İlham denen şey her yazana gelseydi, ortalık Dostoyevski, den Tolstoy, dan, Cervantes, den geçilmezdi, bana kalırsa...
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
?
Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
Amerikallı bir yazardan okumuştum..Yanlış hatırlamıyorsam William Saroyan, yazmıştı.."Öykü ve roman bir boks maçı gibidir..Öykü nakavt ile roman sayı ile biten maçtır", demişti..
Zaten yazılan bir eser yaşanan günleri aynı şekilde yansıtıyorsa, kolay anlaşılıyorsa, geleceğe de bir şey kalmaz..Ahmet Hamdi Tanpınar önemli bir makalesinde Modern Türk Edebiyatı bir medeniyet krizi ile başlar diyor.Türl romancısı batı ve doğu insanı arasında bir yabancılaşmaya doğru sürüklenir..İnsanı tanımayınca meselelere, buhranlara , hayal ve hasretlere aşka ve tarzına da yabancı kalır diyor...Ne yazık ki bizim bütün romancılarımız, yazarlarımız insanımızı tanıyamadı...Köylü ya da Şark kurnazı felsefesiyle hayat süren bir toplumu-- Memuruyla, işçisi, köylüsü,askeri,suçlusu, zengini, fakiriyle-- insanımızı iyi tanıyamadılar...Aziz Nesin bunların arasında belki bir istisnadır..Yaşar Kemal, İnce Memedi yazdığına bin pişman olmuşsa eh iyice bir düşünmek lazım....
Bir dünya, bir sahne, bir yaşam yarattıkları için olsa gerek en üst seviyedir...
Çok teşekkürler.Bu tip programlar yazmayı teşvik edici olabilir.
PageFour diye bir program var. Yukarıda bahsettiğim programla temelde aynı mantık ile tasarlanmış. Adresi,
http://www.softwareforwriting.com/pagefour.html
Wİndows için de bildiğiniz programlar var mı?
Gerçekten de korku filmi gibiymiş.Neyse ki cinius yayınları gibi amatör yazarların yanında yer alabilecek bir yayınevi var :) Aksi halde bu ülkede bi yirmi yıl sonra yeni yazarları göremeyeceğiz.Şimdi bile o kadar yok zaten.Yayınevleri genelde yurtdışında çok rağbet görmüş kitapları çevirip piyasaya sürüyor.Akıllıca ama vicdansızca aynı zamanda....
Yazar bir vatandaştır, siyasi ve sosyal önemi olan meseleler üzerinde fikirlerini açıklamış ve devrinin davalarında rol almıştır..Diyorlar....Sanırım bu nedenler yazar için yazmayı ifade ediyor...
Evet dil konusu çok önemli. Özellikle yazı dilinde seçici olmalıyız. Yeni Türkçe sözcükler kullanılmalı ve Nietzsche nasıl Alman dilini yetkinleştirmeye çalıştıysa, Türk aydın ve yazarlarının da bilinçli bir şekilde Türk dilini yetkinleştirmeye çalışmaları gerekmektedir.
Ama nedense şimdilerdeki postmodern moda Osmanlıcaya doğru kayma eğilimi gösteriyor. Buna direnmeliyiz.
Kuşkusuz hatalar ve yanlışlar olacaktır. Ama gösterilen özen ve titiz çabalarla bunun üstesinden rahatlıkla gelinebilir.
Yazı yönetimini ya da yazı eklemeyi word formatında yapma olanağınız yok mu? Daha kolay olur diye düşünüyorum. İz edebiyat bu bakımdan en "zorlu" site... :))
Editörü güncelleyeceğiz. Diğer sorunların hepsi giderilmiş olmalı aslında. Sorunun ne olduğunu bildirirseniz, doğrudan ilgilenme şansımız olur.
Yazıyorum, o halde, varım. Yazıyorum, o halde, yok olacağım.Yazıyorum, çünkü içimde kara bir boşluk var: Bu, kara, yağlı, içi boş bir ur sanki. Bu boşluk bir türlü dolmuyor, hep büyüyor. Bu, dev bir açı ortayının, açı kenarlarından gittikçe uzaklaşmasına, veya, Tolstoyun Savaş ve Barış da betimlediği gibi, Napolyon'un, 1812 yılında, kaçan Rus ordusunun peşinde Moskovaya doğru ilerlerken, önünde gittikçe açılan, genişleyen, yayılan; sonunda denetlenmesi tamamen olanaksız hale gelen doğu cephesini andırıyor.
