"Yarım kalmış bir romanı bitirmek için kahveye değil, intikama ihtiyaç vardır." – Virginia Woolf (kurgusal)"

Kalbin Yolunu Şaşırması

Bu düşündürücü metin, insan ruhunun evrensel sorusunu ele alıyor: Neden sevmek acı verir? Yazar, aşk acısının kökenini insanın varoluşsal yapısında ve kalbin yöneliminde arıyor. İnsan fıtratında sevme ihtiyacı doğal bir özellik olarak tanımlanırken, bu sevginin nereye yönlendirildiği mutluluğumuzun anahtarı olarak gösteriliyor. Metin, ruhani bir perspektiften aşk ve acı arasındaki derin bağlantıyı sorguluyor.

yazı resim

İnsan ruhu, tarihin her döneminde aynı soruyla boğuşmuştur: Neden sevmek bu kadar acı verir? Neden bir başka insana duyulan bağlılık, bazen hayatın merkezini sarsacak kadar derin yaralar açar? Bu sorular, yüzyıllardır şairlerin, filozofların ve mütefekkirlerin üzerinde kafa yorduğu meselelerdir. Ancak meseleye ruhani bir perspektiften bakıldığında, aşk acısının ardında yatan gerçek sebep çok daha derinlerde, insanın varoluşsal yapısında gizlidir.
Kalbin Yaratılış Gayesi ve Yanlış Yönelim
İnsan, yaratılışı gereği sevmeye ve bir şeylere bağlanmaya muhtaç bir varlıktır. Bu ihtiyaç, kalbin doğal bir özelliğidir ve insan fıtratının ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Ancak bu sevginin yönü ve niteliği, insanın huzurunu ya da huzursuzluğunu belirleyen temel faktördür. Kalp, tıpkı bir pusula gibi, doğru yöne işaret ettiğinde sahibini huzura ulaştırır; yanlış yöne çevrildiğinde ise onu uçuruma sürükler. Günümüz insanı için modernite ve sekülerleşme sürecinde, Allah sevgisi yerini insan sevgisine, ruhani bağlılık yerini dünyevi ilişkilere bırakmıştır. Bu dönüşüm, yüzeysel olarak masum görünse de, kalbin dengesini sarsan ve onu sürekli bir kaos içinde bırakan tehlikeli bir değişimdir.
Şirk: Kalpteki Gizli Yara
İslam terminolojisinde "şirk", Allah'a ortak koşmak anlamına gelir ve en büyük günahlardan biri olarak kabul edilir. Ancak şirk, sadece bir puta tapınmak ya da Allah dışında bir varlığa ibadet etmek değildir. Şirk, daha ince ve daha yaygın biçimlerde de ortaya çıkar. Kalbi şirki (şirk-i hafî) olarak adlandırılan bu durum, insanın sevgisini, bağlılığını, korkusunu ve umudunu Allah'tan başka bir varlığa yöneltmesidir. Bir insanı hayatının merkezine koymak, ona mutlak anlamlar yüklemek ve ondan her şeyi beklemek, işte bu gizli şirkin modern bir tezahürüdür. Sevgili, arkadaş, eş ya da evlat, kalbin tek odak noktası haline geldiğinde, Allah'a ait olan bir yer gasp edilmiş olur. Bu gasp, kalbe doğrudan bir acı olarak geri döner. Kur'an'da bu durum çarpıcı bir benzetmeyle anlatılır. Hac Suresi'nin 31. ayetinde Allah şöyle buyurur: "Allah'a ortak koşmadan, tam bir teslimiyetle sadece O'na yönelin. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de bir kuş onu kapıyor veya rüzgar onu uzak bir yere savuruyor gibidir." Bu ayet, tevhidden (Allah'ı bir bilmekten) uzaklaşan insanın halini mükemmel bir şekilde tasvir eder. Gökyüzünden düşen, kuşların pençesine düşen ya da rüzgarın savurduğu bir insan, artık kontrolünü kaybetmiştir. Ne nereye gittiğini bilir, ne de dururken bir zemini vardır. İşte Allah'tan başkasına kalben bağlanan insanın durumu da budur: Bir ilişkiden diğerine savrulur, bir hayal kırıklığından ötekine yuvarlanır, her seferinde aynı boşluğu yaşar.
Romantizmin Aldatıcı Vaadi
Modern çağın belki de en büyük aldatmacalarından biri, romantik aşkın mutlak mutluluğu getireceği vaadidir. Filmler, romanlar, şarkılar ve sosyal medya, sürekli olarak bir mesaj verir: "Doğru kişiyi bulduğunda hayatın tamamlanacak." Bu anlatı, milyonlarca insanın zihnine kazınmış ve onların beklentilerini şekillendirmiştir. Ancak bu vaadin ardında tehlikeli bir yalan gizlidir. Çünkü hiçbir insan, bir başka insanı tamamlayamaz. Hiçbir yaratılmış varlık, Allah'ın kalbe bıraktığı boşluğu dolduramaz. Her insan, kendi eksiklikleri, zaafları ve sınırlılıklarıyla bir yolcudur. Birinden her şeyi beklemek, onu tanrılaştırmakla eşdeğerdir ve bu beklenti mutlaka hayal kırıklığına dönüşür. "Sensiz yaşayamam" ifadesi, günümüzde neredeyse klişeleşmiş bir sözdür. İnsanlar bu cümleyi rahatça kurar, bir süre sonra ayrılır ve aynı cümleyi bir başkasına söyler. Bu, sözcüklerin değer kaybetmesinden öte, kalplerin ne kadar şaşkın olduğunun bir göstergesidir. Kişi, gerçekten kimsesiz yaşayamayacağı için değil, kalbindeki Allah boşluğunu doldurmak için birine tutunur. Ama o kişi de bir yaratılmış olduğu için, bu boşluğu asla dolduramaz. Terk edilen kişi ise bu boş sözlere inanarak yıkılır. Kendini değersiz, yetersiz ve terk edilmeye mahkum bir varlık olarak görür. Oysa sorun kendisinde değil, kalbine yüklediği yanlış anlamdadır. Değerini bir başkasının sevgisinde arayan insan, o sevgi kaybolduğunda değerini de kaybetmiş gibi hisseder. Ancak gerçek şu ki, insanın değeri yaratılışındadır, Allah katındaki konumundadır, başkalarının ona verdiği değerde değil.
Acının Dili: Kalbin İsyanı
Peki, aşk acısı neden bu kadar yakıcıdır? Neden bir ilişkinin sona ermesi, insanı günlerce, aylarca, hatta bazen yıllarca etkiler? Tıbbi açıklamalar, beynin kimyasında meydana gelen değişikliklerden bahseder. Dopamin ve oksitosin seviyelerinin düşmesi, kortizol seviyesinin yükselmesi... Bunlar doğrudur, ancak yeterli değildir. Ruhani perspektiften bakıldığında, aşk acısı aslında ruhun bir isyanıdır. Ruh, kendisine yüklenen yanlış misyonu reddetmekte, Allah'tan başkasına kulluk etmeyi protesto etmektedir. Bu acı, bir ceza değil, bir uyarıdır. Tıpkı bedenin acıyla tehlikeyi haber vermesi gibi, ruhta bu acıyla sahibine şunu söyler: "Yanlış yere yöneldin, gel doğru yöne dön." Aşk acısındaki daralma, kalbin Allah'tan uzaklaşması ve yaratılmışlara bağlanmasının doğal sonucudur. Kalp, fıtratına uygun olmayan bir misyonla görevlendirildiği için sıkışır, bunalır ve acı duyar. Bu noktada akla şu soru gelebilir: "Peki, sevmek yanlış mı? İslam, insanlar arası sevgiyi yasaklıyor mu?" Asla. İslam, sevgiyi yasaklamaz; aksine, onu doğru yere kanalize etmeyi öğretir. Sorun sevmekte değil, sevginin niteliğinde ve yönündedir.
Tevhidi Sevgi: Allah İçin Sevmek
İslam'da sevgi, tevhid prensibiyle yeniden şekillendirilir. Yani bütün sevgiler, Allah sevgisinden kaynaklanmalı ve O'na dönmelidir. Bu, sevgiyi yok saymak değil, ona anlam ve değer kazandırmaktır. Bir insan, eşini Allah için sever. Çünkü o eş, Allah'ın bir nimeti, O'nun güzel isimlerinin bir tecellisidir. Çocuklarını Allah için sever, dostlarını Allah için sever. Bu "Allah için sevmek" ifadesi, sevgiyi soyutlamak ya da duygusuzlaştırmak anlamına gelmez. Aksine, sevgiye derin bir anlam katar. Çünkü artık o sevgi, geçici bir duygu ya da çıkar ilişkisi değil, Allah'a ulaşmanın bir aracı, O'nun rızasına yaklaşmanın bir vesilesidir. Bu perspektifte, sevdiğimiz insan artık hayatımızın merkezi değil, hayatımızın bir parçasıdır. Merkez hep Allah'tır. Dolayısıyla o insan gittiğinde, kaybolduğunda ya da hayal kırıklığı oluşturduğunda, kalp yıkılmaz. Çünkü kalbin asıl dayanağı, asıl direği hâlâ ayaktadır. Allah için sevmek, sevgiyi kutsallaştırır ve ona bir değer katar. Allah için sevilen kişi, artık bir put değil, bir kardeş, bir dost, bir yol arkadaşıdır.
Terk Edilme ve Benlik Algısı
Terk edilmek, insanın yaşayabileceği en zor deneyimlerden biridir. Çünkü terk edilme, sadece bir ilişkinin sona ermesi değil, aynı zamanda benlik algısına vurulan bir darbedir. "Beni terk etti" cümlesi, zihinlerde hemen "Ben yeterli değildim, ben sevilmeye layık değildim" düşüncesine dönüşür. Ancak burada bir yanılgı vardır. Terk edilmek, kişinin değersiz olduğunu göstermez. Aksine, bazı durumlarda bir rahmettir, bazı durumlarda bir imtihandır. İnsanın değeri, bir başkasının ona verdiği değerde değil, Allah katındaki konumundadır. Terk edilen kişi, eğer benlik algısını Allah'a dayandırıyorsa, bu deneyimden güçlenerek çıkar. "Allah bana yeter" diyebilen bir kalp, artık ne terk edilmekten korkar ne de insanların onayına muhtaç olur. Çünkü o, değerini en doğru yerden almaktadır.
Boşluk ve Doluluk Diyalektiği
İnsan kalbi, sürekli bir boşluk ve doluluk diyalektiği içindedir. Yaratılmış varlıklarla doldurulmaya çalışılan kalp, her defasında boşalır. Çünkü hiçbir yaratılmış varlık, kalbi tam olarak dolduramaz. Ancak Allah sevgisiyle dolan kalp, asla boşalmaz. Çünkü Allah, sonsuz ve ebedidir. Yunus Emre şöyle der: "Yaradılanı severiz, Yaradan'dan ötürü." Bu dize, sevginin tevhidi boyutunu mükemmel bir şekilde özetler. Yaratılanları sevmek güzeldir, ancak bu sevgi Yaratan'a götürmeli, O'ndan koparmamadır. Kalpteki boşluk, modern psikolojinin de sıkça değindiği bir konudur. Viktor Frankl, "İnsanın Anlam Arayışı" adlı eserinde, insanın temel ihtiyacının anlam olduğunu söyler. İslam perspektifinden bakıldığında, bu anlam Allah'ı bilmek ve O'na kulluktur. Allah'sız bir hayat, anlamdan yoksun bir hayattır ve bu yokluk, kalbe boşluk olarak yansır.
Çözüm: Kalbi Yeniden İnşa Etmek
Peki, kalpteki bu boşluk nasıl doldurulur. Aşk acısından nasıl kurtulunur? Çözüm, basit ama derin bir uygulamayı gerektirir: Allah'a dönmek. Allah'a dönmek, sadece ibadet etmek değildir. Elbette namaz, Kur'an okumak, zikir yapmak önemlidir. Ancak asıl dönüş, kalbin yönünü değiştirmektir. Kalbi, yaratılmışlardan çevirip Yaratan'a çevirmektir. Beklentileri, umutları, korkuları ve sevgileri Allah'a yöneltmektir. Bu dönüş gerçekleştiğinde, hayatta muazzam bir değişim yaşanır. Artık insanlar, hayatın merkezi değil, periferidir. Sevdiklerimiz, Allah'ın bize emanetleridir ve onlara bu gözle bakarız. Onların varlığına şükreder, yokluklarına sabrederiz. Çünkü kalbimiz, onlara değil, Allah'a bağlıdır. Allah'a yönelen bir kalp, artık rüzgarın savurduğu bir yaprak olmaz. O, kökleri derinlerde olan bir ağaç gibidir. Fırtınalar esebilir, yapraklar dökülür, dallar sallanır, ama ağaç yıkılmaz. Çünkü kökü, sağlam bir zemindedir.
Huzurun Yolu: Tevhid ve Tevekkül
Kalp huzurunun iki temel direği vardır: Tevhid ve tevekkül. Tevhid, Allah'ı bir bilmek ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Tevekkül ise, her şeyi O'na havale etmek, sonuçlara O'nun takdir ettiği gözle bakmaktır. Tevhid, kalbi özgürleştirir. Artık kalp, ne bir insanın gölgesinde ezilir ne de bir ilişkinin belirsizliğinde bunalır. Tevekkül ise, kalbi rahatlatır. "Her şey Allah'ın elinde" diyen bir kalp, kontrol etme ve beklenti içinde olma kaygısından kurtulur.
Kalbin Evine Dönüş
Aşk acısı, modern insanın sıkça yaşadığı bir deneyimdir. Ancak bu acının ardında, daha derin bir hakikat yatar. İnsan, yaratılmış bir varlığı Allah'ın yerine koyduğunda, kalbi isyan eder ve acı duyar. Bu acı, bir ceza değil, bir uyarıdır. "Yanlış yere yöneldin, gel doğru yöne dön" diyen bir uyarı. Çözüm, sevmeyi bırakmak değil, sevgiyi doğru yere kanalize etmektir. Allah için sevmek, sevgiyi kutsallaştırır ve ona anlam katar. Allah'a yönelen bir kalp, artık ne terk edilmekten korkar ne de bir başkasının onayına muhtaç olur. Çünkü o, değerini en doğru yerden almaktadır. Düştüğünüz yerden kalkın ve Allah'a sıkı sıkı sarılın. O zaman ne yere düşersiniz ne de rüzgar sizi bilinmeyen bir köşeye savurur. Kurtuluş, Allah'a yönelmekte ve O'na sığınmaktadır. Böylece insan, hem dünyada hem de ahirette huzuru ve mutluluğu bulur. Kalbinizdeki boşluğu Allah sevgisiyle doldurduğunuzda, hayatınız anlam kazanır ve gerçek mutluluğa erişirsiniz. Çünkü kalp, ancak sahibini bulduğunda huzura kavuşur. Ve kalbin gerçek sahibi, onu yaratan Allah'tır.

KİTAP İZLERİ

Parasız Yatılı

Füruzan

Füruzan'ın "Parasız Yatılı"sı: Yarım Asırlık Bir Ağıt ve Direniş Bazı kitaplar vardır, yayımlandıkları anda klasik olurlar. Zamanın getirdiği edebi akımlardan, toplumsal çalkantılardan etkilenmeden, adeta kendi
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön