"Kütüphane, sonsuzluğun küçük bir modelidir. — Jorge Luis Borges"

Yaşamaya çalışmak inatsa, inat da bir murat

Hayatın gerçek zenginliklerini; sağlık, huzur, aile ve güveni anlatan bu samimi hikâye, babadan kalan “Hayatta tek derdiniz para olsun” sözünün yıllar içinde kazandığı anlamı sorguluyor. 2004’te işleri bozulan anlatıcının borçlardan kaçmak için yıllarca emek verdiği işini tasfiye etmesiyle başlayan süreç, para kaygısının insan hayatındaki ağırlığını gözler önüne seriyor.

yazı resim

Çok şükür, son yedi yıldır hayatım biraz daha düzenli.

İyi bir ailem var. Mutluyum diyebilirim.

Gerçi öyle bal damlayan bir hayat da yaşamıyorum. Herkes gibi benim de kendime göre sıkıntılarım, hesaplarım, dertlerim var.

Ama babamın yıllar önce söylediği bir söz vardır:

**“Hayatta tek derdiniz para olsun.”**

Çocukken bu söz bana çok saçma gelirdi.

İnsan büyüdükçe anlıyor ki para, hayattaki en önemli şey değil.

Sağlık…

Huzur…

Aile…

Güven…

Ve geceleri başını yastığa koyduğunda içinin rahat olması…

Bunların hiçbirinin fiyatı yok.

Ama yine de babamın o sözü, yıllar geçtikçe başka bir anlam kazandı.

Çünkü bazı dönemlerde insanın bütün derdi gerçekten para oluyor.

---

2004 yılının sonlarıydı.

İşlerim iyice bozulmuştu.

Daha fazla borca girmemek için işimi tasfiye etmeye karar verdim.

Kolay değildi.

Yıllarca emek verdiğiniz bir işin kapısını kapatmak, sadece kepengi indirmek değildir.

İnsan biraz da kendi hayatının bir bölümünü kapatıyor.

Üstelik elimde başka bir plan da yoktu.

Çaresizdim.

Tam o günlerde, en iyi dostlarımdan birisi bana el uzattı.

“Gel, benim yanımda çalış.” dedi.

Öyle bir zamanda kucak açtı ki bana, hakkını hiçbir zaman ödeyemem.

Sadece iş vermedi.

İşimizin olmadığı zamanlarda benimle oturup sohbet ediyor, dertleşiyor, adeta terapi yapıyordu.

Bana yeniden yaşama sevinci vermeye, kendime güvenmemi sağlamaya ve yeni hayatıma alışmam için elimden tutmaya çalışıyordu.

Bunları herkes yapmaz.

İnsan hayatında üç beş gerçek dost biriktirebilirse kendisini zengin saymalı.

O da benim hayatımdaki o üç beş kişiden biriydi.

---

Yeni işimde çalışmaya başladıktan bir süre sonra, bir gün şehir merkezindeki bir bankada işim çıktı.

Arabayı alıp şehir trafiğinde boğuşmak yerine dolmuşa bindim.

Bankadaki işimi yaklaşık yarım saatte hallettim.

Madem çarşıdaydım, eski iş komşum ve dostumun yanına uğrayayım dedim.

Tam o sırada uzun zamandır görmediğim bir tanıdıkla karşılaştım.

Ali Bey…

Beni görünce:

“Merhaba ağabey, gel sana bir çay içireyim.” dedi.

Kırmak istemedim.

Birlikte bürosuna girdik.

Çaylar geldi.

Bir süre hal hatır sorduktan sonra:

“Nasıl gidiyor ağabey, işler nasıl?” diye sordu.

Ben de açıkça anlattım.

“İşler iyi gitmedi, kapattım. Şimdi bir arkadaşımın yanında çalışıyorum.” dedim.

Bir anda gözlerini kısıp bana baktı.

Sonra küçümseyen bir ifadeyle:

**“Sen de hemen pes ediyorsun. İşler kötü diye dükkân mı kapatılır?”**

dedi.

İçtiğim çay bir anda boğazımda büyüdü.

Sinirden az kalsın bir yudum çayla boğulacaktım.

Sakin kalmaya çalışarak:

“Ali, sermayem kalmamıştı. Kalan malım ve alacaklarım da borçlarımı ancak kapatır, belki onu bile karşılamazdı. Daha fazla borca girip faize düşmektense kapatmayı tercih ettim.” dedim.

Bu kez sırıtarak:

**“Borç yiğidin kamçısıdır. Ama sende yürek yok, yürek!”**

demez mi?

İçimden çok şey söylemek geldi.

Ama söylemedim.

Çayın geri kalanını bir fırt diye içtim.

“Bankaya geç kalıyorum.” dedim ve kalkıp çıktım.

---

Aradan yıllar geçti.

Yanında çalıştığım dostumun da işleri bozuldu.

Uzun süre işsiz kaldım.

Sonra iki üç iş değiştirdim.

En sonunda başka bir dostumun vesilesiyle, yaklaşık yedi yıl boyunca çalışacağım işime girdim.

Hayat bir şekilde devam etti.

Geçmişten kalan borçlarımı da yavaş yavaş ödemeye başladım.

Kimisini kendi çabamla…

Kimisini evimi satarak…

Kimisini de kardeşimin desteğiyle…

Kolay olmadı.

Ama oldu.

Çünkü insan bazen borcunu değil, önce kendisini ayağa kaldırmak zorunda kalıyor.

---

Bir gece internette dolaşıyordum.

Facebook'ta bir arkadaşın paylaşımını gördüm.

Okuduklarıma inanamadım.

**Bizim o gün çayını birlikte içtiğimiz Ali Bey, borçları yüzünden intihar etmişti.**

Uzun zamandır tefecilerle uğraşıyormuş.

Borçlar büyümüş.

Baskılar artmış.

Çaresiz kalınca hayatına son vermiş.

Uzun süre ekrana bakakaldım.

O gün bürosunda bana:

**“Borç yiğidin kamçısıdır.”**

diyen adam…

Meğer o kamçı, yıllar sonra kendisini öldürecek kadar ağırlaşmış.

Çok üzüldüm.

Sonra düşündüm.

Belki de o gün bana kızmıştı.

Belki beni korkak bulmuştu.

Belki de işimi kapatmamı “pes etmek” olarak görmüştü.

Ama yıllar sonra anladım ki bazen bırakmak pes etmek değildir.

Bazen bırakmak;

**kendini kurtarmaktır.**

Bazen bir iş yerinin kepengini indirmek, hayattan vazgeçmek değil;

**hayata yeniden başlamak için kendine bir kapı açmaktır.**

Borçtan kaçmak korkaklık değildir.

İflası kabul etmek yenilgi değildir.

Bir şeyi zamanında bitirebilmek de bir cesarettir.

Çünkü insan bazen kazanmak için değil,

**daha fazla kaybetmemek için mücadele eder.**

---

O gün babamın bir başka sözü geldi aklıma:

**“Yaşamaya çalışmak bir inatsa, inat da bir murattır.”**

Şimdi daha iyi anlıyorum.

Hayat zaten yeterince zor.

İnsan bazen parasını kaybeder.

İşini kaybeder.

Evini kaybeder.

İtibarını kaybettiğini düşünür.

Ama bunların hiçbiri, hayatını kaybetmek kadar büyük bir kayıp değildir.

Çünkü para yeniden kazanılır.

İş yeniden kurulur.

Borç yeniden ödenir.

Ev yeniden alınır.

İnsan yeniden ayağa kalkar.

Yeter ki hayatta kalmayı başarabilsin.

Ve en önemlisi…

**Ailenizi, sizi seven insanları, geride bırakıp çaresiz bırakmayın.**

Çünkü insanın en büyük sorumluluğu bazen kazanmak değil,

**yaşamaya devam etmektir.**

Bugün geriye dönüp baktığımda, o gün işimi kapatmış olmaktan hiç pişman değilim.

Belki o gün Ali Bey'in gözünde “yüreksiz”dim.

Ama bugün biliyorum:

**Bazen yürek, sonuna kadar gitmek değildir.**

Bazen yürek;

“Buraya kadar.” diyebilmektir.

Kendini durdurabilmektir.

Yeniden başlayabilmektir.

Ve ne olursa olsun,

**hayata tutunabilmektir.**

Çünkü…

Yaşamaya çalışmak bir inatsa,

inat da bir murattır.

Yorumlar

Başa Dön