"Yazdıklarım bir gün anlaşılırsa, bu, benim de bir şey anlamadığım anlamına gelir." — Franz Kafka"

Yaratıcı Yazarlık

İlk Roman

66 görüntülenme · 463 ileti
??? #141
Hemen her yerde karşımıza çıkabilecek bu türden olaylara karşı sizi anlayışlı ve sabırlı olmaya davet ediyorum. Lütfen ricamı kabul edin.
??? #142
bu bir test yazisidir, sifremin iptal edlip edilmedigini anlamak icin. gordugunuz gibi edilmemis. kenan kardesim, benim eylul aktas'a yazdigim edebi bilimsel yazimi silmissin, canin sagolsun da, sunun surasinda suya sabuna dokunmadan namusumla yaziyorum, ayiptir. senin yasin genc (baktim 82 dogumluymussun) dolayisiyla hayati tanimiyorsun. bu lavuk dunyanin civisi cikmis. bu dunya da danalar gibi icmeden ve de hayati makaraya sarmadan yasayamazsin. simdi sen diyeceksinki, "sezai abi birgun seninle ocakbasina gidelimde zil zurna icelim. hesaplarda benden". diyeceksin. ben biliyorum sen bu lafi diyeceksin bana. peki tamam seni kiracak degilim. madem hesaplar senden bende gelirken cerez alim mi? sezai
??? #143
Merhabalar, Türkiye'nin tanınmış bir üniversitesinden elektrik mühendisi olarak mezun olan,sonrasında yüksek lisans ve askerliğini yapıp büyük bir firmada işe giren biriyim ben....işee girdim girmesine ama en fazla 4 ay dayanabildim. Bu ayın 15'inde istifamı vermiş ve işsizler ordusuna katılmış olacağım... "İyi de bize ne senin işinden, istifandan ve sonucundaki işsizliğinden?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. İşte size cevabım ve yazımın bu forumla olan ilgisi: " Yazar olmak için istifa ettim ." Çünkü kafam rahat olmadan yazamayan birisiyim. Ne kadar denedimse olmadı. Haftasonu yazdığım yazılara, iş hayatı yüzünden haftanın beş günü ara vermek bana göre değildi. KEndini yazar olarak hissetmeden yazamayan belki de türünün tek örneğiyim.. Aldığım bu karar aslında büyük bir riski barındırıyor. Çünkü full-time iş yapamam artık. Belki karnımı doyuracak kadar kazancım da olmayacak bilmiyorum.. Yıllar boyu tuttuğum notlar, yazı fikirlerim, senaryo öykülerim, bilim kurgu öykülerim, ve bir türlü tutturamadığım aşk hayatım :) beni yalnızlığa ve yepyeni bir dünya kurma arayışına itti. Bu dünya, sınırsız özgürlüklerin olduğu, hayal gücü dünyasıydı ve bu dünyaya giden yol "Yazarlık" yoluydu. Hayatımın anlatmaya değecek kadar güzel geçmediğine inandığım için romanım herşeyin tamamen kurgusal olduğu fantastik, bilim kurgu türünde olmasına karar verdim. Şu anki yazımdan da anlamışsınızdır ki bir mühendis olarak epey kitap okusam da hafızam kuvvetli olmadığı için ve de çok edebi eser okumadığım için kelime haznem çok geniş değildir. İfadelerim de çok kuvvetli değldir. ( yaza yaza gelişecektir inanıyorumki) Buna karşın, yazarlıkta bana avantaj sağlayacak bir "araştırmacı " kimliğim var..Romandaki her karakter için derin araştırmalar yapacağım belki bir karakter için 10 kitap okuyacağım..Romanda yer vereceğim her detay için internetten, kitaplardan ,dergilerden, fotoğraflardan, notlarımdan yararlanacağım. Yeni kelimeler, teknikler öğreneceğim. Hayal gücümü bilgimle donatacağım. Yazacağım bu ilk roman belki edebi bir eser değil ama okuyucunun hayatını renklendirecek, anlamlandıracak bir eser olacağına inanıyorum. saygılarımla Murat Güzel Düş sevdalısı yazar adayı
??? #144
murat, hayatının hatasını yapmışşsın, o firmadaki işinle yazarlığı birlikte yürütebilirdin inan ki. boşu boşuna istifa ettin, düşünsene, parasız da kalacaksın şimdi, beynini doğru organize etseydin ikisi bi arada yürürdü, valla çok çilen var arkadaş, çoook. neyse, hoşgeldin, çile kasabasına,
??? #145
Sevgili İsa, İki iş birden yürürdü yürümesine de, benim bir eser ortaya koymak için 10 sene bekleyecek sabrım yok :). Heyecanım geçmeden yazmalıyım. Yoksa çoluk çocuğa karışıp, değiştiremeyeceğim bir kadere sahip olacağım. Bu, gün gibi ortada . NE kadar emek o kadar başarı ! 10 yaşımdan beri hergün 1 sayfa yazsaydım şimdi iki işi yürütebilirdim. "Madem geç uyandın, sen mühendissin! Bırak, mesleğini yap!" diyebilirsin. Evet mesleğimi yaparım, paramı da kazanırım ama bence bu, “kolayına kaçmak”tır. Dünyada benim "tutkusuzca" kaytararak yaptığım işi yapacak bir dolu insan var. Zaten işden ayrılacağımı söylediğim üstlerimden biri bu konudaki fikrimi destekleyecek şekilde "Firmada işler sen bıraksan da bir şekilde yürür" demiştir. Bir işde, gerçekten "aranılan kişi", " uzman" olmak isteniyorsa çalışılması taraftarıyım. Yerim doldurulacaksa ya da ben, "uzman" olmayı düşünmüyorsam, o işi yapmamın ne anlamı var? Belki de, AYN RAND'ın "Howard Roark" ve JACK LONDON'ın "Martin Eden" karakterinden çok etkilendim. Türkiye şartlarında bu karakterleri kendine örnek almak Don Kişot’luk yapmaktır bir anlamda. Er geç , toplum baskısı benim gene yakama yapışacaktır. Çünkü bu istifa ettiğim ilk işim değil 5.si.(gerçi en uzun soluklusu bu idi) . Her seferinde ayrılıp kendi yoluma gideceğim diyorum sonra yalnızlık, herkesin iş-güç sahibi olması tekrar beni iş aramaya yöneltiyor. Tam bir kısır döngü. ( Bu anlamda, bugün, üniversitedeki tez hocama da “Araştırma görevlisi olmak istiyorum diye bir mail yazdım. Sanırım yazılarıma en çok vakit ayırabileceğim ve kendimi yazar gibi hissedebileceğim yer orası. Ne de olsa yeni fikirlerin üretildiği, araştırmaların yapıldığı bir kurum ) Yazarlıkta başarıyı, renksiz bir hayatı geride bıraktıktan sonra da kazanmak istemiyorum. Yazarlık, hayal gücüme ve bana cesaret vermeli, hayatımı da renklendirmeli. Yazar olarak tanınmak değil kendimi "yazar" olarak görmek, bilmek istiyorum. Düşüncelerimin, hayallerimin, duygularımın odaklandığı bir “merkez” olsun istiyorum hayatımda. Okurları etkilemek için değil yaratıcılığımın bir “kalitesi” olduğunu ispatlamak için yazma hedefindeyim. Bu bir kimlik arayışıdır. Tüm arayışlardaki kararsızlığa son verme isteğidir. “Ben buyum!” diyebilmektir. Çünkü yazarlık tüm kopuk düşünceleri bir araya getirebilir, tüm duygulara sahip çıkabilir. Yaşanılmış herşeye bir anlam kazandırabilir. Sözün özü : Bence hayatımın tek bir hatası var . O da dünyaya gelmiş olmak. Bunun haricinde madem dünyaya geldim yapabileceğimin, yapmak istediğimin en iyisi işin savaş vermeliyim. Bu arada forumdaki yazılarından epey yararlandım teşekkür ederim.
??? #146
??? kullanıcısına yanıt
"Bence hayatımın tek bir hatası var . O da dünyaya gelmiş olmak." Önce bu alıntıyı hoş gördüğünü umuyorum ve mutlaka herkesin burada bulunmasının bir sebebi vardır diye eklemek istedim. Hoş geldin Murat Güzel...
