"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Yayınlanmak için ne yapmak gerekiyor?

Yayınevi Bulmak

2 görüntülenme · 5 ileti
ercanharmancı #1
Yapıt özelliğinde birçok eser sadece zihinlerde ve yüreklerde kalırken insanlar haftalar, hatta günler içinde hazırlanan kitaplara meylediyor. Sonuçte tercih meselesi. Ne yapılabilinir?
Mehmet Ali Özler #2
Burada yapılacak hiçbir şey yok. TV dizilerine ne kadar kızarsak kızalım, ne kadar saçma sapan bulsak da bulalım, bunları seyreden ve seyretmek isteyen birçokları vardır. Aynen dizilerde olduğu gibi birkaç hafta içinde satırlara dökülen edebiyatlar da (ki, bu da bir beceri ve sanattır), bir nevi beyin boşaltmaya (deşarj) yarayan yazılardır. Okumaya başlarsınız, bitirirsiniz ve unutursunuz. Diğer taraftan ağır yapıtlar - öyle herkesin ima etmeye çalıştığı gibi – hemen bir çırpıda ve bir gece de okunup tüketilecek ve üstelik hazmedilecek eserler değillerdir. Yine de bir çoğunda öyle imiş gibi görünür. Okurken sizin birkaç gecenizi, belki haftalarınızı almış bir falan eserden bahsedersiniz örneğin, karşınızda ki sanki bunu okumuş gibi kafa sallamaya başlar. Adı ve namı ile tepelerde gezen lektürler, her babayiğidin ertesi günü okuyup bitirecekleri türden değillerdir. Örneğin kendim Kuran-ı Kerim’i yaklaşık on beş senedir okuyup bitirmeye çalışıyor ama bir türlü beceremiyorumdur. Zira iki satır okuyup ilerliyor, bir satır geri dönüyorumdur. Diğer taraftan öylesine yazılmışlar vardır ki, komple bir sayfa veya bir bölümü okumuş ama hiçbir şey anlamadığımdan tekrar başa dönüp bir daha ve bir daha okumuşumdur. Toparlayacak olursam: Bana öyle geliyor ki, okumak da bir sanat ve beceridir. Her sanat da olduğu gibi kimi Picasso’yu sever, kimi Dali’yi, kimi Photoshop ile hazırlanmış bir dağ manzaranın eteğinde otlanan inekleri. Bundan dolayı, herkesin ağır edebiyat okumasını bekleyemeyiz. Sevgilerimle.
??? #3
Gerçeklerin yüzü soğuk olsa da, ve kimi zaman işimize gelmedikleri için yüzleşmeyi göze alamasak da; gerçekler, gerçekliklerinden bir şey kaybetmiyor! Kaybeden gene, kaçış plânı yaparak gerçeklerle yüz yüze gelmeyi göze alamayan insan oluyor. Amacım yazı aşkına kendini kaptırmış; üstelik, yazdıklarını bir şekilde toplumla buluşturmanın çabası içinde olan insanları demoralize etmek ve onları yazma eyleminden soğutmak değildir. Bunu istesem de yapamam. Zira bendeniz de onlardan biriyim sonuçta. Yüz binden daha çok sözcüğe sahip bir dili günde ortalama 150- 200 sözcükle konuşan bir toplumun bireyi değil miyiz her birimiz? Bu resim beraberinde, yaşadığımız toplumda yazar sayısının kitap okur sayısından daha çok olduğu sonucunu ortaya çıkarmıyor mu? Geçenlerde, türlü beklentilerle bir bloga üye olan bir arkadaş, yazdıklarını okutamadığı için blogdan ayrılrken yazdığı notta diyordu ki; “ Kaç paylaşım platformuna üye oldumsa da, yazdıklarımı okutamadım. Ancak, herkes öncelikle kendi yazdığını okuyor. Bu kadar yazar mı olur arkadaşlar. Hoşça kalın!” İnsanımızın genellikle İş başvurularında ve özgeçmişlerinde bir ayrıcalık gibi belirttikleri ‘okur-yazar, olma özelliği elbette kitap okuru ve kitap yazarlığı olmayıp, adını yazma ve imzasını atabilme özelliğidir bence…Diğer kültür etkinlikleriyle de ara alabildiğine açıktır. Bir internet sitesinden konuya ilişkin bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum: " BES’ in (Bağımsız Eğitimciler Sendikası) AR-GE birimi “ Türkiye’nin Okuma Alışkanlığı “ adlı bir rapor yayınladı. İnsanımız günde ortalama 5 saat televizyon izlerken, kitap okumaya yılda 6 saat zaman ayırıyor. Okunan kitabın içeriğine gelince, genellikle siyaset, aşk ve cinsellik üstüne. Türkiye, kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkesinin de gerisinde kalıyor. Japonya'da toplumun yüzde 14'ü, Amerika'da yüzde 12'si, İngiltere ve Fransa'da yüzde 21'i düzenli kitap okurken, Türkiye'de yalnızca on binde 1 kişi kitap okuyor. 10 yılda 1 kitap! Rapora göre, Türkiye'de bir kişinin kitap okumaya ayırdığı zamanın; bir Norveçli 300, Amerikalı 210, İngiliz ve Japon 87 katını ayırıyor. Dünya ortalaması da Türklerin ayırdığı zamandan 3 kat fazla. İhtiyaç sıralamasında kitabın bizdeki yeri 235. sıra. Nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan'da kitaplar ortalama 100 bin tirajla basılırken, 71 milyon nüfuslu Türkiye'de bu rakam 2-3 bin civarında kalıyor. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'nda kitap okuma sıralamasında, Türkiye 86. sırada yer alıyor. Bir Japon bir yılda ortalama 25, bir İsviçreli 10, bir Fransız 7, bir Türk ise 10 yılda ancak 1 kitap okuyor. Türkiye'de, okuma alışkanlığına sahip 70 bin kişi bulunuyor. Birleşmiş Milletler'in yaptırdığı bir araştırmaya göre, kitap için Norveçli 137, Alman 122, Belçikalı ve Avustralyalı 100 dolar, Güney Koreli 39 dolar ayırıyor. Dünya ortalaması 1,3 dolar iken, Türkiye'de bir kişi kitaba yılda ancak 0,45 dolar harcıyor. ABD'de yılda 72 bin kitap basılırken, Rusya'da 58 bin, Japonya'da 42 bin, Fransa'da 27 bin, Türkiye'de ise 7 bin kitap basılıyor. Türkiye'de dergi okuma oranı ise yüzde 4 olarak belirlendi." Sonuç olarak; kitapla barışık olmayan bir toplumda yazma işine sevdalı, bir de yazdıklarımızı yaşadığımız toplumla paylaşma isteğinde olduğumuza göre, bizleri ne tür zorlukların beklediği açık. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ ın meydanlarda bangır bangır bağırarak okuma engelli halkımızı gazete okumamaya çağırmasına hiç gerek yok.. Kitap okumadaki facia gazete okumada da aynen var. Bir zamanlar, Anadolu bozkırında kimi genç kızlar, kendi kurduğu düşlerle baş başa kalınca aynaya bakarak, “ Benim Türkan Şoray’ dan, Fatma Girik’ ten, Filiz Akın’ dan ne farkım var! Onlar kadar güzelim alimallah!” diyerek bohçasını kaptığı gibi İstanbul yollarına düşmenin hesabını yaparlar, bunun zamanını yakalamak için adeta pusuya yatarlardı. İçlerinde bu fırsatı(!) yakalayanlar olmadı değil! İstanbul yollarına düştüler düşmesine de, asıl düştükleri, başkaca dünyalar oldu sıklıkla! Arkadaşlar, duymuşsunuzdur; evden kaçan genç kızların Yeşilçam’ da yıldız olabilmelerinin yolunun rejisörün yatak odasından geçtiğini. İzninizle sormak ve öğrenmek istiyorum; yazdıklarını kitap haline getirerek toplumla paylaşmanın yolu editörün neresinden geçer acaba? Bu yolun nereden geçtiğini bilen varsa, insaniyet adına anlatsın da bilelim!... Gerçi, kitap düşmanlığının, devletin temel politikası olduğuna inandığım için, hiç umutlu değilim! Ama gene de bilmek istiyorum, o yolun nereden geçtiğini. Haaa!… Kitap düşmanlığı, devletin niye temel politikası olsun ki, sorusuna gelince… Bence, olsa olsa kitap okuyan toplumun daha zor yönetileceği içindir, derim. Siz ne dersiniz? Sonumuz hayır gele.
Eylem Yurtsever #4
Merhabalar, Ben bir roman yazdım. Romanımı yayınlatmak istediğim tek yayınevi var. Kabalcı yayınevi... Küçükken okuyup çok beğendiğim bir kitap olan Bitmeyecek Öykü'yü ve Michael Ende'nin kitaplarını yayınladıkları, ciddiye alarak yayınladıkları için çocukluğumdan beri hayalimdir kitabımı bu yayınevine bastırmak. Size bir yayınevi editörünün bir eserin en azından fiziksel özellikleri açısından neyine dikkat ettiğini sormak istiyorum. Eserin dış görünüşü önemli olmalı. Bir özetini mi yazayım romanın mesela? Ya da her sayfayı okuma kolaylığı olsun diye şeffaf dosyaya mı koyayım... Bunun gibi tiyoları bana verirseniz çok memnun olurum. Romanın içeriğinden zaten eminim.
FEVZİYE ŞİMDİ #5
Merhaba, Sn. Eylem Yurtsever. Acaba roman yazdırmak için yayınevi hakkında bir bilginiz olabildi mi? Ya da size yardım edildi mi? Merak ettim, çünkü ben de aynı çaba içersindeyim. Yanıtınız için şimdiden teşekkür ederim. Saygılar.
Başa Dön