..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır. -Atatürk
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Toplumcu > Necmettin Yalcinkaya




2 Şubat 2012
Töre ve Zulüm/ Bölüm 5  
töre,feodalite,kin,mahpus

Necmettin Yalcinkaya


Yol bitmek bilmiyordu bir türlü, uzadıkça uzuyordu... Ne kadar yürüdüğünü kestiremiyordu Sultan, yalnızca ayaklarının sızladığını hissediyordu. Hava kararmaya başlamıştı, yol bitmiyor aksine uzuyordu gitgide. Gökteki yıldızlar bir bir parıldamaya başladı. Ay gökte asılı bir lamba gibi aydınlatıyordu yolunu. Hızlandı birden, içine tarifsiz bir korku sinmişti.


:AFAI:
Ama bu kez kararlıydı, sonucu ne olursa olsundu, mutlaka Sultan ile konuşmalıydı. İçine düştüğü bu çıkmazdan onu ancak Sultan kurtarabilirdi. Erkenden kalktı, Sultanın köyüne gitti. Köyün çıkışında bir tarlaya girip uzandı, kendini gizledi. Sultanın oradan gelip geçmesini bekleyecekti. İçinden bildiği tüm duaları okuyordu.
"Tanrım" diyordu. "Ne olur Sultan bir başına geçsin buradan"
Sabahın çiyi vurmuştu başaklara, üşüdü uzandığı yerden kalkıp, üzerini silkeledi, toz topraktan kurtardı kendini. Birden donakaldı, gördüğü manzara karşısında: Sultan kendisine doğru geliyordu. Yüreği küt diye atıyordu. Ne yapacağını bilemiyordu yine. Sanki her yanı tutulmuş gibiydi, nefes alamıyordu. Sultan ve kardeşleri yanından geçip giderlerken,
"Uğurlar olsun" diyebildi yalnızca belli belirsiz.
"Sağ olun" dedi Sultan kısacık da olsa Ahmetle göz göze gelebildi. İlk konuşmalarıydı bu. Bu kısacık konuşmaları onlar için günlerce avunabilecekleri bir anı sayılırdı artık. Sultan ve Ahmet saatlerce konuşsalar, göz-göze diz-dize yine de doymayacaklardı, bunu biliyor ve hissediyorlardı. Bu sabahki ilk karşılaşmalarını, her gece yataklarına uzandıklarında yaşayacaklardı hep.

Karşılaştıklarında artık eskisi gibi utanıp, kızarmıyorlardı birbirlerinden.

Tan yeri yavaş yavaş ağarıyordu, Sultan elinde tırpanı, sırtında buğday torbasıyla tarlasının yolunu tutmuştu. Dudağında yanık bir sevda türküsü... Yürürken aklında hep Ahmet vardı. Dalmıştı, aklında yüzlerce soru vardı, yanıt arayan...
Sultan, arkasından kendine hızla yaklaşıp, sırtındaki buğday torbasını alan Ahmet"i duymadı bile. Sendeledi ama düşmedi yere. Sırtındaki yükü hafiflemişti yalnızca. Ahmet"i karşısında görünce, sevincinden gözlerinin içi güldü. Hafiften naza vurdu kendini.
"Ağır değil ki... Taşıyabilirim." dediyse de Ahmet oralı bile olmadı, vermedi buğday çuvalını ona. Torbayı çekiştirirlerken, Ahmet"in ellerinin sıcaklığını fark etti. İçi ısınıverdi birden, bir hoş oldu. İçinden geçenleri söyleyemedi Ahmet"e, utandı. "Elimi tut ve hiç bırakma " diye geçirdi içinden.
Bir süre konuşmadan öylece durdular. Konuşmayı Sultan bozdu. "Feride nasıl?" diye sordu.
"Bilmem, düğünden sonra Ferideyi görmedim"
"Feride benim en yakın arkadaşımdır. Onu çok özlüyorum." Aniden, ''Evlilik güzel bir şey midir?" diye sordu.
Ahmet şaşaladı, sustu. "İyi bir şeydir her hal" dedi. "Yoksam bu kadar insan niye evlensin hem"
İkisi de gülmeye başladı. Gülerlerken göz göze geldiler, utandılar. Sultan gözlerini usulca kaçırıverdi Ahmet"ten.

Zaman buldukça bir araya geldiler. Konuştular uzun uzun. Birbirlerini görseler ya da görmeseler fark etmeyecekti artık bundan sonra. Bütün zamanlarında aşk vardı, sevgi vardı, özlem vardı... Gözleri başka bir şey görmüyor gibiydi. Ne Ahmet Sultansız edebilirdi, ne de Sultan Ahmetsiz… Bunun tersini düşünmek acı verebilirdi onlara yalnızca. Ama mutluluk bir yaz yağmuru gibi kısa sürebilirdi. Bilinemezdi.

