yapamama olasılığı öyledir . Doğada canlılar ve cansızların paralel yaşam prensipleri vardır. Coloumb kanunu da zıt yüklü kutupların birbirini çektiğini söylemiyor muydu zaten?

İkinci sırada dış görünüş özellikleri yatıyor. Seçimin bu basamağı bilinçli olarak yapılıyor. Biz ailemizin bireylerini hatırlatan karşı cins üyelerine torpil geçiyoruz. Eğer ki seçtiğimiz kişi ailemizden hiç kimseyle uzaktan yakından ilgisi yoksa emin olunuz ki bu kişi çocukluğumuzda bizimle sıcak ilişki kurmuş bir aile yakını ya da bir arkadaştan başkasına benzeyemez.

Her ne kadar güzellik ikinci planda yalanlarına biz kendimizi inandırsak da biyolojimiz tam tersini söylüyor. Dış görünüşe bakarak ikinci elemeyi geçen bireyleri seçimin en zorlu kısmı olan kişilik testi bekliyor. İşte uzamanlar bu testi açıklamak için teoriler üretemiyorlar. Ahlak, din, çevre ve bireyin kendi karakter özellikleri gibi etmenler devreye giriyor bu noktada. Ve bilim adamları sadece çeşitli hipotezler ortaya atabiliyorlar.

Ve son iki basamak yine insan bilinci dışında gerçekleşiyor: Feromonlar ve yiyecekler. Feromonlar insan vucudundan yayılan kokular olarak tanımlanıyor. Aşk üzerindeki etkileri tartışmasız kabul edilmiş durumda ki parfüm üreticileri feromonları şişeleyip piyasa sunuyor. Ve e- vitamini ve çinko içeren yiyeceklerle başlayan , çikolata ve acı biberle biten Food And Drug Administration’ın açıkladığı listenin her bir satırı aşık olma süremizi ve şiddetimizi etkiliyor.

Aşkın Ömrü Kaç Yıldır?

Bütün bu elemelerden geçen partnerimizi ilk gördüğümüzde dopamin salınımımız artıyor. Bu da ateş basan yüzümüzün kızarması anlamına geliyor. Dopamin , serotonin ve norepifirin bir arada salgılanıyor ve adrenalin etkisi oluşuyor. Uykusuzlukların, iştah kaybının ve dikkat dağılmasının bütün suçlusu bu hormonlar.

Diğer bir yandan bütün memelilerde cinsel birleşme sonrası oksitosin hormonu salgılanıyor. Kana karışan bu hormon duygusal bağlanmanın sorumlusu oluyor. Doğumdan sonra annelerde oluşan annelik içgüdüsü de yine oksitosinin marifetidir. Oksitosin aynı zamanda sağlıklı insanlararası iletişimi kontrol ediyor. Ve genelde iletişim bozukluğu görülen psikiyatrik vakalarda normalden az miktarda buluyor. Bana göre sevginin biyokimyasal adı oksitosindir.

Oksitosinin yardımcısı vasopressin hormonu norepifirin ve dopamin yollarını kullanır. Bu da bize duygusal bağlılığın ilk heyecan durumu geçtikten sonra ortaya çıktığını kanıtlar. İşte bu yüzden siz eşiniz size karşı eskisi kadar heyecan duymuyor diye söylenirsiniz.

Ve aşkın son hormonu kendini gösterir insan kanında, dopamin ve norepifin salgılandıktan yaklaşık iki- üç yıl sonra. Doğal ağrı kesici olarak bilinen endorfin uzun ilişkilerin sırrıdır. Evliliklerde hissedilen güven ve huzur duygusu kanımızdan bulunan ve sinsice sırıtan endorfinden başkası değildir. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın, her mutlu ilişkinin arkasında birkaç cc endorfin vardır.

Aşk kaç kişiliktir?

İnsan bedeninin bütün bu seçimleri yapmasının ortalama yetmiş senelik ömürde iki ya da üç kez karşılaşılabilecek bir durum olduğu söyleniyor psikologlar tarafından. Hormonlar tek bir kişi için bu kadar meşgulken aynı anda birkaç karşı cins bireyiyle ilgilenebilir mi bilemem. Üstelik bir ömüre yaymak varken, hepsini aynı anda yaşamak kaç kişinin işidir ki?

.Eleştiriler & Yorumlar

:: Aşk var, gam yok
Gönderen: Kani Bıyık / Tekirdağ/Türkiye
4 Nisan 2008
Duygu Hanım, Bugüne kadar aşk üzerine okuduğum yazılarda, Mevlana'nın tabii ki ayrı bir yeri var. Ancak, köşe yazısı olarak, birincisi Ömer Lütfi Mete'nin Sabah gazetesinde yayınlanan yazısıdır.İkincisi ise sizin daha önce Radikal gazetesinde de yayınlanan aşkın kimyası başlıklı yazınız. Bu yorum sayfasına sığacak mı bilmiyorum ama beni etkileyen iki yazıyı izninizle, aynı sayfada birleştirmek istiyorum: Aşk var, gam yok İsmet Özel'in ağır eleştirilerle İslamcı kesimden kopuşu köklü bir inancımı pekiştirdi Hiçbir karşıtlık, insanların zannettiği kadar keskin değildir. Özel'in Milliyet'ten Tulgar'la söyleşisinde göbekleri açık kızları göstererek, "Başörtülü kızların bir kısmı bu. Amaçları bu yani. Göbeklerini açan kızlarla aynı amacın peşindeler başlarını örterken" deyişi çok kimseyi kızdırdı. Ancak "bir kısmı" diyerek çoğunluğu tenzih edişi yeterli. Üç şeyin dini imanı yok; erkekliğin, kadınlığın ve paranın. Engince bakan nice büyük karşıtlığı "nüans" derecesine indirebilir. Hele biraz serdengeçti ise, Kapital'deki bütün "madde" kelimelerinin yerine "Allah" lafzını koyunca, Marks'ı bile Arabi'ye yaklaştırabilir. Yalnız; bu böyle diye, sözgelimi, bazı sufi meşreplerdeki gibi, her gün bir fasıl tabuta girerek "ölmeden önce ölmeyi deneme" yöntemini Joyce'un sıradan bir kahramanında da görmek, Müslümanlık ile Hıristiyanlığı aynı yapmaz. Asıl soru; kimin Allah ile nasıl ilişki kurmaya çalıştığı. Şimdiki Müslümanların pek kafa yormadığı bu sorunun cevabını Vatikan araştırmaya başlayalı 30 yılı geçti. Sanırım bu sorunun eşiğindeki sınav da karşıtlar arasındaki ortak yanlar üstüne. Mesela tapınan veya tapınmayan ne kadar karşıt? 'Dinim aşktır benim' Kurcalarsak görürüz ki, bir tanrıtanımaz da bal gibi tapınabilir. Buna karşılık bir softa da ömrünü tapınmadan geçirebilir. Tapınmak, aşk ile yoğunlaşmak. Bu yüzden adı konmadan nice tapınmalar yaşanır ve başarı elde edilir! Yine bu yüzden adı tapınma olan nice ayin yapılır da hiçbir verim sağlanmaz! Tanrıtanımaz kişi ibadet etmez ama bir tek şeyi Mecnun gibi severek tapınmayı yaşayabilir. Kimi özgürlüğüne, kimi sanatına, kimi şehvetine tapınır mesela. İbadeti "kulluk etmek" sayan softa da tapınmayı öğrenmeden göçüp gidebilir. Tapınmayı kulluk sanmak inananların nasipsizliği. Tapınan, kulluk eden değil; sonsuz seven. Sevgiliye "kul olunmaz" demiyorum. Kime aşıksan onun kulusun ama önce aşıksın. Karşılığı varmış-yokmuş ne gam! Bütün öteki sevgiler buna özenme içeren benzetmeler ve denemelerden ibaret. Kişi en çok neyi ve kimi seviyorsa tanrısı odur. Bu yüzden dünyada mutlak içtenlikle yaşanan tek din aşktır. Bütün öteki dinler ve öteki tanrılar sahte! Onun içindir ki mesela nice Müslüman'ın tanrısı paradır, nice Hıristiyan'ın tanrısı sosyal güvenliktir, nice futbolseverin tanrısı karşı kaleye atılan goldür. Aşk yoksa din yok Bugün her zamankinden fazla tanrı ve her zamankinden fazla ibadet türü var. Fiilen bu alt tanrılara tapınan milyonlarca insan ayrıca da Allah'ı benimser, böylece onu "tanrıların kıralı" gibi algılar ve aldanır. İbadete kulluk diye diye insanın Allah ile ilişkisini neredeyse bire bir efendi-köle ikilemi gibi hisseder hale geldik. Sevgilisine "sana tapıyorum" diyen kişi ona ibadet ettiğini mi söylüyor?! Tapınmak aşık olmak. Allah Kur'an-ı Kerim'de "Ben insanları ve cinleri yalnızca bana tapınsınlar diye yarattım" diyor. Hoca bunu "yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım" şeklinde anlatıp duruyor. Eğer bu anlam kesinse hiçbir Müslüman garsonluk yapmamalı mesela! Bunu "Her şeyden çok beni sevsinler" diye anlamadıkça din siyaset olur, ticaret olur, zahmet olur. Müslüman toplumun açmazı burada İbadet edenlerin çoğu tapınmıyor, tapınanların çoğu da ibadet etmiyor. Tanrı, aşksızlıktan korusun! Ömer Lütfi Mete 15.08.2003 - Sabah




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın bilimsel ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Gülücüğün Bilimi: Neden Güleriz?
Lekesiz Zihnin Sonsuz Işığı ve Propranolol
Tanrı Gördü Beni
Zeka Üzerine

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Küresel Ikınma [Öykü]
Kıskançlık [Öykü]
Boş Bir Kağıtla Neler Yapılır? [Deneme]
Güzellik Önerileri [Deneme]


Duygu Biricik kimdir?

Herkes yazar. "O" da yazar.


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Duygu Biricik, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.