..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Her şey ancak sevgiyle satın alınabilmelidir. -Andre Gide
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Düşler > Fırat Y.




7 Kasım 2003
Düş Ağaçları  
Fırat Y.
Düş ağaçlarının dallarından, yaşama uzanan bir deneme.


:CEDB:
Düş, kollarımızla tutunup, kendimizi yukarı doğru çekip ayaklarımızı yerden kestiğimiz bir ağaç dalı gibidir. Öyle bir dal ki, insanoğlunun yaratıcı gücünden, korkularımızın karanlık kovuklarına kadar bir yolculuğa doğru savurabilir bizi. Gün gelir, ya biz bırakırız o dalı ya da dal bizim ağırlığımızı, artık ağır gelen düşlerimizi çekmekten yorulur, kırılır dal düşeriz aşağı. O andan itibaren ne düş gücümüz ne yaratıcılığımız ne de o dala tutunup kendimizi daha yüksek dallara, geleceğimize fırlatabilecek şansımız kalır. Yorulmuştur kollarımız çünkü. Yeni bir dal, yeni bir ağaç bulmak hevesi ve inancı kalmaz içimizde..(Düş)müşüzdür bir kere!Yaşanmış ve daha yaşanacak olan bir düşten”düşmüşüzdür”... Korkularımızın bile öldüğü yerdir ağaçtan düştüğümüz yer. Düşlerin kaybolduğu yerdir orası. Düşümüzün düştüğü yer. Düş-(le)-mek, birbirinin hem karşıtı hem de benzeri olan ince bir çelişkiye dönüşür orada. Fiziksel olmasa bile, -eğer düşüşümüz şiddetliyse fiziksel ölümde kaçınılmazdır!-düşsel, düşünsel bir ölümdür bu...hayallerimizin,gelecek kurgularımızın, daha kötüsü, ruhumuzun ölümüdür. Oysa etrafımızda çıkılmayı bekleyen dallarıyla, sayısız ağaç sessizce gözetler bizi. Kiminin dalları boş kalmamacasına diğer insanlar tarafından tutulmuş, kiminin de meyvelerine rağbet edilmeyen ağaçlar gibi, dallarında asılı duran düşleriyle, tırmanacak insan bekleyen binlerce, milyonlarca ağaç...

Düş, kimi zaman karanlık ve sık bir orman, kimi zaman ise çölün ortasında tek başına, yalnız bir ağaç olarak çıkar önümüze. Sık bir ormanda yönümüzü kaybedip, her yanımızı saran bir esriklikle gerçekten tamamen kopup “düştüğümüz düşten”uyanmama tehlikesi vardır. Çöldeki yalnız ağacın ise çok kısıtlı düş sunup sadece gerçeğin yakıcı sıcağından bizi korumaktan başka elinden bişey gelmez. Yine de ister düş ister gerçek, ağaçtır onlar. Gerçek olanın bir hayal imgesine dönüştüğü yerde boy verip büyümüş ağaçlardır onlar. Yüreğimize dikilmiştir bir fidan olarak zamanında ya da toprağa saplanıp genişleyen kökleri beynimizin kıvrımlarında yol bulmuştur. Düş artık ağacın dalı değil, başlı başına ağacın kendisi olmuştur. Zaman ve tarihle beslenen bu düş ağaçları, insanoğlunun hayal dünyasında çoğalıp, tarih boyunca yeni kuşaklara aktarır kendilerini. İnsanlara uzattığı dallarıyla onları topraktan, gerçeğin acı durağanlığından kurtarıp, sonsuz düşlere uçuran ağaçlar, bir yandan da bu şekilde insanların düşlerinde köklenip bir düş olarak ta yaşamını sürdürür. Ağaçların,başka bir canlının ya da varlığın sahip olmadığı böyle bir farklılığı, özel durumları vardır insanoğlunun düş gücünde. Düş ve gerçeğin dansına izin verir ağaçlarımız, nasıl mı? Aşağıda buna örnek olarak vereceğim ilginç ağaçları bulacaksınız..

Ağaçlar zaman içinde insanoğlunun düşlerinde, hayal güçlerinde izdüşümünü bulan bir efsaneye, bir mite dönüşür. Bir matematik formülü gibi, birbiri içine geçmiş gerçek ve düş değişkenleri, bazen bir ağacı yalnızca düşte yaşatıp,gerçeğini hayal bile ettiremeyecek ama gerçekmiş gibi inandıracaktır insanlara. Cennete varolduğuna inanılan”Tuba ağacı”gibi...Kutsal kitaplar, dalları aşağıda, gövdesi ve kökleri yukarıda olan, düş gücümüzün sınırlarını zorlayıp, gerçek olarak hayal edemeyeceğimiz bir ağaca gerçek bir ağaç gibi inanmamızı ister...Böylece gerçek yaşamda varolmayacak şekilde betimlenen bir ağaca Tanrı’nın kitabında yazıldığı için gerçekmiş gibi inanırız. Bazen, düş ve gerçek değişkenlerinin yer değiştirdiği de olur, boşuna demedim matematik formülü gibi birbiri içine geçip, insanları şaşırttıklarını bu ikilinin. Örneğin tuba ağacından farklı olarak, gerçekte yaşayan ama varoluşu daha doğrusu geçmişte doğduğu nokta bir düş, bir efsane olan ağaçlarda vardır. Tıpkı”Defne ağacı”gibi...Efsaneye göre, Zeus’un oğlu Apollon nehir kıyısında gezerken güzeller güzeli bir kıza rastlar. Kızın adı Daphne’dir ve ışık tanrısı Apollon bu kızı görür görmez aşık olur. Tutkuyla bağlandığı bu kıza seslenip ona doğru koşmaya başlar. Daphne kendisine seslenenin tanrı Apollon olduğunu hemen anlar ve korkuyla oradan kaçmaya başlar çünkü tanrılarla beraber olan ölümlü kadınların başına ne tür felaketler geldiğini bilmektedir...Olanca gücüyle kaçar Apollon’dan. Tanrının oğlu ise onun peşi sıra hızla koşup ona yaklaşmakta ve içindeki taşkın arzularla güzel Daphne’ye”seni seviyorum”diye bağırmaktadır. Bacaklarında güç kalmayan ve gittikçe Apollon’nun kendisine yaklaştığını gören Daphne birden durur ve ayağıyla toprağı kazmaya başlar, bir yandan da “ey toprak ana! Yalvarırım beni ört, beni felaketlerden koru!”diye seslenir. Bu içten yakarışları duyan ve bu güzel kıza acıyan tanrılar, Daphne’yi oracıkta bir ağaca çevirirler. Güzel saçları yapraklara, minik körpe ayakları köklere dönüşür toprağın altında..Apollon yetiştiğinde aşkının bir ağaca dönüştüğünü hayret ve üzüntüyle görür, kulağını ağacın gövdesine yaslar,Daphne’nin henüz ağaca dönüşmemiş yüreğinin sesini duyar hüzünle...Güzel Daphne artık”defne ağacıdır”...Apollon büyük bir acıyla seslenir Daphne’sine ve artık onun sonsuza kadar, Zeus’un oğlu Apollon’un kutsal ağacı olacağını, o solmayan ve dökülmeyen yapraklarının,bir çelenk gibi daima başında yerini alacağını, büyük kahramanların, zafer kazanmış korkusuz savaşçıların, herzaman onun yapraklarıyla alınlarını süsleyeceklerini, şarkılarda, şiirlerde adlarının birlikte yaşayacağını söyler..Bir efsane, bir masal, bir düş olarak işte böyledir defne ağacının hikayesi...Varoluşu veya başlangıç noktası bir düşle, bir mitle başlayıp, gerçeğe ulaşan, gerçekte yaşayan bir ağaçtır defne..Kimi zaman ise düş ve gerçek değişkenleri daha da karmaşık bir şekilde birbirlerinin içinde bir görünüp bir kaybolurlar!saklambaç oynayıp birbirini”sobeleyen”iki afacan gibi! Gerçekte varolmayan, düşlerde