Bir akşamüzeriydi Ahmet eve vardığında, evde emmisi ve aile büyüklerini bir arada gördü. Onların ellerini tek tek öptükten sonra sofraya oturdu. Yemekten sonra izin istedi, kalkıp odasına geçti, sedire uzandı Sultanı düşünmeye başlamıştı ki, annesinin sesiyle kendine geldi.
"Oğlum buraya gel. Sana diyeceklerimizler var."
"Geliyorum ana."

Aile büyüklerinin oturduğu salona geçti, saygıyla yer minderine bağdaş kurup oturdu. Söze ilk başlayan anası Cemile olmuştu. "Bak Ahmedim," diyordu. "Babanı kim vurup öldürdü bilyon de mi?"
"He ana biliyom."
"Törelerimize göre babanın kanının yerde kalmaması lazım geldiğini de bilyon de mi?"
"He onu da bili yom ana."
Söze emmisi karıştı."Bak oğlum." dedi."O senin babansa, benim de kardeşim... Hepimiz çok severdik babanı. Yiğit bir adamdı. Sen de bu yiğit adamın yiğit oğlusun, unutma bunu! İntikamını almak sana düşer. Almazsan eğer, baban yattığı yerden rahat uyuyamaz, kemikleri sızlar mezarında."
Bez parçasına özenle sarılı silahı çıkardı belinden, uzattı Ahmet"e. Silaha kötü bir yabancı gözüyle baktı Ahmet. Bu silah mereti önce babasını kara toprağa götürmüştü, şimdi de kendisini mahpus damına götürecekti. Sessizliği bozan ilk Ahmet oldu.
"Ana, emmi " dedi soğuk bir ses tonuyla. "Beni iyi dinleyin!"
Odadakiler şaşkındı, şaşırdılar. Ahmetten böylesi bir tepki beklemiyorlardı çünkü. Anası, "De bakalım" dedi kızarak. "Ne diyeceksen deyiver gayri"

Ahmet heyecanlı, biraz da titrek bir sesle, "Ana size kurban olayım, beni yanlış anlamayın." dedi. "Babamın vurulmasına elbette canım yanar, içim yanar alev alev... Ama babamı vuran cezasını yıllarca mahpus damında çekti. Öldü öldü dirildi. Şimdiyse yatalak birisi olmuş, eli iş tutmaz olmuş. Bu haliyle fazlaca yaşamaz ölür zaten o. Sen bunları bilmiyon mu ana? Kurbanın olum. Bunları bana anlatan sen değil miydin? Bilyon da ne diye susuyon? Diyelim ki çektim vurdum ben. Sonrası belli değil mi? O toprağa girecek, ben de mahpus damına çürümeye... Sonra onlardan biri babalarının intikamını almayacak mı sanıyon? Aynı acıyı biz tatmayacak mıyız sanki? Yüreğimiz yanmayacak mı? Yanacak elbet."
Anası oturduğu yerden kalkarak, üzerine yürüdü Ahmet"in, kükredi adeta.
"Tühhh." dedi hayıflanarak. "Ak sütüm haram olsun sana! Babanın kanı yerde kalsın istiyon ha! Köy meydanına nasıl çıkacan peki? Hangi yüzle bakacan köylülerin yüzüne? Bakamayacan de mi?"
"Bana ne sanki köylüden, olan olmuş bir kere, çare değil..." Yarı ağlamaklı bir sesle Ahmet. "Kurban olayım ana, iyice düşün bir. Bu adamın ölmesi neyi değiştirecek? Sanki babamı geri mi getirecek?"
Emmisi gene söze karıştı.
"Sus!" diye bağırdı. "Korkak herif! Sen yapmayacaksan, bir başkası nasılsa çıkar yapar. Bu sülalenin soyu tükenmedi daha. Sen var git kıçına bir şalvar tak, köy meydanında öylece dolaş. Bundan gayri erkek içine çıkamayacan nasılsa."

Ahmet ne dese, duymuyorlar, tınlamıyorlardı onu. Onların belleklerinde kemikleşmiş bir inanç vardı, bu öylesi bir inançtı ki, uğruna ölünür toprağa; oradan da mahpusa girilirdi. Adı töreydi bu inancın. Karşı konulamaz bir güçtü bu. Ağlamak geliyordu içinden Ahmet"in. Ama yapamadı, yapamazdı. Yoksa kendisine yakıştırdıkları bu kadın sıfatını, kabullenmiş olacaktı. Sustu, acısını içine gömerek. Odasına bir geçebilse, orada devam edebilirdi ağlamasına...

