Fâtih devrinde, devlete çok mühim hizmet ve yararlıkları görülen MihaloğuIIarı, Hızır Bey 'in oğulları iskender, Bâlî ve bilhassa Gâzî Ali Bey idi ki, bunlardan sonuncusu ailenin Plevne kolunu te'sis etmiş ve bu kol bugüne kadar devam eylemiştir. Gâzî Ali Bey Mihaloğulları içinde en fazla şöhret kazanan ve akınları ile her tarafta kendisinden bahsettiren meşhur bir akıncı kumandanı oldu. Onun adını, evvelâ 1462 'deki Eflâk seferine iştirak eden akıncı kumandanları arasında görüyoruz. Mihaloğlu Ali Bey voyvoda Vlad ı mağlûbiyetinden sonra, Transilvanya 'ya kadar takip etmiş idi {Tac al.- tevarih, 1, 491 ). Ertesi sene, kendisi pâdişâhın Bosna kıralı üzerine sefer yapmasında âmil olduğu gibi ( ayn. esc, s, 492 v.d,), 1464'te, kardeşi İskender Bey'in İzvornik muhafazasında bulunduğu sırada, Mahmud Paşa ile birlikte, Bosna 'da Yayca ( Jajcza ) hisarını muhasara eden kuvvetlerden Mihallı akıncılarına kumanda etti ve müteakiben macar kiralı Matyas'ı, İzvornik muhasarasından feragat ederek, sür'atle ric'ate zorladı; Semendire civarında yaptığı bir savaşta macar kumandanlarından ve kiralın, akrabası bulunan Szilâgyi Mihâiy'i esir etti ( J. v. Hammer, III, 83 ). Bu esnada, Szilâgyi 'nin kemiyet.itibârı ile üstün ordusunu, 3000 kişilk bir. akıncı kuvveti ile, yenmeğe muvaffak olmuş, ve pek çok esir almış idi ki, Mehmed Nüzhet ( Ahvâl-i. Gâzî Mihal, s. 61 ),'e,,göre, bu esirlerin biri de Matyas 'in kızı idi ve onu Gâzî Ali Bey zevceliğe alarak, Mâhitâb Hatun tesmiye etmiş (Yaşar> Gökçek,tez) ve ondan, bilâhare Gâzî Hasan- Bey adını alan oğlu doğmuştur. Kendisi de Mihal-oğullarından bulunan bu muharrir,her hâlde aile an'anesinde yasayan rivayeti bu şekilde aksettiriyordu. Mamafih Mâhitâb Hatun'un Szilâgyi Mihâiy'in ikinci zevcesinden doğma bir. kızı olabileceğini, bu konuda tetkikat yapmış olan bir sırp tarihçisi de kabul etmekte, daha sonra ise, kanâatini değiştirerek, Eflâk voyvodası Radulek 'in kızı bulunması muhtemel olduğunu ilâve eylemektedir ( Olesnicki 'nin Zagrep 'te 1933 intişâr etmiş bir makalesinden ve Sûzî
Çelebî hakkındaki tetkikinden [ 1934 J naklen, Agâh Sırrı Levend; Gazavâtnâmeler ve Mihal-oğlu Ali Bey 'in Gazavât-nâmesi,Ankara, 1956, s, 190). Mihal-oğlu Ali Bey ile kardeşleri iskender ve Bâlî Bey'ieri, Fâtih'in Ak-Koyunlulara karşı yaptığı harpte rol oynayan kumandanlar arasında görüyoruz 'de şehzade Mustafa ve Gedik Ahmed Paşa’nın idare ettiği Osmanlı ordusu, Tokat 'ı tahrip ettikten sonra, Karaman eyâletine kadar ilerileyen ve Yusufça Mirza kumandasında bulunan Ak-Koyunlu kuvvetleri ile Beyşehri tarafında karşılaştıktan ye ertesi sene Uzun Hasan Bey'e karşı büyük bir sefer icrası kararlaştırıldıktan ve buna bir hazırlık olmak üzere, Gedik Ahmed Paşa 'nin tavsiyesi ile, Gâzî Ali Bey 'in Mihailı akıncılar ile imparatorluğun şark hudutlarında bulunması uygun görülmüş idi. Kendisine Sivas eyâleti, kardeşi İskender Bey 'e Kayseriye sancağı ve diğer kardeşi Bâlî Bey’e de Niksar su-ba-şılığı tevcih olunmuş,hududun muhafazası ile düşman arazisini yağmalamak işi bunlara pâdişâh tarafından emredilmiş idi (Aşık Paşazade, s. 178;
Hayrullah Efendi, Tarih, VIII, 142). Mihal-oğulları bu vazifeyi muvaffakiyetle gördükten ve Otluk-Beli muharebesinde de yararlık gösterdikten sonra, yinesakıncjlık işlerine devam etmek üzere, 1474 ' te Rumeli ' ye naklolundular. Bu sırada Gâzî AIj Bey ' in akıncıları ile Macaristan'a girdiğini, o zamana kadar hiç bir Osmanlı akıncı kuvvetinin ulaşamadığı yerlere kadar akın yaptığını, Kö-rpş nehirlerini ( Fekete-Körös, Feher-Körös ) geçerek,Varad ( Nagyvarad ) şehrini vurup, yağma ettiğini görüyoruz (Oruç Bey, Tevâ-rih i nl-i Osman, s. 128 v.d.). Kendisi, 1476 Boğdan seferinden önce, akıncı ile, bu memleketin itaat altına
alınmasını te'mine gönderildi. Pâdişâhın bu seferden döndüğü esnada ise, ona macarların Tuna ile Morava nehirleri mültekasında iki metin kale inşâ ettikleri haberini ulaştırdı (Oruç Bey, s, 129; TacuttTevarih, I, 561). Ertesi sene Gâzî Ali Bey, tekrar Eflâk'ten geçerek, Macaristan'a bir akın yaptı, sonra İşkodra muhasarasına katıl dı ve bilâhare Venedik civarına akın yapmağa me'mûr edildi 'de cereyan eden bu akında Ali Bey, kardeşleri İskender ve Bâlî Bey'ler ile birlikte, Friuli üzerinden hücuma geçmiş, Isonso nehrini geçerek, Karintia ve aşağı Istiria dağlarını aşmış ve bin bir müşkilâtı yenerek, Lavabel derbendine kadar ulaşmış ve geçtiği yerlerde büyük bir heyecan yaratmış idi ( bk. J. v. Hammer, trk. trc. Atâ Bey, III, 177 v. d.). Mihal-oğullarmın Fâtih devrindeki son akını, diğer akıncı beyleri ile birlikte, 1479'da tekrar Macaristan'a karşı Vuku buldu (Oruç Bey, s. 130 ). Bayezid devrinde de Gâzî Ali ve kardeşi İskender Bej 'lerin Kili ve Ak-Kirman kalelerinin zaptında).1485'te
Boğdan'a akın yaptıkları görülmektedir. Gâzî Ali Bey ile birlikte kısmen bu akınlara iştirak edip, sonradan onun gazalarını beyitlik bir destan şeklinde ve Gazavât-nâme hâlinde yazan Sûzî Çelebî 'nin 330 defa Tuna 'yi geçtiğini söylediği bu Mihallı akıncı kumandanının son akınını J. v. Hammef, garp kaynaklarından naklen, 1492 senesinde göstermekte ve Karniola,
Karintia, İstiria 'da cereyan edip, Leibach 'a kadar uzayan ve kadar esiri hâmil bulunan bu akından dönüşlerinde, imparator Maximili-an'in kumandanlarından Rudolf von Khevven-huller 'in kumandasındaki avusturyalılar tarafından Villach civarında pusuya düşürülerek, Gâzî Ali Bey 'in esir olduğunu ve kurşuna dizildiğini bildirmekte ( J. v. Hammer, trk., trc, IV, 26; frns. trc, IV, 35 ) ve bu rivayet umumiyetle kabul edilmekte ( Uzunçarşılı,Osmanlı tarihi, II, 203 ) ise de, bu aile ahfadından Mehmed Nüzhet Paşa, Mehmed Safiyüd-din Bey eserlerinde, her hâlde ailenin şifahî an'anelerine dayanarak, bunu kat'îyetle reddetmekte ( Ahvûl-i Mihal Gâzî, s. 76; Gazi Mihal Bey ve evlâd ve ahfadının devlet-i aliyyeye hidemât-ı mesbûkaları, Üniversite kütüp., nr. T. 4610, s. 154) ve türbesinin de Plevne 'de bulunduğunu
belirtmektedirler. Diğer taraftan bu meseleyi ayrıca inceleyen Olensnicki de, Gâzî Ali Bey'in 913 ( i507)' t e Plevne'de vefat edip, evvelce yaptırdığı mescidi yanındaki türbede medfûn
olduğunu bildirmekte, onun 1492 akınında esir düşerek, idam edildiği hakkındaki rivayetin, Ali Bey'in sâdece adını duymakla müthiş bir korkuya düşen halkı teskin etmek maksadı ile, bu avusturya kumandanı tarafından uydurulduğunu, nitekim bundan evvel de buna benzer rivayetlerin kas-den ortaya atılmış bulunduğunu ilâve eylemektedir ki, bu suretle, HayruIIah Efendi 'nin ve her hâlde ondan naklen Mehmed Nüzhet Paşa'nin 904 ( 1498/1499 ) 'te o
sıralarda Semendire sancak beyliğinde bulunan Mihal oğlu Ali Bey'in, diğer bâzı akıncı kumandanları ile birlikte, Rusya'ya akın yaptıkları yolunda verdikleri bilginin ( HayruIIah Efendi, Tarih, IX, 119 v d.; Ahvâl-i Mihal Gâzî, s. 77) sıhhatinden şüphe etmemek ve ölümü hakkında son olarak ileri sürülen 906 ( 1500 ) tarihini kabul etmek daha doğru olsa gerektir ( bk. Yaşar Gökçek, tez ).
Gâzî Ali Bey 'in kardeşi İskender Bey ise, Osmanlı Mısırharpleri esnasında, bir defa Kayseriye sancak beyliğine getirilerek, Dul-kadır-oğlu Şah Budak Bey 'e yardıma gönderilmiş,fakat vuku bulan muharebede kendisi esir ve oğlu maktul düşmüş (1490 ), Alâüddevle Bey tarafından da, Osmanlıların büyük bir mağlûbiyete uğradıklarını göstermek üzere, iskender Bey Mısır sultanına gönderilmiş idi ki, ertesi sene, yapılan anlaşma neticesinde, serbest bırakıldı ve memleketine döndü ( TâcütTevarih, II, 63 v. dd.; J. v. Hammer, trk. trc., IV, 22; Uzunçarşılı,II, 185 v.d.).İskender Bey 'in bundan sonraki hayat ve icrââtına dâir başkaca sarîh bilgimiz olmayıp, bir tahrir defteri kaydından Yahşi ve Mahmud Bey '1er ismindeki oğulları ile Yahşi Bey 'in üç oğlunu biliyorsak da ( krş. T. Gökbilgin, Edirne ve Paşa livası,s 431 v d.), Gâzî Ali Bey'in oğullarının Bayezid II. ve kısmen
Selim I. devrindeki faaliyetleri hakkında oldukça malûmatımız vardır. Onun Gâzî Hasan Bey 'deh başka, Ahmed, Mehmed, Hızır ve Mustafa adında beş oğlu var idi ve bunların hepsi de, sancak beyi sıfatı ile, XVI. asrın birinci yarısında mühim vazifeler görmüşlerdi. Ahmed Bey'in annesinin Savo:e hanedanına mensup bir kadın bulunduğu ileri sürülmekte (Paolo di Giovio, Hisiorian sui temporis, II, 281 'den naklen, Yaşar Gökçek, tez ) ve Mehmed Bey'in annesinin ise, Selimşah Hatun binti Abdullah olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan büyük oğlu Hasan Bey 'in, Bosna valisi Yâkub Paşa 'nin ( Bayez:d II. devri ) emri ile, Macaristan'a büyük mikyasta bir akın yaptığını, dönüşünde, pusuya düşürülerek, ağır zayiata uğratıldığını biliyoruz ( müellifi mechûl bir tarihe, Bosna müzesi, nr. 552 'ye atfen,Olesnicki 'den naklen Agâh Sırrı Levend, Gazavât-nâme, s. 195 ).Mehmed Bey ise, Yavuz Sultan Selim devrinde ve Çaldıran seferinde pişdar ordusu kumandanlığı yaptıktan, pâdişâh Eleşkirt'e vardığı vakit, ona Şah İsmail hakkında haberler gönderdikten (Tâc al-tavârih, II, 260 ), müteakiben 1517'de Bosna, 1520'de Hersek sancak beyliklerinde bulunduktan sonra, Kanunî Sultan Süleyman devrinde de pek çok yararlığı görülmüş serhad ümerâsından idi. Belgrad 'm fethi sırasında, akıncı kumandanı sıfatı ile, Eflâk 'tan geçerek, Erdel ve Tamşvar taraflarında akın yapmış, Muhaç muharebesinde ( 1526 ) yararlığı görülmüş,daha sonra Viyana muhasarası sırasında ve 1532 alman seferinde de hizmet etmiş idi (Mehmed Nüzhet, s. 81 ). Babası ve bâzı
kardeşleri gibi, gâzî lekabı ile anılan Mehmed Bey'in ilim adamları ve şâirlere karşı çok teveccühkâr bulunduğu, ezcümle Plevne'de Gâzî Ali Bey medresesine müderris tâyin edilen
bursalı Nihâlî Cafer Çelebî 'yi her zaman meclisinde bulundurduğu da bilinmektedir. Taşköprü-zâde 'nin aynı zamanda çok nük-tedân bir şâir olarak tanıttığı Nihâlî ( Şakayık
tercümesi, I, 472) Galata kadılığına tâyin edildiği ve kendisi de şaraptan men'olunduğu zaman, yine o sıralarda bir serhad sancak beyliğine tâyin edilip, akın yapmaması emrolunan Mihal-oğlu Gâzî Mehmed Bey ile kendi vaziyeti hakkında Mihal-oğlu 'na uçta sancak
verip, uç işletme deyü yasak etmek, bana Galata'yi verip, şarap içme demeğe benzer" dediği meşhurdur ( Aşık Çelebi 'den naklen A.S. Levent, Gazavât-nâme, s. 196 ). Gâzî Ali Bey'in diğer oğlu Ahmed Bey ise, şâir idi. Topkapı sarayı kütüphanesindeki (Revan köşkü, nr ) bir mecmuada Mihal-oğlu Ahmed Bey 'e âit bir gazel onun şairlik kudreti hakkında bir fikir vermektedir (Sâdeddin Nüzhet Ergun, Türk şâirleri, I, 301 ). Seyyid-Gâzî 'de yaptırdığa (917=1511) binası ile de tanıdığımız Mihaloğlu Ahmed Bey 'in, diğer bir çok Mi-hal-oğulları gibi, aynı zamanda bektâşîlik ile de alâkası var idi ( Mahmud Râgıb Köse-Mi-hal-oğlu 'nun fikirlerine atfen, Sâdeddin Nüzhet Ergun,göst. yer.). Gâzî Ali Bey 'in dördüncü oğlu Hızır Bey ( Paşa ) 'i yine Kanunî devrindeki ümerâ arasında görüyoruz. Peçevî (I, 233 ) nin bildirdiğine göre, 1542 'de avustur-yalıların Peşte'yi muhasaralarında mahsurlardan biri de Köstendil sancak beyi Mihaloğlu Hızır Paşa idi ki, kâtibi Mehmed Efendi bu hâdise
hakkında kendisinden bilgi almış idi. Daha sonra Hızır Bey Segedin sancak beyi olmuş ve macar kumandanlarından TotMihâly 'in bu kaleye karşı hücum teşebbüsünü önceden keşfederek, isabetli tedbirler almış ve Segedin ovasında vuku bulan muharebede ( 958=1551 ) muzafferiyeti te'min etmekte başlıca âmil olmuş idi (Peçevî, I, 228; bk. mad. ALİ PAŞA, HADIM ). Hızır Paşa 'nm bu me'-mûriyette uzun müddet kaldığı ve Selim II. devri başlarında vefat ettiği rivayet olunmaktadır ( Sicill-i osmânî, II, 278 ).Hemen dâima sancak beyi sıfat ve mevkiinde bulunan Mihaloğulları ailesine mensup ümerâ akıncı kumandanlığında iken, akıncı kuvvetlerinin umumiyetle sağ kolunu teşkil etmişlerdir. Kanunî Sultan Süleyman devrinde Macaristan 'da ve Avusturya 'ya karşı seferlerde Plevne, Tırnova ve Ihtiman 'daki Mihallı akıncıların mevcudu 50 000 kişi kadar idi.Sadrâzam Koca Sinan Paşa 'nın Eflâk voyvodasına karşı icra ettiği te'dip hareketi esnasında, yanlış tedbiri yüzünden, akıncılar ağır zayiata uğramış ve bundan sonra içlerinde Mihaloğullarının da bulunduğu bu teşkilât ehemmiyetini büyük mikyasta kaybetmiş ve yerini serhad kolu
denilen teşkilâts bırakmış idi. Mihal-oğulları içinde XVL asırds yaşamış ve Silistre, Vidin sancak beyliklerinde ve İskender Paşa'nm lehliler ile yaptığı harptp ( 1029 = 1620 ) bu
sıfat ile bulunmuş olan ikinci bir Hızır Paşa ( Koca ) vardır ki, babasının ismi kaynaklarda
zikredilmemekle beraber (Naimâ, II, 179}, bu da Gâzî Mehmed Bey 'in veya İskender Bey-zâde Yahşi Bey 'in oğlu (T. Gökbilgin, Edirne ve Paşa livası, s. 432 ) ve yine Plevne kolundan olmalıdır ve Mehmed Safiyeddin Bey ( ayn, esr., s. 126)'in zannettiği gibi,
XVI. asrın ortalarında yaşayan Hızır-Paşa ile aynı şahıs değildir. Mihal-oğulları ailesinin Tır-nova kolu oldukça meçhuldür ve bu hususta şimdilik, Tırnova 'ya âit vakfiye ve diğer vesikalar ele geçinceye kadar, bulgar tarihçilerinin bu meselede verdikleri bilgi ile iktifaya mecburuz. Bunların verdiği malûmata göre, Tırnova'daki en eski camiin banisi Gâzî Fîrûz
Bey 'dir ve bunun oğlu Ali Fîrûz Bey ile bunun da oğulları Mihal, Murad ve Umur Bey'ler bu ailenin en eski tanınan şahsiyetleridir ( Y, Trifanov, gösi. yer.; Luko N. Oslekov 'un
tetkiklerinden naklen, Yaşar Gökçek, tez ). Fakat bunların rolleri iyice bilinmemektedir. İhtimanlı Mihal-oğullarıııa gelince, bunların kurucusu olarak, sâdece yukarıda belirtildiği
gibi, Mahınud Bey malûmdur ve Murad II. devrinde yaşadığı muhtemel buluımıı
ve bursalı Mihal-oğulları ile de bir alâkası görülen bu Mahmud Bey 'den sonra, bir buçuk asırlık müddet içinde gelip-geçmiş Mihal-ogulları şimdilik meçhuldür ve ancak elimizdeki vesikalar bu kolun müteakip şeceresini, XVII. asrın ortalarından itibaren vazıh olarak göstermektedir ( Yaşar Gökçek ). Gerek Mehmed Safiyeddin Bey, gerek bugüne kadar yaşayan diğer bâzı araştırıcılar ( Hâlid Şâzî Bey, Mus-tafa Râgıb Bey, Mahmud Râgıb Köse-Mihal gibi ) kamilen Mihaloğullarının Ihtiman koluna mensup kimselerdir. Ailenin Amasya kolu da hâlâ yaşamakladır ve bugün eldeki Gâzî Ali Bey vakfiyeleri ile buna müteallik vesaik sayesinde, bu kolun şeceresi muntazam '/e müteselsil bir hâlde mazbuttur ( Yaşar Gökçek tarafından tesbit edilen şecereye bâzı ilâveler yapılmıştır ). Mihal-oğulları daha ilk pâdişâhlar zamanından itibaren bulundukları yerlerde geniş mikyasta temlik ve ihsanlara nail olmuşlar, bir çok vakıflar te'sis etmişlerdir. Bayezid I.'in 1390'da Kosova 'daki fevkal'âde
yarar lığından dolayı, lalası Köse Mihal- Bey-oğlu Gâzi Ali Bey'e sancak verilmesini bildirdiği beratta ona aynı zamanda bir ev temlik ettiği de kaydedilmekte idi. Bundan sonra bir asır zarfında bu ailenin muhtelif yerlerdek' kollarını her pâdişâh tarafından
geniş temlikler yapılmış olması tabi'îdir.
