KALKIN MALINIZA SAHİP OLUN.”
Allah sağlıklı ve uzun ömürler versin. Erzurum Camii imamlığından emekli olmuştu Ahmet Yıldız hoca efendi. Sohbetlerinin birisinde bir hatırasını anlatmıştı. Camide görevli olduğu yıllarda hoca efendinin camisinden bir halı çalınır. Bu hırsızlık vakası tabiî ki resmi makamlara haber verilir. Uzun süre tüm aramalara rağmen ne hırsız nede halı bulunamaz. Fakat benzer hırsızlık olayları cereyan eder. Emniyet güçleri zaman, zaman hırsızları yakalarlar ve her seferinde de hoca efendiyi karakola çağırır çalınan halıyı teşhis etmesini isterler. Hoca efendi bir gün namazdan sonra camii çıkışında cemaatle sohbet ederken bu durumu anlatır ve ikide bir karakola çağrılmaktan bıkıp usandığından şikâyet eder, dert yanar. Cemaatten birisi hoca efendiye cami avlusundaki mezarları göstererek: “ Kendini niye bu kadar üzüyorsun. İşte Caminin sahipleri burada yatıyorlar. Söyle onlara halılarına sahip olsunlar.” Der. Hoca efendi ertesi gün Sabah namazını kıldıktan sonra, cami avlusundaki mezarlara gelerek, onların ruhlarına Yasin-i Şerifi okur ve meramını arz eder. “ Ben bu çalınan halıdan dolayı karakola gidip gelmekten bıktım usandım. Allah aşkına kalkın malınıza sahip olun.” Diyerek oradan ayrılır. O gün İkindi namazından sonra hoca efendiyi yine karakola çağırırlar. Karakol amiri hoca efendiye: “ Hocam hazırlan seni bu akşam İstanbul’a göndereceğiz. Çok miktarda çalıntı halı yakalanmış git bak bakalım onların arasında senin halı var mı?” Der. Akşam otobüse bindirerek hoca efendiyi İstanbul’a gönderirler. Ahmet hoca efendi yolda kendi kendine: “ Allah, Allah iki adımlık karakola gidip gelmekten şikâyet ediyordum. Kalkın malınıza sahip olun dedim. Şimdide ta İstanbul’a yolladılar beni.”Diye söylenir. İstanbul’daki ilgili karakola gider. Polisler hoca efendiyi alır büyük bir depoya götürürler. Depoda bir sürü halı. Hepside yıkanmış temizlenmiş pırıl, pırıl. Halıları dikkatlice inceler. Halılar iyice yıkanıp temizlenmiş olduğu için tam olarak tanıyamaz. İçlerinden bir halı biraz tanıdık gelir ama tam emin değildir. Orada görevli Polise: “ Burada Kıble ne tarafta “ diye sorar. Kıblenin yönünü gösterirler. O biraz tanıdık gelen halıyı kıbleye doğru serdirir, namaz kılacakmış gibi halının üstüne çıkar. “ Ben camide çoğu zaman namazın sünnetlerini bu halının üzerinde kılardım. Secdeye gittiğim zaman, halının başımı koyduğum yerinde bir ibrik motifi var idi. İşte aynı motif şimdi karşımda “ diyerek halıyı teşhis eder. Erzurum’a getirir ve camisindeki yerine serer. İnsanların, toplumların hatta milletlerin hayatlarında muzdarip oldukları ve kendilerini çaresiz hissettikleri anlar ve olaylar olabilir. Ama mutlaka ruhlarına Yasin-i Şerif okuyacakları birileri de vardır.
Celal Odabaş
