"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Bitmiş İlişkilerin İçimizdeki Devamı

yazı resim

Döşemeci koltuğun altındaki siyah bezi sökerken içinden eski bir otobüs bileti düştü. Kâğıt, yıllarca süngerin altında kaldığı için kıvrılmış, üzerindeki tarih solmuştu; yine de rakamları tanıdım. Birlikte ilk evimize taşındığımız gündü. Bileti elime almadım. Usta da fark etmemiş gibi ayağıyla kenara itti, zımbaları sökmeye devam etti. Ben ise karşı duvardaki kumaş örneklerine bakıyormuş gibi yaparak o küçücük kâğıdın etrafında dolaşan hayatı düşündüm: Aynı koltuğu merdivenlerden çıkarırken tartışmamızı, kapıdan geçmeyince ayaklarını sökmeye çalışmamızı, akşam yerde oturup soğuk yemek yememizi. İlişki biteli uzun zaman olmuştu; fakat birlikte yaşadığımız günlerden biri, oturduğum yerin altında sessizce yolculuk etmeyi sürdürmüştü.

Koltuğu değiştirmek istememiştim. Kumaşı yıpranmış, bir kolçağı çökmüş, oturunca sağ tarafa doğru eğilmeye başlamıştı. Arkadaşlarım yenisini almamın daha mantıklı olduğunu söylüyordu. Ben bunu para hesabıyla açıkladım; sağlam bir iskeleti çöpe atmanın gereksiz olduğunu söyledim. Yalan değildi, ama tamamı da değildi. Bazı eşyaları kullanmaya devam ederken nesneyi değil, onun çevresinde kurulmuş eski düzeni koruduğumuzu geç fark ediyoruz. Koltuğun sağ tarafına oturmazdım. Orası ona aitti. Ev değişmiş, ilişki sona ermiş, o yıllardır o koltuğa dokunmamıştı; ben yine de otururken bedenimi sol tarafa bırakıyordum.

Bedenin böylesine küçük bir ayrıntıyı koruması başta duygusal bir sadakat gibi göründü. Sonra bunun yalnız sevgiyle açıklanamayacağını fark ettim. Tekrar edilen hareketler, düşünceden izin istemeden kolaylaşır; el hangi çekmeceye uzanacağını, ayak karanlıkta nereye basacağını, omuz yanındaki kişiye ne kadar yer bırakacağını öğrenir. Birlikte yaşamak, iki hayatın yalnız planlarını değil, hareketlerini de birbirine göre ayarlamasıdır. O kişi gittikten sonra davranışın nedeni ortadan kalkar, fakat davranış bir süre daha devam eder. Bazen özlediğimiz şey karşımızdaki kişi değildir; onun varlığına göre kurulmuş bedenimizin eski kesinliğidir.

Yalnız koltukta değildi bu. Yeni tanıştığım birinin mesajı geciktiğinde, önceki ilişkide öğrendiğim sonuca hızla ulaşıyordum. Gecikme ilgisizlikti, kısa cevap kızgınlıktı, yorgun bir yüz benden sıkılmanın başlangıcıydı. Düşüncelerimi mantıklı sanıyordum, çünkü içimde güçlü bir karşılık buluyorlardı. Oysa bir düşüncenin bedende yankı uyandırması, onun doğru olduğunun kanıtı değil; geçmişte benzer bir durumda işe yaradığının işareti olabilir. Zihin belirsizliği sevmez. Eksik parçaları, daha önce karşılaştığı sonuçlarla tamamlar. Böylece yeni birinin yüzüne bakarken, eski bir ilişkinin devamını okuyabiliriz.

Bunu fark etmek beni hemen daha adil biri yapmadı. Tam tersine, bir süre her tepkimi geçmişe bağlayarak bugünkü sorumluluğumu hafifletmeye çalıştım. “Böyle davranıyorum, çünkü daha önce incindim,” cümlesi doğruydu; fakat eksikti. İncindiğim için şüphelenebilirdim, yine de o şüpheyle ne yaptığım bana aitti. Karşımdakini sorguya çekmek, geri çekilmek, söylemediği niyetleri ona yüklemek geçmişin otomatik sonucu değildi. Eski deneyim ilk cümleyi yazıyor olabilir, devamını her defasında o yazmıyordu. Kendimi yalnızca etkilenmiş kişi gibi anlattıkça, etkileyen kişiye dönüştüğüm anları görmezden geliyordum.

Usta koltuğun kumaşını tamamen çıkarınca altında farklı dönemlere ait katmanlar belirdi. Şimdiki kahverenginin altında koyu yeşil bir döşeme, onun altında da çiçekli, ince bir kumaş vardı. Koltuk benden önce başka evlerde durmuş, başka insanların ağırlığına göre çökmüş, yıllar içinde birkaç kez yenilenmişti. Bu görüntüye gereğinden fazla anlam yüklememek için kendimi uyardım; sonuçta karşımda yalnızca eski bir mobilya vardı. Yine de insanın kendisini tek parça sanmasının ne kadar yanıltıcı olduğunu düşünmeden edemedim. Bugünkü davranışlarımızın altında aileden, arkadaşlıklardan, aşklardan, çalıştığımız yerlerden kalmış katmanlar bulunuyor. Üstte görünen her zaman ilk hâlimiz değil; zaten ilk hâl dediğimiz şeyin nerede bittiği de belli değil.

Bitmiş ilişkiler içimizde yalnız korku olarak devam etmiyor. Onun sayesinde öğrendiğim bir yemeği hâlâ aynı biçimde yapıyordum. Daha önce hiç ilgilenmediğim bir müzik türünü severek dinliyor, bir sokaktan geçerken onun gösterdiği binanın çatısına istemsizce bakıyordum. Bunları kendimden söküp atmayı düşündüğüm zamanlar oldu. Ayrılığın tam olması için, bana kattığı şeylerden de vazgeçmem gerektiğini sanmıştım. Oysa bir ilişkinin sona ermesi, içinde öğrendiğimiz her şeyin sahte olduğu anlamına gelmiyor. Bazı insanlar hayatımızdan çıkar, fakat bakışımıza ekledikleri ayrıntılar kalır. Onları taşımak her zaman geri dönmek değildir.

Yine de güzel kalanları sahiplenmekle geçmişi yaşatmak arasında ince bir fark vardı. Ben bazen yeni bir karar verirken onun ne düşüneceğini hayal ediyor, seçtiğim kıyafeti, dinlediğim şarkıyı, görüştüğüm kişiyi zihnimdeki bakışına sunuyordum. Gerçekte hayatımda yoktu ama içimde görünmez bir jüri üyesi olarak oturuyordu. Ondan kurtulduğumu söylerken hâlâ kendimi ona açıklıyor, bazen başarılarımı onun pişman olacağı bir geleceğe göre kuruyordum. Bir ilişkinin en inatçı devamı, özlemekten çok, kendimizi hâlâ o kişinin bakışı altında yaşamamız olabilir.

Bu bakışı yalnız o yerleştirmemişti. Ben de onu içimde tutmak için uğraşmıştım. Yaşananları tekrar tekrar anlatmış, her anlatışta bazı ayrıntıları büyütüp bazılarını silmiştim. Hafıza, çağrıldığında olduğu gibi çıkarılan bir kayıt değil; her dönüşte bugünkü duyguyla yeniden kurulan bir hikâyedir. Ben öfkeli günlerimde onu daha acımasız, yalnız günlerimde daha şefkatli hatırlıyordum. Sonra bu değişen görüntülerden hangisinin gerçek olduğunu çözmeye çalışıyordum. Belki hepsi bir ölçüde gerçekti; belki hiçbir anı, yaşanan ilişkinin tamamını taşıyacak kadar geniş değildi.

Ayrılıkların ardından çevremiz bizden temiz bir son bekliyor. Fotoğrafların silinmesi, eşyaların kaldırılması, ortak mekânlardan uzak durulması tamamlanmışlık işareti sayılıyor. Bunlar bazen gereklidir, fakat içimizdeki düzen nesneler kadar hızlı boşalmıyor. Bir kişiye göre ayarlanmış dikkat, onun yokluğunu tekrar tekrar görerek yeni bir ritim öğreniyor. Güvenli karşılaşmalar, eski beklentilerin her defasında gerçekleşmediğini gösterdikçe tepki yavaşça değişebiliyor. Yine de bu değişim düz bir çizgide ilerlemiyor. Bazen yıllarca sakin duran bir alışkanlık, tek bir sesle yeniden canlanıyor; sonra ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi geri çekiliyor.

Usta eski süngerlerin bir kısmını attı, bir kısmını yeniden biçimlendirdi. İskeletin sağlam olduğunu, fakat sağ taraftaki çöküntünün tamamen düzelmesi için altındaki kayışların da değişmesi gerektiğini söyledi. Koltuğun bir zamanlar kimin tarafına göre çöktüğünü anlatmadım. Yeni kumaş olarak griyi seçtim; onun sevdiği ya da sevmediği bir renk olup olmadığını düşünmeden seçtiğime inanmak istedim. Fakat insan kendisini gözlerken bile kendisine küçük gösteriler yapabiliyor. Belki özellikle onunla ilgisiz bir seçim aramış, yine kararımı ona göre kurmuştum.

Koltuğu eve getirdiklerinde alışkanlıkla sol tarafa oturdum. Yeni sünger sertti; bedenim eskiden bulunan çukura doğru eğildi, fakat orada beni karşılayan hiçbir oyuk yoktu. Birkaç saniye dengesizce kaldım. Sonra ortaya doğru kaydım. Bu hareketi bir kurtuluş işareti gibi büyütmek istemiyorum; ertesi gün yine eski köşeye oturabilirim. Yine de o anda, bitmiş bir ilişkinin içimizde nasıl devam ettiğini biraz daha açık gördüm. Giden kişi her zaman içeride kalmıyor; bazen onun yanında aldığımız biçim kalıyor. Daha da tuhafı, o biçimi kendimiz sanarak yıllarca taşıyabiliyoruz. Koltuğun ortasında otururken beni huzursuz eden artık onun yokluğu değildi. Bunca zamandır boş bıraktığım yerin, kimin dönmesi için değil, benim oraya geçmemem için korunmuş olabileceğiydi.

Yorumlar

Başa Dön