"Gelecek, şimdinin geçmişidir, sadece biraz daha pahalı." - Terry Pratchett"

Heves Kölesi Olmak: Modern Çağın Gizli Esareti

Modern dünyada 'başarı' olarak sunulan kariyer, statü ve maddi refah, insanın fıtratındaki sonsuzluk özlemi ve anlam arayışını gerçekten karşılayabilir mi? Toplumun bize dayattığı "iyi eğitim, prestijli iş, kariyer basamakları" formülü mutluluğun garantisi değil. Bu yolda ilerleyenler genellikle derin bir tatminsizlik yaşıyor çünkü bu hedefler asla bitmiyor ve ruhun derinliklerindeki boşluğu dolduramıyor.

yazı resim

İnsan fıtratında iki temel eğilim vardır: Sonsuzluğa olan özlem ve anlam arayışı. Modern dünya ise bu iki derin ihtiyacı geçici tatminlerle susturmaya çalışır. Kariyer merdivenlerini tırmanmak, toplumsal statü kazanmak, maddi refaha ulaşmak, sosyal medyada beğeni toplamak... Bunların hepsi bize "başarı" olarak sunulur. Ancak bu başarılar ruhun derinliklerindeki boşluğu doldurabilir mi. Yahut bu dünyada elde edilenler, sonsuzluk karşısında hangi değeri taşır?
Yanılsamanın Anatomisi: Başarı Miti
Çağdaş toplum bize belirli bir başarı senaryosu sunar: İyi bir eğitim al, prestijli bir işe gir, kariyer basamaklarını hızla tırman, toplumun hayranlığını kazan, maddi birikimlerin olsun. Bu formül sanki mutluluğun garantili reçetesi gibi sunulur. Ancak bu yolda ilerleyen milyonlarca insan bir süre sonra kendini derin bir tatminsizlik içinde bulur. Neden? Çünkü bu hedefler asla bitmez. Bir basamak tırmanıldığında bir üst basamak belirir. Bir kazanç elde edildiğinde daha büyüğü cazip hale gelir. Bu döngü içinde insan sürekli olarak "bir sonraki" için yaşar, ama "şimdi"nin huzurunu hiç tadamaz. Âl-i İmrân Suresi'nin 157. ayetinde Allah şöyle buyurur: "Ve eğer Allah yolunda ölür ya da öldürülürseniz, bağışlanma vardır. Allah'ın rahmeti onların topladıkları şeylerden daha hayırlıdır." Bu ayet bize temel bir gerçeği hatırlatır: Dünyada ne kadar biriktirirsek birikirelim, ne kadar toplarsak toplayalım, bunların hiçbiri Allah'ın rahmetinin kıymetine ulaşamaz. Maddi kazanç, kariyer, şöhret... Bunlar ölümle birlikte sona erer. Ancak Allah için yapılan en küçük iyilik bile sonsuzluğa taşınır.
Hevasını İlah Edinmek: Çağdaş Putperestlik
Furkân Suresi'nin 43. ayetindeki soru çarpıcıdır: "Tanrısını hevası edineni gördün mü. Sen mi onun vekili olacaksın?" Bu ayet modern insanın en derin hastalığına parmak basar. İlk bakışta kendini özgür sanan, hiçbir otoriteye boyun eğmediğini düşünen çağdaş insan, aslında en katı bir kölelik içindedir: Nefsinin ve arzularının köleliği. Bu kölelik nasıl işler? İnsan arzularını hayatının merkezi yaptığında, onları tatmin etmeyi yaşamının amacı haline getirdiğinde, aslında bu hevesleri ilahlaştırmış olur. Daha fazla para, daha üst pozisyon, daha çok takipçi, daha lüks bir yaşam... İçindeki boşluk hiç dolmaz ve her kazanım sadece geçici bir tatmin sağlar. Peki bu döngü neden hiç bitmiyor? Çünkü nefis doymak bilmez bir kuyudur. Ne kadar çok verirseniz o kadar fazla ister. Ünlü olsan daha ünlü olmak istersin. Zengin olsan daha zengin olmak istersin. Bir hedef gerçekleştiğinde anlamsızlaşır ve yeni bir hedef belirlersin. Bu sonsuz koşu insanı tüketir, yorar ve nihayetinde mutsuz bırakır.
