Bir süre yazmamayı denedim. Sadece yazanların sesini dinlemeyi tercih edebiliyor insan. Ne diyorlar, neyi anlatıyorlar, ne şekilde aktarıyorlar? Sonra bu durum can sıkıcı bir hal almaya başladı. Zira çoğu yazılanın aslında sadece yazanın kendisini övmesiyle sonuçlandığını gözlemledim. Ne yazık... Yazar kendisini övmek için değil, övülesi bir durumu aktarmak için vardır diye öğretmişlerdi bize. Hem artık bu yalan dünyada çok da övülesi konular kalmamışken, en azından "gerçekleri" anlatmak için tekrar kalemi elime almam gerektiğini hissettim. İzedebiyat tam da bunu yansıtmak için kökü çok eskilere dayanan bir platformdu ve özgürce yazabilmek için kimi zaman bir beyaz kağıdın bile yeterli olmadığı zamanda tüm şeffaflığıyla "gel" diyordu...
Geldim!
Bugün 7 Ocak 2026. İnanır mısınız bilmiyorum, yeni girilen bu yıldan bile 7 koca gün bitti bile sevgili dostum...
Zamanın durdurulamaz bir güç olduğunu idrak ettiğimizde, uyumayı çok da sevmeyeceğimiz bir felsefe çöküyor insanın ruhu üstüne. Kıymetli ağabeyim dünyanın en akıllı insanı Erdal Demirkıran'ın "sadece aptallar 8 saat uyur" kitabında konu ettiği gibi: öldükten sonra uyuyacak zamanımız olacak, merak etmeyin.
Hadi o halde! Uyanalım ve biraz edebiyat yapalım.
Hoşbuldum...

