..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Şiir, tarihten daha felsefidir ve daha yüksekte durur. -Aristoteles
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Çağdaş Sanat > ömer akşahan




3 Şubat 2003
Eleştiri Ya Da...  
ömer akşahan
„Ne kitap ne yazı ne düşünce/Yalana pey sürülen bir ülkede bitmez gece/Anladık sonunda cümlesi boş“(7) diyor, Cahit Tanyol bir şiirinde.


:AHIHI:
Ömer Akşahan

Yurdumuza Tanzimat hareketiyle giren birçok yeniliklerden birisi de „eleştiri“dir. Eleştirinin o günden bu yana önem kazanmasında birçok yazarımızın emeği bulunmakta; özellikle son yıllarda gazete ve dergilerin artmasına paralel olarak da bir gelişme göstermektedir. Ancak gazete ve dergi bolluğunda öteki yazın türleri içinde o, çoğu polemiklere kurban edilmiştir. Çünkü eleştirinin özünde var olan yanlılık, kimi gerçek eleştirilerin gözden yitirilmesine neden olmuştur.

Eleştiri Nedir?

Bu soruya birçok yazar farklı görüş açılarından yanıt aramıştır. Bunlardan bazılarını alt alta sıralarsak genel bir görüş elde etme olanağımız olabilir.
* “Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle inceleyip açıklamak, anlaşılmasını sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türü, tenkit, kritik.“(1)
* “Bir sanat eserinin (roman, hikaye, şiir, resim ..vb. gibi) yapısı, özü, başarılı ve başarısız yönleri üzerinde yapılmış inceleme yazılarına eleştirme denir.“ (2)
* “ Günümüzde ve geçmişte eleştiri tanımları arasında farklılıklar olmuştur. Tanımlar kargaşası içinde,
-Gerçek eleştiri nedir ve nasıl olmalıdır?-sorularına yanıt arama sürecektir. Çünkü, eleştiri bir bilim değildir. Böyle olunca da duygusallık ve çıkar çatışmaları her zaman eleştiriyi boşlukta bırakmaya tutsak edecektir. Bilim, anlamları inceler; eleştiri ise anlam üretir ve bilimle okuma arasında yer alır.“(3)
* “Eleştiri bir önemsenmenin kanıtıdır.“(4)
* “Herhangi bir sanat ve fikir veriminin özünü, yapısını, değerli-değersiz yönlerini irdeleyen ya da bazı kimselerin toplum karşısındaki tutum ve eğilimlerini eleştiren; bunların, toplumun gelişim düzeyine uyup uymadıklarını belgeler ve örneklerle belirten gazete ve dergi yazılarına eleştiri denir.“(5)
* “Edebiyat ve sanat eserlerini açıklama ve yargılama sanatı.“(6)

Eleştirinin Varlığı Ve Önemi

Eleştiri, yazının bulunuşunun ardından insanda var olan eleştiri duygusunun söz düzeyinden yazı düzeyine yükselmesiyle bugünkü konumuna gelmiştir. Özellikle yazılı kültürün batı toplumlarındaki gelişmesine paralel, eleştiri de gelişmiştir. 18. ve 19. yy.daki edebiyat akımları içinde eleştiri, ayrı bir önem ve değer kazanmış ancak, edebiyatta bir tür olarak belirlenmesi ise, 19.yy.ın ortalarında kendini eleştirmen olarak ortaya koyan ve eleştirinin kurallarını bulan Sainte-Beuve sayesinde olmuştur.

Eleştiri, okuyucunun bir kitaba ulaşmasında önemli bir köprü olma işlevinin yanısıra, nesnel ve bilimsel bulgularıyla da yazarına yeni boyut ve ufuklar sağlayabilir. Olumsuz koşullara karşın eleştiri, varlığını bugün de doğası gereği sürdürmektedir. Ayrıca yurdumuzda iyi eleştirmen yetişmiyor gibi savların bir ölçüde geçerliliği olsa da, bunda, bu işe gönül veren insanların bir kalemde, kolayca harcanmaya çalışılmasının da rol oynadığını görmek gerekir.

Esasen, adını salt eleştiri yazılarıyla duyurmuş ve kabul ettirmiş isimlerin azlığı; eleştirinin, bir gül bahçesinde, gül derlemek kadar zor olduğunu kolayca anlatır. Bir çok eleştirmen karşı eleştiri bombardırmanıyla küstürülmüş, yüreği dayanamayanların bu işten uzaklaşmalarına neden olunmuştur.