Yazıyorum, çünkü korkuyorum; geçen zaman, semtlerin değişmesi, sokaktan gelen gümbürtü ve ayaktakımının uğrun uğrun gelen egemenliği beni korkutuyor; çünkü geriye baktığımda, anıların bütün nirengi noktaları yıkılmış ve ayakta kalan tek bir anıt yok!
Yazıyorum, çünkü ülkemin ve dünyanın tamamen yanlış bir yola doğru sürüklendiğini görüyorum: barış, sevgi, insan hakları, çevrecilik, Birleşmiş Milletler, küreselleşme, bilim, teknik, sistemler, her şey yanlış, yalan, sahte ve göz boyaması: İnsanlık kendi öz yokoluşunun son savaşına doğru hızla ilerliyor.
Yazıyorum, çünkü medya, basın, gazeteler, dergiler, FM ve televizyon yayınları beni korkutuyor ve tiksindiriyor.
Yazıyorum, çünkü, sessizlik olsun istemiyorum. Barış olsun istemiyorum. Savaştır yazmak. Şiirdir zamanı yavaşlatan. "Çernozyum" dur şiir.
Yazıyorum ve görüyorum ki, uçsuz bucaksız esintilere açık yüreğimin yelkeni, çelişkiler ve tutarsızlıklar rüzgarlarında, sulardan sulara sürüklüyor gönlümü. (Havanın Fen Noktası, 1999)
Sn Diren Yardımlı,
Nihayet uzun yıllar sonra bir iz edebiyat yöneticisine ulaşma olanağım oldu. Teşekkürler ve başarılarınızın devamını dilerim. Burada dile getirilen sorunların bir kısmı halen devam ediyor sanırım. Siteye giriş çıkışlar daha "comprehensible" bir hale getiribilir. Word edit yazım kolaylığı sağlanabilir herhalde.
Saygılarımla
En az iki insan arasında duygu, düşünce ve paylaşılan ortak değerlerin karşılıklı olarak aktarımını sağlayan bir güçtür dil. İnsanın sosyal bir varlık olduğunun belki de en açık delili. Jest ve mimiklerde bazen kaşların yukarı kaldırılması bazen bir tanıdığı selamlamak için sallanan eller, iletişimin henüz sese heceye dönüşmemiş ilk basamağıdır. Bir heyecanın, davranış boyutuyla dışa vurulmasıdır.
Zeka ve algılama yeteneklerimizin gelişimine paralel olarak dış dünyamızdaki olguları tek tek kavrayıp tanıdıkça bunlara ait izlenimleri, yalnızca jest ve mimiklerimizle aktaramayacağımızı da görüyor, bu ihtiyacı karşılamak üzere sesi, sembolleştirerek aramızda anlatım birliğini sağlıyoruz. Dış dünya, tabiat ile ne denli iç içe yaşıyorsak kullandığımız dilin de o denli zenginleşeceğini düşünüyorum. Çünkü dış etkilere doğrudan doğruya maruz kalan insan zekası, çok geniş bir yelpaze de yaşamın karşısına çıkardığı her tür duruma adapte olacak ve anlatımı çeşitlenerek, doğurgan bir hal alacaktır. Bu durumda, ilk iş, kavrayışın unutulmadan bir sembole dönüştürülmesi olduğundan anlatım gayet sade ve yalın olacaktır.
Edebi kaygılar bunu sonradan takip edecek ve belki de kırsaldan şehir merkezlerine uzanan yolda, dil bu yalınlığından arınarak estetik endişelerle şekil değiştirecek ve doğallığından uzaklaşacaktır.
İşte bir dilin yozlaşma süreci bu şekilde başlıyor olmalı. Onu, kendisini besleyen kaynaktan koparıp aldığınız da bir süre sonra kavramların içi boşalacak, dil fonksiyonunu yitirecektir. Kavramlara estetikten önce bir ihtiyaç için yüklenmiş olan anlam, bu ihtiyacı hissetmeyenlerce anlaşılamayacak, kavramlar, karşılıkları olmaksızın bir süre kullanıldıktan sonra belleklerden silinecektir. Dilin unutulması, körpecik dimağların mantıksal gelişimlerini de aksatacak, onları geleneksel, paylaşımcı, dayanışmacı tarihi köklerinden uzaklaştırarak bireysel, egoist bir kavram kargaşasının içine atacaktır.
Dil ve iletişim üzerine söylenebilecek o kadar çok şey var ki, Niyetim bugün bunlar üzerine olabildiğince hasbihal etmekti. Fakat bugünlük bu kadar diyelim.