"Herkesin kendi 'başyapıtı' vardır; çoğunlukla yazılmamış, hatta düşünülmemiş bir romandır." - Umberto Eco"

Modern Tevhid Mücadelesi: Putperestlikten Arınmış Bir İman Arayışı

İslam'ın özünde bulunan tevhid ilkesi, insanlık tarihindeki en temel dini çağrıdır. Bu metin, Allah'a iman ve yalnızca O'na kulluk etmenin önemini vurgularken, insanların nasıl şirk koştuğunu ele alıyor. Nuh Kavmi örneği üzerinden putperestliğin kökenlerini inceleyen bu yazı, tevhidden sapmanın tehlikelerine dikkat çekiyor ve İslam'ın bu konudaki net duruşunu açıklıyor.

yazı resim

İslam'ın özünde yatan tevhid ilkesi, insanlık tarihi boyunca en temel ve en radikal dini çağrı olmuştur. Allah'a iman etmek ve yalnızca O'na kulluk etmek, bir müminin yaşamının merkezinde yer almalıdır. Ancak tarih, insanların bu saf ve yalın hakikatten nasıl uzaklaştığının, çeşitli sebeplerle Allah'tan başka varlıkları nasıl ilahlaştırdığının, kutsadığının ve onlara nasıl teslim olduğunun acı örnekleriyle doludur. İslam'da bu sapma "şirk" olarak adlandırılır ve Kur'an'da affedilmeyecek tek günah olarak tanımlanır.
Nuh Kavminin Putları: Şirkin İlk Tohumları
Kur'an'da Nuh Suresi'nin 23. ayetinde, Nebimiz Nuh'un kavminin putlaştırdığı bazı isimler örnek verilerek şirk inancının kökenlerine dair önemli bir tarihi kayıt sunulur: "Ve dediler ki: Sakın tanrılarınızı bırakmayın; Vedd'i, Suva'ı, Yeğus'u, Yeuk'u ve Nesr'i bırakmayın."
Bu beş isim, o dönemde halk arasında kutsal sayılan, ilahlaştırılan figürlerin adlarıdır. İslami kaynaklara göre, bu putlar başlangıçta salih kimseler olup, ölümlerinden sonra kavimlerince anıtlaştırılmış, zamanla bu anma törenleri ibadete dönüşmüş ve nihayetinde Allah'ın yanında ilah olarak kabul edilmişlerdir. Başlangıçta belki saygı ve hatırlama amaçlı olan bu pratikler, kuşaklar geçtikçe şirk inancına dönüşmüş, insanlar bu putlara Allah'ın sahip olduğu özellikleri atfetmeye başlamışlardır. Bu süreç, insan zihninin nasıl kolaylıkla somut ve görünür figürlere yöneldiğini, soyut ve yüce olan Allah'a kulluk etmenin zorluğunu nasıl aşmaya çalıştığını gösterir. Ancak işte tam da bu noktada vahyin çağrısı devreye girer: Allah'a iman etmek ve O'na yönelmek, herhangi bir aracıya, putperest bir yapıya ihtiyaç duymaksızın, doğrudan ve içten bir ilişki kurmayı gerektirir.
Vahyin Mesajı: Sadece Allah'a Kulluk
Nebimiz Nuh, kavmini sadece Allah'a inanmakla yükümlü tutmuş, ne kendisini ne de başka herhangi bir şahsı ilahlaştırmamıştır. Onun mesajı son derece net ve kararlıydı: "Ey kavmim! Allah'a hizmet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur." Bu çağrı, tüm nebilerin ortak mesajıdır ve İslam'ın temel direğini oluşturur. Vahyin insan hayatına dair her şeyi kapsayan bir öğreti olduğunu savunan İslam, insanları sadece Allah'a yönelmeye çağırır. Bu çağrı, yaşamın her alanında Allah'ın egemenliğini tanımak, O'nun emirlerini hayatın merkezine koymak ve hiçbir şahsı, kurumu veya düşünceyi vahyin üstünde görmemek anlamına gelir. Ancak müşrikler, vahyin bu öğretisine karşı direnmişlerdir. Nuh Suresi'nde görüldüğü gibi, onlar kendi putlarını ve ilahlarını savunmuş, değişime karşı çıkmışlardır. Bu direniş, yalnızca putlara olan bağlılıktan değil, aynı zamanda putperest sistemin sağladığı toplumsal, ekonomik ve psikolojik faydaları kaybetme korkusundan da kaynaklanmıştır.
Müşriklerin Zihin Yapısı: Kavramlardan Şahıslara
Müşriklerin en belirgin özelliklerinden biri, hayatı ve olayları kavramsal bir çerçevede anlamaktansa, insanları ve onların özelliklerini putlaştırarak anlamaya çalışmalarıdır. Bu yaklaşım, hakikati evrensel ilkeler ve değerler üzerinden değil, belirli şahısların otoritesi üzerinden tanımlama eğilimidir. Bu zihin yapısında, doğru olan belirli kişilerin söyledikleridir; ilkeler ve prensipler değil, şahısların tercihleri belirleyicidir. Bu durum, eleştirel düşünmenin ve bağımsız akıl yürütmenin önünü tıkar. İnsanlar, vahyin evrensel mesajını anlamak yerine, belirli figürlerin yorumlarına ve uygulamalarına mahkum olurlar. Oysa vahiy, insanları düşünmeye, akıl yürütmeye, sorgulamaya ve doğruyu bulmak için çaba göstermeye çağırır. Kur'an'da sayısız ayette "Akıl etmez misiniz?", "Düşünmez misiniz?", "İbret almaz mısınız?" gibi sorularla insanların zihinsel yeteneklerini kullanmaları teşvik edilir.
Cahiliye Toplumunda Putların Otoritesi
Cahiliye toplumlarında, bir fikir veya inanç öncelikle putların veya put konumundaki otoritelerin onayına sunulurdu. Eğer bu otorite onay verirse, o inanç toplumda meşru kabul edilirdi. Firavun'un, Nebimiz Musa'nın davetine iman edenlere söylediği şu sözler bu durumu net bir şekilde özetler: "Ben size izin vermeden önce mi O'na iman ettiniz?" (A'raf Suresi, 123)
Burada Firavun, kendisini mutlak otorite olarak konumlandırmakta, halkının inançlarını bile kendi onayına bağlamaktadır. Bu totaliter yaklaşım, şirkin siyasi ve sosyolojik boyutunu gösterir. Putperestlik yalnızca dini bir sapma değil, aynı zamanda toplumsal kontrol ve iktidar mücadelesinin bir aracıdır. Cahiliye toplumunun üyeleri vahyi terk ettikleri için, putlaştırılmış figürlerin düşüncelerini ve yaşamlarını vahye göre değerlendirmeyi bilmezler. Bunun yerine, gelenek, taklit ve körü körüne bağlılıkla hareket ederler. Bu durum, dinî düşüncenin durağanlaşmasına, yeniliğin ve reform çabalarının engellenmesine yol açar.
Modern Putperestlik: Günümüzde Şirkin Yeni Biçimleri
Günümüzde, kendini Müslüman olarak tanımlayan ancak aslında cahiliye inançlarına ve pratiklerine sahip olan birçok kişi ve topluluk mevcuttur. Bu modern putperestlik, çeşitli figürlerin kutsanması ve sorgulanamaz hale getirilmesi şeklinde kendini gösterir. Bu putlaştırılmış figürler arasında hadis imamları, mezhep imamları, tasavvuf şeyhleri, cemaat liderleri, fakihler, müfessirler, mücedditler, evlad-ı Resul ve benzerleri yer alır. Bu şahısların görüşleri ve öğretileri, bazen vahye açıkça aykırı bile olsa, sorgulanmadan kabul edilir, eleştiriye kapalı hale getirilir. Bu durumun birkaç tehlikeli sonucu vardır. Birincisi, vahyin evrensel ve dinamik mesajı, tarihsel şahısların yorumlarına hapsedilir. İkincisi, dini anlama ve yaşama konusunda bağımsız düşünme engellenir. Üçüncüsü, İslam'ın özündeki eleştirel düşünme ruhu kaybolur, yerine körü körüne taklit ve gelenekçilik gelir. Gelenekçi kesimlerde, belirli bir kişi veya grubun düşünceleri, icraatları ve öğretileri sorgulanamaz hale gelmiştir. Bu figürlerin görüşleri mutlak doğru olarak kabul edilir ve onları eleştirmek, dinden çıkmakla eşdeğer görülür. Bu tavır, tevhid ilkesine aykırıdır çünkü mutlak doğrunun ve yetkinliğin sahibi yalnızca Allah'tır.
Nebimiz İbrahim'in Örneği: Putları Eleştirme Cesareti
Kur'an'da Nebimiz İbrahim'in kendi kavminin putlarını cesaretle eleştirmesi, müminler için önemli bir örnektir. Nebimiz İbrahim, babasına ve kavmine putlarına tapmanın anlamsızlığını göstermiş, onların kendi elleriyle yaptıkları, ne fayda ne zarar verebilecek şeylere kulluk etmelerini sorgulamıştır. Bu eleştirel duruş, ona karşı halkının tepkisini çekmiş, hatta hayatını tehdit eder hale gelmiştir. Ancak Nebimiz İbrahim, hakikat uğruna bu bedeli ödemeye razı olmuş, putperestlikle mücadelesini sürdürmüştür. Nihayetinde, onun bu kararlı duruşu, tevhid inancının yayılmasında önemli bir rol oynamıştır. Bugün de gerçek müminler, Nebimiz İbrahim'in izinden giderek, geleneksel ve çağdaş putları ve onları savunanları eleştirmeli, vahyin özgün mesajına dönmeyi savunmalıdırlar. Bu eleştiri, kindar veya tahkir edici değil, yapıcı ve hakikat arayışına dayalı olmalıdır.
Gerçek Müslümanın Tavrı: Vahyi Ölçü Almak
Gerçek Müslüman, Allah'ın Kitabı olan Kur'an'ı ölçü alarak her türlü şahsiyeti, düşünceyi ve geleneği eleştirebilir. Bu eleştirel tavır, dine saygısızlık değil, aksine dinin özüne bağlılığın bir göstergesidir. Çünkü vahiy, hiçbir şahsı kutsama kaygısı taşımaz; aksine insanlara doğruyu yanlıştan ayırt etme yeteneği verir ve onları bu yeteneği kullanmaya teşvik eder. Gerçek müminler, tarihi şahsiyetleri, atalarını ve onların icraatlarını Kur'an'a göre değerlendirir, hata ve yanlışları dile getirir. Bu değerlendirme, geçmişi inkar etmek veya küçümsemek anlamına gelmez; aksine tarihi eleştirel bir gözle okumak, ondan ders çıkarmak ve aynı hataları tekrarlamamak içindir. Ne Vedd, ne Suva, ne mezhep imamları, ne hadis imamları, ne cemaat liderleri, ne fakihler, ne müfessirler, ne mücedditler, ne evlad-ı Resul, ne imamlar ne de diğer hiçbir figür, vahyin yerini alamaz veya onun üstünde bir otorite oluşturamaz. Bunların hepsi beşerdir, hata yapabilirler, yanılabilirler.
Vahyin Işığında Dönüşüm Çağrısı
İslam'ın özüne dönmek, putperestlikten arınmış bir iman inşa etmek, günümüz Müslümanlarının en acil görevidir. Bu dönüşüm, yalnızca bireysel bir çaba değil, aynı zamanda toplumsal bir reform sürecidir. Bu süreçte şunlar hayati önem taşır:
- Eğitim ve Bilinçlenme: Müslümanlar, Kur'an'ı doğrudan okumalı, anlamalı ve hayatlarının merkezine koymalıdırlar. Dini bilgiyi yalnızca belirli otoritelerden değil, doğrudan vahyin kaynaklarından almalıdırlar.
- Eleştirel Düşünme: Gelenekleri, yorumları ve uygulamaları vahye göre sorgulamak, eleştirel bir tavır geliştirmek gerekir. Bu eleştiri, yıkıcı değil yapıcı olmalı, hakikati aramaya yönelik olmalıdır.
- Tevhid Bilincinin Güçlendirilmesi: Allah'ın birliği ve yüceliği, hiçbir varlığın O'nun ortağı olamayacağı bilinci sürekli hatırlanmalı, ibadetlerin ve yaşam tarzının bu bilinçle şekillenmesi sağlanmalıdır.
- Şahıs Odaklı Dinden Kavram Odaklı Dine Geçiş: Dini anlama ve yaşama, belirli şahısların otoritesi üzerinden değil, evrensel değerler ve ilkeler üzerinden gerçekleşmelidir.
Tevhidin Saf Çağrısına Dönüş
İslam'ın en temel mesajı, tevhiddir: Allah'ın birliğine iman etmek ve yalnızca O'na kulluk etmek. Bu mesaj, tüm resullerin ortak çağrısıdır ve İslam'ın özünü oluşturur. Ancak tarih boyunca insanlar, çeşitli biçimlerde şirke düşmüş, Allah'tan başka varlıkları ilahlaştırmışlardır. Günümüzde de benzer bir durum söz konusudur. Modern Müslüman toplumlarında, belirli dini figürler putlaştırılmış, sorgulanamaz hale getirilmiştir. Bu durum, vahyin özgün mesajından uzaklaşmayı, dini anlama ve yaşamada donukluğu beraberinde getirmektedir. Gerçek kurtuluş, bu putlardan arınmış, saf tevhid inancına dönmektedir. Allah'ın Kitabı olan Kur'an'ı ölçü alarak, her türlü şahsiyeti, geleneği ve uygulamayı eleştirel bir gözle değerlendirmek, yanlışları düzeltmek ve doğru yolu bulmak, müminlerin sorumluluğudur. Putlaştırmak, ne geçmişte ne de günümüzde doğru bir yaklaşım olmuştur. Gerçek mümin, her şeyin Allah'a ait olduğuna inanır ve putlardan, şahıs kutsallıklarından uzak durur. Yalnızca Allah'a iman ederek doğru yolu bulur ve bu inançla hayatını sürdürür. Bu çağrı, İslam'ın özüne, vahyin saf mesajına dönmek anlamına gelir. Ve bu dönüş, bireysel ve toplumsal kurtuluşun anahtarıdır. Allah bizi şirkten korusun ve tevhid yolunda sabırlı kılsın.

KİTAP İZLERİ

Peri Gazozu

Ercan Kesal

Ercan Kesal’ın Hafıza Sandığından Sızanlar: "Peri Gazozu" Üzerine Bir Değerlendirme Ercan Kesal, Türkiye'nin sanat sahnesinde ender rastlanan, çok yönlü bir figür. Onu sinemadan bir oyuncu,
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön