Şiir Atölyesi
108 görüntülenme · 347 ileti
Yine adımlıyorum yalnızlıklarımı.
Umutsuz, kaldırım taşlarını sayarak.
Cılız ışıkların altında
Sesin yankılanırken
Dans edişlerimiz saklanıyor geceye
Gülümsüyorum....
Destek arıyor bedenim
Senden soğuk duvara dokunuyorum
Tek sıcak şey yüzümde bir yerlerde
Kaybediyorum kendimi grilerde.
Ve yine bekliyorum aynı taş blokta
Hiç gelmeyişlerini...
Hep gelecekmişsin gibi...
Değerli İmdat,
(umarım size bey demememi yanlış anlamazsınız, ben pek sevmem...bana Suphi veya Yakup diye hitap edebilirsiniz pekala).
Öncelikle hem teşekkür etmek istiyorum ilginize, hem de -doğrusu- şaşkın olduğumu belirtmeliyim; bu kadar önemsenecek bir şey ilettiğimden habersizdim aslında. Ama...fazla söz burada sakıncalıdır galiba...teşekkürler kısacası.
Bu arada, fırsat bulmuşken: iki gün önce siz de (matrak) bir "şiir" yazdınız; bir keresinde Mallarme birkaç yıl boyunca boş beyaz bir kağıdın en iyi şiir olduğunu söyler olmuş(muş) dostlar arasında (o efsanevi Salı akşamları toplantılarında), -sizin "şiiriniz" bana o Mallarme'nin meselesini anımsattı. Bir tek (bu sabah aklıma gelen bir şey) şu noktanın belirtilmesi gerektiğine inanıyorum: salt noktalardan oluşan bir işaret sistemi yerine, daha düzenleyici olan başka işaretlere (örneğin "x"; "-" vs.) niye başvurmadınız? (bu soruda sizin uyguladığınız "matrak"lığa yakın bir matraklık var biliyorum, ama sadece matraklık değil benim peşinde olduğum, açıklayayım): Grafik düzenlemeyle yapılan "deneysel şiir"ler vardır ya...bu bağlamda şiir (veya tüm metinler) için geçerli kılınan "dilsel örgü" tanımı belki önemli olabilir (bu arada: latincede "teggere" adlı fiil, "örmek" anlamındadır; bunun geçmiş zaman hali "tex(c)tum"dur, yani "Text" = "metin" kavramının etimolojik kaynağıdır); bu bakımdan "artilkulasyon" (salt seslendirme, ussal bir dizge olmadan salt dile geliş) ile "organisazyon" (yani ussal bir dizgeleniş) kavramları önplana çıkıyor. Fakat, bu konuya sizin (özgür, içi boş ve içeriklendirilmemiş) "şiir"iniz bağlamında yorum getirmekten, içimden geçtiyse de, yanlış anlaşılır ve kılı kırk yarmakla karıştırılır diye çekinmiştim (birazcık da o şiirin yine gizli gönderme işlevi olduğundan da kuşkulanmıştım, ama bir kere pot kırdım, ikinci kez olsun istememiştim, fakat inanın: o şiirinizi "okudum", yani üstünde epey düşündüm...ve hiç de boş ve "anlamsız" değil bence...ama dediğim gibi, onun üstünde -işaretleri organisazyon yönünde işleyerek- çalışılması gerekir kanaatimce).
Umarım, somut ve yararlı tartışma konularımız çoğalır, ve en çok da zamanımız ve özen gücümüz buna yeterli olur...
sevgiler
suyel
Ben bey-hanım hitabını kullanmam sitede beni tanıyanlar iyi bilirler bu noktamı.
O dizilmiş noktalı dizeler tahmin ettiğin gibi bir göndermeydi.Ama gizli değil açık bir göndermeydi..
O noktalar içi boş anlamsız dizilişler değil elbette içi dolu noktaları vardır ömrün onların dizilişiydi...
Yani çok şeyler yazıldı burda , çok kişi kırıldı , çok kişi sevindi vs. ben kişisel şiirlerin ve kişisel yorumların bu alanı kapsamasına tepkiliyim...
Kendin çal kendin oyna hesabı oluyor...
Yakup...
Şiirlerin yazılması gereken yerleri zaten mevcut ve yorumların alacağı düzende bize sunulmuş.Bu şiirlerin yani kişisel yapıtların gösterim merkezi değil bu.Genel bir mesaj yok ise gereksizliğin daniskasıdır...
Sadec işgal etme mantığıdır bu...
Amacım kırmak değil...
Sağlıcakla...
"Gelmeyişlerin" adlı şiir (Demet Demirhan), bir (pop) "şarkı"(sı) havasında seyrediyor. Hem dilsel hem konuyu işleme açısından böyle bir izlenim (bulgular örneklendirilebilir belki...) ne anlama geliyor, bence bunu sormak gerekir her şeyden önce. Bu soru olası şu kısmi sorulara bölünerek de ele alınabilir:
- Metni üreten kişi, "şiir" kültürü ve beğenisini nereden esinlenerek bir araya getiriyor? (yanıtları öncelemek yanlış olur, ama bir olasılık Demet Demirhan genç neslin bir ferdidir, böyle bir kuşku ister istemez uyanıyor insanda, ama büsbütün yanılgı da olabilir bu!)
- Türkiye'de şiir söyleminin dibinde bir tür "lirizm" egemen midir? "Lyra" (yunanca: saz aleti, şarkı söylerken eşlik eden çalgı) odaklı bir şiir geleneğinin doğal bir sonucu mudur ve bu bağlamda salt Didem'in (veya onun gibi düşünenlerin) değil de, ortak kültürün bir "tavrı" mıdır?
- Sözel edebiyat ile yazınsal edebiyat arasında nasıl bir denge söz konusudur bizim kültürümüzde? Bu denge, sabit mi, yoksa dinamik ve özellikle günümüzde yeni bir gelişme ivmesi göstermekte midir?
- Sözel edebiyat, daha ağırlıklı olarak "iletişimsel" kaygıdan mı beslenir? (bu bağlamda söylemin hep tekil birinci şahıstan yola çıkarak ikinci tekil şahsa yönelmesi, bu nedenle de ağırlıklı olarak "aşk" konusunun fazlasıyla ön plana çıkması, mantıklı ve yasal bir sonuç mu? Başka edebiyatlara göre, Türk edebiyatı "aşk" konusunu nedense o kadar üstte tutuyor ki, salt kişisel "aşk"tan da öte mistik ve metafiziki -kimi zaman teolojik - dinsel- bir yöne kadar gidebiliyor, örneğin Yunus Emre vb.)
- "Ozan" - "şair" kavramlarının dilimizde çoğu zaman (kanımca isabetle) eşanlamlı gibi kullanılması ne anlama geliyor, eğer ozan'ı kitle önünde "şarkı söyleyen" kimse olarak, şairi ise metin üreten kişi olarak anlamlandırırsak (bu doğru bir anlamlandırma mıdır, tam kestiremiyorum, ama sanırım, böyle bir kullanım yaygın)?
- Yeni "şarkı" düzenekleri (Pop veya "Arabesk" gibi) ne ölçüde şiir geleneği içinde yer alabilir (örneğin "aşıklar"ın "türkü"leri, pekala birer şiir-biçimsel örneklerdir, yani "şiir" yerine geçebiliyor, aynı şekilde Türk Sanat Müziği veya daha doğrusu "Türk Klasik Musikisi"nin sözel hacmi çok üst değerde "şiir" türünde tutulmuştur); Pop ve yeni Müzik türlerinde ama mesafe sanki uzamış gibi duruyor; yani: şiir ile şarkı sözü dengesi, şarkı sözleri lehine bozulmuşa benziyor (ama bu sadece bir izlenim, kanaat bile değil!).
Bu sorular (ve olası yanıtları) göz önünde tutularak bakıldığında Demet'in şiirine, belki çok daha fazla veri ve bulguya ulaşmak mümkün olur. Kanımca, Demet'in şiir söyleme gücü, yadsınmaz, ama bu gücün hangi kanalda seyrettiği konusunda sürekli ve her adım başı bir "denetimsel mekanizma" devrede olmalı, aksi takdirde en güçlü güç bölümünü/kıvamını (kanımca) yanlış yönde işleyerek zamanla "yorulacaktır". Bu yorulmayı gizleyecek bir şey de zamanla devreye girecektir muhtemelen; o da "kasıt" olacaktır (tekniksel bilinç, tekrarlama güdüsü vs.). Demet'e ulaşabilenler ona bu hassas dönemde usulca eğilerek demeli ki: en büyük güzellik benliğimizin dokusal suskunluğudur.
Ben ona bunu söylemek isterdim (fakat çok fazla maydonoz olup ön plana çıkmaktan artık ben bir hayli rahatsızım)...
Sevgiler
Suyel
Gelmeyişlerin
Yine adımlıyorum yalnızlıklarımı.
Umutsuz, kaldırım taşlarını sayarak.
Cılız ışıkların altında
Sesin yankılanırken
Dans edişlerimiz saklanıyor geceye
Gülümsüyorum....
Destek arıyor bedenim
Senden soğuk duvara dokunuyorum
Tek sıcak şey yüzümde bir yerlerde
Kaybediyorum kendimi grilerde.
Ve yine bekliyorum aynı taş blokta
Hiç gelmeyişlerini...
Hep gelecekmişsin gibi...
Yine adımlıyorum yalnızlıklarımı.
Umutsuz, kaldırım taşlarını sayarak.
Cılız ışıkların altında
Sesin yankılanırken
Dans edişlerimiz saklanıyor geceye
Gülümsüyorum....
Destek arıyor bedenim
Senden soğuk duvara dokunuyorum
Tek sıcak şey yüzümde bir yerlerde
Kaybediyorum kendimi grilerde.
Ve yine bekliyorum aynı taş blokta
Hiç gelmeyişlerini...
Hep gelecekmişsin gibi...
(Demet Demirhan)
Karşılıklı iletişimin yararına inamadığım için genel olarak (editör veya bilenlere) soruyorum: bu odada yorum yapmak yasak ise, nispeten yeni bir üye olduğum da göz önünde tutularak bana hangi yerde nasıl davranılacağı konusunda bilgi verilsin; ben şimdiye kadar bu odadaki iletişim türü ve biçimine göre davrandım; şimdiye kadar süregeldiği şekliyle yorumlar veya "değerlendirmeler" var (önceki sayfa ve tarihlere bakınız); bu uygulama anlayışı bana yol gösterici olmuştur; öbür yandan, salt kişilerin kişisel yorumları doğrultusunda ("gereksizliğin daniskası" şeklinde olduğu gibi daha da "aşırı" değerlendirmeleri dahi kabul ediyorum, daha doğrusu anlayabilirim) davranacak kadar kendimi olgu ve nesnelerin önünde görmüyorum; kısacası: kuralları bozmadığım sürece, doğru ve değerli bulduğum şekil ve yönde foruma katkımdaki anlayışımı sürdürürüm.
Sevgiler, saygılar.
suyel
Not: şimdiye kadarki sürede kendi katkımı sınamaya, forum içinde en yararlı olabileceğim noktaları bulmaya çalışıyor(d)um. Herkes gibi ben de yerimi bulurum, ondan sonra daha değerli, sınırlı, nispeten odaklı katkımı kimseden esirgemeyeceğim, sanırım, açıktır.
Böyle tartışmaların ortasında kalmak beni çok üzüyor ama birşeyler yazma ihtiyacı hissettim kısaca maydonoz olacağım ... Yazdığım şeylerin yorumlanması eleştirilmesi konusunda eksiklik hissettiğimi anlamışsınızdır. BU bence ortada .. Ben sadece yazıyorum ne kadar iyi ve ya kötü olduğu hakkında bir bilgim yok .. Ben buraya eklerken yanlış yaptığımı farkedemedim kusura bakmayın..Sadece birinin iyi veya kötü birşeyler yazmasını istedim korkarak... Birilerin özellikle anlayabilecek yazılarımı eleştirebilecek birilerinin birşeyler söylemesini istedim ...İzedebiyata'da bu yüzden kayıt yaptım ama maalesef çok sönük kaldığımdan olacak ki beklediğim yorum eleştiri gelmedi.. Eskiden olduğu gibi kendim okuyup kendim yazacağım derken forumlar çıktı karşıma buraya yazdım ..Beni tanımayanlar kelime dizgilerime ne der acaba diye .. Tek yorum Yakup beyden geldi... Üstelik berbatsın sen bırak bu işi gibi kelimelerle karşılaşağımı zannederken bana destekleyici açıdan yaklaşan bir eleştiri .. Bu açıdan yaklaştığımda Yakup Suphi Beye çok teşekkür etmem gerekiyor. İncelikle vakit ayırıp yorumlarını benden esirgemediği için...
BUndan sonrada buraya şiir eklememeye karar verdim . Ama Yakup beyden ricam vakit ayırmak isterse bana bir şekilde ulaşması... Maalesef uğraşılarıma rağmen size ulaşabilecek bir yol bulamadım .. Sitenin zaman zaman azizliğine uğruyorum... İzedebiyatta yazar sayfam mevcut...
Şimdiden teşekkürler... Ve kafa ütülediğim içinde hepinizden özür dilerim ....
Sitede kimsenin, kimseye güveni kalmadığından olmalı ki… Ama Suphi “uslu çocuğu oynamak” Bey sizin samimi eleştirileriniz yadırgandı, sanırım. Gerçi yeni olmanıza rağmen, taş çatlatırcasına iletilerinizin çokluğu ile eskilere külah attırmış olmalısınız ki, bana da eski sokak kavgalımı anımsattınız. O da çok uzun yazar, kimse yazdıklarının sonunu getirmez sayfa değiştirirdi. Ama nereden baksan ıslak bir parmak bulursun kırışmamış yapraklarda. Olsa yarına sağ veya hastalıksız çıkmaya senedimiz ki yok daha işlevsel, az alaycı tavrımızı takınır mıydık? Atilla da öldü! Can alıcı şiirlerini bıraktı ki sadece kanatlarını açmayı bekleyen kelebekler gibi renkli kitaplarda. Otuz sene sonra kütüphanelerin %79 da kapanmış olacak. Belki kalanlara girmek için kimlik soracaklar; alt mı, üst mü…
Samanlık hiç seyran olmadı ki
Kırık kaşağının sebebi ben
Hangi pamuğun içine koyduğum fasulye
Tanıdı ki beni
Değil kıyıdaki ölü yosunlar
Çatıdan akan damlalara bile dur demedi
Kiremide sarılan
Ağaç gövdesini saran masum yeşiller
Sitede kimsenin, kimseye güveni kalmadığından olmalı ki… Ama Suphi “uslu çocuğu oynamak” Bey sizin samimi eleştirileriniz yadırgandı, sanırım. Gerçi yeni olmanıza rağmen, taş çatlatırcasına iletilerinizin çokluğu ile eskilere külah attırmış olmalısınız ki, bana da eski sokak kavgalımı anımsattınız. O da çok uzun yazar, kimse yazdıklarının sonunu getirmez sayfa değiştirirdi. Ama nereden baksan ıslak bir parmak bulursun kırışmamış yapraklarda. Olsa yarına sağ veya hastalıksız çıkmaya senedimiz ki yok daha işlevsel, az alaycı tavrımızı takınır mıydık? Atilla da öldü! Can alıcı şiirlerini bıraktı ki sadece kanatlarını açmayı bekleyen kelebekler gibi renkli kitaplarda. Otuz sene sonra kütüphanelerin %79 da kapanmış olacak. Belki kalanlara girmek için kimlik soracaklar; alt mı, üst mü…
Samanlık hiç seyran olmadı ki
Kırık kaşağının sebebi ben
Hangi pamuğun içine koyduğum fasulye
Tanıdı ki beni
Değil kıyıdaki ölü yosunlar
Çatıdan akan damlalara bile dur demedi
Kiremide sarılan
Ağaç gövdesini saran masum yeşiller
Güven güvensizlik meselesi değil bu...O konuda ilk şüpheyi kendinde duy paranoyalarının haddini aştığını sende biliyorsun Nida...
"Şiir Atölyesi
Ruhlarını buluşturup ortak şiirlere imza atanlar... Bu odayı İzEdebiyat'ı ortak yaratıcılık kavramıyla tanıştıran dostlarımız için oluşturduk "
Bu üst başlığın bir açılımı var ve benim anladığım ortak kelimesi "birden fazla kişinn oluşturduğu olguya " denir...
Hal böyle iken şahsi yaratıcılığın gövde gösterisi yapılması uygun mu ?
Koskoca ŞİİR bölümü varken ve İzedebiyat ' ın en çok ziyaret edilen bölümü olmasına rağmen...Kişisel şiirlerin forumda yer alması ne kadar doğru ?
Yasak diye birşey yok YAKUP uygun olup - olmayan var...
Ortak yaratıcılık ve kişisel ( şahsi ) yaratıcılık arasında ki farkı ben mi anlamıyorum yoksa ?
Şu konuyu özellikle idrak edin ki yapılan çalışmaların karşısında değilim kesinlikle ama yerine göre uygunluğu olmalı.Şiir duracağı - durdurulacağı yeri bilmeli...
Tabii ki yazan kişi de bilmeli...
Denizsiz bir alemin ölü yosunu olmak
Giriftar flamalar surlarda
Kemanda pelikanlar var
Öleyim Beylerbeyi
Palamudu kovaladığı yalan Çingene Rıza nın
Sarıkanat kadar tutkuluyuz rakıya
Arzumuz limonata bardağından düşmüş
Dibi çay kokan ince belli keser mi bizi…
Ah ulan bir karpuz vakti yapsan çıkartmanı
Mangalın beşlik vaktinde
Senin de yağın cız etse
Salalım kürekleri denize
Dalgamız olsun
Tutkun Bir Dalga
anne varken yok gibi davranıyorsa nedir rüzgârda çiçek
aslında zordur yolda tek başına yürümek
annemi geri verin bana
sevgilimi verin sakin suların pırıltısını
ruhun nilüfer
sevgilimi verin yeşereceğim el bebek gül bebek
tüysün kayalıklarından kelebek
inceliğiyle buradayım ne duruyorsunuz verin sevgilimi
bütün kırıklarım bir anda silinecek
güneşim doğuşunu görmeyeli yıllar oldu sağım solum sis
mırıldanırsan içinden bir başkadır kar sadece sana yağar
kırılmamış bir el bulabilir misin şu göğe ne renk katabilirsin
sevgilimi derleyin hayatıma ucuza kaçmadan
tutunacak dalı kendinde yeşerttiysen derinliğini evi bilir
asalet sonra şiir
sevgili…
zer’e düştüm ela
küreklerini usul usul çek zaman ve gün benim günüm olsun
sabrıyla ahım şahım dallanıyorum kıyıda
küreklerini usul usul çek zaman saçaklarında kuş çığlıkları
vahşiliğiyle oyuyorum rüzgârı ne deli yürek bilyeleri
zer’e düştüm ela
oysa sevmek noksansız bir beladır bazen
uyurum dip notlarında ıslığı uzay
aslında döne öle büyür insan küreklerini usul usul çek zaman
en çok neyi sever çelişki diyorum bir girdaptır sevmek
duramazsın
tutkun bir dalgayı örmedir sarılırsın
tatlı niyetin onarır acılarını
küreklerini usul usul çek zaman ve gün benim günüm olsun