"İnsanlar, bir şeyi öğrenmek için önce o şeyin ne kadar gereksiz olduğunu öğrenmeli." - Oscar Wilde (kurgusal)"

Suç Duyurusu

Yazarın şikayetçi olduğu her ne kadar en çok kendisi olsa da her bir bireyin eksik kalan yanlarını kaleme aldığı serzenişi, şikayet mektubuna dönüşüyor…

yazı resim

Kamuoyuna;

Uzun süredir kalbimle kavga eden beynimin insanların başına bela olmasından korkuyorum ve gerekli tedbirlerin alınmasını arz ediyorum. Kırmızı bülten çıkarılsın şiirlerimin tamamlanmasını engelleyen kayıp kelimeler hakkında... Ayrıca bana “yanındayım” dediği halde ansızın ortadan kaybolan ilham perisinden de şikayetçiyim...

Pollyanna özentisi ruhum kendini çok önemsiyor da Daniel Kahneman’ın değerlendirmesini ciddiye almıyor:

“Bir hamam böceği kiraz tabağına düşerse görüntüyü mahveder. Fakat aynı kirazın bir adedi hamam böcekleriyle dolu kaseye konulduğunda o ortamı güzelleştiremez.”

Mücadelemin boşuna olduğu hissiyatından ötürü geceleri geç saatte Rus romanlarına vuruyorum kendimi ve aşırı derecede sayfa başı para alma hevesiyle boğulan cümlelerden zehirleniyorum.

Hiç kimse kendim olmama müsaade etmiyor! Her boğazımdan tahliye olan cümlenin Oğuz Atay’a benzetilmesinden sıkıldım. Halbuki Wikipedia Oğuz Atay’dan bahsederken onun Tolstoy’dan, Fyodor Dostoyevski’den Franz Kafka’dan etkilendiğini yazıyor! Ayrıca adam Kadir İnanır’a benziyor, yakışıklı da. Bense uzun zamandır aynada kendimi görmeye cesaret edemiyorum. Madem başladık, o halde Oğuz Atay’a benzetenlerden de şikayetçiyim...

Öte yandan bu İnstagram önerilerinden de memnun değilim! Fırat Tanış sesinden Yunus Emre şiirleri dinlemeyi beklerken, sürekli önüme doğduğu günden bu yana 4 kez çikolata yiyememiş çocuğa, üzerinde Yunus Emre fotoğrafı olan 200 lirayı kibirle veren İbrahim Yılmaz içeriği görmekten de şikayetçiyim. Lütfen biri bu meramımı Zuckerberg’e iletsin.

Sanki yazdıklarımı okumuş gibi alkış emojisi atan sözde yazarlardan, okuduğum şiiri dinlemiş gibi yapıp kalp atan kadınlardan, aynada kendisini başka birisi olarak görenlerden de şikayetçiyim...

Hasılı kelam, Özdemir Asaf’ın “Geleceğim bekle dedi, gitti. Ben beklemedim, o da gelmedi. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.” şiirinin netliğinde bir hayat beklerken, töre cinayetine sebebiyet verecek kadar husumetli kelimeleri yan yana getirip süsleyerek kendini cool zannedenlerin şairlik hükmü sürdüğü dönemde yaşadığım için kendimden de şikayetçiyim...

Evet, evet... En çok da kendimden şikayetçiyim.

Ne olurdu yani balık burcu biri olsaydım, sabahın erken saatlerinde yürüyüşe çıkıp maydanoz suyu içseydim, herkesi bu kadar sevmek yerine azıcık kendimi sevseydim... Olmadı! Sol elimin işaret parmağında nasıl geçeceğini bilmediğim sarı lekelerle, hızla beyazlayan sakallarım ve artık gripten mütevellit olmadığını bildiğim kesik kesik öksürüklerimle hayatımın sonlanmasını beklemeye mecburum...

Ben; “Sonra çekildim bir kenara, seyrettim bütün olup biteni. Baktım kimde ben ne kadarım, kim bende ne kadar kalmış” cümlelerinin sahibi kadar ne şairim ne de dünyayı düzeltebilmeye kendini adamış bir aktivist...

Mercimek çorbası, sigara, biraz da andropoz ruh halimle ona buna salça olmaktan keyif alan birisiyim:

Ve evet! En çok kendimden şikayetçiyim...

İstedikleri gibi bir adam olamadığım için üzülen yakınlarımdan, istedikleri aşk hikayelerini duymak yerine bu cümleleri okumak zorunda kalan sizlerden özür dilemiyorum...

Arz ederim...

KİTAP İZLERİ

Başka Yollar

Enis Batur

Enis Batur'un Zihin Labirentinde Bir Gezinti Türk edebiyatının en üretken ve sınır tanımayan kalemlerinden Enis Batur, okurunu bir kez daha kendi zihin coğrafyasının dolambaçlı patikalarında
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön