"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Panenteizm Kendi Başına Ayakta Duramaz: Bir Metafizik Çözümlemenin Sonuçları

yazı resim

Felsefe tarihinde zaman zaman şu tür girişimler ortaya çıkar: İki rakip pozisyonun zayıf yanlarını atlayarak güçlü yanlarını tek bir çatı altında toplamak. Panenteizm de tam böyle bir girişimdir. Tanrı'yı panteizmin Tanrısından daha aşkın, teizmin Tanrısından daha içkin kılmak ister. Kulağa cazip gelir. Ama metafizik sistemler cazip göründükleri için değil, tutarlı oldukları için ayakta kalırlar. Panenteizm, sunduğu her çözümün ardında daha büyük bir problem bırakmaktadır. Dahası, tutarlı biçimde savunulmaya çalışıldığında ya teizme dönüşmekte ya da panteizme kaymaktadır. Arada istikrarlı bir zemin yoktur. "İçinde Olmak" Ne Demektir? Panenteizmin temel önermesi şudur: Evren Tanrı'nın içindedir, ama Tanrı evrenin ötesine taşar. Bu önermeyi ciddiye almak gerekir. Çünkü "içinde olmak" ifadesi felsefi olarak son derece ağır bir yük taşır. Bir şey başka bir şeyin içinde olduğunda, iki varlık arasında bir kapsama ilişkisi kurulmuş demektir. Bu ilişki ya mekânsaldır (bir nesne bir kutu içindedir), ya de mantıksaldır (bir önerme bir sistem içindedir), ya da tözseldir (bir parça bir bütün içindedir). Panenteistler bu üçünü de reddetmek ister ve bunun yerine "bilinçsel kapsama" veya "ontolojik katılım" gibi terimler üretirler. Ama sorun tam da burada başlar. Eğer "içinde olmak" mekânsal değilse, mantıksal değilse, tözsel de değilse, o zaman nedir? Panenteist bu soruya net bir yanıt vermek zorundadır. Veremiyorsa, elinde metafor kalmış demektir. Metafor ise bir ontolojik tez kurmaz, sadece süsler. Teizm bu tuzağa hiç girmez. Allah evreni "içinde" barındırmaz; onu var eder. Bu, mekânsal bir ilişki değil, nedensel bir ilişkidir. Yaratıcı ile eser arasındaki bağ, kapsama değil, iradi konumlandırmadır. Kavramsal netlik teizmin tarafındadır. Tanrı'nın Basitliği ve Panenteizmin Açmazı Klasik teizmde Tanrı basittir. Basitlik burada teknik bir terimdir: Tanrı parçalardan oluşmaz, bileşik değildir, özünde hiçbir ayrım barındırmaz. Bu ilke neden bu kadar önemlidir? Çünkü bileşik olan her şey, kendisini oluşturan parçalara muhtaçtır. Parçaların bir araya gelmesi açıklama ister. Açıklama isteyen şey ise nihai açıklayıcı olamaz. Eğer Tanrı bileşikse, Tanrı'yı açıklayan başka bir şey olmalıdır. Ama o şeyi de Tanrı saymak gerekir, ta ki gerçekten açıklanmaya muhtaç olmayan bir varlığa ulaşılana kadar. İşte bu varlık, basit olmak zorundadır. Panenteizm bu ilkeyi doğrudan ihlal eder. Tanrı'nın içinde evren varsa ve evren değişiyorsa, Tanrı'da en az iki boyut vardır: değişen boyut ve değişmeyen boyut. Hartshorne bunu "primordial nature" ve "consequent nature" olarak adlandırır. Ama bu ayrımın kendisi Tanrı'yı bileşik hale getirir. Bileşik olan şey zorunlu olamaz. Zorunlu olmayan şey, tüm olumsal varlıkların nihai açıklaması olamaz. Panenteizm, Tanrı'yı açıklayan konumdan açıklanmaya muhtaç konuma düşürür. Bu, metafizik olarak geri dönülemez bir hasardır. Değişim Sorunu: Mükemmellik Değişebilir mi? Panenteistler değişimi bir zenginlik olarak sunar. Tanrı evreni deneyimler, evrenle birlikte büyür, evrenin acısını hisseder. Bu, yavan ve hareketsiz bir Tanrı yerine yaşayan, ilişkisel bir Tanrı portresi çizer. Ama şunu sormak gerekir: Değişim ne anlama gelir? Değişim, bir varlığın A durumundan B durumuna geçmesidir. Bu geçiş şu seçeneklerden birini içerir: ya B, A'dan daha iyidir (demek ki önce eksikti), ya B, A ile eşdeğerdir (o halde değişim anlamsızdır), ya da B, A'dan daha kötüdür (bozulma gerçekleşmiştir). Mutlak mükemmel bir varlık için bu üç seçenekten hiçbiri kabul edilemez. Değişen varlık, mükemmel olamaz. Mükemmel olmayan varlık ise Tanrı olamaz. Panenteistler "sevgi değişimi gerektirir" diyerek bunu aşmaya çalışır. Ama bir ilişki kurmak da yeni bir durum kazanmaktır. Yeni durum kazanan varlık değişmektedir. Aşk örneği panenteizmi kurtarmaz; tersine Tanrı'nın daha önce olmadığı bir duruma geçtiğini, yani daha önce eksik olduğunu ima eder. Teizmde ise Allah, sevgiyi, bilgiyi ve kudreti zaten sonsuz ve eksiksiz biçimde barındırır. Evren yaratılmadan önce de, evren yok olduktan sonra da tam ve eksiksizdir. Bu değişmezlik donmuşluk değil; sarsılmaz yetkinliktir. Kötülük: Teizmin Zor Sorusu mu, Panenteizmin Katastrofik Sorunu mu? Panenteizmin teizme yönelttiği en sık eleştiri kötülük sorunudur. "Teizmin Tanrısı kötülüğe nasıl izin verir?" diye sorulur. Ama panenteizmin bu soruya verdiği cevap, problemi çözmez; kendi üstüne yıkar. Eğer evren Tanrı'nın içindeyse, şu anda gerçekleşen her kötülük, her çocuk ölümü, her soykırım, her işkence Tanrı'nın iç yaşamının içinde gerçekleşmektedir. Bu durumda şu soruyu sormak kaçınılmazdır: Bu olaylar Tanrı'nın iç yaşamının gerçek bir parçası mıdır? Eğer gerçek değilse, panenteizmin temel iddiası çöker. Evren gerçekten Tanrı'nın içinde değildir. Eğer gerçekse, kötülük Tanrı'nın tözsel gerçekliğine dahil olmuştur. Bu, Tanrı'yı hem kötülüğün faili hem mağduru hem de ortağı yapar. Bu durum, Tanrı'nın mutlak iyiliğini kökten imkânsız kılar. Panenteistler "Tanrı da acı çeker, bizimle birlikte acıyı taşır" diyerek bunu duygusal bir avantaja çevirmeye çalışır. Ama acı çeken bir Tanrı, acıyı durdurmaktan âciz bir varlıktır. Bu teodise değil, teslimiyettir. Teizmde kötülük ontolojik olarak Allah'ın dışındadır. Yaratılmış varlıkların özgür iradesiyle ortaya çıkar. Bu yanıt tam olarak kötülük sorununu çözmeyebilir, ama en azından Allah'ın mutlak iyiliğini kurtarır. Panenteizm ise Tanrı'yı kötülüğün ortağı yaparak hem sorunu çözemez hem de Tanrı'yı kirletir. Zorunlu Varlık Argümanı ve Panenteizmin Çöküşü Kozmolojik argümanın özü şudur: Olumsal varlıklar varsa, onların nihai açıklaması olan zorunlu bir varlık olmalıdır. Bu varlık, hiçbir şeye bağımlı olmadan, kendi kendine var olmak zorundadır. Panenteizm bu argümanla çelişir. Hartshorne'un dipolar Tanrısının "somut kutbu" evrene bağımlıdır. Evrenin durumuna göre şekillenen, evrenle birlikte değişen bir kutup, olumsal bir varlıktır. Olumsal olan şey ise "neden var?" sorusunu hâlâ taşımaktadır. Şimdi sorulmalıdır: Evren olmasa panenteizmin Tanrısı aynı Tanrı olarak var olabilir miydi? Eğer cevap "hayır" ise, Tanrı evrene bağımlıdır. Zorunlu varlık statüsünü kaybeder. Eğer cevap "evet" ise, evren Tanrı için gerekli değildir. Bu, teizmin söylediği şeydir. Bu ikilemden çıkış yoktur. Panenteizm ya Tanrı'yı bağımlı kılar ya da teizme dönüşür. İbadet ve Aşkın Mesafe Dini tecrübenin evrensel yapısını inceleyen fenomenolojistler bir hususta hemfikirdir: İbadet, tamamen farklı bir varlığa yöneliştir. Allah karşısında duyulan haşyet, kendi parçamıza değil; bizi var eden, bizden tamamen bağımsız ve sonsuz üstün bir varlığa yönelişi ifade eder. Panenteizm bu deneyimi teorik çerçevesiyle çelişkiye düşürür. Eğer ibadet eden de Tanrı'nın içindeyse ve ibadet ettiği varlık da Tanrı'nın "daha büyük" kısmıysa, o zaman ibadet bir elin diğer eli selamlamasından ibaret kalır. Ontolojik ayrım kalkmış, aşkın mesafe silinmiştir. Mesafe yoksa gerçek yöneliş yoktur. Gerçek yöneliş yoksa gerçek ibadet de yoktur. Teizmde bu mesafe korunur. Allah yaratıcıdır, insan yaratılmıştır. Bu sınır, ibadeti anlamlı kılan sınırdır. Panenteizm, iyilik yapmaya çalışırken ibadetin metafizik temelini eritmiştir. Panenteizm Kendi Başına Ayakta Duramaz Tarihsel olarak dikkat çekici bir tablo vardır. Panenteizm hiçbir zaman bağımsız bir gelenek olarak doğmamıştır. Ya teizmin içinden çıkmış bir sapma olarak, ya da panteizmin teizme yaklaşma girişimi olarak ortaya çıkmıştır. Whitehead ve Hartshorne çizgisi incelendiğinde, bu düşünürlerin zamanla Tanrı'nın değişmezliğini, basitliğini ve zorunluluğunu terk ettiği görülür. Panenteizmin mantığı bunu zorlar. Evren gerçekten Tanrı'nın içinde ise, evrendeki değişimler Tanrı'nın gerçekliğini değiştirir. Değişen Tanrı ise sonunda süreç teolojisine dönüşür; evrenle birlikte "olan", öğrenen, gelişen bir varlığa. Bu tesadüf değil, zorunluluktur. Panenteizm, tutarlı biçimde geliştirildiğinde, Tanrı kavramını terk etmek zorunda kalır. Geriye kalan ise artık Tanrı değil, gelişmekte olan kozmik bir süreçtir. Teizmin Üstünlüğü Neden Zorunludur? Panenteizm Tanrı'yı hem aşkın hem içkin kılmak, hem uzak hem yakın göstermek ister. Ama bu arzuyu karşılayabilmek için ödediği bedel çok yüksektir: İlahi basitliği feda eder. Zorunlu varlık statüsünü zedeler. Kötülüğü Tanrı'nın özüne dahil eder. İbadetin aşkın temelini eritir. Kendi iddiasını tutarlı biçimde tanımlayamaz. Teizm ise bu fedakârlıklara gerek duymadan aynı sorulara yanıt verir. Allah, hem tam aşkındır hem de iradi yaratma ve inayet yoluyla her an evreniyle ilişki içindedir. Evren O'nun içinde değil, O'nun eseridir. Ressam tablo içinde değildir; ama tabloyu her an tutan, ona varlık veren odur. Panenteizm Tanrı'yı dünyaya yaklaştırmak isterken dünyanın sınırlılıklarına mahkum etmiştir. Teizm ise Allah'ı ne evrenden koparır ne de evrenle özdeşleştirir. Tam aşkın, tam bilgili, tam iyi ve tamamen özgür bir Yaratıcı olarak sunar. Metafizik tutarlılık bakımından bu, bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Yorumlar

Başa Dön