Korku, canlılığın en eski ve en temel hayatta kalma mekanizmalarından biridir. Beyindeki amigdala bir tehdit algıladığında, vücutta otomatik tepkiler devreye girer: kaç, don ya da saldır. Bu mekanizma milyonlarca yıldır canlıların hayatta kalmasını sağlayan, biyolojik kökleri derin bir reflekstir. İnsan için, hayvan için, hatta suç örgütleri içindeki bireyler için aynı şekilde işler. Günümüzde yaygın bir yanılsama vardır: güçlü insanların, devlet yöneticilerinin, asker ve komutanların, mafya liderlerinin veya terör örgütü yöneticilerinin korkmadığı düşünülür. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Her insan korkar. Devlet başkanları kontrol kaybından, askerler ölümden, mafya liderleri ihanetten, terör örgütü yöneticileri çözülmekten, sıradan insanlar ise hayatlarını kaybetmekten korkar. Korkmayan kimdir? Yalnızca ruhsal olarak kopmuş, psikopati düzeyinde bilinç bozukluğu yaşayan ya da madde etkisi altındaki bireyler geçici olarak korku hissetmez gibi görünür. Ancak onlar bile aslında korkuyu bastırır, yok etmez; ve bu bastırılmış korku zamanla daha büyük yıkımlara yol açar. İslam'a göre gerçekten korkmayanlar ise nebiler, resuller ve Allah'tan başka kimseden korkmayan, yalnızca Allah'a gönülden itaat eden müminlerdir. Bu kişiler, korkunun yönünü doğru belirlemişlerdir. Onlar için korku, kölelik değil, özgürlüktür.
Korkunun Psikolojik Anatomisi
Korku, bir duygu olarak insanı harekete geçiren en güçlü motivasyon kaynaklarından biridir. Ancak korkunun etkisi, yalnızca bireyin hayatta kalmasını sağlamakla sınırlı değildir; aynı zamanda kişinin düşüncelerini, kararlarını ve ilişkilerini de derinden etkiler.
Korku ve Güç İlişkisi
Güç arttıkça, korkunun biçimi değişir. Güçsüz bir insan hayatta kalmaktan korkarken, güçlü bir insan gücünü kaybetmekten korkar. Bu değişim, korkunun gücün kendisinden değil, kayıptan doğduğunu gösterir. Mafya hem devletten hem de başta antisosyal kişilik bozukluğu olanlar olmak üzere gerçekte insanlardan korkar, devlet kaostan korkar, halk ise baskıdan korkar. Korku, gücün varlığında değil, yokluğunda şiddetlenir. Bu noktada şu gerçek ortaya çıkar: korku herkeste vardır. Ancak korkunun kaynağı, yönü ve yönetilme biçimi farklıdır. Korkunun yönetilmesi, gücün kaynağıdır. Korkuyu doğru yöneten güç kazanır; korkuyu yanlış yönlendiren ise köleleşir.
Terör Örgütleri ve Mafyanın Temel Korkuları
Toplumda, mafya ve terör örgütlerinin "korkusuz" olduğuna dair yaygın bir inanç vardır. Oysa bu yapılar, aslında en korkak yapılardır. Temel korkuları şunlardır:
- İhanet edilme korkusu
- Yakalanma korkusu
- Güç kaybetme korkusu
- Kontrolü yitirme korkusu
Bu örgütler, kendi korkularını başkalarına bulaştırarak ayakta kalırlar. Korku yaymak, güç göstergesi değil, kendi korkularını yönetme çabasıdır. Şiddet kullanımları da bu gerçeğin bir uzantısıdır.
Şiddet: Korkunun Bastırılmış Hali
Toplumda yaygın bir yanılgı vardır: "Şiddet güçlülerin işidir." Gerçekte ise şiddet, korkunun kontrol edilemediği noktada ortaya çıkar.
Şiddetin Psikolojik Zinciri
Psikolojik mekanizma şu şekilde işler:
- Korku hissedilir
- Korku bastırılır (inkâr edilir)
- Bastırılan korku öfkeye dönüşür
- Öfke şiddet üretir
Bu nedenle aile içi şiddet, sokak şiddeti, terör eylemleri ve mafya infazları aynı psikolojik zincirin farklı ölçekleridir. Şiddetin amacı, karşıdakini yok etmek değil, kendi korkusunu susturmaktır. Şiddet uygulayan kişi, güçlü olduğu için değil, kendini güvende hissetmediği için şiddet uygular. Bu nedenle şiddet bir çözüm değildir. Korkuyu azaltmaz, derinleştirir. Sürekli tekrar ister ve bir kısır döngü oluşturur. Bastırılan korku ne kadar büyükse, ortaya çıkan şiddet o kadar yıkıcı olur.
Devletler ve Korku Yönetimi
Devletler de bireyler gibi korkar; fakat korkuları kolektiftir. Tarih boyunca imparatorluklar, totaliter rejimler ve modern ulus-devletler, korkuyu kurumsallaştırarak ayakta kalmışlardır.
Devletin Temel Korkuları - Kontrol kaybı
- İsyan ve ayaklanma
- Meşruiyetin sorgulanması
- Ekonomik çöküş
- Güç merkezlerinin dağılması
Bu korkular şu araçlarla yönetilir:
- Güvenlik söylemi
- Tehdit algısı üretimi
- "Düşman" inşası
- Olağanüstü hâl mantığı
- Sürekli kontrol mekanizmaları
Korku Neden İşe Yarar?
Korku, yönetim aracı olarak son derece etkilidir. Çünkü korkan toplum sorgulamaz, itaat eder ve güvenlik karşılığında özgürlüğünden vazgeçer. Bu nedenle korku, rızanın yerine geçer. Tarih bunu sayısız kez kanıtlamıştır.
"Korkusuz" Figürlerin Aldatmacası
Toplumlarda üç figür "korkusuz" diye pazarlanır: - Mafya lideri
- Terörist
- Mutlak otorite sahibi lider
Gerçekte ise:
- Mafya en çok ihanetten ve antisosyal kişilik bozukluğu olanlardan korkar
- Terör örgütü en çok çözülmekten korkar
- Otoriter lider en çok meşruiyet kaybından korkar
Bu figürlerin "korkusuzluk" imajı, aslında derinlerdeki korkularını gizleme çabasıdır. Güç gösterisi, içteki zayıflığın maskelenmesidir. Şiddet kullanımları, kontrollerini kaybetme korkusunun dışa vurumudur.
İki Tür Korku: Kölelik ve Özgürlük
Korkunun iki farklı yönü vardır ve her biri insanı farklı sonuçlara götürür.
İnsanlardan Duyulan Korku
İnsanlardan korkmak:
- Köleleştirir
- Şirke yaklaştırır
- İkiyüzlülük üretir
- Özgüven kaybına yol açar
- Sürekli tedirginlik hali oluşturur.
- İnsanı başkalarının iradesine bağımlı kılar
Bu korku, insanı sürekli savunma pozisyonunda tutar. Kişi, başkalarının onayını almak, hoşnutluğunu kazanmak veya gazabından korunmak için kendinden tavizler verir. Böylece kendi değerlerinden uzaklaşır ve özünü kaybeder.
Allah'tan Duyulan Korku (Takvâ)
Allah'tan korkmak ise:
- Özgürleştirir
- Denge sağlar
- Şiddeti azaltır
- İç huzur verir
- Ahlaki omurga oluşturur
- İnsanı yalnızca hakka bağlı kılar
Kur'an'da güven (emniyet), güçten, sayıdan veya silahtan değil, Allah'ın takdirinin mutlaklığını idrakten doğar. Bu idrak oluştuğunda:
- İnsanlardan korku azalır
- Ölüm korkusu çözülür
- Güç sahipleri küçülür
- İnsan gerçek özgürlüğüne kavuşur
Bu nedenle nebiler ve resuller, tarihin en tehdit altında olan insanları olmalarına rağmen, en az korkanlardır. Onlar, yalnızca Allah'tan korktukları için, hiçbir beşer gücünden korkmamışlardır.
Korku ve Şirk İlişkisi
İslam inancında, korkunun yöneldiği yer, imanın temel belirleyicisidir. Korku, yalnızca Allah'a yöneltilmesi gereken bir duygudur. Ancak bu duygunun yanlış yönlendirilmesi ve Allah'tan başka varlıklara duyulması, şirke, yani Allah'a eş koşmaya yol açar.
Korkunun Yanlış Yönlendirilmesi
Korku, insanın tavır ve davranışlarını etkileyebilecek kadar güçlü bir duygudur. Korkunun yöneldiği varlık, eğer Allah dışında bir şeyse, bu durum kişinin inancını tehlikeye sokar. Çünkü korku, o varlığa bir güç atfetmek anlamına gelir. Allah'tan başka bir varlığa duyulan korku, o varlığın Allah'tan bağımsız bir güç ve kudret sahibi olarak kabul edilmesi demektir. Bu da bir anlamda o varlığı ilahlaştırmaktır. Kur'an bu durumu açıkça ifade eder. Nahl Suresi'nde Allah şöyle buyurur:
"Ve Allah iki tanrı edinmeyin, şüphesiz O tek Tanrı'dır. Yalnız benden korkun dedi. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Din daima O'nundur. Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz?" (Nahl Suresi, 51-52)
Bu ayetler, insanların yalnızca Allah'a yönelmelerini ve O'ndan korkmalarını emreder. Allah'tan başka varlıklardan korkmak, o varlıklara Allah'ın sıfatlarından bir sıfat atfetmek anlamına gelir ki bu şirktir.
Allah'ın Mutlak Kudreti
Allah, mutlak güç sahibidir. Her şey O'nun iradesiyle var olur ve O'nun dilemesi dışında hiçbir şey gerçekleşemez. Allah, bir kimseye zarar vermek istediğinde, bu zararı engelleyecek bir güç yoktur. İşte bu yüzden, yalnızca Allah'tan korkulması gerekir. Zümer Suresi'nde Allah şöyle buyurur:
"Allah kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Ve Allah kimi şaşırtırsa artık onu yola getiren olmaz." (Zümer Suresi, 36)
Bu ayet, kulun yalnızca Allah'a güvenmesi gerektiğini ve başkalarından korkmanın, Allah'a karşı olan güveni sarsacağını vurgular. Allah, mutlak güç sahibi olduğundan, O'ndan başka hiçbir varlık, insanın korktuğu bir güç olamaz.
Akıl ve İman Sağlığının Göstergesi
Kuran'da, insanların Allah'tan değil de başkalarından korkmalarının, derin bir kavrayış eksikliğinden kaynaklandığı ifade edilir. Haşr Suresi'nde şöyle buyrulur:
"Kalplerinde sizin korkunuz Allah'ınkinden fazladır. Böyledir çünkü onlar anlamaz bir topluluktur." (Haşr Suresi, 13)
Bu ayet, Allah'tan başka varlıklara duyulan korkunun, mantık ve akıl dışı bir durum olduğunu açıkça gösterir. Allah'ın kudreti karşısında hiçbir varlık, korkuya yol açacak bir güç taşımaz. Bu nedenle, sadece Allah'a duyulan korku, kişinin akıl ve iman sağlığının bir göstergesidir.
Takvâ: Korkunun En Yüce Hali
İslam'da Allah korkusu, basit bir korku değil, takvâdır. Takvâ, Allah'ın azametini ve kudretini bilerek, O'nun emirlerine uyma ve yasaklarından sakınma bilincini ifade eder. Bu korku, insanı dondurmaz, aksine harekete geçirir; kölelik değil, özgürlük getirir.
Takvânın Sonuçları
Takvâ sahibi bir insan:
- İnsanların baskısından kurtulur
- Dünyevi güçlere boyun eğmez
- Hak bildiğinden taviz vermez
- İç huzura kavuşur
- Özgür irade sahibi olur
- Ahlaki bir omurgaya sahip olur
Nebiler ve resuller, bu takvânın en mükemmel örnekleridir. Nebimiz İbrahim ateşe atıldığında korkmadı. Nebimiz Musa Firavun'un karşısında korkmadı. Nebimiz Muhammed Mekke'nin tüm güçlerine karşı korkmadı. Çünkü onlar yalnızca Allah'tan korkuyorlardı ve Allah'ın koruması altında olduklarını biliyorlardı.
İnsanlardan korkan herkes köledir. Allah'tan korkan ise hiçbir beşer gücün kölesi değildir. Bu, İslam'ın insana sunduğu en büyük özgürlüktür. Korku, insanlığın en kadim duygularından biridir ve herkes korkar. Ancak önemli olan, korkunun yönüdür. Korku Allah'a yöneltildiğinde özgürleştirir, insanlara yöneltildiğinde köleleştirir. Günümüz dünyasında insanlar, sayısız korkuyla kuşatılmıştır: ekonomik güvencesizlik, sağlık endişeleri, toplumsal baskılar, güç sahiplerinin tehditleri... Bu korkular, insanları sürekli bir tedirginlik içinde tutar ve gerçek özgürlükten uzaklaştırır. İslam, bu korkular zincirinini kırmanın yolunu gösterir: Yalnızca Allah'tan kork. Çünkü O, gerçek güç sahibidir. O'ndan başka hiçbir varlık, sana zarar veremez veya fayda sağlayamaz. Bu idrak, insanı tüm beşer korkularından azad eder. Korkunun yöneldiği yer, kişinin imanını şekillendirir. Doğru yönlendirilmediği takdirde kişinin inancı ciddi şekilde zarar görür. Ancak korku, Allah'a yöneltildiğinde, insan gerçek özgürlüğüne, iç huzuruna ve ahlaki omurgasına kavuşur. Sonuç olarak: Korku evrenseldir, ancak korkuyu doğru yönetmek ve yönlendirmek, insanı köle ya da özgür kılar. Allah'tan başkasından korkmayan, hiçbir gücün kölesi olmaz. Bu, İslam'ın insanlığa sunduğu en değerli öğretidir.