Ahmet"e bir şey anlatamayacaklarını hisseden ev halkı çaresizce dağıldı. Planlarını bir başka güne ertelediler.

Ahmet yatağına uzanmış, gözlerini tavana dikmiş, düşünüyordu. Çok mu gerekliydi sanki, bu intikamın alınması. Babasını vuran Meme emmi, çoktan ihtiyarlaşmıştı. O ölsün gitsin bir şey fark etmezdi. Ya geride kalanlar? Onların suçu neydi? Babası öldüğünde ne acılar çekmişti. Kendi çektiklerini ne tez unutmuştu anası, anlayamıyordu bir türlü...Kendi çektikleri acıları, bir başkasına çektirip, bundan zevk mi alacaklardı yoksa...Bilemiyordu… Bilmek de istemiyordu canı.

Sultan babası hakkında kararlaştırılan "Ölüm Fermanından habersizce köyüne dönüyordu. Biricik arkadaşı Feride muradına ermiş, bir erkek çocuk getirmişti dünyaya. Onu görmemek olur muydu hiç? Ferideyi ziyaret etmesi Sultan"ı hem mutlu etmiş, hem de mutsuzluğa itmişti. Kafası dağılmış, aklı karmakarışıktı. Oysa mutlu olmalıydı. Feride"nin anlattıkları onu altüst etmişti. Nasıl olabilirdi, böyle bir şey! En sevdiği Ahmet, babasının öldürdüğü Husonun oğlu çıkmıştı. Bir başkası söylese inanmazdı, ama söyleyen biricik arkadaşı Ferideydi. Ona inanamazlık edemezdi. Ahmette biliyor muydu acaba Sultanın Meme emminin kızı olduğunu? Bilse vazgeçer miydi Sultandan? "Çık git hayatımdan der miydi?" Bilemiyordu. Bilmek de istemiyordu.

Yol bitmek bilmiyordu bir türlü, uzadıkça uzuyordu... Ne kadar yürüdüğünü kestiremiyordu Sultan, yalnızca ayaklarının sızladığını hissediyordu. Hava kararmaya başlamıştı, yol bitmiyor aksine uzuyordu gitgide. Gökteki yıldızlar bir bir parıldamaya başladı. Ay gökte asılı bir lamba gibi aydınlatıyordu yolunu. Hızlandı birden, içine tarifsiz bir korku sinmişti.

devam edecek...



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın toplumcu kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yeni Bir Gün, Yeni Bir Umuttu Onun İçin…
Orada
Mendil Sen Kokuyordu
Töre ve Zulüm/ Bölüm 4
Töre ve Zulüm/ Bölüm 3
Töre ve Zulüm/ Bölüm 2
Töre ve Zulüm/ Bölüm 7
Töre ve Zulüm/ Bölüm 6
Töre ve Zulüm/ Bölüm 1
Bilinmeze Doğru

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kısa Bot
Toprak Kokusu
Anamdan İnciler/ Anamın Entarisi
Sahile Vuran Kelebek
Kömür Gözler
Balik ve Melisa
Bir Gün Mutlaka!
Böcek
Anamdan İnciler/ Topal Fayansçı
Anamdan İnciler/ Azrail Sorarsa

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Bir Yanım Eksik Kalır [Şiir]
Alıp Getirmeli Seni Bana [Şiir]
Göğü Kucaklamak [Şiir]
İnadım İnad İşte... [Şiir]
Susturamam [Şiir]
Sana Koşarken [Şiir]
Yapayalnız Bir Başıma [Şiir]
Resmine Baktıkça [Şiir]
Bu Gece... [Şiir]
Sırası Mıydı? [Şiir]


Necmettin Yalcinkaya kimdir?

1960Sarıkamış doğumlu. 1977-78 İzmir Namık Kemal Lisesi Edebiyat mezunu. Ozan Yayıncılıktan 12 Eylül’de Çok Güldük Netekim! Mendil Sen Kokuyordu ve Stres Bileziği ve On Çocuktuk Anı/Öykü. Çeşitli dergi ve sitelerde öykü, şiir yazarlığı. Ayrıca Edebiyatbahcesi. net sitesinin kurucu emekçisiyim. Yürüyüş, sinema, tiyatro ve olta balıkçılığı hobilerim var. Yazmayı ve okumayı seviyorum.

Etkilendiği Yazarlar:
Tolstoy,Ahmed Arif, Nazim hikmet, Cengiz aymatov,


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Necmettin Yalcinkaya, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.