..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Fırtınalar insanın denizi sevmesine engel olamaz. -Maurois
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Fantastik > Şebnem Pişkin




9 Eylül 2007
Sohbet  
Şebnem Pişkin
Hşşşt… Sessiz olun… Duyuyor musunuz? Zamanın ve mekanın ötesinde, zamansızlığın ve mekansızlığın hüküm sürdüğü bir yerde kelimelere ihtiyaç olmaksızın bir sohbet sürmekte… Kulak verin.


:BCFG:


-     İyice düşündün mü, kararın kesin mi?

-     Evet, düşündüm. Bu görevi üstlenmeye karar verdim. Ama bana görev yeri ve görevin detayları konusunda daha çok bilgi vermeniz gerekecek.

-     Tabi, anlıyorum. Görev yerin tam olarak belli oldu. Ama zamanı ve bölgeyi sen seçeceksin. Tabi ki alternatifler konusunda Yüksek Kurul sana yardım edecek. Seçimin ne olursa olsun, bu göreve gönüllü olmakla sağlayacağın fayda evrenin en yüksek hayrına olacak. Bu yüzden kararın için hepimiz tarafından büyük saygı duyuluyorsun. Biliyorsun ki bu görev, en zor görevlerden biri...

-     Evet, biliyorum ve bu göreve gönüllüyüm. Bu arada Yüksek Kurul tarafından sürekli yardım görüyor olacağım. Öyle değil mi?

-     Kesinlikle öyle. Sana detayları anlatacağız. Ama şu kadarını söyleyebilirim ki bir an bile yalnız olmayacaksın. Sürekli olarak tarafımızdan korunuyor ve gözetiliyor olacaksın. Zaten göreve başladığın andan, bitirdiğin ana kadar seninle olacak olan koruyucuları da yanına vereceğiz.


-     Detayları öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Lütfen bana her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmaya başlayın.

-     Pekala… Öncelikle görev yerinden başlayalım. Güneş sistemi içinde Samanyolu gök adasında konumlandırılmış, halen 3.boyut düzeyinde yaşamın devam ettiği bir gezegende yani Dünya’da görevlendirileceksin. Dünya gezegeninin evrendeki önemi konusunda sana daha sonra Yüksek Kurul tarafından geniş bilgi verilecektir. Şimdilik sana şu bilgiyi verebilirim. Bu gezegenin evrendeki önemi öyle büyük ki oradaki yaşamın devam etmesi için çalışan geniş bir görevli kadrosu var. Biz geçmişte Dünyayı, onu çepeçevre saran bir ızgara içine yerleştirdik. Bu ızgara sayesinde üzerinde yaşayan tüm canlılar birbirlerine bir şekilde bağlılar ve ortak bir bilinç havuzunu paylaşıyorlar. Öyle bir mekanizma kurduk ki bir canlının oluşturduğu düşünce tüm sistemi etkiliyor. Bu ızgara nasıl bir şey diye sorarsan manyetik ağlarla sarılı bir ızgara diyebilirim. 2000’li yıllarda manyetik ağlarda yapılan bir düzine çalışma sayesinde dünyalıların bilincinde bir genişleme meydana gelecek. Tüm bu çalışmalar evrenin en yüksek hayrı prensibine uygun olarak hazırlanıp uygulanıyor. Dünya, bu anlamda çok farklı bir gezegen. İçindeki yaşamı devam ettirmek için diğer gezegenlerde olmayan incecik bir tabakayla onu sardık. Atmosfer dedikleri bu zar sayesinde içindeki yaşamı koruyabiliyoruz. Ayrıca galaksideki pek çok yıldız ve gezegeni sadece Dünya’daki yaşamın devamı için uygun çekim alanı yaratsın diye görevlendirmiş bulunuyoruz. Etraftan gelebilecek astreoit ve göktaşı yağmurlarına ve dahası tahmin ettiğin “diğerlerinden” gelebilecek saldırı ve kötülüklere karşı da sürekli gözcüler ve koruyucular var. Anlayacağın Dünya gezegeni uzay boşluğu içinde şu anda tam manasıyla güven içinde bir yer. Bilinen sona gelinceye kadar da onu bu şekilde korumaya devam edeceğiz. Görevli olacağın gezegen işte böyle bir yer.

-     Güzel…Devam et.

-     Dünyanın halen içinde bulunduğu zamanın, 3. boyut düzeyinde bir zaman dilimi olduğundan bahsetmiştim. Bu boyutta yaşamını devam ettirebilmen için bir madde bedene ihtiyacın olacak. Açık söyleyeyim, yaşayacağın belki de en büyük zorluk bu olacaktır.

-     Üç boyutlu bir zaman diliminde yaşıyorlar demek. Ne yani, bu gezegende yaşayanlar maddeyi üç boyutlu mu algılıyorlar?

-     Evet. Buna şaşırma, maddenin yalnızca iki boyutundan haberdar olan gezegenler de var. Dünyalılar ise maddeyi genişlik, yükseklik ve derinlik olarak algılayabiliyorlar. Henüz diğer boyutlardan haberleri yok.

-     Peki madde bedeninden biraz daha bahseder misin?

-     Bedenin senin üç boyutlu dünya gezegeninde yaşamanı mümkün kılacak şekilde tasarlandı. Her biri kendi içinde bir bilinç taşıyan zerreciklerden oluşuyor ve kendini yenileme gücüne sahip bulunuyor. Bu yüzden sen yaşam içinde oraya buraya koştururken bir de sindirim nasıl yapılır, nefes nasıl alınır diye kaygılanmak zorunda olmayacaksın. Bedenin tüm görevlerini son derece iyi bir şekilde biliyor olacak. Ama bu görevi eksiksiz yapabilmesi için ona çok dikkat etmeli ve zarar verecek her şeyden onu uzak tutmalısın. Bu çok önemli bir husus. Eğer bedenin bir şekilde zarar görürse yerine getirmen gereken görev tehlikeye girer. Bu yüzden bedeninin sağlığını korumak en önemli görevlerinin başında gelmeli. Anlıyor musun?

-      Evet anlıyorum, bunu unutmayacağım.

-     Bazen beden içindeyken kendini bir kafese kapatılmışsın gibi hissedebilirsin. Bu büyük bir zorluk çünkü tüm hareket kabiliyetin hatta hızın, kısaca yapabileceklerinin tamamı beden içinde sınırlandırılmış olacak. Ama buna rağmen yine sana bir kolaylık sağlıyor olacağız. Zihin gücünü kullandığın takdirde beden kafesinden kurtulabilecek ve olayların gidişatına yön verebileceksin. Bu arada bedenin çok çeşitli ihtiyaçlarla donanmış olacak. Dolayısıyla önceliğin, bedeninin ihtiyaçlarını tatmin etmek olacaktır. Ama bunu yaparken de üç boyutlu zaman kavramının beraberinde getirdiği düalite anlayışıyla mücadele etmek zorunda kalacaksın. Yani algılayışın öyle sınırlı olacak ki her şeyi iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin çerçevesi içinde değerlendireceksin. Tabi herkesin doğru-yanlış değerlendirmesi farklı olacağı için kavga ve anlaşmazlıklar da yaşayacaksın. Bazen tek doğrunun, kendi doğrun olduğunu sanıp yanılabileceksin. Tüm bu zorlukları aşmada tek yardımcın düşünce gücün olacak.

-     Hmmm.

-     Bir diğer seni zorlayacak olan şey de zaman sınırları içinde yaşamak zorunda oluşun. Bu da seni ve yapacaklarını sınırlandıracak. Kendini hiç geçmeyen bir zamanın içinde gibi hissedeceksin. Ama bir yandan da seni yapacaklarını yetiştirme telaşına düşürecek kadar hızlı geçen bir zaman olacak bu. Geceler gündüzleri, mevsimler mevsimleri kovalayacak. Çocukluğunun ne zaman bittiğini, gençliğinin ne hızda geçtiğini anlayamayacak ancak geri dönüp baktığında ne çabuk geçtiğini görebileceksin. Bu yüzden sana tavsiyem zaman yanılgısına düşüp de bulunduğun an’ı terk etmemendir. Eğer aklın geçmiş zamana takılır, ya da gelecek zaman kaygısına kapılırsan bulunduğun an’ı yitirir, yapman gereken görevi gereğince yerine getiremezsin. Bulunduğun an’ı yaşamayı sakın bırakma!

-     Anlıyorum, bunu da aklımda tutacağım.

-     Şimdi artık kendin için uygun bir zaman ve yer seçmen gerekiyor. Hangi zaman diliminde Dünya’ya gitmek istiyorsun?

-     Az önceki konuşmanda Dünyanın içinde bulunduğu manyetik ağ sisteminde yapılan çalışma sayesinde insanlığın bir bilinç genişlemesi yaşayacağından bahsetmiştin. Ben böyle bir dönemde yaşamak istiyorum. Ama görevimi yerine getireceğim zaman öyle bir zaman dilimi olsun ki bilinçte meydana gelen değişimleri farkında olabilecek ve idrak edebilecek bir yaşta olayım.

-     Anlıyorum. Yani 2000’li yıllarda gençliğini yaşıyor olacak bir dünyalı olmak istiyorsun. Buna uygun tarihi daha sonra belirleriz. Peki yer olarak nereyi seçiyorsun?

-     Gelişmeme ve görevimi en uygun şekilde yerine getirmeme uygun koşullar sağlayan bir yer olmalı. Öyle bir yer ki Dünya var olduğundan beri olagelmiş tüm olaylara tanıklık etmiş ve hücresel belleğinde saklamış bir yer olsun. Böyle bir yer için öneriniz nedir?

-     Birkaç seçeneğimiz var. Dünya üzerinde daha önce birçok görevlimizi gönderdiğimiz bu özellikte bölgeler var. Ama sana Anadolu denen bölgeyi rahatlıkla önerebilirim. İnsanlık tarihinde yer etmiş tüm dinlerin, dillerin, inanışların, kültürlerin, halkların, kısacası tarihin izlerini taşıyan bir bölge Anadolu. Tam bir bilinç mozaiği diyebilirim. Ayrıca gezegeni saran enerji hatlarının da kesiştiği bir bölge burası. Senin için uygun olabilir.

-     Peki öyleyse, bu bölge olsun.

-     Şimdi içinde yetişeceğin dini, dili ve aileyi seçmen gerekiyor. Bu seçimi yapman için gerekli tüm detayları içeren bilgiler Yüksek Kurul’da sana verilecek. Bu şekilde görevin için en uygun ortamı kendin belirlemiş olacaksın. Daha sonra Yüksek Kurul ile birlikte bir plan hazırlayacak ve bu plandaki ana yolları belirleyeceksiniz. Bu ana yollar bir bakıma mihenk taşları gibi insanken senin değiştiremeyeceğin olaylar olacak. Fakat bu ana yollara hangi ara yollardan ulaşacağına kendi iraden ve seçim gücünle dünyada sen karar vereceksin.

-     Şu anda dünyada bulunan herkes bu aşamadan geçti mi?

-     Elbette. Zamanlar boyunca dünyada üç boyutlu yaşamı deneyimlemiş ve deneyimlemekte olan herkes oraya bir görevi yerine getirmek için gitmiş ve bu aşamalardan geçmiştir. Bu yüzden bu zorlu görevi üstlenen kişilere hepimiz sonsuz bir sevgi ve saygı duyarız. Ne de olsa hiç de kolay olmayan bir göreve gönüllü gidiyorsunuz.

-     Peki hiç görevi yerine getirmekte başarısız olan kimse var mı?

-     Hayır. Herkes görevi neyse onu eşsiz bir şekilde yerine getirir. Biliyorsun ki bizlerin yolculuğumuz sonsuz. Görevler de sonsuz öyleyse.

-     Evet biliyorum. Aslında ben de bu görevden sonra Bootes takım yıldızındaki Arcturus uygarlığında yeni bir göreve gitmek niyetindeyim.

-     Hadi öyleyse bir an önce gereken seçimleri tamamlayıp aşağıya in.

-      Son bir şey daha var sormak istediğim. Yardımınıza ihtiyacım olursa sizinle nasıl iletişim kurabilirim?

-     Unutma, biz her zaman seninle birlikteyiz. Dünya yaşamındaki algılayışın mümkün kılmayacağı için iki yanında duran koruyucularını göremeyeceksin. Ama her zaman bizimle konuşabilirsin. Bizimle iletişim kurabileceğin tek yer kalbin olacak. Biz cevaplarımızı sana oradan ileteceğiz. Oradan aldığın hiçbir cevap yanlış olamaz. Bu yüzden yardıma ihtiyacın olduğunda yapman gereken tek şey içine yönelip bizimle konuşman olacaktır. Biz hep seninle olacağız.


-     Görevim sırasında sınırlı gücümle başaramayacağım şeylerle karşılaşırsam ne olacak?


-     Gücünün yetmeyeceği hiçbir görev sana yüklenmez. Hem biz gökyüzündeki yıldızları bile öyle konumlandıracağız ki yapman gerekenleri yaparken tüm evrenin sana yardım ettiğini hissedeceksin. Ama bilgin olsun, bazen de yapmaman gereken şeyleri yapmaya giriştiğinde sana engel olmak için ne gerekiyorsa yapıyor olacağız.


-     Dur bir dakika. Ben şu anda zaten ne yapmam gerektiğini biliyorum. Bu durumda yanlış bir şey yapmam mümkün değil ki zaten.


-     En önemli noktaya geliyoruz. O da şu ki oraya indiğin andan itibaren şu anki konuşmalarımızı, burayı, kim olduğunu ve görevinin ne olduğunu tamamen unutmuş olacaksın. Yani bir bakıma bilincin kararmış olarak oraya gideceksin.


-     Peki ama nasıl, nasıl bileceğim görevimin ne olduğunu?


-     Bu konuda endişelenmen yersiz. Sana verdiğimiz bedeni öyle güzel donatacağız ki, çevrene bakıp görebileceğin gözlerin, müziği duyabileceğin kulakların, heyecanlanabilen, korkan, seven bir kalbin ve en önemlisi düşünebilen bir aklın olacak.


-     Peki bunları kullanarak görevimi ve tüm bunları hatırlamam mümkün olabilecek mi?


-     Elbette olacak. Gözlerini kullanarak etrafına bakacak, kanatlarını süzerek göklerde uçan kuşları görecek ve zaman-mekan sınırı tanımadan uçtuğun bu zamanlarını hatırlayacaksın. Burnuna çiçeklerin doyumsuz kokusu gelecek, çağlayarak akan şelaleleri görecek ve burayı, evini özleyeceksin. Kulaklarına bir melodi çalınacak ve kalbinde sebepsiz bir heyecan hissedeceksin. Bir gün bir renge, bir ışığa, bir varlığa aşık olacaksın. İşte o zaman içinde bir yerlerde tanıdık bir his duyacaksın. Başından beri bulmak için arayıp durduğun şeyin aslında bu olduğunu anlayacaksın. Arayıp bulman ve sonsuza kadar yaşatman gereken şeyin bu olduğunu… Sonra düşünmeye başlayacaksın. Neden diye soracaksın. Ben kimim diye merak edeceksin. Tüm bunların anlamı ne ola ki diye düşüneceksin. İşte sen bu soruları sormaya başlayana kadar yanı başında duran bizler, usulca kulağına eğilip, sana cevabı fısıldayacağız. Kalbinde bir sevgi kıpırtısı hissedeceksin. Etrafına baktığında her şeyin bu sevgiye dönüştüğünü göreceksin. Kendinin, sevgi olduğunu anlayacaksın. İşte o zaman görevinin ne olduğunu hatırlayacak ve o zaman sen, bileceksin.


-     Öyleyse şimdi uygun bir yaşam planı hazırlamak üzere Yüksek Kurul’a gidiyorum. Göreve başlamak için sabırsızlanıyorum.


-     Ben de geri dönüşünü sabırsızlıkla bekliyor olacağım. Dönüşünde sana muhteşem bir karşılama töreni hazırlayacağıma emin olabilirsin.


-     Tamam anlaştık. Yeniden görüşünceye kadar…


-     Yeniden görüşünceye kadar…


Yeni bir gün… Güneş, yüksek tepelerin ardından gökyüzünü kızıla boyayarak doğmakta. Duvardaki saatten gelen tik-tak, tik-tak sesi zamanın ilerlediğini hatırlatmakta… Her bir saniyede 4 bebek dünya yaşamına başlıyor… Dört bebek… Dört görevli… Dört gezgin… Görevini hatırlamayı bekleyen bedenlenmiş, görevli, gezgin ruhlar. Dünyaya hoş geldiniz!

.Eleştiriler & Yorumlar

:: teşekkürler
Gönderen: ibrahim kabahaliloğlu / Çanakkale/Türkiye
2 Şubat 2008
dünya memnunmu acaba gelişimizin sebebini unutuşumuzdan.bizden önce o bizi yokeder belki kim bilir.yazılarınızı okudukça kitabınızı dahada merak etmeye başlıyorum.bu tarz yazılarla karşılaşmıyor insan herzaman.sanki olmam gereken ben çıkmış dışarıya bana geçmişi anlatıyor.farklı bir ayna tutmuşsunuz gerçeklere,gerçekliğe.neyin gerçek olduğu belli edemesede hala kendisini




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın fantastik kümesinde bulunan diğer yazıları...
Amma Hikaye!

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Galaktik Irk
"Bir"in Hikayesi
Kalem
Mevlana'ya Mektup 1
Başlıksız
Mevlana'ya Mektup 2

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Bugün [Şiir]
Sözün Yoksa Sus,söyleme! [Şiir]
Kırklar Diyarı [Roman]
İnanmak mı? Bilmek mi? [Roman]
İsrafil'in Aynası [Roman]
Tuğra [Roman]
Bir - Arka Kapak [Roman]
Ah Mine'l Aşk ve Şikayetname [Deneme]
Mevlana'ya Mektup 3 [Deneme]
Bir Şehr-i Gül,ki Adı İstanbul [Deneme]


Şebnem Pişkin kimdir?

Damarlarım attıkça, canım bedenimde oldukça kaçmadayım. İnsanın kendinden kaçıp kurtulması kolay olur mu? Başkasından kaçan, ondan uzaklaşınca ondan kurtulunca kaçmayı bırakır, olduğu yerde durur. Ben ise hem kendimin düşmanıyım, hem de kendimden kaçıp kurtulmak istiyorum. Kaçarken kendimi de beraber götürdüğüm için kendimden kurtulmama imkan yok. Bu yüzdendir ki benim işim kıyamete kadar kaçmaktır, kaçmaktır, kaçmaktır. . .

Etkilendiği Yazarlar:
Mevlana,Nietzsche,Kryon,Halil Cibran,Hayyam,Drunvalo Melchizedek


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2021 | © Şebnem Pişkin, 2021
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.