Edebiyat dergilerinde eleştiri yoğunluğu şiirde toplanmaktadır. Bunun başlıca nedeni, şiirin içeriğinin her türlü yoruma açık bir yapıda olmasından kaynaklanmaktadır. Şiirde biçim, içerik ve beğeni arayışlarının zamanla manifestolarla ortaya konuluşu, bu alanda çaba gösteren şairler arasında, dozu bazen aşırıya kaçan, uygar ölçüleri aşan hatta kimi zaman
kişilik haklarını ağır bir şekilde zedeleyen eleştirilere de rastlanmaktadır.

Bu olaya kısaca, belli dergiler çevresinde toplanmış benzer anlayışları savunan yazar-çizer gruplarının kavgası da denebilir. Her ne olursa olsun, bu edebi kavgaların varlığı iyiye işarettir. Çünkü, edebiyat, ancak onlarla, güncelliğini ve dinamizmini sürdürmektedir.

Eleştir(eme)mek

„Ne kitap ne yazı ne düşünce / Yalana pey sürülen bir ülkede bitmez gece / Anladık sonunda cümlesi boş“(7) diyor, Cahit Tanyol bir şiirinde. Yetmiş yılı aşan yoğun bir yazın yaşamının acaba kısaca bir özeti olarak algınabilir mi, bu dizeler? Türkiye gibi gerek sosyal, gerekse siyasal kimlik arayışının hâlâ egemen olduğu bir ülkede, bir konuda başarılı olmaya çalışmak kadar zor olan bir başka şey daha tanımıyorum. Herşeyden önce en yakınınızdakiler sizin en büyük muhalifiniz olarak karşınıza dikilirler. Varlığınızın anlaşılması için yapıtlarınıza bakılacağı yerde, özel yaşamınıza girilir; böylece yıpratılmak istenirsiniz. Eleştirinin tüm dünyaca kabul görmüş genel değerleri dışına çıkılarak, adına eleştiri denilen yazılar kaleme alınır. Bu, olumsuz ve polemikçi tutum, bize eleştirinin gerçek yüzünü göstermez.

Eleştirmen, kendi beğenilerini ortaya koyarken, duygusallıktan uzak eleştirinin genel kurallarıyla hareket ettiği sürece, toplumsal işlevini doğru olarak yerine getirebilir. Dikkatli okurun, ciddi eleştirileri de ilk bakışta kavradıkları bilinen bir gerçektir.
Esasen, yurdumuzda iyi bir okur kitlesinin oluşmasında eleştiri yazılarının önemli işlevi olduğuna inananlardanım.

„Ataç’a göre; eleştirmen bir sanatçıdır. Bir şairi, bir romancıyı ne için okuyorsak, onu da öyle okuruz. Eleştiri yazısı bir şey öğrenelim; hangi kitap değerliymiş, hangisi değilmiş, bize onu bildirsin diye okunmaz; herhangi bir sanat yazısı gibi, zevk almak için okunur.“(8) Ataç ustanın saptamaları, eleştirinin bir edebi tür olduğu gerçeğini yalın bir şekilde ortaya koyar.

Günümüzün polemik kokulu dedikodu yazarlarının bu gerçekleri bilmediğini sanmıyoruz. Güncel kalabilme uğruna yapılan uğraşlar, eleştiriye ancak zarar veriyor. Veysel Çolak’ın Mehmet H.Doğan’a yönelttiği; “Eleştiri yazılarının da bir estetiği var mıdır?“(9) sorusu, özünde polemiklere yol açan, kimi kırıcı boyutlara varan tartışmaların ardından gelmesi, şaşırtıcı değildir.

Bir eleştiri yazısı oluşurken Ramis Dara esini önkoşul olarak görüyor ve ekliyor; “Geriye kalanlarsa: hazırlanmak, yoğunlaşmak, işi ciddiye almak, dikkat, özen, çok sıkı çalışmak ve çalışmayı mutlaka bir biçem’le, seçkin bir anlatımla ortaya koymak; sonuçta ele alınan ürüne yakışmak, o ürün sözcüğün ilk anlamıyla eleştirilecekse, bunu yazınsal bir dille yapmak.“(10)

İsimler.. İsimler....

Günümüz edebiyat dergilerini taradığımızda, her derginin lokomotifi sayılabilecek imzalara rastlamaktayız. Örneğin, Adam Sanat’ta; Memet Fuat, Fethi Naci, Mehmet H. Doğan, Veysel Çolak, Kıyı’da (şimdi ne yazık kapandı); Ahmet Özer, Osman Bolulu, Eşik’te; Halim Şafak, İbrahim Berksoy, Yeni Biçem’de; Ramis Dara, İzlek’te; Nizamettin Uğur, Çağdaş Türk Dili’de; Emin Özdemir, Yaşasın Edebiyat’ta; Hikmet Altınkaynak, deneme kitaplarıyla Özdemir İnce bir çırpıda gözüme çarpan isimler...Bir ülke edebiyatının zenginliğini, o ülkede var olan eleştirmenlerinin niteliği belirler. Bu liste ne denli uzarsa, o denli edebi zenginiz demektir!

Burada yeri gelmişken adını anmadan geçemeyeceğim iki isim var; bunlardan ilki 12 Eylül öncesi karanlık güçlerin boy hedefi olan Bedrettin Cömert, diğeriyse Sivas Madımak mağarasında kurban verdiğimiz Asım Bezirci. Türk eleştirisinin iki şehidi, bu güzel insanların kazandırdığı yapıtlardan bugün hâlâ yararlanıyoruz. Onlar, Türk edebiyat tarihinde hak ettikleri yeri çoktan aldılar. Ancak, bizim, onların yerini kolay kolay dolduramadığımızın altını kalınca çizmek istiyorum.

Gecikmiş Bir Saygı...

Öte yandan, 1998'del 70. sanat yılını kutladığımız, yaşayan sanat ve bilim adamları içinde
çok özel bir yere sahip olduğuna inandığım sayın Cahit Tanyol’un Türk eleştirisine yaptığı olumlu katkıları anmak istiyorum. 75. yılını kutladığımız Cumhuriyet’in hemen tamamına yakın bölümünde, edebiyat dünyası gibi fırtınalı bir ortamda Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Kemal Bilbaşar ve Sait Faik gibi birçok edebiyat ünlüsüyle arkadaşlık etmiş; Nurullah Ataç’la fikir tartışmalarını yaşamış, bir insanın yeniden eleştiri yazılarıyla edebiyatımıza kazandırılması ne kadar yararlı olurdu! Çünkü, bu insanlar bizde kolay kolay yetişmiyor. Fakat çok kolayca harcamasını biliyoruz. Onlarca bilimsel ve edebi ürün yayımlayan, yüzlerce makaleye imza atan bir şairin, tek bir şiirinin dahi seçkilerde yer almayışını esefle karşılamaktayım. Zamanında hiçbir akımın yanında yer almamış, kendi yatağında seyreden durgun, ama gür bir akarsu gibi akıp duran, bu değerli insanımızın edebiyatımızda hak ettiği yeri bir gün mutlaka alacağını umuyorum.

Öneriler...

Sanatsal arayışların dolu dizgin koşturduğu, yeni bir çağın eşiğinde olduğumuz bu günlerde eleştirinin de, yeni açılımlara gerek duyması kaçınılmazdır.
Her şeyden önce eleştirinin yer bulduğu edebiyat dergilerinin salt kitap tanıtma dergileri olmadığını kabul etmekle işe başlamalıyız. Kısır sen ben kavgalarını bırakıp, altın arayıcısı işçiler gibi titiz ve sabırla çalışmayı ilke edinmeliyiz. Bu konuya yönelmiş genç imzaları yüreklendirmeliyiz. Eleştirisi cılız bir edebiyatın ürünlerinin de cılız olacağı doğaldır. Ayrıca nitelikli eleştiri yazılarına diğer ürünler gibi telif ücreti vererek, yazarı desteklenmelidir. Bu gerçekleştiği takdirde, tam anlamıyla profesyonel, geçimini bu işten sağlayan eleştirmen sayısının giderek artması sağlanacak, edebiyatımıza da batılı anlamda bir kalite gelecektir. ../..

Kaynakça

(1) Türkçe Sözlük 1,sy.451,1988
(2) 150 Soruda Türkçe Temel Bilgiler, Ahmet Köklügiller, sy.15, 1975
(3) Roland Barthes, Varlık, sayı: 741, Haziran ‘69
(4) T.E.Yahya Kemal, Cahit Tanyol, sy.28, Remzi Kitabevi, 1985
(5) Kompozisyon Bilgileri, Kemal Gariboğlu, sy.245, Serhat Yayınları
(6) „Tenkit veya Tenkid“ maddesi, sy.57, Meydan Larusse
(7) Son Liman, şiirler, Cahit Tanyol, sy.14, Armoni Yayıncılık
(8) ...Vice Versa, Veysel Çolak, Adam Sanat,sy.53, sayı: 99, Şubat ‘94
(9) Nurullah Ataç, Şinasi Özdenoğlu, Kıyı, sy.7, sayı: 138, Eylül ‘97
(10) Eleştiri ve Esin, Ramis Dara, Yeni Biçem, sy.3, sayı: 11, Mart ‘94

.Eleştiriler & Yorumlar

:: Eleştiri Ya Da...
Gönderen: Taki Akkuş / İstanbul/Türkiye
13 Eylül 2006
Sevgili Ömer, Sanat ve Edebiyat'ta eleştiri, bir ülkenin kültür ve sanat'ını evrensel değerlerle bütünleştiren, çağdaşlaştırandır bence. "Eleştiri Ya Da..." yazını beğenerek okudum.Kalemine diline sağlık. Yeni yeni yazılarda buluşmak dileğiyle... Kendine iyi bak. Kal sağlıcakla.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yazar Adaylarına...
Dilek Kutusu! Peri Olmak İstiyorum!
Aforizmalar, Kafka
Eğitim, Ama Nasıl?
Eleştiri mi Özeleştiri mi?
Seçim Potporisi
Öğretmen Benisa
Tazlar Köyünden Borusan'a
Kanserle Kavgam Var
Kum Torbası

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Hiçliğe Övgü [Şiir]
Kayıtdışı Şiir [Şiir]
Gece Dokunuşları [Şiir]
kalem [Şiir]
Meğer [Şiir]
Güz Yağmurları [Şiir]
Küçük Mariya İçin Kar Senfonisi [Şiir]
Giderken Düşürdünüz 'Ben'i Çantanızdan [Şiir]
Issız Sokak [Şiir]
ayrılıklar [Şiir]


ömer akşahan kimdir?

Kendini nasıl anlatır ki insan… Oturup yazılmaya kalkılsa, her edebiyat işçisinin yaşamı kalın bir roman olur. Ben bunu zaman zaman yazdığım denemelerde ve şiirlerimde yansıtmaya çalışıyorum. Yapıtlarımı izleyenlere küçük birer ipucudur; söylenen her bir sözcüğümüz, tümcemiz. . Kendimi şiirde ilk keşfedişim beni aynı zamanda büyük bir hayal kırıklığı yaşattı ve düzene yenik düştüm. Yol göstericim de yoktu yanımda; düzene isyan edeceğime, şiire küsüp öyküye yöneldim. Bütün bu yaşananlar ortaokul dönemime rastlar. Yine bir gün düzen beni aldı, bir sonbahar yaprağı gibi Aydın Dağlarının zirvesine fırlattı. Yıl 1981. Ve beni yeniden hayata bağlayan sihirli gücün şiir olduğunu orada anladım. O gün bugündür, can yoldaşım, arkadaşım, sırdaşım ve en büyük sığınağımdır ŞİİR! İnanıyor ve haykırıyorum; şiir mabedinde yanmayan hiç kimse, ben buyum, ben şuyum diyemez. Tek inancım, ömrüm oldukça yazmaya, gerekirse yazdırarak da olsa şiire ihanet etmeyeceğim. Aydın’ın İncirliova ilçesinde, ‘53 yılının Ocak ayında, bir Kova erkeği ve sevgili annemin tek eşinden 14. yavrusu olarak dünyaya gelmişim. Babam ve annem ümmiydi. Okul yüzü görmemiş bir ailenin ilk üniversite mezunu olarak kutsal öğretmenlik uğraşımı resmi düzeyde ‘99 yılına dek sürdürdüm. Halen özel sektörde işimden arta kalan zamanlarda, öğrencilere Türkiye’nin hemen her noktasında şiir dersleri veriyorum, gönüllü. Yeni Türk şiirini mevcut Türkçe ve Edebiyat kitaplarından öğrenemeyen gençlere yeni Türk şiirinin kapısını aralamaya çalışıyorum. İnanın bu çalışmalarda şiir adına öyle ilginç olaylara tanık oluyorum ki, gözyaşlarınızı inanın tutamazsınız. Tüm uğraşlarımdan edindiğim çok önemli bir gerçeğin altını kalınca çizmek istiyorum: ŞİİR ÖYLESİNE SİHİRLİ BİR ANAHTAR Kİ, AÇMADIĞI BİR KAPIYI GÖSTEREN HENÜZ ÇIKMAMIŞTIR! Bugüne dek, bir çok edebiyat dergilerinde şiir, deneme, öykü, inceleme, gezi , anı yazılarımla yer aldım. ‘90’da Ödemiş EFE dergisi yöneticiliği, Almanya’da Almanca yayımlanan GEMEİNSAM adlı yayının sorumluluğunu yaptım. Almanca şiir, öykü denemelerinin yanı sıra yurda döndükten sonra da Almancadan Türkçeye şiir kazandırma çalışmalarımı yayımladım. ‘90’da “Nasıl Çalışalım? Nasıl başaralım?” adlı çalışmam M. E. B. ca tavsiye edildi. Egebank tarafından 3000 adet basıldı. ‘98’de ilk şiir kitabımı Sivas’ta yakılan 37 güzel insana adadığım için yalnızca 37 şiir içermektedir. Evliyim. Eşim de emekli sınıf öğretmeni olup, bir oğlum ve bir kızımla beraber yaşamımızı renklendirmeye çalışmaktayız.

Etkilendiği Yazarlar:
Mayakovski, Cemal Süreya, Sabahattin Ali, Cahit Tanyol


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © ömer akşahan, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.