İlham
4 görüntülenme · 13 ileti
Yazmak, insanlara gökten zembillime inmedi. İnsanlar bunu tırnaklarıyla kazıyarak adım, adım hak ettiler ve nice uğraşlardan sonra zamanımıza kadar getirdiler. Yazmanın bir ilham olduğuna kesinlikle katılmıyorum. Nasıl ki bir ressam gözleri ile çalıyor ise, yazarlar da her okuduğu kitaptan, her seyrettiği filimden, her gittiği tiyatro veya bir pazar alış verişinden çalarlar. Yazılarla veya duyumlarla beslenmeyen bir beyin kesinlikle yaratıcı olamaz. Okunmadığı müddetçe o bahsedilen ilhamın gelmesi çok beklenilir.
Yazmak büyük bir çabadır elbet ama bu çabayı harekete geçiren güç ilhamdır.İlham ise olgunlaştıkça daha verimli kullanılır:Bir sanatçının ilk eseri başkalarınındır.Sonraki eserleri hem başkalarının hem kendinindir.Olgunluk dönemindeki eserleri ise yalnızca kendinindir.Yazar sadece ilk başlarda ilham kaynağı olarak başkalarını kullanır.Yani sayın Özler Beyefendi , biz yazarlara hırsızlıkla itham etmeniz bence yanlış ve yaratıcılığı kısıtlayan bir tutumdur.İlham çok büyük bir güçtür ; onu herkes kullanamaz.Hatta bırakın kullanmayı , çoğu anlayamaz bile...
Tanrı, meleklerinden ikisinin kendine eskisi kadar saygı göstermediğini ve yüz çevirdiklerini fark eder. Bunun nedenini öğrenmek için sorar: Ne oldu da bana sırt dönersiniz?
Melekler, artık sana ihtiyacımız yok, derler. Çünkü biz de insan kulu yapabilme mertebene ulaştık ve en az senin kadar güçlüyüz.
Peki, der Tanrı. O zaman bir insan kulu yaratın da ben de göreyim.
Bunun üzerine melekler hemen işe koyulurlar. Kazmayı, küreği, suyu alıp topraktan çamur karmaya başlarlar. Bunu gören Tanrı, ne yapıyorsunuz siz öyle? diye atılır.
Topraktan çamur karıyoruz yanıtını verir melekler. İnsanı topraktan yapacağız da!
Lütfen, der Tanrı! Madem ki kendi kullarınızı yaratacaksınız, o zaman kendi toprağınızı kullanın.
Yazanların çoğunun kendilerini Kâf Dağının ötesinde görmeleri doğaldır. Her yazan, yazdıklarının gücüne inanır. Zaten bunu yapmasalar yazma eylemine girişmezler. Lakin, sadece Almanyada yılda yedi yüz elli bin yeni lektürün piyasaya çıktığını biliyor muydunuz? Bu rakamın dünya çapında hangi boyutlarda olduğunu ben tahmin edemiyorum. Her yazan demek ki o güne kadar hiç görülüp okunmamış yeni bir ilham ile yazıyor.
İnsanların şöyle dediğini çok duymuşumdur: Benim hayal gücüm sonsuzdur. Benim hayal gücüm hudut tanımaz. Benim ufkum çok açıktır.
Allah aşkına! Şu doğa kadar, yaşadığımız evren kadar sonsuz bir hayal gücü olan var mıdır? Hayal güçlerimizi nelere, kimlere, hangi kitaplara, hangi öğretilere borçluyuz? Madem ki ilham, o zaman çamur kararken lütfen kendi toprağınızı kullanın! Yazıyı baştan yaratın. Hiçbir şey duymayın ve hiç bir şey okumayın! Yazdıklarınız bu dünyadan olmasın!
Teessüfle tekrarlıyorum: Yazdıklarımız (düşüncelerimiz), görüp yaşadıklarımızın, dolayısı ile duyup okuduklarımızın bir eseridir. Buna ilham demek ne kadar doğrudur?
Sevgilerimle
Çok hoş bir misal olmuş ; öncelikle teşekkür ederim.
Malumunuz üzere tanrının bir zati bir de subuti sıfatları vardır.Zati sıfatları yalnız ona hastır ; sonsuzdan beri var olmak (beka), varlığının devamının zatından olması-başkasın yardımıyla olmaması (kıyam binefsihî) gibi...Subuti sıfatları ise biz insanlara da bahşedilen fakat en mükemmeli tanrıda bulunan özellikleridir ; görmek , duymak gibi...Ama bunların içinde öyle bir sıfat var ki ; işte tüm bu tartışmanın belki de anahtarı olacak : Tekvin...
Tekvin ; yaratmak , var etmek demektir.Bu özelliğin mayası da şüphesiz , ilhamdır.Yolda yürürken , çay içerken ya da parkta otururken çevrenizdekilerin sizde oluşturduğu auradan bağımsız , çok farklı bir hisse hiç kapılmaz mısınız? Aklınıza aniden çok hoş bir fikir gelmez mi?Bunu nasıl açıklarsınız?Tekvin bize bahşedilen en muazzam yetenektir.Eğer tanrıyla insanı , tanrıyla meleği , tanrıyla onu tanrıyla bunu kıyas etme hatasına düşmezsek,ilhamın sıcak nefesiyle kalemimizi ısıtabiliriz.
Lâf ebeliği ne ilhamdır, ne de edebiyattır. İlham, bin senede bir bu dünya'ya ya uğrar, ya uğramaz. Buda gibi, İsa gibi, Muhammed gibi. Yazar olarak herkes kendini birkaç basamak aşağıda görse psikolojisi ve başarısı açısından çok, çok faydalı olur. Bizim, İzEdebiyat sayfasında yaptığımız sadece bir hobi ve zaman geçirmedir. Sakın burada kimse kendini önemli falan sayıp başka havalara girmesin! Birkaç kitap okumak ile, iki, üç sayfa çevirmek ile sakın kendimizi Nuhun gemisine binmiş saymayalım. Ezberlenmiş laflar hep başkalarının lafıdır ve sakın ola ki bunu kendimize mal etmeyelim. Okuduğunuz ve öğrendiğiniz A, B, Cler başkalarının eseri ve çabasıdır. Lütfen yani. İşte şu yazıyı kastediyorum diye bana İzEdebiyat sayfalarında tek bir yazı gösteremez siniz. Hani okuduğumda tapa bileceğim. Hani okuduğumda karnımın doyacağı. Hani okuduğumda bir daha okuma ihtiyacı duymayacağım bir yazı.
Haddimizi bilsek iyi olur. Edebiyat dünyasında nerede olduğumuzu sorgulamak ve düşünmek dahi istemiyorum. Zira adı, sanı duyulmamış öylesine yazarlar var ki, bu eserler okunmuş olsa çoğumuz utancımızdan yazmaktan vazgeçerdik.
Sevgilerimle
Bence yazmanın, çizmenin, müziğin hepsinin nedeni dolup taşmadır. Bakıp görerek,düşünerek,dinleyerek,hissederek dolarız, dolarız, duyarlılığımız ve duygularımızı uçlarda yaşamamız, görüp,duyup hissettiklerimizi anlatma isteği uyandırır. O zaman ilham belki şudur; "Anlat... Anlat..." diyen bir ses... :)
ilham ile vahiy durumu birbirleriyle karıştırılıyor gibi.zira Mehmet Ali beyin budha,hz.isa ve hz.muhammedi misal vererek yürüttüğü mantık vahiy durumuyla ilgili gibime geliyor.ki o bambaşka bir durum.sanatçı açısından ilham daha çok estetik duyusu ve psikolojik durumla ilgili olsagerek.bir şeylerden etkilenen beynin ona karşı oluşturduğu içsel tepki ve onun sanatsal olarak dışa vurumu....Bu açıdan basit olarak söylemek gerekirse ilham onu bekleyen herkese
her an gelebilen birşey olmasagerek.Bunun için radyo dalgalarının uygun bir frekansa,kanala yakalanması ve yayının gerçekleşmesi gerekiyor. Dalgaların kaynağı ıse doğadaki somut ve soyut olan herşey olabilir .
saygılarımala
Tersden düşünmekte mümkün tabiki.Her ulu nehri besleyen ve onu ulu bir nehre dönüştüren irili ufaklı derecikler,kaynaklar, akıntılar vardır. Nehre can veren kılcal damarlardır onlar.ki ilham denilen o duygusal akıntının beslendiği böylesi irili ufaklı kaynakları gözardı edemeyiz.Bu bazen bir renk,bir kuku,düşünceyi harekete geçiren önemsiz bişeyde olabilir.