İzEdebiyat
129 görüntülenme · 526 ileti
2005 Mayıs ayından itibaren sahne arkama giriş yapamıyorum..
Sahne arkamın şifresini unuttum.
Bu konuyla ilgili foruma sıkıntımı dile getirdim, ancak Eylül 2005 ayında Sayın Ekim Yardımlı şifremin e mail adresime gönderildiğini ve sahne arkasında bulunan şifre unutulduğunda "unuttuysanız burayı tıklatın" linkinin düzeltildiğine dair foruma mesaj bırakmış...Lakin bana şifrem gelmedi..Üstelik sahne arkasındaki "unuttuysanız burayı tıklatın" linki işlevni hala yerine getirmiyor..
Lütfen yardım.. Sevgilerimle..
Sevgili Örsan Kardeşim; yöneticilerimiz galiba öldüler.Hiçbir haber yok kendilerinden.Böyle şeyleri buraya yazmayın diyorlar; özel ileti gönderiyoruz, yanıt vermiyorlar.Cami avlusuna bırakılmış bebek gibi hissediyorum bazen kendimi...........İzedebiyat'ı çok seviyorum.Yöneticilere ulaşamasam(k) da, ben buradayım.Hiçbir yere gitmem.Çünkü İzedebiyat ilk göz ağrım.......Sevgiler.
Çannakale;
Cihanın yüklendiği kapı, yedi düvelin yıkamadığı kale...
Ben çanakkeleyi şehitlerinden tanırım , truva sevdalılarına inat...
Allah onların herbirinden razı olsun...
Ne garip tecellidir ki onların yok oluşları ( cismen ) bizin varlığımızın teminatı oldu...
Borçluyuz yiğitlere...
Kaldıramayacağımız kadar büyük bu yük, ödeyemeyeceğimiz kadar çok borçluyuz...
Yaradan mekanlarını cennet etsin...
Unutmadım, unutmayacağım, unutturmayacağım...
unutmak tükenmektir...
İmdat Özcan
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
Denildiği gibi uzun zaman aralıklarıyla güncellemeyi istemek buradan bakınca ve isteğin geliş şekline göre yorumlanınca sadece az okunma korkusu olduğunu gösteriyor...
Oysa biz uzun zamandır güncelleme ve yayınlamaların gecikmesinden şikayet ediyoruz...Yazısını yollayan kişi uzun zaman yazısını göremeyince hevesinde kırıklar meydana geliyor...
Bu toparlama geneldir...
Yazdıklarımız ne kadar zaman aralıklarıyla yayınlanırsa yayınlansın okunmaya değer ise yazar sayfaları mevcut isteyen okuyucular buralardan da ulaşabilir sevdikleri yazarların şiir - öykü vs. yazılarına...
Çok ses getirmesi önemli mi?
Önemli olan yazmaktır.Yazmanın amacı okuyucu sayısının fazla olması değil sadece paylaşmaktır.Düşünceleri ve duyguları... İnsan olmanın gereği bu.
Yazmalıyız, mutlaka bir gün okunur.
Herkes yazmayı başardığında bence ilişkilerindeki sorunlar da azalacak ve aile içi, toplumsal sorunlar azalacaktır.Tabi bunlar benim düşüncelerim...
“Zeus bizi kara yazgıya uğrattı,gelecekteki insanların dillerinde söylenelim diye…”.
Homeros-İlyada
Değerli Kamuran, sevgili dostum İmdat,
ben de buradayım; sessizlik yazmanın vazgeçilmez mayasıdır, biliyorsunuz. Okumalar derinleştikçe sözcükler daha ürkek, daha içten, daha kırılgan oluyor, o zaman da rafine oluyor mısra, satır, kıvrım.
Şarabın içinde üzüm var mı?
Üzümün içinde güneş bar mı?
Hepsi var, ama biz şarabın koyu rengine dalar gideriz; işte bu dönem de buna benziyor, mayalanıyor bir şeyler. Ben -tıpkı çok saygı değer Kamuran gibi- burada kalmaya kararlıyım, dinlemeye, okumaya, aheste aheste pişmeye razı ve hazırırım.
Sevgiler ikinize de (tabii, diğer tüm arkadaşlara da).
suyel
Az okunma korkusu değil de sanırım 'okunmama korkusu' demek istemiş Sayın Özcan. Cümlesi Türkçe açısından yanlış olmakla kalmayıp psikiyatride de karşılığına şu ana kadar rastlamadım.
Yalnızca bu sitede değil bir çok medya kuruluşunda okuma özgürlüğü olduğunu düşünmüyorum. Bazı yazarlar ve eserler topluma empoze edilmeye çalışılıyor. Her eser göndereni anında yayınlamak edebi değeri olan eserleri gözden kaçırmamıza neden oluyor. Bu da yönlendirilmiş edebiyatı beraberinde getiriyor. Popüler ama edebi değer taşımayan eserler öne çıkıyor.
İzedebiyat'ta isteyen istediğini istediği sayfadan okuyabilir gibi bir yaklaşım adil görünmekle beraber tam tersi bir şekilde insanların her anının çok değerli olduğu bu yüzyılda kalitesizliği beraberinde getirmektedir. Herkes takdir eder ki 'iyi' her yerde az...
ses verenlere teşekkür ederim...
ama kulaklarım çınlamalı izedebiyattan gelecek ses ile , henüz bu olmadı...
okunmama korkusu hiç okunmama anlamına da gelir ama az okunma korkusu okuyan sayısının az olmasının verdiği korkudur...
türkçe nin ne tarafında raslayamadınız bu cümleye , gayet açık bir belirleme...
ha psikiyatride rastlanmamış olabilir o taraklarda bezim yok...
değindiğiniz nokta edebi değeri düşük yazıların vs. çokluğu olabilir , güzel eserlerin gözden kaçması şeklinde de yorumlanabilir ama şu olmalı " kötü eseleri de okuyup içinden cımbız ile güzelleri ayırmalıyız "
sizinde belirttiğiniz gibi hep güz(el şeyler olmuyor...
ha bir farklı bakış ise yazının güzel olup olmadığının bir tekeli var mı ?
okuyucu beğenisi değil mi asıl olan ?
o zaman bırakın daha sık güncelleme yapılsın daha çok okunmayı sağlar bence , en azından daha farklı kişiler okunur...
Merhabalar,
Yazı güncellemelerinde son iki haftadır meydana gelen aksaklıkların nedeni ev taşınması. Seyrek aralıklarla internet başına geçebildiğimden, şu aralar benim sorumluluğumda olan düz yazıların eklenmesi düzensiz oldu. Bugünden itibaren tekrar eski düzene geri dönüyoruz.
Hoşgörü ve anlayış için herkese teşekkür.
Sevgiler,
Diren Yardımlı
İzEdebiyat