varlık bulan ama bir an geldiğinde”gerçek”bir ağaçta varoluşunu ya da yansımasını bulan,insanlara kendinin onların düşlerinde yaşayan bir ağaca benzediğini anlatan bir ağaç çıkagelir..Adı”Vakvak ağacı”dır bu tuhaf ağacın..Meyvelerinin insan kafası olduğu rivayet edilen,doğu efsaneleri ve mitolojilerinde adı geçen bir ağaçtır. Bununda ötesinde,özellikle Hint efsanelerinde, Hint masallarında bu ağacın konuştuğu hatta gelecekten haber getiren bir”kehanet ağacı”olduğu da anlatılırmış. Peki, tuba ağacı gibi gerçekte varolmayan, düşlerde yaşayan ve insan başı olarak meyve veren Vakvak ağacı,yukarıda bahsettiğim gibi nasıl oluyor da gerçek bir ağaçta varlığını daha doğrusu birebir benzeşikliğini buluyor? Bunun için tarihte bir gezinti yapıp,17.yüzyılın Osmanlı payitahtı İstanbul’a uzanmamız gerekecek. IV Mehmet’in tahta çıktığı ilk yıllarda,yeniçeri ocağı herzaman ki gibi kendi sorunlarını ve sarayın devlet işlerini iyi yönetmediğini bahane ederek”kazan kaldırırlar”. Padişah IV Mehmet’ten istedikleri,saray içindeki çok sayıda devlet yöneticisi, paşa, vezir-i azam ve diğerlerinin katlinin gerçekleştirmesidir. Yeniçerilerin baskısı öyle yoğunlaşır ki IV.Mehmet’in tahtı sallanmaya başlar. Artan baskılara dayanamayan padişah,yeniçerilerin istediği gibi bazı paşalarını, yöneticilerini, vezirlerini öldürtür..Cesetler saray kapısı önünde bekleyen yeniçerilere verilir. Herkes rahatlamıştır, isyan sona erer, yeniçeriler cesetlerin başlarını gövdelerinden ayırıp, bu kesilmiş kafaları Sultanahmet meydanındaki ulu bir çınar ağacının dallarına tek tek asarlar. Etraftan durumu görenler, bu dehşet verici olaya konu olan çınar ağacını, meyveleri insan kafası olan Vakvak ağacına benzetirler. Düşte yaşayanın gerçekte varolan bir yansıması, bir ilüzyonu olarak kalır orada vakvak ağacı..Tarihçiler bu benzerlikten ötürü tarihte yerini alan bu olayı”vakay-i vakvakiye”olarak geçirirler vakainamelerine...Ancak düşlerde varolabilen bir ağaç, kısa bir zaman diliminde salt gerçeğin kendisi olarak insanlara görünür,hatta bununla kalmaz o gerçeklerin yazıldığı tarihe kendini silinmez bir şekilde kaydettirir..

İşte böyle...Düşlerimize tutunmamıza yardım eden, dallarında düş ve gerçeğin dans ettiği, kimi zaman ise sadece düşlerimizde yeşerip varolan ağaçları anlattım size. Unutmayın ki,ancak düşte olur dediğiniz bu ağaçlar bir an gelir, sokağınızın, evinizin önündeki bir ağaçta,bir kır gezintisinde karşınıza çıkan ulu bir meşe ağacında size görünebilir. Düşler kollarınızı uzatabileceğiniz bir ağaç dalı kadar yakınınızda...




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Gölge Evler
Ayışığıyla Buluşma

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ay'a Yolculuk [Şiir]
Çıt! [Şiir]
Bulut Kırıntıları [Şiir]
Kervan [Şiir]


Fırat Y. kimdir?

şiir ve deneme yazıları yazmak. . bir okyanusta kaybolan pusulasız bir korsanım

Etkilendiği Yazarlar:
hepsi ya da hiçbiri...


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Fırat Y., 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.