"Sabahın yedisinde uyananların tek suçu, akşamın beşinde ölenlerden olmalarıdır." – Terry Pratchett (kurgusal)"

Görünüşün Arkasındaki Gerçek

Medine çarşısında, güvenilmez görünüşlü kumaş tüccarı Halid ve şehre yeni gelen genç tüccar Yusuf'un kesişen hikayeleri. Babasının son birikimini sermaye yapan Yusuf, şehirde iş kurmaya çalışırken dikkatini çeken düzenli bir dükkan ve gözleri gülen sahibiyle tanışır. İlk izlenimlerin ve karşılaşmaların ilişkileri nasıl şekillendireceğini anlatan etkileyici bir başlangıç.

yazı resim

Medine'nin dar sokaklarında, güneş henüz ufkun üzerinde yükselirken, çarşının en işlek köşesinde bir kumaş dükkanı açılırdı her sabah. Dükkanın sahibi Halid, ellili yaşlarında, geniş omuzlu, keskin bakışlı, çıkık çeneli bir adamdı. Çarşıya yeni gelen herkes ona bakar, bir an durur ve içinden "bu adam güvenilmez" derdi. Nedeni belirsizdi ama o sert hatlar, o derin çizgiler, o keskin bakış... insanlara hep bir şey fısıldardı. Yusuf ise o sabah şehre ilk kez adım atıyordu. Genç bir tüccardı; babasının hastalığı nedeniyle köyünden ayrılmış, büyük şehirde iş kurmaya çalışıyordu. Yanında taşıdığı tek sermaye, babasının son birikimiydi. Çarşıda dolaşırken gözleri birkaç farklı dükkan süzdü. Bir tanesi özellikle dikkatini çekti: temiz, düzenli, mallar özenle yerleştirilmiş, sahibi ise müşterisiyle alçak sesle, sakin bir edayla konuşuyordu. Adam gülümserken gözleri de gülümsüyordu. Yuvarlak yüzlü, yumuşak hatlıydı. Yusuf içinden "işte bu adam dürüst biridir" dedi ve içeri adım attı. Adamın ismi Süleyman'dı. Birkaç dakika sohbet ettiler. Yusuf ona ortaklık teklifini açıkladı: sermayeyi o koyacaktı, Süleyman ise deneyimini ve bağlantılarını getirecekti. Süleyman güldü, sıcak bir gülüşle. "Kardeşim, neden bana güveniyorsun? Beni bugün ilk kez görüyorsun." Yusuf biraz şaşırdı. "Bilmiyorum," dedi dürüstçe, "ama yüzünde bir iyilik var. Öyle hissettim." Süleyman bir süre sessiz kaldı. Sonra öne doğru eğildi. "Peki şu karşı köşedeki Halid'i gördün mü? Çarşının en eski esnafı. Kimse onunla iş yapmak istemez. Sert görünüyor, değil mi? Hep öyle söylerler." "Evet," dedi Yusuf, "açıkçası ondan biraz çekindim." Süleyman yavaşça kalktı ve pencereye yürüdü. "İki yıl önce," dedi, "deprem oldu burada. Küçük bir depremdi ama çarşının bir bölümü yıkıldı. Ben de o yıkılanlardan biriydim. Mallarım enkaz altındaydı, borcum vardı, ailem aç kalacaktı." Duraksadı. "O gece kapımı çalan Halid oldu. Elinde yiyecek, yanında iki oğlu. Sabaha kadar yıkıntıyı temizlememe yardım ettiler. Sonra hiçbir karşılık beklemeden borcumu kapattı. 'Sonra ödersin, acelesi yoktur' dedi ve döndü gitti." Yusuf donup kaldı. "Peki ya sen?" diye sordu Süleyman yavaşça. "Senin yüzünde iyilik gördüm dedin. Bak sana bir şey söyleyeyim." Masanın üzerindeki kayıt defterini açtı. "Geçen ay bir genç geldi. Aynı şeyleri söyledi. Yüzüm güvenilir görünüyor diye ortaklık teklif etti. Sermayesini bıraktı, gitti. İki hafta sonra malları ben sattım, paraları da cebime koydum. Adam hâlâ habersiz." Yusuf'un yüzü soldu. Süleyman'ın defteri kapandı. "Şaka yapıyorum," dedi ve hafifçe güldü. "Ama şunu anlamanı istedim: ben bugün sana o hikâyeyi anlatsaydım ve gerçekten böyle biri olsaydım, sen yine de yüzümden beni iyi biri sanırdın. Çünkü insanlar gördüklerini anlamlandırmak ister. Yüz hatları bize bir şey fısıldar, biz de o fısıltıya inanırız." O gün Yusuf çarşıdan ayrılmadı. Öğleden sonra, neredeyse farkında olmadan, kendini Halid'in dükkanının önünde buldu. Adam içeride iki çuval kumaşı tek başına taşımaya çalışıyordu. Yusuf içeri girdi, "yardım edeyim mi?" dedi. Halid ona baktı. O keskin, derin bakışla. "Et-bekleme, çek şunu," dedi kısaca. Birlikte çalıştılar. Adam az konuşuyordu ama her söylediği yerli yerindeydi. Dükkanı kapatırken Yusuf sorununu anlattı, iş kurmak istediğini, doğru ortağı aradığını söyledi. Halid onu dinledi. "Neden ben?" diye sordu. "Bilmiyorum," dedi Yusuf, bu sefer farklı bir şeyle, "aslında sizi tanımıyorum. Ama bu öğleden beri birlikte çalıştık." Halid uzun süre baktı. Sonunda "Çarşıya yeni gelenlerin hepsi benden kaçar," dedi. "Yüzüm böyle. Annem de öyle söylerdi, sert bakışlısın diye. Değiştiremiyorum." Kısa bir sessizlik. "Ama şunu söyleyeyim: borcunu ödemeyene alnından değil, defterinden bakıyorum. İnsan yüzünden okunmaz." Aylar geçti. Yusuf, Halid'le ortak olmadı ama onun bağlantılarıyla doğru bir yol buldu. Süleyman'la zaman zaman çay içti, sohbet etti. Zamanla şunu gördü: Süleyman gerçekten iyi kalpli bir insandı, ama aynı zamanda zaman zaman aceleci kararlar alıyor, yüzeysel değerlendirmeler yapıyordu. Halid ise ağır ilerliyordu, az konuşuyordu, ama verdiği söz hiç bozulmadı. Bir akşam, güneş batarken çarşının kuytu bir köşesinde otururken Yusuf kendi kendine düşündü. İlk gün Halid'den çekindiği o anı hatırladı. O keskin hatları, o derin çizgileri, o çıkık çeneyi... ve nasıl da "güvenilmez" kelimesi dilinin ucuna kadar gelmişti. Oysa hayat, onlarca tane böyle an barındırıyordu. İnsanlar yüzlerine bakarak okunmaya çalışılıyor, sonra yanlış sayfalara düşülüyordu. Gerçek, hiçbir zaman görünen yerde saklı değildi. O gece Yusuf babasına mektubu yazdı. Şehirde öğrendiklerini anlattı. En sona şunu ekledi:
"Baba, sana şunu söyleyebilirim: insanı yüzünden okumaya kalktığında, aslında yalnızca kendi önyargılarını okursun. Gerçek insan, ancak zamanla, fiilleriyle, davranışlarıyla ortaya çıkar. Bunun dışındaki her hüküm, bize ait değil."
Yusuf mektubunu bitirirken, dükkanın kepengini kapatan Halid’in uzaklaşan gölgesine baktı. Süleyman’ın o "şakası" aslında hayatın en sert gerçeğiydi. İnsan zihni, belirsizlikten korktuğu için her şeye bir kılıf uydurur; sert bir çeneye "zulüm", gülen bir göze "merhamet" yakıştırır. Oysa:
​Maske ve Simetrisi: En tehlikeli uçurumlar, bazen en çiçekli yolların sonunda bekler. Süleyman’ın yumuşaklığı, Yusuf’u dikkatsizliğe sürükleyebilirdi.
​Kabuk ve Öz: Halid’in sertliği, aslında dürüstlüğünün ve tavizsiz ilkelerinin bir zırhıydı. O, dışarıya değil, içeriye yatırım yapmıştı.
​Zamanın Terazisi: Güven, ilk bakışta kazanılan bir ödül değil; zaman içinde, çatışmalarda ve zorluklarda demlenen bir teslimiyettir.
Bir insanın yüzü bir kitap kapağı gibidir; bazen çok süslü bir kapak içi boş bir hikayeyi, bazen de yıpranmış ve kaba bir cilt, dünyanın en kıymetli hazinesini saklar. Kitabı okumadan konusuna, insanı tanımadan ruhuna hükmetmek, sadece kendi yanılgılarımıza bir ayna tutmaktır.
"Ve onları gördüğün zaman cisimleri hoşuna gider. Ve eğer konuşsalar sözlerini dinlersin. Onlar odunlar dayatılmış gibidirler her bağırtıyı kendi aleyhlerine sanırlar onlar düşmandır. Onlardan sakın. Allah onları kahretsin. Nasıl da döndürülüyorlar? " (Münafikun Suresi, 4)

KİTAP İZLERİ

Parasız Yatılı

Füruzan

Füruzan'ın "Parasız Yatılı"sı: Yarım Asırlık Bir Ağıt ve Direniş Bazı kitaplar vardır, yayımlandıkları anda klasik olurlar. Zamanın getirdiği edebi akımlardan, toplumsal çalkantılardan etkilenmeden, adeta kendi
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön