Londra’daki Royal Art Museum’un en geniş dört galerisi 1998 yılının Temmuz ayı boyunca “Let me tell you love” adlı karma resim sergisi için ziyarete açılmıştı. Sergiye katılan altmış üç ressam, toplam dört yüz kırk yedi resimde aşkı betimlemeye çalışmışlardı. Serginin en ilgi gören çalışması, seri halindeki beş adet kadın portresi idi ve İspanyol ressam Adriano Francisco Llerriva’ya aitti.
Llerriva’nın bu çalışmalarını izleyen ziyaretçiler, portrelerin aşkı anlattığı konusunda şüpheye düşüyorlardı. Ta ki standın sonundaki altıncı çerçevede yazılı hikâyeyi okuyana kadar. İşte Llerriva’nın kaleminden resimlerin hikâyesi.
* * *
Asistanım Marian poz verecek modeli ayarlamıştı. Mevsimin yaz olması nedeniyle yer sorunumuzu kolayca aşabildik. Aksi halde yüz metre uzaklığı barındıran kapalı alana gereksinim duyacaktık. Zaman zaman havanın kapanması ve ışığın değişmesi pek fazla sorun yaratmadı ve çalışmamızı İbiza sahillerindeki tenha sayılabilecek bir kumsalda, bir aylık süre sonunda tamamlayabildik.
Marian’ın ayarladığı model hiç tanımadığım bir kadındı. Son resme kadar da kasıtlı olarak tanışmadık. Çalışmamın amacı buydu çünkü. Aşkı anlatmak…
İlk resmi yaparken, modelim tam yüz metre uzağımda bir sandalyenin üzerinde oturuyordu. Bu uzaklıktan görebildiğim kadarıyla portresini çalışıp bitirdim. İkinci resimde uzaklığı yetmiş beş metreye düşürdük. Üçüncü resimde elli ve dördüncü resimde yirmi beş metre uzaklıktan aynı kişinin üç portresini daha yaptım. Tabii tahmin edileceği üzere mesafe kısaldıkça modelin yüz hatlarını daha iyi seçiyor, resmimi ona daha çok benzetebiliyordum.
Son resme başlamadan önce modelim Gabriella ile tanıştım. Harika bir seçimdi. Asistanım Marian ile bir kez daha gurur duydum. Son portreyi çalışırken artık modelim sadece üç metre uzağımda oturuyordu. Yüzünün tüm hatlarını tuvale kusursuzca yansıtabiliyordum.
Haziran ayı sonunda son resim de bitti. Beşini bir arada izlemek üzere atölyeme gittik. Son portreyi, hazırladığım şövalenin üzerine koyup ilk dördünün üzerindeki örtüleri indirdim. Resimleri gördüğünde Gabriella’nın yüzünde oluşan hüznü tarif edemem. Resimlerdeki en güzel kadın ilk portredekiydi ve Gabriella’ya hiç mi hiç benzemiyordu. Diğer üçünde giderek modelime daha çok benzemiş, son resimde neredeyse aynısı olmuştu. Gabriella çok güzel bir kadın değildi – Dedim ya Marian’ın harika seçimi… İlk resimde işlediğim çehre, yüz metre uzağımda oturan kadının yüzünde olmayan, sadece kendi arzularımla yarattığım bir güzelliği taşıyordu. Nitekim aşk buydu.
Adriano Francisco Llerriva
29 Haziran 1998 – Madrid
* * *
Llerriva’nın yazdığı öykünün üzerine bir şey söylemeli mi?
Sanırım gerek yok.
Peki; ister ruhsal uzaklık olsun ister fiziksel... O sevgiliye hep ve her zaman uzaktan bakmanın aslında bir yanılsama olduğunu tartışmalı mıdır?
Kim bilir?...