"Bu kadar çok hayranım varken, neden hala bu kadar yalnızım? Ah, evet, çünkü hepsi ölü." - Edgar Allan Poe"

İslam'da Bireysel Sorumluluk: Kur'an Merkezli Bir Yaklaşım

İslam tarihinde dini otoritelerin sorgulanamaz hale gelmesi, eleştirel düşüncenin önündeki en büyük engellerden biri olmuştur. Mezhep imamları ve âlimlerin görüşleri zamanla mutlaklaştırılırken, Kur'an'ın temel mesajı olan bireysel sorumluluk ve akıl yürütme ilkesi gölgede kalmıştır. Bu metin, İslam'da eleştirel düşüncenin önemini ve her insanın kendi aklıyla dini anlaması gerektiğini vurgulamaktadır.

yazı resim

İslam tarihi boyunca ortaya çıkan en önemli problemlerden biri, dini otoritelerin ve geleneksel bilgi kaynaklarının sorgulanamaz birer referans noktası haline getirilmesidir. Mezhep imamları, hadis derleyicileri ve çeşitli dönemlerde yaşamış alimler, zamanla neredeyse ilahi bir konuma yükseltilmiş, onların görüşleri mutlak doğrular olarak benimsenmiştir. Bu yaklaşım, "Siz mezhep imamlarından daha mı iyi bileceksiniz?" gibi sorularla pekiştirilmiş ve nesiller boyunca eleştirel düşünmenin önünde ciddi bir engel oluşturmuştur. Oysa Kur'an'ın temel mesajı, her insanın doğrudan Allah ile ilişki kurması ve kendi aklını, vicdanını kullanarak dini anlaması gerektiğidir.
Kur'an'ın Bireysel Sorumluluk İlkesi
Bakara Suresi'nin 286. ayeti, İslam'ın sorumluluk anlayışının temelini oluşturur:
"Allah kimseye gücünün yettiği dışında teklif etmez. Kazandığı lehine ve işlediği aleyhinedir. Efendimiz, eğer unutursak ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma. Efendimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi sıkı bağ yükleme. Efendimiz, bize bizim gücümüzün ona yetmediğini yükleme ve bizi bağışla, bizi ört, bizi koru. Sen sahibimizsin. Bize kâfirler toplumuna karşı yardım et."
Bu ayet, İslam'ın merkezinde yer alan temel bir ilkeyi açıkça ortaya koyar: Her birey ancak kendi bilgi, anlayış ve kapasitesi oranında sorumludur. Allah, kullarından güçlerinin üstünde bir sorumluluk talep etmez. Bu ilke, dini anlama ve yaşama konusunda şu sonuçları doğurur:

  1. Bireysel Kapasite Temelli Sorumluluk: Kişi sadece kendi anlayış düzeyi, bilgisi ve imkanları ölçüsünde sorumlu tutulur.
  2. Tarihi Şartların Gözetilmesi: Geçmiş dönemlerde yaşamış alimlerin görüşleri, kendi çağlarının bilgi ve şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
  3. Çağın Bilgisine Göre Hareket Etme Gerekliliği: Din evrensel olsa da onu anlayan insanlar çağlarının çocuklarıdır ve her çağ kendi bilgi birikimi ile dini anlamlandırır.
    Tarihsel Bağlam ve Bilimsel Gelişme
    Mezhep imamlarının ve hadis derleyicilerinin yaşadığı dönemler, bugünkü bilimsel ve teknolojik imkanlardan yoksundu. Bu gerçek, onların görüşlerini değerlendirirken mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır:
    Teknolojik ve Bilimsel Farklılıklar
    O Dönemde:
    - Mekanik saatler mevcut değildi
    - Astronomi bilgisi sınırlıydı
    - Tıp bilimi bugünkü düzeyde değildi
    - Ziraat ve tarım bilgisi gelişmemişti
    - Yazılım ve dijital teknolojiler yoktu
    - Coğrafi hesaplamalar için gelişmiş araçlar bulunmuyordu
    Günümüzde:
    - Dijital saatler ve hassas zaman ölçüm sistemleri
    - İleri düzey astronomi bilgisi ve gözlem teknolojileri
    - Modern tıp ve sağlık bilimleri
    - Gelişmiş ziraat ve gıda teknolojileri
    - Yazılım, yapay zeka ve otomasyonlar
    - GPS ve coğrafi bilgi sistemleri
    Dini Uygulamalara Etkisi
    Bu bilimsel gelişmeler, dini uygulamaların daha doğru bir şekilde yerine getirilmesini sağlar:
    Salât Vakitleri: Günümüzde salât vakitlerini tespit etmek için gelişmiş astronomi bilgisi, matematiksel hesaplamalar ve yazılımlar kullanılır. Coğrafi konuma göre otomatik hesaplama yapan uygulamalar, geçmişteki yaklaşık tahminlerden çok daha kesin sonuçlar verir.
    Sağlık ve İbadet İlişkisi: Modern tıp bilgisi, oruç tutmanın sağlık üzerindeki etkilerini, temizlik kurallarının hikmeti gibi konuları bilimsel olarak açıklayabilir.
    Zaman Kavramı: Fizik bilimi, zamanın izafiyetini anlamamızı sağlar; bu da seyahat halindeki ibadetler veya farklı coğrafyalardaki zaman dilimlerini anlamada önemlidir.
    İlahiyat Eğitimi ve Kur'an Merkezlilik Sorunu
    Günümüzde yaygın bir inanış, dini anlamak için mutlaka ilahiyat eğitimi almanın gerekli olduğu yönündedir. Bu anlayış, sıradan insanları Kur'an'ı doğrudan okuma ve anlama cesaretinden alıkoymaktadır. Oysa bu yaklaşım hem Kur'an'ın mesajına hem de İslam'ın evrensel doğasına aykırıdır.
    Kur'an'ın Açıklığı ve Evrenselliği
    Allah, Kur'an'ın herkes için anlaşılabilir olduğunu açıkça bildirmiştir:
    "Ve kesinlikle Kur'an'ı öğüt için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?" (Kamer 17)
    Bu ayet, Kur'an'ın özel bir eğitim gerektirmeden, açık bir kalp ve düşünen bir zihinle anlaşılabileceğini gösterir. Kur'an, tüm insanlığa hitap eden, basit ve sade bir dille indirilmiş ilahi bir mesajdır.
    İlahiyat Eğitiminin Problemleri
    Modern ilahiyat fakülteleri ne yazık ki Kur'an merkezli bir eğitim vermekten ziyade, tarihsel yorumlar, mezhep görüşleri ve alim fetvaları üzerine inşa edilmiş bir müfredat sunar. Bu durum şu problemleri doğurur:
  4. Mezhep Merkezlilik: İlahiyat eğitimi belirli bir mezhebin görüşlerini "doğru İslam" olarak sunar. Sünni, Şii veya diğer mezheplerin her biri kendi yorumunu mutlak hakikat gibi gösterir.
  5. Kur'an'ın İkincilleştirilmesi: Hadisler, fıkıh kitapları ve alim görüşleri ön plana çıkarılırken, Kur'an ikinci plana atılır. Böylece öğrenci, Allah'ın kelamıyla doğrudan buluşmak yerine, tarihsel yorumların süzgecinden bakmayı öğrenip taklitçi bir ezber dünyasına girer.
  6. Şirk Riskinin Artması: İlahiyat eğitimi alan birçok kişi, zamanla Kur'an'ın yeterliliğine dair şüpheye düşer. Çünkü kendilerine sürekli olarak "Kur'an'ı anlamak için hadis şart", "Mezhepsiz olmaz", "Alimler ne diyorsa o doğrudur" gibi mesajlar verilir. Bu da kişiyi Allah'ın dışındaki otoritelere bağımlı kılar.
  7. Bilgi Kirliliği: İlahiyat mezunları bile birçok konuda "şu alim bunu dedi, bu alim şunu dedi" diyerek bir netlik ortaya koyamazlar. Bu durum, dinin aslında ne kadar çok yorumla kirletildiğinin göstergesidir.
    Kur'an'ı Anlamak İçin Gereken Bilimler
    Kur'an'ın temel mesajını anlamak için özel bir eğitim gerekmese de, daha derin ve kapsamlı bir anlayışa ulaşmak için bazı bilim dallarına vakıf olmak gerekir. Bu, Kur'an'ın bilimsel gerçekliklere de işaret eden evrensel bir kitap olmasından kaynaklanır:
    Astronomi ve Matematik
    - Salat vakitlerinin kesin tespiti için
    - Güneş, ay ve yıldızların hareketlerini anlamak için
    - Hac ve Ramazan gibi zaman bağlı ibadetleri doğru hesaplamak için
    Yazılım ve Teknoloji
    - Otomatik namaz vakti hesaplamaları için
    - Coğrafi verilerle ibadet zamanlarını belirlemek için
    - Yapay zeka ile Kur'an yorumlarını analiz etmek için
    - Tarihsel bilgilerin doğruluğunu sorgulamak için (örneğin Nebimiz Muhammed'in doğum tarihi olduğu iddia edilen 20 Nisan 571'in Cumartesi olduğunu anlamak için)
    Fizik (Klasik ve Kuantum)
    - Zamanın izafiyetini anlamak için
    - Ruh ve varlık konularını kavramak için
    - Yaratılış ayetlerini bilimsel perspektifle değerlendirmek için
    Tıp ve Biyoloji
    - İnsanın yaratılış sürecini anlamak için
    - Sağlık ile ilgili Kur'ani hükümleri değerlendirmek için
    - Evrim teorisinin hatalarını ortaya koymak için
    Nöroloji ve Psikoloji
    - Ruh-beden ilişkisini anlamak için
    - Rabıta gibi uygulamaların zararlarını bilmek için
    - İçsel zeka (ferdiyet makamı) kavramını çözmek için
    Elektrik ve Enerji Bilimleri
    - Cinlerin yaratılışını anlamak için
    - Elektromanyetik dalgalar ve görünmez varlıklar ilişkisi için
    Dil Bilimleri
    - Klasik Arapçaya hakim olmak (modern Arapça yeterli değil)
    - Hedef dil (Türkçe vb.) derinlemesine bilmek
    - Bağlam, üslup ve kavramsal derinliği yakalamak için
    Ziraat ve Botanik
    - Sidr ağacı gibi bitkileri tanımak için
    Mikrobiyoloji
    - Hadislerdeki bilime aykırı iddiaları çürütmek için( örneğin; deve idrarının şifa değil zararlı olduğunu sütle karıştırılması durumununsa sütün dahi içeriğini değiştirdiğini bilmek için.)
    Mezhep İmamlarını ve Hadis Derleyicilerini Putlaştırma Tehlikesi
    "Siz mezhep imamlarından daha mı iyi bileceksiniz?" sorusu, aslında derin bir mantık hatasını içerir. Bu soru, geçmiş alimleri sorgulanamaz otoriteler olarak kabul etmek anlamına gelir ki bu yaklaşım birkaç açıdan sorunludur:
  8. Evrensel Bilgi İddiası
    Eğer mezhep imamları ve hadis derleyicileri her konuda en doğruyu biliyorlarsa, o zaman onların sağlık, ziraat, astronomi, yazılım, fizik gibi tüm bilimsel alanlarda da en ileri seviyede olmaları gerekirdi. Oysa hiç kimse böyle bir iddiada bulunamaz.
  9. Tarihi Şartların Göz Ardı Edilmesi
    O dönemin alimleri kendi zamanlarının bilgi ve imkanlarıyla hareket etmişlerdir. Onların görüşleri, içinde bulundukları çağın sınırlarını yansıtır. Bugün elimizde olan bilimsel veriler ve teknolojik imkanlar sayesinde birçok konuda çok daha isabetli sonuçlara ulaşabiliriz.
  10. Bireysel Sorumluluğun İnkarı
    Allah, her bireyi kendi kapasitesi oranında sorumlu tutar. Geçmiş alimlerin görüşlerini körü körüne takip etmek, kişinin kendi aklını ve vicdanını kullanma sorumluluğunu yerine getiremeyip onları put edinmesi anlamına gelir.
  11. Şirk Riski
    Bu alimleri mutlak otorite kabul etmek, onları Allah'ın yanında bir bilgi kaynağı olarak görmek anlamına gelir. Bu da İslam'ın temel prensibi olan tevhide (Allah'ın birliği) aykırıdır. Allah'tan başka hiçbir otorite mutlak değildir.
    Herkes Kendi Kapasitesi Oranında Sorumludur
    İslam'ın temel prensiplerinden biri adalet ve ölçülü sorumluluktur. Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemez. Bu ilke, dini anlama ve yaşama konusunda şu sonuçları doğurur:
    Farklı Kapasiteler
    - Bir yazılımcı, namaz vakitlerini hesaplayan bir uygulama geliştirebilir ve böylece dini daha doğru yaşar.
    - Bir fizikçi, zamanın izafiyetini anlayarak seyahat halindeki ibadetleri daha iyi kavrar.
    - Bir tıp doktoru, sağlıkla ilgili dini hükümleri bilimsel verilerle değerlendirir.
    - Bir botanik uzmanı, Kur'an'da geçen bitkileri doğru tanır.
    - Bir tarihçi, hadislerin tarihsel bağlamını analiz eder.
    Güncel Bilgiyle Sorumluluk
    Bugün, örneğin:
    - Arduino ve yazılım bilgisiyle dijital saat yapılabilir.
    - GPS ve astronomi yazılımlarıyla namaz vakitleri hassas şekilde hesaplanabilir.
    - Fizik bilgisiyle zamanın göreceliği anlaşılabilir.
    - Tıp bilgisiyle sağlık kurallarının hikmeti kavranabilir.
    Bu bilgilere sahip olan bir kişi, artık geçmiş dönemlerin yaklaşık hesaplamalarına değil, güncel bilimsel verilere göre hareket etmekle sorumludur.
    Kur'an Merkezli Sorumluluk
    Her müslüman, Kur'an'ı kendi aklı ve vicdanıyla okuyup anlamakla sorumludur. Bu sorumluluğu yerine getirirken:
  12. Doğrudan Kur'an'a yönelmeli: Mezheplerin, hadislerin veya alim görüşlerinin süzgecinden değil, doğrudan Allah'ın kelamından anlamaya çalışmalı.
  13. Çağın bilgisini kullanmalı: İçinde bulunduğu dönemin bilimsel gelişmelerinden faydalanarak dini anlamalı.
  14. Eleştirel düşünmeli: Hiçbir insani otoriteyi sorgulamadan kabul etmemeli, her şeyi akıl ve vicdan süzgecinden geçirmeli.
  15. Kapasitesi oranında hareket etmeli: Kendi bilgi, anlayış ve imkanları çerçevesinde sorumluluk almalı.
    İlahiyat Mezunlarının Durumu
    İlahiyat eğitimi almış kişilerin pratikte yaşadığı sorunlar, bu eğitim sisteminin problemlerini açıkça gösterir:
  16. Belirsizlik: İlahiyat mezunları birçok konuda "şu alim bunu dedi, bu alim şunu dedi" diyerek netlik ortaya koyamazlar. Bu, dinin ne kadar çok yorumla kirletildiğinin kanıtıdır.
  17. Kur'an'dan Uzaklaşma: İlahiyat eğitimi alan kişiler, zamanla Kur'an'ı doğrudan anlamak yerine sürekli "alimler ne demiş" diye bakmayı öğrenir.
  18. Şirke Saplanma: Mezhep taassubu, alim kültü ve hadis bağımlılığı, ilahiyat mezunlarını şirk içinde tutar.
  19. Halk Algısı: Toplum, ilahiyat mezunlarını otomatik olarak "bilgili" kabul eder. Oysa bu kişilerin çoğu Kur'an merkezli değil, tarihsel yorumlar merkezli bir bilgi birikimine sahiptir.
    İslam'ın özü, her bireyin doğrudan Allah ile bağ kurması ve Kur'an'ı kendi aklı ve vicdanıyla anlamasıdır. Bu bağlamda:
    Bireysel Düzeyde
  20. Kur'an'ı doğrudan okuyun ve düşünün.
  21. Hiçbir insani otoriteyi mutlak kabul etmeyin.
  22. Çağın bilimsel gelişmelerinden faydalanın.
  23. Kendi kapasiteniz oranında sorumluluk alın.
  24. Mezhep, hadis ve alim görüşlerini terk edin.
    Toplumsal Düzeyde
  25. İlahiyat eğitimi Kur'an merkezli hale getirilmeli.
  26. Mezhepler kaldırılmalı
  27. Hadis kitapları birer masal kitabı kabul edilmeli
  28. Bilimsel gelişmeler dini anlama ile bütünleştirilmeli.
  29. Sıradan insanların Kur'an okuması teşvik edilmeli.
    Epistemolojik Düzeyde
  30. Geçmiş alimlerin görüşleri tarihi bağlamında değerlendirilmeli.
  31. Her çağ kendi bilgisiyle dini yeniden anlamalı.
  32. Bilimsel veriler dini anlama sürecine dahil edilmeli.
  33. Dogmatik yaklaşımlar yerine eleştirel düşünme benimşenmeli.
    Allah, Bakara 286'da açıkça bildirmiştir: "Allah kimseye gücünün yettiği dışında teklif etmez." Bu ayet, İslam'ın merkezindeki adalet ve ölçü prensibinin ifadesidir. Her birey, kendi imkanları, bilgisi ve kapasitesi oranında sorumludur. Geçmiş alimleri sorgulanamaz otoriteler olarak kabul etmek, bu ilahi prensibi göz ardı etmek anlamına gelir. Kur'an herkes içindir ve herkes tarafından anlaşılabilir. Gerçek İslam, mezheplerin, hadis kitaplarının ve alim görüşlerinin gölgesinde değil, Kur'an'ın nurunda ortaya çıkar. Her müslüman, Rabbi ile doğrudan bağ kurmalı ve dini kendi aklı, vicdanı ve çağın sunduğu bilimsel verilerle anlamalıdır. Bu anlayış, ne İslam'ı hafife almak ne de geçmiş alimleri tamamen reddetmek anlamına gelir. Aksine, İslam'ın özüne, Kur'an'ın evrensel mesajına ve Allah'ın kullarından beklediği bilinçli ve sorumlu müslümanlığa dönmek anlamına gelir. Gerçek tevhid, sadece Allah'ı tanımak değil, O'ndan başka hiçbir otoriteyi mutlak kabul etmemektir.

KİTAP İZLERİ

Dünyadan Aşağı

Gaye Boralıoğlu

Kendini Aklama Sanatı Üzerine Bir Roman Gaye Boralıoğlu’nun "Dünyadan Aşağı"sı, okuru modern bir anti-kahramanın çarpık zihin labirentlerinde dolaştırarak hakikat, hafıza ve riyakarlık üzerine cesur bir
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön