"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
İzEdebiyat
Açık Büfe
İyiGünler. Daha önce yazdığım yazıların 5 gün sonra çıkması fakat "son eklenen düzyazılar" kısmında görünmediğini söylemiştim. İlgililere mail attım bu konuda. Cevap gelmemişti tabii. O yüzden buraya yazıyorum; bu sitede çok fazla hatalar mı var; bana mı öyle geliyor? Diğer yazanlara soruyorum yazılarınız 5 gün sonra mı yayınlanıyor acaba? Ben bu duruma son derece sinirlenmiş vaziyetteyim. Emir Düzel
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Sayın Güney(Yaşar)'ın haber üzerine yaptığı küçük alıntı, "aklın yolu birdir" sözünü anımsattı bana... Teşekkürler, Sayın Güney... Saygılarımla... Orkun
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Konya, kütüphanelerdeki kitap varlığı açısından 474.770 kitapla ülke genelinde üçüncü sırada yer alırken, 721.410 okur sayısı ile, okur açısından ülke genelinde ilk sırayı almıştır. Buradan hareketle Konya'da bir kitap, 1,52 okur tarafından okunmuştur. Buna karşılık İstanbul, kütüphanelerindeki kitap sayısı bakımından 1.076.131 adet kitap ile ilk sırada yer almasına rağmen, kitap okurları açısından ilk üçe girememiştir. Okur sayısı açısından üçüncü sırada yer alan Denizli'nin rakamlarının İstanbul için bile geçerli olduğunu varsaysak bile, İstanbul'da bir kitabın, 0,51 kişi tarafından okunduğu sonucuna ulaşabiliriz. Burada, Gaziantep'in ve Denizli'nin kitap varlığı açısından konumları da merakımı çekti. Çünkü kitap varlığı açısından ilk üç sırada yer almamalarına rağmen, okur sayısı tarafından ilk üçte yer almaları hayli ilginçtir. Muhtemelen bu illerde kitap başına okunma oranı Konya'dakinden de yüksektir. Görüldüğü üzere, istatistiki bir veriyi ne için kullandığınız çok önemli. Kütüphanelerin ziyaret adetleri mi önemlidir, kütüphanelerdeki kitaopların okunma devir hızı mı önemlidir? Aslında tamamı eksik bilgilerle dolu olan bu haberden çıkarılacak tek sonuç, kütüphane müdürünün son paragrafta söyledikleridir, diye düşünüyorum... Saygılarımla... Orkun
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Tartışması yapılan yazıdan alıntı: “Okuyuculardan okudukları romanları, başkalarının faydalanması için kütüphaneye getirmesini istiyoruz” Saygılar.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Kitap okumada lider Konya! Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca hazırlanan istatistiklerde, Konya, geçen yıl kütüphanelerden kitap okuma sıralamasında 721 bin 410 okuyucusuyla birinci sırada yer alıyor. Konya AA 14 Nisan 2005 — Konya İl Halk Kütüphanesi Müdürü Kasım Akçay, Bakanlık tarafından bağlı kütüphaneler üzerinde istatistiki çalışma yapıldığını söyledi. Geçen yılı içeren çalışmaya göre, en fazla kitabın bulunduğu ilin 1 milyon 76 bin 131 adetle İstanbul olduğunu belirten Akçay, 750 bin 182 ile Ankara’nın ikinci, 474 bin 770 adetle de Konya’nın üçüncü sırada yer aldığını bildirdi. Okuyucu sıralamasında ise liderlik Konya’nın. Konya’nın okuyucu sıralamasında lider olduğunu ifade eden Müdürü Kasım Akçay, “Konya’da, geçen yıl 721 bin 410 okuyucu kütüphaneye geldi. Konya’yı 659 bin okuyucusuyla Gaziantep, 553 bin okuyucusuyla da Denizli izledi. Üye sayısı açısından bakıldığında 14 bin 162 üyesi bulunan Ankara birinci olurken, 13 bin 974’le Adana ikinci, 13 bin 180 üyeyle de Denizli üçüncü oldu. Ödünç kitap alan okuyucu sıralamasında ise 164 bin 278 ile Aydın birinci, 153 bin 529 ile Konya ikinci, 143 binle İstanbul üçüncü oldu” diye kaydetti. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde çok sayıda kütüphane bulunduğunu vurgulayan Akçay, “Bu illerdeki okul kütüphaneleri bile çok gelişmiş durumda. Konya’da ise kütüphane sayısı fazla değil. Özellikle öğrenciler araştırma için kütüphaneye geliyor. Yaz-kış her dönemde kütüphanemiz dolu oluyor” dedi. Akçay, kütüphane olarak son çıkan roman ve hikaye türü kitaplar konusunda eksiklerinin bulunduğunu belirterek, “Okuyuculardan okudukları romanları, başkalarının faydalanması için kütüphaneye getirmesini istiyoruz” diye konuştu. ------------------------------------------------------- Yukarıdaki haber, Sayın M.Doğan'ın "İzmir Okumuyor" yorumunu çıkardığı haberin tamamıdır. Bu haberden, diğer olurların ne tür bir yorum çıkaracağını açıkçası merak ediyorum.... Saygılarımla Orkun
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Nihayet yaz tatili gelmişti.''İlkokulu bitirdin ,büyüdün artık !''diyorlardı.Hoşuna gidiyordu gitmesine de ,neden bazen de ''Sen daha küçüksün !..'' deniyor ,bunu anlayamıyordu.Şaşırıyordu.Kimi zaman büyük,kimi zaman küçük mü görünüyordu?Giydiklerinden olabilirmiydi?Ya da söylediklerinden?Bu farkı anlamak için ablasını inceliyor,onun gibi davranmaya çalışıyordu.Çünkü o her zaman büyüktü.Ona hiç,''Sen daha küçüksün'' denmemişti.Aralarında iki yaş vardı.Boylarıda aynıydı.Hatta o etekte giymezdi.Ona kalsa bu dar ve dizaltı eteklerle kendisi büyük görünüyordu.Yapısı da yaşına göre iriceydi.Hem kimi zaman ilk kez yanyana görenler ,''Hanginiz büyük?Sen büyüksün değil mi bakayım!'' diye kahkahalar atarak okşamıyorlarmıydı başını..Sevinmelimiydi ,üzülmelimiydi bunu da kestiremiyordu.Kendisine bıraksalarda birini seçse ne kadar rahat edecekti. Pencerenin önünde ,bahçe kapısından girecek olan babasını beklerlerken nefesinden buğulanmış cama ,işaret parmağıyla ,rastgele çizgiler yaptı.Televizyonun yanında ,elişi yapan annesi,başını hareket ettirmeden ,gözleriniönünde ki işinden ayırıp ,kendisine dikerek:''Koskoca kız oldun ,yapmasana böyle şeyler.!''dedi. İşte yine büyümüştü,düşündü...İstemedikleri bir şey yaptığında büyük görünüyordu.Çabuk büyümek istiyorsa ,hep istenmeyen hareketler mi yapmalıydı?Yine karar veremedi.Derken dışarının karanlığında babasının gelişini gördü.Pencerenin önündenkalkıp kapıya koştu.Getirmişmiydi?Babası eve geldiğinde ,mutlaka eli kolu dolu gelirdi.Getirdiklerinin arasında onun seveceği bir şey olurdu çoğunlukla..Canının çektiği bir yiyecek mesela.Sıcaklığını kaybetmemiş çerezlere ne çok sevinirdi.Oturup ailecek yerlerdi,televizyonun karşısında.Ama bu kez beklenen ,yemeyi arzuladığı bir şey değildi.Söz vermişti çok önceden. ''Siparişi verdim arkadaşa !Karnelerinizi alın hazır olacak .''diyordu,her akşam. ''Kıymetini bileceksiniz ama!Oraya buraya atmak yok!'' der ,nasıl kullanacaklarını anlatırdı uzun uzun.Okulda arkadaşı Gülbahar ın kolunda da vardı.Öğretmen ,teneffüs ziline ne kadar kaldığını ona sorar,büyük bir itinayla önlüğünün kolunu sıyırır ,söylerken de etrafına bakardı sırıtarak.Babam ,okul kapanmadan ,bir kaç gün önce alsaydı keşke diye düşündü. Tam bu sırada babası girdi içeri.İki elinde meyve ,sebze poşetleri vardı.Yorgun görünmüyordu bugün.Yorulduğunda gülmezdi hiç.Gülümseyerek; ''Eee! Nasıl karneler ,kırık ,çıkık yok değil mi ?'' dedi poşetleri yere bırakıp,başını okşarken. ''Yok yok baba! Sen bize verdiğin sözü unutmadın değil mi ?'' diye sordu merakla. '' Ne sözü vermişim ben?''diye göz kırptı hafiften.Biliyordu,getirmişti,anlardı neyi nasıl söylediğini. ''Gelin bakalım'' dedi koltuğa otururken.Ablasıyla yanyana durmuşlar,babasının her hareketini izliyorlardı.Derin bir nefes alarak elini cebinden çıkarmasını beklediler.İki kutu çıkartmıştı.Birini ablasına ,diğerinide kendisine verdi.Verirken de ''Sen daha küçüksün!'' dedi babası yine.Her zaman ki gibi anlamadı.Elinde ki kutuyu açarken arasıra ablasının açacağı kutuya da bakıyordu belli etmeden.Açtılar telaşla.Beklediği saate kavuşmuştu.İlk kez bir saat takacaktı takmasına ama...! Ablasına verilen ,dikdörtgen ve daha gösterişli ;kendisininkisi ise yuvarlak çok sadeydi.Bir an sevinci gölgelendi.Ablasının koluna geçirdiği,sınıfta ki Gülbahar'ın ki gibi dikdörtgen ve daha cafcaflıydı.Bir onun koluna ,bir kendi koluna baktı.Onu istiyorum diyemedi.Saati olması onu mutlu etmeliydi ama mutlu değildi işte.Hissettikleri yüzünden anlaşılacak diye koluna taktığı saati inceler gibi eğdiği başını önünden kaldıramıyordu.Öylece kalakalmıştı.Saatin üzerine düşen damlaları diğer eliyle sildi...
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
azıcık okuyan herkes bilir ki kütüphane sayısının ve kütüphanelerde yararlanma istatistiklerinin kitap okuma oranıyla "nerdeyse" hiç ilgisi yoktur. illede bu konu tartışılacaksa illere göre kitap satış rakamları kullanılabilir. ki bu da çok anlamlı değildir. neden? çünkü toplamda hangi kitapların çok sattığına bakmak gerekir. şimdi bazı çok satan kitap isimleri vererek yeni ve saçma bir tartışma başlatmak istemiyorum. ancak son günlerin popüler kitabı "kavgam"ı okuyanları okur olarak sayacak mıyız diye sorabiliriz sanırım! ayrıca.; diyelimki bilmem ne ili çok okuyor, başka bir ilde az okuyor. bu bilgiden yola çıkarak nereye varacağız? bu istatistiki verilerin kime ne faydası olacak. kaldı ki bu konularda gerçekçi ve güvenilir bir istatistik yapıldığını duymadım, okumadım ve itimal de vermiyorum. son olarak: ben bir çeşit bilomanım. sahip olmadığım kitabı okuyamıyorum. yani okuduğum kitaplar kişisel küytüphanemden ibaret. bu tartışmaya göreben okur değil miyim? kütüphaneye en son lisede yıllık ödev yapmak için gitmiştim. galiba. sanırım.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Türkiye’nin en "kapalı" zihniyete sahip şehirlerinden biri olmakla ifadesi ile en kapalı şehri ifadesi arasında fark vardır. Lütfen yazdıklarımı değiştirmeden yorumlayınız. En kapalı şehri dersem net bir tavırla "evet Konya Türkiye'nin en kapalı zihniyete sahip TEK şehridir" demiş olurum. Bu yanlış olur. Çünkü tek demedim, çoğul ifadesi kullandım. Bunu kullanırken, yanılmıyorsam yıllardır bu ülkede yaşıyorum ve haberlere tanık oluyorum. Benim zihnimde kalanlar; Atatürk'ün tarihte yabancı elçiler yanında iken Konya'da müftü ve hocalar tarafından küçük düşürülmesi olayı, üniversiteli bayan öğrencilere yapılan şırıngalı vs. saldırılar, kılık ve kıyafetlerine karışılması (açık bayanlar), islami terör örgütü tarafından işlenen cinayetlere ait toplu mezarların bulunması, Türkiye'de en fazla geneleve sahip şehir diye de kalmış aklımda, bir de herkesin bildiği ve sanırım her yerde söylemediği şeyler bunlar. ----------- Ege milliyetçiliği yapılmamıştır. Ege Bölgesi ve insanlarından bahsedilmiş ve okuma oranının yüksek olduğu vurgulanmıştır. 98 yılına ait DİE verileri paylaşılmıştır ve İzmir'in kütüphane sayısı, kitap ve okuyucu sayısı açısından dikkate değer bir yerde olduğu, ilgili gazete haberinde Konya'nın ön plana çıkarıldığı ve İzmir'e değinilmediği konusu üzerinde hassasiyetle durulmuştur. Syg. Naile.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Sn M. Doğan, Forum genelinde sonradan içine dalıp, bir kaç kişinin mesajına istinaden, şahsıma koyduğunuz tavır, kişiliğimle ilgili olarak geliştirdiğiniz ve büyük bir iştahla büyüttüğünüz önyargı ve subjektif yaklaşımınız karşısında sadece şaşırıyorum.Ben yazdıkça devam edeceğini bildiğim halde... Anlamsız. Konuların kişiselleştirilmesi anlamsız. ------- "Bir çelişkiniz dikkatimi çekti... Hangi tarafı savunduğunuzu anlayamadım" -Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla... "Çok afedersiniz ama siz kimsiniz de böyle yargılayabiliyorsunuz insanları?" -Estağfurullah. Ben Naile Duman Yaşar. Türk toplumunda birey olarak haklarıyla yaşama savaşı veren biriyim o kadar.Kimseyi yargılamıyorum, kendimin içinde yaşadığı toplumu sorguluyorum. "İnsanlar birbirlerine saygı duymuyor ama sizin gibi düşünmeyenlere karşı pek hoşgörü yoksunusunuz. Hem siz kendinizi 'Anadolu' insanı olarak mı görüyorsunuz da 'batılı' olmak isteyenleri eleştiriyorsunuz? Yoksa siz 'gerçek' batılısınız da onlar sizi mi taklit ediyorlar?" -Ben görüşlere saygılıyım. Sadece yüz yıllardır savunulan, toplumca da yanlış olduğu bilinen ama ısrarla vazgeçilmeyen görüşlere saygı duymuyorum o kadar. Yani bize bugüne kadar hiç bir katkısı olamamış zarardan başka, görüşler...Herkesin düşündüğünü düşünmek zorunda değilim, herkes de benim gibi düşünmek zorunda değil. Ancak bu kişiliğime her fırsat bulunduğunda saldırma hakkını vermiyor insalara. Her ikisi de. Anadolu ve batının karışımı... Genel ve bilinen bir görüştü, Osmanlı'dan günümüze kadar gelmiş bir batı taklitçiliği, benimle alakası yok... "Ama şu yurdu küçümseme, memleketi hor görme, sızlanma, hayıflanma... asıl bunlar yüzünden yerimizde sayıyoruz. Ki ben yerimizde saydığımızı da düşünmüyorum, sızlanmaktan daha yaratıcı şeyler yapanlar da var çok şükür." -Küçümsediğimi, hor gördüğümü, sızlandığımı ya da hayıflandığımı , yaratıcı şeyler yapmadığımı yazdıklarımdan pat diye çıkarmanız, sizin insanlara ne kadar hoşgörülü, ne kadar objektif yaklaştığınız konusunda fikir vermeye yeterli. "Madem aydın olan sizsiniz, cahil olan onlar... Değil mi?" -Ben böyle bir iddia ortaya atmadım. Siz böyle bir kanıya varmışsınız. Her zaman yaptığınız gibi yine tanımadan yorumladığınız kişiliğime ufak bir gönderme...Dikkate almıyorum. Okuyucuların da dikkate almayacak kadar aydın olduklarını düşünüyorum, ne düşünmesi biliyorum. Müsadenizle... NOT: Tanımadan insanların kişiliklerini rencide etmenin yanlış bir yaklaşım, tavır olduğunu hatırlatırım. Syg. Naile.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Bir çelişkiniz dikkatimi çekti... Hangi tarafı savunduğunuzu anlayamadım. Batı imitasyonlarından bahsettiniz, ama hemen önünde "Yani okumuş ve aydın kesim olarak tabir edersek, çekirdek aile (min. iki çocuk) yapısı artık kendini çok çocuklu ailelerin gölgesinde bırakıyor. Bu da genel olarak o ilin ya da o ülkenin kültür, eğitim düzeyine etki ediyor. " gibi bir ifade kullandınız. Çekirdek ailenin tam olarak "imite"(?!) ettiğimiz Batı'nın bir yapısı olduğunu da biliyor muydunuz? Bırakın kalabalık ailelerde yaşayalım, Batılılar gibi 'çekirdek' aileleri (ki hangisi doğal olanı, siz karar verin) göğe çıkarmayalım. [[I]]"Bu yüzden olduğumuz yerde sayıyoruz, sayacağız...Zihniyet meselesi...Türkiye bir takım tabuları kıramamış, hala anlamsız değerler döngüsü içine sıkışıp kalmış, batı imitasyonculuğundan kendini alamayan insanlar silsilesi"[[/I]] Çok afedersiniz ama siz kimsiniz de böyle yargılayabiliyorsunuz insanları? İnsanlar birbirlerine saygı duymuyor ama sizin gibi düşünmeyenlere karşı pek hoşgörü yoksunusunuz. Hem siz kendinizi 'Anadolu' insanı olarak mı görüyorsunuz da 'batılı' olmak isteyenleri eleştiriyorsunuz? Yoksa siz 'gerçek' batılısınız da onlar sizi mi taklit ediyorlar? Naile hanım, zahmet edip uzun uzun yazmışsınız. Elinize sağlık. Ama şu yurdu küçümseme, memleketi hor görme, sızlanma, hayıflanma... asıl bunlar yüzünden yerimizde sayıyoruz. Ki ben yerimizde saydığımızı da düşünmüyorum, sızlanmaktan daha yaratıcı şeyler yapanlar da var çok şükür. Orkun Levent'in görüşlerine katılmamakla birlikte, insanına duyduğu sevgi ve güvenle ona saygı duydum. Dayanamadığım şey ise mızmızlanmadır. Bırakın isteyen istediği gibi yaşasın; çekirdek aile, kök aile, köy ailesi... Önce siz "hor gördüklerinize" saygı göstereceksiniz, onları iğnelemeyeceksiniz, 'kibarca' aşağılamayacaksınız ki onlar da size saygı gösterecekler. Madem aydın olan sizsiniz, cahil olan onlar... Değil mi?
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Tuhafıma gitti, nedir bu Ege'cilik? Yurdun her köşesi farklı, Egeliler olarak Anadolu'yu aşağı görme hakkını nasıl buldunuz kendinizde? Ege'nin kültürel zenginliğini, temiz sokaklarını ve yeşil parklarını kimse inkâr etmiyor. Bunlara eşlik eden düşük kütüphane ziyaretidir tartışılması gereken. Karşıma geçip Ege savunuculuğu yaparak bir yere varamayız. Başımızdaki belalar yetmiyormuş gibi şimdi de bölgecilik akımları mı doğurduk kendi içimizde?
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Konya'nın Türkiye'nin en "kapalı" zihniyete sahip şehri olduğunu nereden biliyorsunuz? Nedir bu şehirleri topyekün yargılama merakı? Ben basit bir istatistik gerçeğinden bahsettim, önce Ankara'da parklarda çiş yapan, sonra da Konya'nın zilniyeti üzerine çiş yapan yorumlar geldi. Naile hanım, çok merak ettim. Konya'yı gittiniz gördünüz mü? Şehrin kültürel zenginliği ve birikimi, ülkenin hiçbir yerinde bulamayacağınız hoş görü "zihniyetin" gördünüz mü? Zaten şehrin okuma ve eğitim oranları bu görüşünüzü çürütmeye yetmiyor mu? Saygılarımla M. Doğan
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Bir takım istatistiki veriler: DİE 1998 Kütüphane verilerine göre, Türkiye'de toplam halk kütüphanesi sayısı 1.185. Bu kütüphanelerdeki toplam kitap sayısı 11.704.920, okuyucu sayısı ise yine Türkiye genelinde 20.318.223. Bölge ve iller açısından bakıldığında ise; İç Anadolu Bölgesi 312 kütüphane, 2.753.863 kitap ve 4.048.577 okuyucuya sahip. Bu rakamların Ankara ili dağılımı ise; 41 kütüphane, 684.403 kitap ve 551.079 okuyucu. Konya ili 52 kütüphane, 412.890 kitap ve 650.164 okuyucu. Ege Bölgesi 193 kütüphane, 1.833.400 kitap ve 3.467.555 okuyucuya sahip. Bu rakamların İzmir ili dağılımı ise; 43 kütüphane, 641.783 kitap ve 761.602 okuyucu. Marmara Bölgesi 158 kütüphane, 2.525.053 kitap ve 2.327.870 okuyucuya sahip. Bu rakamların İstanbul ili dağılımı ise; 45 kütüphane, 1.262.889 kitap ve 431.591 okuyucu. Rakamlar 1998 yılına ait. Ancak fikir edinilmesi açısından yeterli diye düşünüyorum. Ege'li, olarak görüş ve değerlendirmenize katılıyorum. İzmir'li değilim ancak genel olarak Ege Bölgesi'nde okuma-yazma oranının %90'ların üstünde olduğunu kabul etmek gerekir. Yıllarca İzmir, Aydın illeri genç nüfus açısından da kayda değer başarılar elde etmiştir. (ÖYS/ÖSS sınavında dereceye giren öğrenciler açısından Türkiye il sıralamasında üst basamaklardaydılar). Fikirlerinizi desteklediğimi belirtmek isterim. Özellikle çocukların eğitimleri konusu. Bir takım aktivitelere yönlendirilmeleri vs. dediğiniz gibidir. Ege Bölgesi son yıllarda kırsaldan yoğun göç almaya başlamıştır. Özellikle İzmir ili son gittiğimde bana İstanbul'un gecekondu yapısallaşmasını anımsattı. Netice olarak, nüfus göçle birlikte artmakta, eğitim düzeyi düşmekte, kırsaldan gelen kültür karmaşası nüfus kalabalığı nedeniyle geneli de yozlaştırmakta. Yani okumuş ve aydın kesim olarak tabir edersek, çekirdek aile (min. iki çocuk) yapısı artık kendini çok çocuklu ailelerin gölgesinde bırakıyor. Bu da genel olarak o ilin ya da o ülkenin kültür, eğitim düzeyine etki ediyor. Belli bir süre sonra da iyileri görmüyor, çoğunluğa bakıp değerlendirmeler yapıyoruz. Farklı fikirlere, görüşlere olan görgüsüzlüğümüze kadar yansıyor bu durum. Neden? Çünkü diğerleri toplumun aynası. Bu yüzden olduğumuz yerde sayıyoruz, sayacağız...Zihniyet meselesi...Türkiye bir takım tabuları kıramamış, hala anlamsız değerler döngüsü içine sıkışıp kalmış, batı imitasyonculuğundan kendini alamayan insanlar silsilesi. Kendimizi, "renkli havai fişekler" yerine koyup, hava da patladıktan sonra, insanların bizi hayranlıkla izlemelerine olan düşkünlüğümüz yüzünden, inkarcılıktan alıkoyamıyoruz. Toplumun farklılıkları kabul etmesi adına verilen mücadele bir süre sonra üzerine leke çalmaya uğraşan insanların elinde oyuncak oluyor. Kısacası İzmir, Aydın...hiç fark etmiyor. Doğup büyüdüğünüz yerlerden koptuktan sonra aldığınız şeyleri insanlarla paylaşmaya çalışıyorsunuz ancak onlar her şeyi her zaman sizden iyi bildikleri için mümkün olamıyor. Bu zihniyet doğal olarak İzmir'in ilericiliğini kabul etmeyecektir. İzmir'lilerin çok okuduklarını, eğitimli olduklarını, aydın olduklarını da... Ankara'dan bir örnek vermişsiniz. Ben de Ocak ayı içinde Ankara'da idim ve İstanbul'la karşılaştırdım. Verdiğiniz örnek İstanbul'da tanık olacaklarınız yanında hiç kalacak emin olabilirsiniz. Ben Ankara'yı daha resmi, daha düzeyli, daha sakin bulurum hep. İnsanların arasında bir mesafe ama kaliteli bir mesafe var diye düşünürüm. Haber Konya iline yönelik. Konya ilinin olduğu kitap sayısının % olarak çok olmasını açıkçası önemsemedim. Bu çoğunluk içinde bilim, sanat, kültür, ekonomi vs. türünde kitapların sayıları verilmeliydi daha objektif yaklaşılabilmesi için. Sonuç olarak, her ne kadar önyargı da olsa sanırım Konya Halk Kütüphanesi’nin kitaplarının çoğunu dini kitaplar teşkil ediyordur. Belki de etmiyordur. Aslında garip bir çelişki. Türkiye’nin en "kapalı" zihniyete sahip şehirlerinden biri olmakla, en fazla kitap ve okuyucu sıralamasında üst sıralarda yer almak arasında nasıl bir bağlantı var anlamış değilim. Her neyse…Ankara güzel şehir, düzeyli…İzmir sıcak ve neşeli…İstanbul kalabalık ama gizemli… Saygılar. Naile.
?
Öneriler
Kitap Dünyası
acemi eğitimi-can kozanoğlu okuyorum ve çok gülüyorum. tavsiye etmek boynumun borcu. özellikle sevişme felsefeleri ve can'ın dayısının maceraları koparan cinsten. gizli bir hüzünle beraber...
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
[[I]]Öncelikle, yapılmasını önerdiğim anket konusunda söyledikleriniz hayli ilginç. Öğrencilere "bu güne kadar kaç tane kitap okudun?" diye sorulmasını önerdiğimde, "ayda üç kitap okurum, ama biri sorduğunda beş kitap okurum" diye yanıt veririm diyorsunuz. Neden böyle bir yanıta gereksinim duyuyorsunuz? [[/I]] Nedense hemen üzerine gideceğiniz savın bu olacağını biliyordum. Yaklaşımınızı şüpheli buldum çünkü savlarım değil, verdiğim ufak bir örnekle beni sıkıştırmaya kalkıştınız. Bunu yapacağınızı bile bile kendimden örnek vereyim dedim, çünkü dürüst olmamızı beklemeniz elbette hakkınız olsa da düşündüğünüz gibi bütün sistem güven ve dürüstlük üzerine kurulsaydı seçimlerde parmağımızdaki mürekkebe de ihtiyaç duymazdık, bu forumlara da şifremizle giriş yapmazdık. Nesnel bir takım sonuçlara varakcaksanız (ki bunlar kişisel görüşler değil ama pozitif istatistik bilgileriyse) insanların 'görüş'lerini değil, 'eylem'lerini, 'cüzdan'larını dikkate alırsınız. Varmak istediğim nokta buydu, benim 3 okuyup 5 demem konuya girmem için bir vesileydi sadece, lâkin bunun doğruluğu da tartışılır çünkü ben ne ayda 3 kitap okuyorum, ne 5 diyorum. Zırt pırt bana ayda kaç kitap okuyorsun diye soran da yok. "Beyan esastır, soru soruyorsak cevabına da güvenmemiz gerekir" diyorsanız. Haklısını, zaten sorun böyle bir konuda işin soru-cevapla yürümeyecek olmasıdır. Kimse cahil olduğunun reklamını yapmak istemez. [[I]]Üç ay önce kurulmuş bir parti, hangi ülkede ilk girdiği seçimde tek başına iktidar olur? Sanırım, "okuyan bir topluma sahip bir ülkede" demezsiniz!..[[/I]] Neden-sonuç ilişkisini kuramadım. Yine de belirtmeliyim üç ay önce kurulmuş partilerin iktidara gelmesi dünya politikasında sık rastlanan bir hadisedir. AKP bunun ne ilk ne son örneği olacaktır. Ne var ki bundan "halkın kültürsüzlüğü" gibi bir sonuç çıkaramazsınız. 2055 lafını da söz oyunu ve jest karışımı bir ayar düzeltmesi olarak kabul ediyorum. Hepsinin sonunda, tartışmayı bir adım ileri götürdünüz, evet; ama az önce ileri sürdüğünüz savların hiçbirine getirdiğim karşı-savlara bir cevap vermeden yaptınız bunu. Size sunduğum kişisel tutumumum dışında verdiğim örneklerden hiçbirine elle tutulur bir karşılık vermediniz. Bundan söylediklerimi haklı bulduğunuzu mu çıkarmalıyım? [[I]]"Ankara'nın göbeğinde, caddenin ortasındaki çalılıkların dibine çişini yapan insanlar gördüm ben, daha geçen hafta. Bunu İzmir'de görebileceğimi sanmıyorum. Çünkü, bu bir kültürdür. Ve maalesef ülkemizin büyük bir kesimi halen tuvalet kültüründen yoksundur."[[/I]] Ben de Fransa'da, Fransız gençlerinin bira şişelerini etrafa fırlattığını gördüm. Ya da metroda güpegündüz bir kadına tecavüz edildiğini duydum. Ondan önce Hollandalı bir ruh hastasının Türk evlerini kundakladıklarını duydum. Amerikan polisi Los Angeles'da bir zenciyi öldüresiye dövdü. Haliç'in birkaç yıl öncesine kadar leş koktuğunu duydum. Trabzonlular topluca linç etmeye kalkıştı, Çanakkaleliler de onlardan aşağı kalmadılar. Kopenhag'da uyuşturucu bağımlıları hava alanında yürüme bandına kustular. Geçen gün ise eşeğin teki çöplerini benim kapımın önüne döktü. İşte böyle bütün bu şehirler, ülkeler. İzmirli olmak varmış! Ama düşündüm de onlar da yıllar boyu leş gibi kokan bir koyun etrafında yaşamaya razı oldular. İstanbullular gibi. Şimdi haklı olarak sorun bana... Bütün bunların kütüphanelerle ilgisi ne? Saygılarımla, M. Doğan
Başa Dön