Son forum iletileri
?
Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
Çalışmanızı kısa öyküler üzerine derinleştirmek istemişsiniz, ne kadar kolay görünse de zor bir yazım türüdür kısa öyküler. Bunun için farklı yazarlara ait kısa öyküleri derinlemesine okuduğunuzda, farketmeden bir teknik kazanmış olduğunuzu anlayacaksınız. Bu keşfinizi hayal dünyanızın şekillendirmesine bırakırsanız da ortaya gerçekten güzel eserler çıkacaktır. Kısa öykülerde, olayları daha sıkışık bir döngüde anlatmak zorunda kaldığımızdan daha çok zorlanırız. Ama dediğim gibi, tekniğe çok fazla önem vermeyin çünkü konunun büyüsünü bozabilir. Aklınızda oluşturduğunuz konuyu kağıda dökmeyi deneyin her seferinde. Zaten tekrar tekrar her okuyuşta beğenmediğiniz yerler bulacaksınız. Sonunda hiç bir hata bulamadığınızda o öyküde, kendi tekniğinizi kurmuş olacaksınız. Farklı yazarlardan kısa öyküler okursanız bu oluşum daha çabuk gelecektir. Başarılar dilerim...
?
Yayınlanmak için ne yapmak gerekiyor?
Gerçeklerin yüzü soğuk olsa da, ve kimi zaman işimize gelmedikleri için yüzleşmeyi göze alamasak da; gerçekler, gerçekliklerinden bir şey kaybetmiyor! Kaybeden gene, kaçış plânı yaparak gerçeklerle yüz yüze gelmeyi göze alamayan insan oluyor.
Amacım yazı aşkına kendini kaptırmış; üstelik, yazdıklarını bir şekilde toplumla buluşturmanın çabası içinde olan insanları demoralize etmek ve onları yazma eyleminden soğutmak değildir. Bunu istesem de yapamam. Zira bendeniz de onlardan biriyim sonuçta.
Yüz binden daha çok sözcüğe sahip bir dili günde ortalama 150- 200 sözcükle konuşan bir toplumun bireyi değil miyiz her birimiz? Bu resim beraberinde, yaşadığımız toplumda yazar sayısının kitap okur sayısından daha çok olduğu sonucunu ortaya çıkarmıyor mu?
Geçenlerde, türlü beklentilerle bir bloga üye olan bir arkadaş, yazdıklarını okutamadığı için blogdan ayrılrken yazdığı notta diyordu ki; Kaç paylaşım platformuna üye oldumsa da, yazdıklarımı okutamadım. Ancak, herkes öncelikle kendi yazdığını okuyor. Bu kadar yazar mı olur arkadaşlar. Hoşça kalın!
İnsanımızın genellikle İş başvurularında ve özgeçmişlerinde bir ayrıcalık gibi belirttikleri okur-yazar, olma özelliği elbette kitap okuru ve kitap yazarlığı olmayıp, adını yazma ve imzasını atabilme özelliğidir bence
Diğer kültür etkinlikleriyle de ara alabildiğine açıktır.
Bir internet sitesinden konuya ilişkin bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum:
" BES in (Bağımsız Eğitimciler Sendikası) AR-GE birimi Türkiyenin Okuma Alışkanlığı adlı bir rapor yayınladı. İnsanımız günde ortalama 5 saat televizyon izlerken, kitap okumaya yılda 6 saat zaman ayırıyor. Okunan kitabın içeriğine gelince, genellikle siyaset, aşk ve cinsellik üstüne. Türkiye, kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkesinin de gerisinde kalıyor.
Japonya'da toplumun yüzde 14'ü, Amerika'da yüzde 12'si, İngiltere ve Fransa'da yüzde 21'i düzenli kitap okurken, Türkiye'de yalnızca on binde 1 kişi kitap okuyor. 10 yılda 1 kitap!
Rapora göre, Türkiye'de bir kişinin kitap okumaya ayırdığı zamanın; bir Norveçli 300, Amerikalı 210, İngiliz ve Japon 87 katını ayırıyor. Dünya ortalaması da Türklerin ayırdığı zamandan 3 kat fazla. İhtiyaç sıralamasında kitabın bizdeki yeri 235. sıra.
Nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan'da kitaplar ortalama 100 bin tirajla basılırken, 71 milyon nüfuslu Türkiye'de bu rakam 2-3 bin civarında kalıyor. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'nda kitap okuma sıralamasında, Türkiye 86. sırada yer alıyor. Bir Japon bir yılda ortalama 25, bir İsviçreli 10, bir Fransız 7, bir Türk ise 10 yılda ancak 1 kitap okuyor. Türkiye'de, okuma alışkanlığına sahip 70 bin kişi bulunuyor.
Birleşmiş Milletler'in yaptırdığı bir araştırmaya göre, kitap için Norveçli 137, Alman 122, Belçikalı ve Avustralyalı 100 dolar, Güney Koreli 39 dolar ayırıyor. Dünya ortalaması 1,3 dolar iken, Türkiye'de bir kişi kitaba yılda ancak 0,45 dolar harcıyor. ABD'de yılda 72 bin kitap basılırken, Rusya'da 58 bin, Japonya'da 42 bin, Fransa'da 27 bin, Türkiye'de ise 7 bin kitap basılıyor. Türkiye'de dergi okuma oranı ise yüzde 4 olarak belirlendi."
Sonuç olarak; kitapla barışık olmayan bir toplumda yazma işine sevdalı, bir de yazdıklarımızı yaşadığımız toplumla paylaşma isteğinde olduğumuza göre, bizleri ne tür zorlukların beklediği açık.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ın meydanlarda bangır bangır bağırarak okuma engelli halkımızı gazete okumamaya çağırmasına hiç gerek yok.. Kitap okumadaki facia gazete okumada da aynen var.
Bir zamanlar, Anadolu bozkırında kimi genç kızlar, kendi kurduğu düşlerle baş başa kalınca aynaya bakarak, Benim Türkan Şoray dan, Fatma Girik ten, Filiz Akın dan ne farkım var! Onlar kadar güzelim alimallah! diyerek bohçasını kaptığı gibi İstanbul yollarına düşmenin hesabını yaparlar, bunun zamanını yakalamak için adeta pusuya yatarlardı. İçlerinde bu fırsatı(!) yakalayanlar olmadı değil! İstanbul yollarına düştüler düşmesine de, asıl düştükleri, başkaca dünyalar oldu sıklıkla!
Arkadaşlar, duymuşsunuzdur; evden kaçan genç kızların Yeşilçam da yıldız olabilmelerinin yolunun rejisörün yatak odasından geçtiğini. İzninizle sormak ve öğrenmek istiyorum; yazdıklarını kitap haline getirerek toplumla paylaşmanın yolu editörün neresinden geçer acaba?
Bu yolun nereden geçtiğini bilen varsa, insaniyet adına anlatsın da bilelim!... Gerçi, kitap düşmanlığının, devletin temel politikası olduğuna inandığım için, hiç umutlu değilim! Ama gene de bilmek istiyorum, o yolun nereden geçtiğini. Haaa!
Kitap düşmanlığı, devletin niye temel politikası olsun ki, sorusuna gelince
Bence, olsa olsa kitap okuyan toplumun daha zor yönetileceği içindir, derim. Siz ne dersiniz?
Sonumuz hayır gele.
Yazarın ve ya başka bir sanatçının el emeği göz nuru ile ortaya çıkardığı şiir, deneme, roman, resim veya bir yazı metni v.s. okuyucusuna (alıcısına) ulaştıktan sonra o eser o yazardan çok toplumun ortak malıdır. O nedenle, hiç hakları olmadığı halde o eseri ve ya bir bölümünü aşırıp altına imza koyarak sahiplenmeye kalkışmak o eserin yazarına olduğu kadar, o topluma da yapılmış bir kötülüktür. Bu çirkin eylemin önüne geçilmesi yazarın üstesinden gelebileceği bir iş değil, toplumun duyarlılık göstermesiyle önlenebilecek bir haksızlıktır. Ama, bir toplumda, okumanın ve yazmanın salt insana özgü bir yeti olduğu ve bu yetinin geregince kullanılmasında arızalar olduğu olağan karşılanıyorsa; daha da ölümcül olanı, böyle önemli bir arıza yok sayılarak günü kurtarmak iş belleniyorsa yazar, eserinin çalınarak ve hak etmeyenlerce altına imza atılarak diğer insanlarla paylaşılmasına sevinebilir de elinde olmadan!...
Ortaya çıkan bir polemiğin tarafı olan Eski İzmir Belediye Başkanlarından birisi Yaşar Kemal' den " Kıytırık bir kaç kitap yazmış birisidir " diye söz etmişti. Bu durum toplumdaki okuma-yazma konusunda önemli bir arızanın ortaya çıkması değilse nedir? İnsanla hayvanı ayıran temel özellik okuma ve yazma işidir bence. Beslenmek, uyumak, düşünmek ve aklını kullanmak gibi temel işlevlerde hayvanlarla insanların benzer davranışlar göstermesinin yanında, eğitilmiş köpeklerin futbol oynadığını, ayıların çok büyük hünerler ortaya koyduğunu, ve daha başka bir çok hayvanın sirklerde akılalmaz şekilde harikalar yarattığını biliriz...Ancak, iş okumaya ve yazmaya gelince, bu eylemler insana özgü bir iştir.
Sözü daha fazla uzatmadan yazı adamlığının ve yaşadığı toplumun sorunlarıyla ilgili duyarlı bir okur olmanın aynı zamanda belalı bir uğraş olduğunu da görüyör, biliyor ve bundan kaygı duyduğumu belirtmek istiyorum. Bu işlere iyi gözle bakılmadığında, bir eserin ortaya konması için harcanan emeğe gereken saygının gösterilmediği gibi, yazılı eserlerin çalınmasını ve hak etmeyenlerce sahiplenilmesini önleyici yasal düzenlemeler de maksatlı olarak yapılmamaktadır.
Yazı adamlarının ve bir eser ortaya çıkaran insanların eserlerinin çalınmasından daha kötü olan, toplumun aklının çalınmış olmasıdır. Toplum akıl yitiminden kurtulduğu zaman en geniş anlamda hırsızlığın en rahat bir şekilde yapılabildiği iklim sona erecektir.Bu iklimde bir yumurta ve ya tavuk çalanın yaşamı karartılırken, çok büyük partilere imze atanlar el üstünde tutuluyor. Sorun bu kirli iklimin sona erdirilmesinde istekli olunup olunmadığıda ve ne denli işbirliği edilebildiğindedir. Saygılarımla.
Aslında eleştiri çok yararlı bir şeydir.Fakat ne yazık ki eleştirmenler de bir o kadar gereksizdir.Çünkü bir insan ne işle meşgul olursa olsun , o insana en güzel eleştirmen satış grafiği değil midir?Yaptıkların ne kadar beğeniliyorsa ortaya koyduğun işin talibi o denli fazla demektir.Bu durumda Mehmet Beye katılıyorum : Takıntı yapmamak gerekir.Lakin , esas takıntı yapmaması gereken ; tüketiciler , okuyuculardır.
Kesinlikle haklısınız. Ben buraya yazarken olması gerekenleri düşünerek yazmıştım ancak gerçekçi düşününce malesef doğallık şu anda az bulunan bir şey. Kişinin doğallığının ölçüsü belki de yazdıklarının yansıması ile kendisi arasındaki uyumla belli ediyor kendini. Bunlar tabi ki yalnızca benim düşüncelerim. Ayrıca şunu da belirtmem gerekir; doğallık derken, dışarıdan görünen halden ziyade, bazı durumlar karşısındaki tutumlarla ortaya çıkan, hayata bakış açısını, iç dünyasını da kastettim.
Yazan kişi kendisi, hayatı, düşleri, başka hayatlar, doğa, inandıkları, doğruları, yanlışları ve daha bir çok konu üzerinde düşünen kişidir. Bu nedenle gündelik hayatta fazlaca duyarlıdır ve yazdıklarıyla gündelik hayatı bağlantılıdır. Yazarın gündelik hayattaki duruşu, eserlerindeki yansımalardan farklı ise, eserler doğallığını yitirir.
İnternet ortamında zaman zaman kendisini edebiyat konusunda otorite zanneden kişilerden yazara yakışmayacak şekilde kaba üsluplarda eleştirilere maruz kalabiliyoruz. Benim bu konudaki düşüncem eleştirirken (insanlığı) inceliği elden bırakmamak ve yapıcı olmak gerektiği yönünde...
Rahatlıkla eleştiri yapılabilirken yapılan eleştirilerin gerçekten isabetli olmadığını düşündüğümüzde biz de rahatlıkla açıklama getirebilmeliyiz. Bu, "Bana yardımcı olamayacak isabetsiz yorumlar diğer okuyucuları yanıltabilir." demektir.
Kütüphanelere yazı ekleme ve imgeler bölümündeki zaman aşımı sorunu düzelmiştir.
?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Son günlerde yeni bir izlenime kapıldım: Resim, müzik ve edebiyat adeta taş, kağıt ve makas gibi... Öyle bir an oluyor ki bazen o anı ancak bir resim karesi anlatabiliyor. Öyle bir duyguya kapılıyorum ki bazen yalnızca bir müzik notası beni anlatabiliyor. Bazen, yazmak yaşamaktan farksız oluyor... Galiba sanatın her dalının resmettiği başka bir 'insan' portresi, çaldığı başka bir 'insan' tınısı, anlatabildiği bir başka 'insan' teması var... Ama tüm bu farklılıkların yanında şu bir gerçek ki; her sanat, anlayan içindir.
Tersden düşünmekte mümkün tabiki.Her ulu nehri besleyen ve onu ulu bir nehre dönüştüren irili ufaklı derecikler,kaynaklar, akıntılar vardır. Nehre can veren kılcal damarlardır onlar.ki ilham denilen o duygusal akıntının beslendiği böylesi irili ufaklı kaynakları gözardı edemeyiz.Bu bazen bir renk,bir kuku,düşünceyi harekete geçiren önemsiz bişeyde olabilir.
DİREN YARDIMLI
(Eklenme tarihi:03.11.2008)
Daha ne söylemeli denizin maviliklerine
İçi içine sığmayan yanardağ ateşine
Rüzgârın sesi olmuş kulaklara üflercesine
Engin fikirlerin habercisi satırların içinde
Niyet bahçesinin sümbülü olmuş fikirlerle
Yarınların habercisi, kaleminin sesiyle
Aranan örnek, beklenen ümit olmuş bile
Rüyaları gerçek, fikirleri özgür kılmış işte
Daha neler verecek İz edebiyat köşesinde
Ilık bir rüzgârın getirdiği samimi hisleriyle
Merak edilen yarınların mistik düşlerinde
Liyakat madalyası almış, almamış. Kime ne
Ilımlı düşlerimizin pozitif lideri olmuş ise
Kuantum Düşünce Grubu başkanı Ahmet Nuray
http://www.ahmetnuray.com/galery.asp?d=\bronz+heykeller\
www.ahmetnuray.com sitesine aittir.İzinli olarak kullanılabilir.
www.kuantumdusunce.net
www.kuantumteknik.com
www.ahmetnuraysanatmerkezi.com
?
Yayınlanmak için ne yapmak gerekiyor?
Gülen bir dünya baktığın umutla
Üzüntüden yoksun sade bir dünya
Rüyaların fırtınasından çok uzakta
Sakin bir ortam arıyorum orda
Ezilmeden ezmeden yürümek durumunda
Lüzumlu lüzumsuz hissettiğim anlarda
Gün geçer ömür biter ellerde
Üstlendiğin fikirlerin getirdiği düşlerde
Lale misali kızaran o kırmızı içinde
Efkarın coştuğu müziğin ritminde
Vakit varken çık gel gerçeklere
İtibarının hak ettiği geleceğe
Ahmet Nuray
http://www.ahmetnuray.com/galery.asp?d=\bronz+heykeller\
Kuantum Düşünce Gurubu Başkanı: www.ahmetnuray.com
Yeni açılan sitelerimiz
www.kuantumdusunce.net
www.kuantumteknik.com
www.ahmetnuraysanatmerkezi.com
Güllerin kırmızısı olsun düşlerin
Ümitlerin olsun senin isteğin
Lütufkârca hissettiklerin geleceğin olsun
Şans senden yana olsun Ümitlerin
Açılmak için seçtiğin engin denizlerin
Hazzıyla yoğrulduğun aile sevenlerin
Özlediğin seninle olsun sevdiklerin
Zamanla yoğurduğun o bildiklerin
Birer hazine olsun öğrettiklerin
En çok sevdiklerin seninle olsun ümitlerin
Kar beyaz düşlerin olsun hep sevdiklerin
Ahmet Nuray
http://www.ahmetnuray.com/galery.asp?d=\bronz+heykeller\
Kuantum Düşünce Gurubu Başkanı: www.ahmetnuray.com
Yeni açılan sitelerimiz
www.kuantumdusunce.net
www.kuantumteknik.com
www.ahmetnuraysanatmerkezi.com
Gülüşünle taht kurdun kalplerde
Üzüntülü günlerde, aranılan birlikteliklerde
Nerede olursan ol kalplerimiz seninle
Hasret kaldık sensiz geçen günlerde
Ansızın çık gel bizimle ol birlikte
Ne zaman gelirsen gel hele birde
Sevgi ile gel kendin ol hele
Acı çekmeden çektirmeden gel bizlere
Varlığında bir ol. Pir ol gönüllerde
Aradığın mutluluğu bulabilirsin bizimle
Sahil sessizliğini bozan dalgalar eşliğinde
Can yoldaşı ol, bizlerle beraberce
Ilık bir sonbahar akşamı çık gel bize.
Ahmet Nuray
http://www.ahmetnuray.com/galery.asp?d=\bronz+heykeller\
Kuantum Düşünce Gurubu Başkanı: www.ahmetnuray.com
Yeni açılan sitelerimiz
www.kuantumdusunce.net
www.kuantumteknik.com
www.ahmetnuraysanatmerkezi.com
YAŞAM DÜNYASINDA ,ERKEĞİ BAŞARIYA ULAŞTIRAN KADINLAR VAR MI ?
(Eklenme tarihi:29.10.2008)
-Yaşamım boyunca ender olarak duyduğum mucizevi kadınların varlığını,günümüzde mevcut olup olmadığını gelin hep beraber sorgulayalım.
-Erkeğin yaratıcı gücünü ,kadının yaratıcı gücünün ortaya çıkaracak kapasitede olduğu doğrumu?
-Kadın severse,sevildiğini hissederse becerisi yeterli olmayan erkeği bile zirveye çıkarabileceği doğrumu?
-Dişi kuş yuvayı yapar. Diye söylenir. Neden erkek kuş yuvayı yapamaz? Dişi kuşun yaratıcılığı genetik kodlarından gelmiş olamazmı? Her dişinin, aynı özelliğe sahip olması münkünmü?
Panelimize hoş geldiniz.Fikir ve görüşlerinizi,alıntı yapmadan özgür yaratıcılığınızla katılınız lütfen. Yorumlarınızı bekliyoruz. Saygılarımla.
http://www.ahmetnuray.com/galery.asp?d=\bronz+heykeller\
Ahmet Nuray
Kuantum Düşünce Gurubu Başkanı: www.ahmetnuray.com
Yeni açılan sitelerimiz
www.kuantumdusunce.net
www.kuantumteknik.com
www.ahmetnuraysanatmerkezi.com