Başkalarının Rızası: Görünmez Zincirler
Modern insanın bir diğer esareti de başkalarının takdiri ve beğenisi için yaşamaktır. Sosyal medya çağı bu sorunu daha da derinleştirdi. İnsanlar artık paylaşımlarının kaç beğeni aldığına, yorumların ne kadar olumlu olduğuna, takipçi sayısının artıp artmadığına göre değer biçiyor kendilerine. Zümer Suresi'nin 29. ayetinde Allah şöyle bir benzetme yapar: "Allah, ortakları onun için birbiriyle çekişen bir adam örneği ve yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı örnek verdi. İkisinin durumu eşit midir?" Bu ayet derin bir hakikate işaret eder: Çok efendiye hizmet eden köle ile tek efendiye hizmet eden kölenin durumu bir olabilir mi? Başkalarının beğenisi için yaşayan insan, sürekli çelişen beklentiler arasında sıkışır. Herkesi memnun etmeye çalışır ama kimseyi tam olarak memnun edemez. Bir grubun takdirini kazanmak için yaptığı şey başka bir grubun eleştirisine neden olur. Sonuçta kendisi olmayı unutur, sürekli başkalarının beklentilerine göre şekil alır. Bu da derin bir kimlik bunalımına yol açar. Oysa gerçek özgürlük, yalnızca Allah'ın rızasını gözeterek yaşamaktır. İnsanların alkışı gelip geçicidir, bugün alkışlayan yarın unutur. Bugün takdir edilen yarın eleştirilir. Ancak Allah'ın rızası kalıcıdır, değişmez, sonsuzluğa uzanır.
Geçiciliğin Ötesinde: Kalıcı İz Bırakmak
Düşünün: Elli yıl önce yaşamış, kariyerinde zirvede olan, toplumda saygın bir yeri bulunan, maddi olarak zengin olan birini. Bugün o kişinin adını hatırlayan kaç kişi var? O kişinin kariyer başarılarının bugünkü önemi nedir? Topladığı servet, kazandığı ünvanlar, aldığı ödüller... Bunların hangisi bugün bir anlam ifade ediyor? Bu gerçek bize şunu gösterir: Dünyevi başarılar ne kadar parlak görünse de geçicidir, unutulur, silinip gider. Ancak Allah için yapılan iyilikler farklıdır. Bir yetime ikram edilen yemek, bir fakire verilen sadaka, bir bilginin paylaşılması, bir güzel söz, bir dua... Bunlar görünmez ama sonsuzluğa kaydedilmiş amellerdir. Kalıcı iz bırakmanın yolu şöhretten geçmez, toplumsal statüden geçmez. Kalıcı iz, Allah'ın rızasına uygun yaşamaktan ve O'nun için yapmaktan geçer. Çünkü bu dünyadaki varlığımızın asıl amacı budur: Allah'a kulluk etmek ve O'nun rızasını kazanmak.
Özgürlüğün Paradoksu: Teslim Olmakta Özgürleşmek
Modern dünya bize özgürlüğü şöyle tanımlar: İstediğini yapmak, hiçbir kurala bağlı olmamak, kimseye hesap vermemek. Ancak bu anlayış insanı özgürleştirmez, aksine daha derin bir esarete sürükler. Çünkü kural tanımayan insan, nefsinin ve arzularının kurallarına boyun eğer. Gerçek özgürlük ise paradoksal bir şekilde teslimiyetle gelir: Allah'a teslim olmak. Bir insan nefsinin ve başkalarının beğenisinin kölesi olmaktan vazgeçtiğinde, yalnızca Allah'ın rızasını gözeterek yaşamaya karar verdiğinde, işte o zaman gerçekten özgürleşir. Bu teslimiyet, insan ruhu için huzurun anahtarıdır. Çünkü artık sürekli koşmanıza, sürekli başkalarını memnun etmeye çalışmanıza, sürekli daha fazlasını elde etmeye uğraşmanıza gerek kalmaz. Yapmanız gereken tek şey Allah'ın belirlediği doğru yolda yürümektir. Bu yol açıktır, nettir ve huzur vericidir.
Sorgulama: Neye Kul Oluyoruz?
"Tanrısını hevası edineni gördün mü?" sorusu her birimizin kendi hayatına dönüp bakmasını gerektirir. Sabah uyandığımızda aklımıza ilk gelen nedir? Gün içinde en çok neyi düşünürüz? Kariyerimizi mi, maddi kazancımızı mı, sosyal statümüzü mü, yoksa Allah'ın rızasını mı? Kararlarımızı verirken hangi kriterlere göre hareket ediyoruz? "Bu bana ne kazandırır?", "İnsanlar ne der?", "Kariyerime nasıl katkı sağlar?" gibi sorular mı soruyor, yoksa "Bu Allah'ın rızasına uygun mu?", "Bu ahiretimde bana fayda sağlar mı?" gibi sorular mı? Zamanımızı neye harcıyoruz? Sosyal medyada saatler geçirmek, sürekli daha fazla kazanç peşinde koşmak, toplumsal görünürlüğümüzü artırmaya çalışmak mı önceliğimiz? Yoksa ibadet, ilim, iyilik yapmak ve Allah'a yaklaşmak mı? Bu sorular rahatsız edici olabilir çünkü bizi gerçekle yüzleştirirler. Ancak bu yüzleşme şarttır. Çünkü neye kul olduğumuzu bilmek, hayatımızın anlamını ve yönünü belirler.
Yeniden Önceliklendirme: Ahiret Odaklı Yaşam
Peki ne yapmalıyız? Kariyer yapmak, para kazanmak, toplumda saygın bir yer edinmek haram mı? Elbette hayır. İslam çalışmayı, üretmeyi, helal kazancı teşvik eder. Ancak sorun şurada: Bu şeyler hayatın amacı mı yoksa araçları mı? Ahiret odaklı yaşam, dünyayı terk etmek değildir. Dünyada çalışırken, kazanırken, üretirken bunları Allah rızası için yapmak ve ahirete hazırlık aracı olarak görmektir. Para kazanmak kötü değildir ama parayı ilah edinmek, onun için her şeyi feda etmek kötüdür. Kariyer sahibi olmak yanlış değildir ama kariyeri hayatın merkezi yapmak, onun için ahireti feda etmek yanlıştır. Öncelikler net olmalıdır: İbadet, Allah'a yakınlık, ahiret hazırlığı birinci öncelik. Dünyevi işler ise bunlara hizmet eden araçlar. Bu perspektifle yaşayan insan hem dünyada huzurlu olur hem de ahirete hazırlanmış olarak gider.
Kalıcı Olanı Seçmek
İnsan ömrü kısadır. Ortalama 70-80 yıllık bir süre. Bu sürenin yarısı çocukluk, yaşlılık, uyku gibi durumlarla geçer. Geriye kalan asıl üretken zamanımız belki 30-40 yıl. Bu kısa süreyi neye harcıyoruz? Ölüm gerçeği bize en net bakışı kazandırır. Düşünün: Ölüm döşeğindeyken arkada bıraktıklarınızı düşünürken, kariyer basamakları mı önemli gelecek yoksa Allah için yaptığınız iyilikler mi? Toplumun size biçtiği değer mi huzur verecek yoksa Allah'ın rızasını kazanmış olma ihtimali mi? Her insanın kendine sorması gereken temel soru şudur: "Ben neyin peşinde koşuyorum ve bu peşinde koştuğum şey beni sonsuzluğa taşıyacak mı?" Eğer cevap hayırsa, belki de yeniden düşünme zamanı gelmiştir. Gerçek huzur, Allah'a teslim olmakta gizlidir. Nefsimizin, başkalarının beğenisinin, dünyanın geçici cazibesinin kölesi olmaktan kurtulmak ancak bu teslimiyetle mümkündür. Ve ancak bu teslimiyet bizi hem bu dünyada huzura hem de ahirette kurtuluşa ulaştırabilir. Sonuç olarak: Tanrısını hevası edinmek çağın en yaygın hastalığıdır. Tedavisi ise Allah'a samimi bir kulluğa dönmektir. Bu dönüş hem özgürlüğümüzü hem huzurumuzu hem de sonsuz kurtuluşumuzu garanti eder.

KİTAP İZLERİ

Peri Gazozu

Ercan Kesal

Ercan Kesal’ın Hafıza Sandığından Sızanlar: "Peri Gazozu" Üzerine Bir Değerlendirme Ercan Kesal, Türkiye'nin sanat sahnesinde ender rastlanan, çok yönlü bir figür. Onu sinemadan bir oyuncu,
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön