"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

İslam Dininin Tahrifi Meselesi: Vahiy, Tarih ve Çoğunluğun Yanılabilirliği

Bu metin, dini inançlardaki "çoğunluğun yanılmazlığı" argümanını sorgulayarak başlıyor ve tarihsel yanlışların nasıl kökleştiğini tartışıyor. Emevî Devleti kurucusu Muaviye döneminde, siyasi çıkarlar için Kur'an'a aykırı hadisler uydurulduğunu ve Arap olmayan Müslümanlara (mevali) karşı uygulanan ayrımcı politikaları eleştirel bir bakış açısıyla inceliyor.

yazı resim

"Tarih boyunca bunca insan yanılmış olamaz" argümanı, belki de dinî inancın korunmasında en sık başvurulan savunma mekanizmalarından biridir. Çoğunluğun sayısı, doğruluğun garantörü değildir; aksine, tarihsel bir hata ne kadar köklü hale gelirse, kendisini korumak için o kadar güçlü yapısal mekanizmalar geliştirir.
Muaviye Dönemi: Mevali Politikası ve Hadis Uydurmacılığı
Emevî Devleti'nin kurucusu Muaviye ibn Ebî Süfyân (602-680), İslam tarihinin en çok tartışılan şahsiyetlerinden biridir. Onun ve çevresinin meşruiyetini sağlamak için, bilinçli olarak Kur'an'a aykırı hadisler üretilmiştir. Bu yalnızca dini değil, açıkça siyasi bir projedir.
Emevî dönemi, mevali (yerli Arap olmayan Müslümanlar) politikasıyla markalanmıştır. Dış pazardan gelen dönmüşlerin statüsü, asıl Arablar'dan aşağı tutulmaktaydı. Bu ayrımcılık, hem ekonomik hem de sosyal alanları kapsamaktaydı. Böyle bir yapıyı meşrulaştırmak için dinî metin gerekiyordu. Muaviye ve çevresindeki alimler, bu ihtiyacı karşılamak üzere hadisler icat ettiler.
"Kur'an yeterlidir" (Kur'âniyyûn) diyen düşünürler, bu uydurmacılığa karşı çıktıkları için cezalandırıldılar. Bazıları idam edildiler, bazıları tutuklandılar, çoğu susturuldular. Bu sadece baskı değildi; aynı zamanda alternatif ses kaynağının ortadan kaldırılmasıydı. İslam tarihinin ilk asırlarında yaşanan bu sessizleştirme, gelecek nesillerin yalnızca Muaviye lehine yazılmış kaynakları okuyacağı anlamına geliyordu.
Güvenilirlik ve Meşruiyet: Yapay Bir Hiyerarşi
Emevî yönetimi altında, yalan söyleyenler zamanla güvenilir kabul edilmeye başlandılar. Çünkü:

  1. Devlet gücü: Muaviye'nin yanında olan hadisçiler, devletin koruması altındaydı. Onlara itiraz etmek, devlete itiraz etmek demekti.
  2. Tekrar ve yayınlanma: Aynı yalan, yüzlerce kez tekrarlanırsa, gerçek gibi davranmaya başlar. Bu, modern propaganda mekanizmasının da temelidir.
  3. Ailevi devamlılık: Hadis uyduranlar, çocuklarına sadece sahip oldukları yalan bilgiyi miras bıraktılar. Çocuklar, babasının güvenilir olduğunu varsaydığı için, babasının aktardığı bilgiyi de güvenilir saydı.
    Böylece, birinci nesilde icat edilen bir yalan, ikinci nesilde "doğru bilgi" haline geldi. Üçüncü nesil, bunun ne zaman icat edildiğini bilmiyordu. Dördüncü nesil, bu bilginin "atalardan miras kalan" olduğunu düşünüyordu.
    Mezhep İmamlarının Rolü ve Zincirleme Etki
    Ebu Hanife, Malik, Şafii ve Ahmed bin Hanbel: Yapıyı Sistematikleştiren Kişiler
    Ebu Hanife (699-767), Malik (711-795), Şafii (767-820) ve Ahmed bin Hanbel (780-855) gibi mezhep imamları, İslam hukuk geleneğinin mimarları olarak bilinirler. Ancak bir husus önemlidir: bu imamlar, Emevî ve sonrası dönemde yetişmişlerdir. Yani, Muaviye'nin zamanında uydurulan hadisler, zaten sosyal hayatta kabul görmüş, kültürel norm haline gelmiş durumdaydı. Mezhep imamları, var olan malzemeyi sistematikleştirdiler. Yeni hadisler icat etmediler diye bilinmekle birlikte, Muaviye döneminden miras kalan hadisleri kabul ettiler, sınıflandırdılar ve meşrulaştırdılar. Bir yanlışı sistematik hale getirmek, yanlışın gücünü katlanarak arttırır.
    Matematiksel olarak düşünülürse:
    - Emevî dönemi: ~10.000 hadis uyduran kişi
    - Her birinin 10 öğrencisi: +10.000 kişi
    - Mezhep imamlarının öğrencileri: +40 kişi
    Sayılar değil, yapı önemlidir. Her yeni katmanın, bir önceki katmanı meşrulaştırması, hata birikimini katlanarak arttırır.
    Öğrenci-Öğretmen Zinciri: Hata Mirasının Kurumsallaşması
    Mezheplerin en güçlü yönü, köklü bir öğrenci-öğretmen zinciri kurabilmesi ve bunu nesilden nesle aktarabilmesidir. Malik, Şafii'ye ders veren öğretmenlerle bağlantılıydı. Ahmed bin Hanbel, Şafii'den etkilendi. Her bağlantı, bir önceki katmanın hatasını meşrulaştırdı. Bu sadece bilgi aktarımı değildir; bu, kimlik inşasıdır. Birisi, "ben Hanefiyim" dediğinde, sadece hukuki metotları seçmiş olmakla kalmaz; Ebu Hanife'nin bütün ağını, onun çevresi ve geçmişini de kabul etmiş olur. Ebu Hanife'nin aldığı hadisler, yanlış olabilir; ancak artık bunları sorgulamak, kişinin bütün kimliğini sorgulamak demektir.
    Sahih-i Buhari ve Hadis Derlemeleri
    Buhari'nin Rolü: İlk Sınıflandırma ve Meşruiyet
    Ebu Abdullah Muhammed bin İsmail el-Buhari (810-870), hadis ilminin tarihinde dönüm noktasıdır. Kaynaklara göre, hayattayken 90.000 kişi ona uydu. Bu, tek başına önemli değildir; önemli olan, Buhari'nin ne yaptığıdır: çoğunluğun kabul ettiği hadisleri seçti ve bunları "Sahih" olarak sınıflandırdı. Buhari, Emevî döneminden kalma "güvenilir" kabul edilen kişilerin rivayetleriyle çalışıyordu. Emevî döneminde icat edilen bir hadis, 150 yıl sonra Buhari'nin zamanında, çok sayıda isnad (zincir) tarafından desteklenmiş duruma gelmiş olabilirdi. Çünkü yalan, kendiyle çoğalmıştır. Buhari'nin "Sahih-i Buhari" adlı eseri, bundan sonra Kur'an'dan sonraki en güvenilir kaynak haline geldi. Ancak Buhari'nin seçici gözü, nihai araştırma olmaktan ziyade, çoğunluğun kabulünü kodlamasıydı.
    Hadis Derlemeleri: Yanlışın Kurumsal Kaydı
    Buhari'den sonra, Müslim (821-875), Tirmizi (824-892), Ebu Davud (817-888) ve diğerleri gelip hadisleri derlediler. Her derlemeci, bir öncekini destekledi. Böylece, Emevî döneminde icat edilen hadisler, artık "beş yüz yıllık araştırma" ürünü görünmeye başlandı. Bu, yazılı bir "endüstri"idi. Hadis yazma, hadis rivayeti, hadis derlemesi—bunların her biri, bir meslek haline gelmişti. Meslek, kendi varlığını korumaya başlıyor. Hadis derleyenler, "ben yüz hadis derledim" diye ünü yapıyordu. Bu ün ve prestij, hadislerin doğru olup olmadığından bağımsızdı.
    Tarikatlar ve Soyutlaştırma
    Tarikatların Kuruluşu: Bölünme ve Çoğalma
    Mezheplerden sonra, tarikatlar ortaya çıktı. Her tarikat, belirli bir mezhep imamına veya bir sufîye bağlıydı. Her yeni tarikat, kendisinden önceki yapıyı meşrulaştırırken, aynı zamanda çoğullaştırıyordu. "Damlaya damlaya göl olur" metaforu, burada tam anlamıyla geçerlidir.
    - Kadiriyye (Abdülkadir Geylânî etrafında)
    - Nakşibendiyye (Bahaüddin Nakşibend etrafında)
    - Mevleviyye (Celâleddîn Muhammed Rûmî etrafında)
    - Bektaşiyye
    - Ve daha yüzlerce tarikat
    Her tarikat, kendisine has rivayetler, kendi "sahih" rivayetleri, kendi meşru hadisleri geliştirdi. Böylece, orijinal hata sadece tekrar edilmedi; çeşitlendirildi. Birisi, bir hadisi sorguladığında, on farklı tarikat ona "hayır bu hadis doğru, bizim geleneğimizde böyleydi" diyebiliyordu.
    Çoğalma Etkisi: Hiyerarşinin Tersine Çevrilmesi
    Tarikatlar, hiyerarşik yapılarıyla birlikte, hata mekanizmasını güçlendirdi. Bir tarikat şeyhi, mutlak güvenilir kabul ediliyordu. Şeyhin söylediği her hadis, öğrenciler tarafından koşulsuz kabul ediliyordu. Böylece, Emevî döneminin ilk hadis uydurması, tarîkat zincirleriyle 10. 15. hatta 20. nesle kadar aktarılabiliyordu. Tarikat geleneğinde, "şeyh her zaman doğrudur" ilkesi hâkimdi. Bu, dinî ve aklî araştırmayı değil, körü körüne itaati teşvik ederdi. Böylece, bir yanlış, yalnızca yayılmakla kalmadı; kutsal hale geldi.
    Sosyolojik Mekanizmalar
    Çocuklar ve Miras: Hata Kuşaklarının Oluşması
    Açık bir gerçek vardır: çocuklar, babalarının yaptığı araştırmayı kendileri yapmaz. Babası "Muaviye Nebimiz Muhammed'in dostudur" diye rivayeti aktarırsa, çocuk bunu sorgulamaz. Çocuk, babasının güvenilir olduğunu varsayar ve babasının bilgisini de güvenilir sayar. Bu, psikolog Erik Erikson'un "temel güven" (basic trust) kavramı ile ilgilidir. Çocuk, temel güveni ebeveynine dayar. Eğer ebeveyn "bu hadis doğru" derse, çocuk bunu şüphe etmeyecektir.
    Böylece, dönem dönem:
    - 1. Nesil: Hadis uydurulur (bilinçli olarak)
    - 2. Nesil: Hadis, "atadan miras" olarak kabul edilir (bilinçsiz)
    - 3. Nesil: Hadis, "gelenekten" bilinir (sorgulanmaz)
    - 4. Nesil: Hadis, "dindir" hale gelir (kutsal olarak algılanır)
    Her nesil, kendisinden önceki neslin hatasını devralmış olur. Ancak her devralma, hatanın kaynağını biraz daha gizler.
    Kimlik ve İtaat: Sorgulamayı Engelleyen Mekanizmalar
    Bir Müslüman, "ben Müslümanım" dediğinde, aslında ne diyor. Sadece Allah'a inandığını mı söylüyor? Yoksa Muaviye'nin meşruiyetini, Ebu Hanife'nin hukuk sistemini, Ahmed bin Hanbel'in hadis seçimini de kabul ettiğini mi? Üzerinde düşülmesi gereken nokta şudur: dinî kimlik, insan için yaşamsal bir meseledir. Kişi, yirmi, otuz, belki kırk yıl boyunca, "ben Hanefiyim" veya "ben Malikiyim" diye yaşamıştır. Onun dost çevresi, hukuki anlayışı, ahlak sistemi—hepsi bu kimliğin etrafında inşa edilmiştir. Birisi, "aslında bu hadisler yanlış, Muaviye meşru değildi" dese, ortada ne kalır? Kişinin tüm hayatı, yeniden inşa edilmek zorunda kalır. Bu, sadece bir fikir değiştirmek değildir; yaşam mimarisini yeniden kurmaktır. Çoğu insan için bu, çok korkunçtur.
    Dolayısıyla, sorular başlarında üstü kapatılır:
    - "Sahabiler kötü olmayabilir mi?" ✗ (Sorma)
    - "Mezhep imamları yanılmış olabilir mi?" ✗ (Sorma)
    - "Bu hadis uydurulmuş olabilir mi?" ✗ (Sorma)
    Sorgulamayı bastıran bu mekanizma, çoğunluk için bir güvenlik sistemi haline gelir. Ama aynı zamanda bir hapis sistemidir.
    "Çoğunluk Yanılmaz" Yanılgısı
    Kur'an'ın Uyarısı: En'âm Suresi 116
    Kur'an, çoğunluğun yanılabileceğini açıkça belirtir:
    > "Eğer yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar onlar sadece zanna uyuyorlar." (En'âm 116)
    Bu ayet, belki de en az anlaşılan ayetlerden biridir. Çünkü onu çoğunluğun Müslümanları okur ve düşünür: "Evet, doğru, kafirler çoğunluğu yanlış yoldadır. Ancak ayetin muhatapları, Müslümanlardır. Müslümanlar arasında çoğunluk, yanılmış olabilir. Hatta çoğunluk, her zaman dinde de, bilimde de yanılmıştır.
    Tarih bunu göstermiştir:
    - Daha önceki dinlerde, çoğunluk sahih dinleri reddetti
    - Hıristiyanlık'ta, çoğunluk haça ibadeti kabul etti
    - Yahudilik'te, çoğunluk altın buzağıya taptı.
    Böylece, "Çoğunluk yanılmaz" tezi, Kur'an tarafından açıkça reddedilir.
    Çoğunluğun Sayısı ve Doğruluğun İlişkisi Yoktur
    Bir önerme, 1 milyar kişi tarafından kabul edilse bile, yanlış olabilir. Tersine, bir önerme, sadece 10 kişi tarafından desteklense bile, doğru olabilir.
    Tarihsel örnekler:
    - Galileo Galilei: Yeryuvarlağının merkezde olmadığını söylediğinde, çoğunluk (ve kilise) onu yalanladı. Galileo yanılmadı.
    - Semmelweis Ignac: Doktorların elleriyle hastalara hastalık taşıdığını söylediğinde, tıbbi çoğunluk onu delice buldu. Semmelweis haklıydı.
    - Barry Marshall: Mide ülserinin bakteri tarafından yapıldığını söylediğinde, gastroenteroloji çoğunluğu onu dışladı. Marshall haklıydı.
    Yani, çoğunluğun kabulü, doğruluğun işareti değildir. Aksine, çoğunluğun kabulü, çoğunluk tarafından kabul edilen bir hata olabilir.
    Savunma Mekanizmaları
    "Bunca İnsan Yanılmış Olabilir mi." Sorusu Gerçekten Ne Anlama Gelir?
    "Bunca hadisçi, bunca alim, bunca imâm yanılmış olabilir mi?" sorusu, iyi niyetli bir soru gibi görünmekle birlikte, aslında bir savunma mekanizmasıdır. Bu soru, gerçekte şu anlama gelir:
    > "Eğer siz doğru iseniz, o halde ben yanlış mıyım. Eğer ben yanlış isem, o halde babam yanlış mı? Babam yanlış ise, büyük babam yanlış mı? Bütün ailelerim yanlış mı?" Bu, kimliğin güncelleştirilmesi korkusudur. Kişi, "Bunca insan yanılmış olabilir mi?" diye sorar; çünkü "Evet, yanılabilir" cevabı, kişinin bütün yaşam inşasını tehdit etmektedir. Psikolog Leon Festinger'in "Bilişsel Tutarsızlık" (cognitive dissonance) teorisi bunu açıklar. Kişi, çelişkili bilgiler aldığında, genellikle yeni bilgiyi reddeder, çünkü mevcut inanç sistemini korumak daha kolaydır. Dolayısıyla, "Bunca insan yanılmış olabilir mi?" sorusu, aslında bir savunmadır. Kişi, içinde yeniden inşa etmeyi korktuğu bir mutfakta, kapıyı kapatmış ve "Burada kimse yanılmamıştır" diyor.
    Psikolojik Korumanın Sınırları
    Ancak psikolojik koruma, sonsuz değildir. Tarih, insanların büyük inançlarını terk ettiklerini göstermektedir:
    Dışsal Yapılar
    Kurumsallaşma: Hata, Yapıya Dönüşmek
    Emevî dönemi hatalığı, sadece hadisler halinde kalmadı. Zamanla, bu hadisler, hukuk sistemlerine, devlet yapılarına, eğitim sistemlerine dönüştü. Bir hata, kurumlaştığında, reddedilmesi o kadar zor olur. Örnek: Eğer bir devlet, "Muaviye'nin meşru bir halife olduğu" ilkesi üzerinden 1000 yıl yönetildiyse, bu ilkeyi reddetmek, devlet yapısını yeniden inşa etmeyi gerektiriyor.
    Modern dünyada benzer mekanizmalar görülmektedir:
    - Ekonomi: Belirli bir ekonomik sistem, 200 yıl kurumsallaştığında, alternatif sistemler "imkânsız" görünmektedir.
    - Hukuk: Belirli bir hukuk geleneği, 300 yıl kanunlaştığında, bu kanunları sorgulamak, hukuk sisteminin temelini sorgulamak demektir.
    Böylece, hata, sadece bir fikir halinde kalmaz; kurum haline gelir.
    Matematiksel Birikimin Gücü
    1300 Yılın Hesaplaması
    Matematiksel hesaplamayı tekrar düşünelim:
    - Emevî dönemi: 10.000 hadis uyduran
    - Her birinin 10 öğrencisi: 10.000
    - Mezhep imamları ve öğrencileri: 40
    - Hadis derleyenleri: 100+ (Buhari, Müslim, Tirmizi, vb.)
    - Tarikat şeyhleri: Binlerce
    - Tarikat müridleri: Yüz binlerce
    - Her kuşaktan sonra çocuklar: Milyonlarca
    1300 yıl = 13 asır. Her asırda, bir hata milyonlar tarafından desteklenebilir. 13 x 1.000.000 = 13.000.000.
    Bu, sadece sayılar değildir. Bu, yapısal büyümedir. Bir hata, her nesilde, ön koşulsuz kabul edilirse, geometrik dizi ile büyür.
    Çoğalmanın Zaten Bir Kanıtı Olması
    Ironik şekilde, bir hadisin "çok sayıda isnad (zincir) tarafından desteklenmesi", aslında onun uydurulan bir hadis olduğunun kanıtı olabilir. Çünkü:
  4. Doğru bir hadis, birkaç güvenilir kaynaktan yeterlidir
  5. Yalan bir hadis, yaygınlaştırıldığında, yüzlerce insanın ağzından çıkar
  6. Yüzlerce insan da, onu "rivayeti çoğunluk tarafından desteklenmiş" görmüş olur
    Böylece, yalan, kendine "sahih" görünümü kazandırabilir.
    Vahiy ve Çoğunluk: Teolojik Analiz
    İlahi Vahiy, Çoğunluğun Onayına Muhtaç Değildir
    Kur'an ve İslam inanç sistemine göre, ilahi vahiy, mutlaktır. Vahiy, çoğunluğun onayını beklemez. Aksine, vahiy, çoğunluğun yanılabileceğini belirtir. Bu, müslüman düşüncesinde radikal bir sonuca ulaştırır:
    > Eğer çoğunluğun kabulü, doğruluğun işareti değilse; o halde, çoğunluğun reddi de, yanlışlığın işareti değildir.
    Başka bir deyişle, bir şahıs, çoğunluğa karşı doğru olabilir.
    Tarihte böyle şahsiyetler vardır:
    - Nuh: 950 yıl boyunca, çoğunluğa karşı çağrıda bulundu
    - Lut: Çoğunluğun ahlaksızlığına karşı çıktı
    - İbrahim: Çoğunluğun putperestliğine karşı çıktı
    Kur'an, bu elçileri haklı gösterir. Çoğunluk, yanılmıştır.
    Doğruluğun İç Tutarlılığı
    İlahi vahiy, doğruluğunu, çoğunluğun onayından değil, kendi içsel tutarlılığından alır. Bir önerme, doğru ise:
  7. Kendi içinde çelişmez.
  8. Gerçek dünya verileriyle tutarlı
  9. Adalet ve ahlak ilkeleriyle uyumlu
  10. Zahir ve batın açıdan uyumlu
    Örneğin, "Muaviye, Nebimiz Muhammed'in dostudur ve kesinlikle cennettedir" hadisi, sorgulandığında:
  11. Kendi içinde tutarsız mıdır? İnsanın yüksek ahlaki konuşması ile yüksek ahlaksızlığı arasında çelişki
  12. Gerçek verilerle tutarlı mıdır? Tarihî veriler, Muaviye'nin belirli ahlaksız eylemler yaptığını gösteriyor
  13. Adalet ilkesiyle tutarlı mıdır? Allah'ın adil olduğu ilkesiyle, bir ahlaksız kişinin koşulsuz cennete gitmesi çelişkili
  14. Zahir ve batın tutarlı mıdır? Zahir metni (hadis), batın anlamı (adalet) ile tutarsız
    Bu tür bir analiz, çoğunluğun kabulunden bağımsız olarak yapılabilir.
    Çıkmazın Doğası
    İslami dininin tarihsel tahrifi sorunu, basit bir "bilim sorunu" değildir. Bu, yapısal bir sorundur. Çünkü:
  15. Kimlik tehditlidir: Birisi, "geleneksel hadisler yanlış" derse, büyük pek çok kimliğin yeniden inşasını gerektirir
  16. Kurumsallaşmış: Hadis, fıkıh, tasavvuf sistemleri, 1300 yıldan beri bu hadislere dayanmaktadır
  17. Çoğunluk tarafından kabul edilmiş: Milyarlar tarafından kabul edilen bir şeyi sorgulamak, "gözünüzü bağlatmışsınız" suçlamasına maruz kalmak demektir
  18. Psikolojik: İnsan, bilinçsizce, alternatifleri reddeder—çünkü gerçeği kabulü çok ağırdır
    Ancak çıkmazın doğası anlaşılırsa, çıkış yolları da görünmeye başlar.
    1300 Yılın Birikimi
    1300 yılda birikmiş olan kartopu, o kadar büyümüştür ki, içindeki ilk çekirdeği görmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Emevî döneminde icat edilen bir hadis, artık "1300 yıldan beri meşru sayılmıştır" diye meşrulaştırılabilir. Ancak bu meşruiyet, yalnızca zamansal değildir. Aynı zamanda yapısaldır:
    - Mezhepler meşru kıldı
    - Hadis derlemeleri meşru kıldı
    - Tarikatlar meşru kıldı
    - Devletler meşru kıldı
    - Çoğunluk meşru kıldı
    Bu kadar çok katmanlı bir meşruiyeti insan, birer birer kırabilir. Ama bu, büyük bir ruhsal ve fikrî emek gerektirir.
    Çoğunluğun Yanılabilirliği
    "Tarih boyunca bunca insan yanılmış olabilir mi?" sorusu, aslında yanıt vermektedir: Evet, yanılabilir. Tarih boyunca, milyarlar yanılmıştır. Bir Müslüman, Kur'an'ı okursa, bu kesinlikle görülür. Kur'an, dinî ve ahlakî hataların çoğunluk tarafından yapıldığını anlatmaktadır. Çoğunluk yanılmıştır, yanılabilir ve yanılacaktır.
    Bir Çıkış: Kur'an ve Temel İlkeler
    Çoğunluğun hatasından çıkışın, yalnızca bir yolu vardır:
  19. Kur'an merkezli okuma
  20. Tarihî-eleştirel okuma
  21. Aklen sorgulamayı istemek
  22. Buhari ve diğerlerinin tüm bilim dallarına hakim olmamalarına rağmen her konuda hadis derlediklerini bu durumun yanlış olduğunu kabul etmek.
    Bir Müslüman, "ben de sorgulamak istiyorum" dediğinde, Kur'an onu yasaklamaz; tersine, onu teşvik eder. Gerçek, çoğunluğun kabulünü beklemez. Adalet, çoğunluğun oyu ile belirlenmez. Doğruluk, ne kadar çok insanın tarafından savunulursa savunulsun, değişmez. Bir Müslüman, Kur'an'dan sorumludur. 1300 yılın kartopu, çok büyük olabilir. Ancak bir insan, bu kartopu içinden çıkabilir. Ama bu, bilgi, cesaret ve sabır gerektirir.

KİTAP İZLERİ

Sırça Köşk

Sabahattin Ali

Sırça Köşk: Yıkılmaya Mahkûm Bir Düzenin Alegorisi Sabahattin Ali, son eseriyle sadece bir öykü kitabı değil, aynı zamanda cesur bir veda ve sarsılmaz bir ithamname
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön