"Yarın, asla gelmeyen bir bugündür. Tıpkı bitmeyen bir romanın son sayfası gibi." - Franz Kafka (kurgusal)"

Kahve Soğumadan...

yazı resim

İnsan neden yazar? Gerçekten anlatacak çok şeyi olduğu için mi? Yoksa içinde susturamadığı bir uğultu bulunduğu için mi? Sanırım çoğumuz ikinci sebepten yazıyoruz. Çünkü insanın içi bazen kalabalık olur. Kimse görmez ama içeride sürekli konuşan bir geçmiş vardır. Yarım kalmış cümleler… Geç kalınmış özürler… Söylenememiş kırgınlıklar… Yazı biraz da bunun içindir işte. Hayatın içinde yüksek sesle söylenemeyen ne varsa, kâğıda sessizce bırakılır. Bazıları yazmayı üretmek sanır. Oysa yazmak çoğu zaman saklanmaktır. İnsan kalabalığın içinde güçlü görünür, ama gece herkes uyuduktan sonra bir cümlenin içine sığınır. Bir kahve yapılır. Masaya oturulur. “Bu gece içimde ne varsa dökeceğim,” denir. Sonra saat ilerler. Kelimeler önce cesur gelir, ardından yorulur. İnsan bazen en doğru cümleyi tam yazacakken durur. Çünkü bazı gerçekler, insanın kendi gözünün içine bile ağır gelir. Ve tam o anda kahve soğumuştur. Hayatın garip tarafı da budur zaten… En sıcak duygularımızı anlatmaya çalışırken, elimizdeki kahve bile bizden önce vazgeçer. Ama insan yine de ertesi gün yeniden oturur masaya. Yeni bir kahve koyar. Yeni bir sayfa açar. Çünkü umut dediğimiz şey bazen büyük bir inanç değildir. Bazen sadece: “Belki bu kez doğru cümleyi bulurum,” düşüncesidir.

KİTAP İZLERİ

Eşekli Kütüphaneci

Fakir Baykurt

Fakir Baykurt’un Vasiyeti: Kapadokya’da Bir Umut Destanı Bir yazarın son eseri, genellikle edebi bir vasiyetname niteliği taşır; kelimelerin ardında bir ömrün birikimi, son bir mesaj
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön