Hakkın İpine Dört Elle Sarıl
Kanmayın ha! / Uzay Çağı yalanına, / Taş Devri'ndeyiz apaçık. / Bir yangın söner,
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Kanmayın ha! / Uzay Çağı yalanına, / Taş Devri'ndeyiz apaçık. / Bir yangın söner,
Moral sıfır hocam, / Bugün moral bende sıfır. / Ders yapmasak ne olur! / Ayağıma çivi
Ulu ortadan / Tez günler / Duygular bezgin / Umutlar yorgun / Akıl
Monşer nasıl olurum, anne? / Kışt kışt / Monşer nasıl olurum, anne? / Kışt kışt
\*\* Gözlerimde kan damlası, / Ruhumda celladını bekleyen bir mahkûmun son duası... / Hangi nehir temizler bu alnıma sıçrayan
🌍 DÜNYA EDEBİYAT SAHNESİ.. / İKİ GÜÇLÜ KALEM..!! / ✏️Louis Charles Royer. ( 1962 ) Çeviri /
Çocukların dünyasına bir kapı aralamak, onların hayal güçlerine dokunmak ve onları değerli bilgilerle buluşturmak, bir yazar için en kıymetli görevlerden biridir. "Atatürk Çocukları" adlı eserimle,
Gözlerim yollarda, / Paspasın rengi kaçtı. / Bir ucu fare tutucu zamk, / Yol çatında, ovada…
Özür dlerim senden, / Ne geçmişten vazgeçtim, / Ne geleceğe seninle geçtim, / Araf dedikleri yerde
Şiir dinletisinden gelirdim / Yüzümde gülerdi hüzün / Yağmur bulutları doluşurdu yüreğime / Ve... Sen gelirdin
Ağlamak ile başladı, / İlk nefes ilk çığlık, / Emerken yaşamın sütünü, / Kazanmak tek amaç,
Sen etraftayken / Asla aynı şeyi göremiyorum / Düşündüm / Ne söylemek istediğimi /
Gözlerin / Gözlerin, çok güzeller / Uzaktan belli belirsiz kahve / Yakından bal ve kehribar
Olur da okursan şiirlerimi bir köşede / Yakar mısın acı dolu satırlarımı / Saklar mısın kendinde /
Beni de mi öldürsünler, / Senin o kahverengi gözlerin, / En engin derin denizlerin incisi dişlerin, /
Karmakarışık duygular içerisindeki yapayanlış yüreğim yine imkânsızlıklar arasında bocalıyor.. / Tarif edemediğim duygulara tahammül etme çabasındayım. Zorlukla geçen mücadelem, bilsen beni ne
Söyle, hangi hâlimi bürünüp geleyim yanına. / İste, hangi yüzümü göstereyim. / Cevap ver, hangi sözlerle cümleler kurayım.
Görmesinler kuş sürüleri iner / Bir martı deniz bilip konar kenarına; / O bakışın. / Çok
Cemre: Ömrümün Son İhtilali / Kapa kapıları Cemre, dışarıda dünya yansın, / Bugün benim doğum günüm, bırak sadece adın
Gülüyorum sana goncagül / Hani sanki herkes görecek diye düşündün ya / Yüzünde ki ilkbahar saklayan kuytuyu;
Hikayeleri eskittik / Bir cam kule içinde hepsi; / Aşk geldi aşk gitti, / Dostluklar vardı,
Kafamda bu gün işte / Bir çıkma kat oluşturdum, / Dedimki kiralayan yeni anılara; / Yayılın
İnsan öyle durunca / Öyle bakınca şiir olduğunu biliyor mu / Ve göğün bulutlarını dağıttığını, /
Kuşatılmış bağ bahçe değil hazal / Bu dünya bu kabahati bitmeyen ateş. / Demir olsak çoktan birşeydik, korunda dövülürken,
Aldım kâğıdı kalemi elime, / Aklıma ne gelirse / Yazıp siliyorum, / Biteviye... / Geriye dönüyorum sonra /
Gözlerinde birikmiş eski bir balkon sefası, / Hangi sokağa sapsak ucu kırık bir ekmek kokusu. / Ölüm ki, ütüsüz
Susuyor muyduk, / Bakışıyor muyduk, / Bilmiyorum. / Konuşuyor muyduk / Gözlerimizle...
Bulut girmiş araya, / Dedim, efendim gelmiş. / Varam dedim divana, / Hâlim nedir, sual etmiş.
Ben karalamıyorum / Kendinden siyah bu hikayenin basamakları. / Bütün ellerini kötü güne kaptırmış / Bir
Yeni yetme üzümlerden değil şarabımız / O nedenle bu kadar yol görmüş / Bu kadar güzel bakar tadı… /
Susunca bizi geçiyor aşk / Çünkü o kadar zamanı yok. / Bir gelirken haber veriyor bir de giderken;
Esrik bir kotra / Temmuz melteminde fasılasız, / Bukle bukle, / Mırıl mırıl, /
Gidecek bir yerim mi var? tutacak bir elim'mi var? / Dağlar kadar bir derd' im var, kovma beni sana geldim
Yalnızım diyemezsin de / Gittiler dersin, gelmediler dersin. / Unuttular desen / Dokunur lacivertine sessizliğinin
Bizimkisi bir ayrılık hikayesi, / Aşkı söndürdük yıllar içinde, / Üfledik iyi ve kötü günlerimizi, /
Biz kendimizle kalsak / Kimse üzmezdi bizi. / Bu yürek var ya bu yürek / Yaramaz
Dünün kılıçları, / Top gülleleri çürüdü toprakta. / Çürüyecek, emin ol, bu metal yığınları da. /
Cemreler düştü, biliyorum. / Gelinlik kızlar gibisin şimdi. / Süsleneceksin, biliyorum; / İçin içine sığmıyor, belli.
\*\* / Açtım göğüs kafesini, bak içeri ne dolmuş, / Saplantı denen o ur, her yanını sarmış.
Can parçan, / Acı çekiyor yanıbaşında, / Dünyaları gözü kapalı veriyorsun da, / Sancısını okul çantası
\*\*Gördüm ki temeli yalanla atılmış, / Üstüme yıkıldı o koca saray. / Meğer her bir tuğla zehirle katılmış,
Diyorum ki sevmeyelim böyle, / böyle gidince kıyamet kopmuş gibi, / zamanın gerisine gidelim mesela; /
Bu kapılar o kapılar değil çocuk / Hani şeker veren ve yüzüne gülümseyen. / Bozdular bu insanı değiştirdiler,
Kırın tüm sükûtun paslı kilitlerini, bugün masada ruh var! / Cerrahi bir öfkeyle daldım damarlarına, neşterimde kan değil, isyan var.
O güzide mısralar / Henüz dökülmedi beyaz yapraklara. / Henüz ilk satırlar ayan olmadı dimağa. /
Sen gelmeyeceksen karanfil, / şarap neden var; / bu yaktığım mum, / bu ille de yarın
Kuşlar vurulur gökyüzünde / sen vurma / sen gökyüzünü maviye boya / bil ki
Bir sebep arama, / durup dururken seviyorum seni; / hani yaz gelmişte çilek, kiraz çıkmış, /
Hayalinle yaşarım, hiç çıkmazsın aklımdan / Etle tırnak olmuşuz, farkın yok ki canımdan / Al bu canı, cananım,yoluna kurban
Akı karası kuş sürüsü / Gözlerimi açsam ki her yer mavi. / Neden kapatır ki insan gözlerini;
Sen çıkmak için hayalimde kalan ağaç / Zirvesine tırmanmayı düşlediğim dağ / Yükseklerden derinlerine indiğim çağlayan gölüsün
Hayatlar ve hayaller.. / İnsanı dünyaya bağlayan unsurlar (mal, mülk, makam, mevki, dünyevi iştah) ne kadar fazla olursa, oradan ayrılmak o kadar
Ölüm de hastalık gibi / Atlatılan birşey olsaydı, / Dönülseydi hayata yeniden, / Hayal bu işte.
Acıyı bırakabiliriz, / Tanımıyor gibi yapabiliriz. / Ve tabii yaşını başını almışken / Böyle çocukluklar yapabiliriz.
Yalnızlığına sevin / Çünkü toz kondurmaz gölgene. / Tuz da kendinin, biber de / Acı da
Kendi kendine, / Konuşan bir gölgeyim. / Eski bir hikaye, / Bir de ben.
Geçmiş de kaldım ne olmuş, / Ne olmuş da büyümemişsem; / Hala sarı bisikletimin / kırılmış
Günahlarımın ince tülünün ardından izliyorum hayatımı; / sanki çoktan toprağa verilmiş birinin / kendi kemiklerine bakışı gibi.
Geliyor bak işte usul usul / Önce yüzünde ki gülümsemeyi alacak / Sonra gölgene yerleşecek kötü. /
Ölüm vardı dünyada, / Garantiside yoktu hayatın! / Zaman dediğimiz şey, / Yukarıdan kurulu!
Sıranı bekle umut sıranı; / Daha taş sınamadı bizi, / Zemheri dolamadı soğuğunu boynumuza. / Bir
Hey şiirciler siz / göğün mavisini dikebilirsiniz / ve yüreğine su mesela, kurumuş insanın. / Haberi
Kuşandı işte bir gün daha / Dünün yenilmiş miğferi de tam göğsünde / Ey ömrüm bu gün de işte
Senin ellerin diyorum, şehrin en çıkmaz sokağı / Gülüşün yakamda unutulmuş bir sardunya lekesi / Ben seni durup dururken
İşte şiir, bak bir nesil daha / Savaşı oyunlarına benzetti çocukluğunun, / Koyduklarında kutularına kurşun askerlerini /
Elimi uzatsam / Dokunacağım sana. / Sesimi duyacak kadar yakınsın... / En uzak gezegenin