??? #147
Hoşbulduk Eylül, Alıntı yapmanda bir sakınca yok tabiki.. Bu arada izedebiyat hakkında içimden şunları söylemek geldi : Her dönemde insanın kalbinin, ilgisinin, yaratıcı zekasının daha çok yöneldiği bir alan vardır hayatta. Çocukluğumda bu ; Futbol, atari oyunları, misket vs. idi Orta okul yıllarında ; Kızlar vs. oldu Lise döneminde ; Üniversite hazırlık Üniversite Döneminde: Okulu bitirmek YÜksek Lisansda : Önce siyaset, sonra müzik Askerlik sonrasında : İş hayatı Bu alanların herbirinde (iş hayatı hariç) kendimi o alana ait hissettim. Herşey sanki kendiliğinden gerçekleşmişti.( Bu belki de "para kaygısının olmadığı yerde insan özgürce ve 'kendini bulmuş' şekilde yaşar" felsefesidir. ) Yazarlık da benim için böyle ve izedebiyat da bana evimdeymişim hissi veriyor. Halbuki iş hayatına hiç alışamadığım dönemlerde ortam sıkıntısı çok çektim. Vakıfları araştırdım, dernekleri gezdim, dövüş sporuna başladım, muzik grubumu toparlamaya çalıştım. Ama hiçbiri şu anki "burada uzun süre kalıcıyım ve burada öğreneceğim çok şey var" sezgisini doğurmadı bende. sitede ne kadar öğretici yazı, yorum varsa hepsini bir kaç haftada okuyup bitirmeye programladım kendimi hatta siteye bağışda bile bulundum :) En az bir iki sene buralardayım inşallah hoşbulduk tekrardan
??? #148
Yazmak kaderdir. Bende öyle oldu. En ummadığın şeyi yapıyorum şimdi. Yazmak. En büyük hatam: yazdıklarımın iyi olduğunu sanmak. Yazmak öyle bi eylem, kendini kral sanıyorsun. Asla sanma
??? #149
forumu takip ediyorum; cevaplarımı alıyorum, dolaylı da olsa. yanlış anlaşılmasın, üzerime alındığım bir şey yok, sadece satır aralarını okuyorum. ne talihsizlik ki birkaç kez ileti eklemek istediysem de sayfam kapandı; vardır bir hayır dedim, ısar etmedim. eh, şimdi sıra bunda, hadi bakalım.
??? #150
??? kullanıcısına yanıt
bir bulaştın mı, kopamazsın yazmaktan... hata mı?.. bazen yazdıklarımdan öyle etkileniyorum, hüngür hüngür ağlıyorum:-) birazcık farklı ve özel olmak değil midir rengimiz?..
??? #151
Ağlaya ağlaya yazdığım günler de vardır, gözyaşların su gibi geliyordu gözümden, geçen gün öykümü düzeltirken de, ağlayacak gibi olmuştum, Böyle eylül, farklı özel acılı....duyarlı.... tabi...
??? #152
??? kullanıcısına yanıt
Ağlaya ağlaya yazdığım günler de vardır, gözyaşların su gibi geliyordu gözümden, geçen gün öykümü düzeltirken de, ağlayacak gibi olmuştum, Böyle eylül, farklı özel acılı....duyarlı.... tabi...
??? #153
...yazmak paylaşmaktır... yaşamı bir ucundan kırıp birilerine vermektir ya acını... ya tatlını paylaşmak ve okumak kadar güzel... ...geç geldim ama iyi yere geldim galiba...kendimi hoş gelmiş sayıyorum...
??? #154
geçenlerde izmite gittik haloğluyla karayolları mahkemeye vermiş trafiği tehlikeye sokuyo demiş haloğlunun kirazlıyalıdaki bi ev çatısına geçen yıl diktiği nemben ne helvaları lokumları yazılı yazıyı söküp indirdik profil demirler suntalar bezafiş alimünyum çerçeveler hülaasa 40 deve yükü hurdayı vahdet abinin külüstür doça salkım saçak yükledik ipinen sarıp sarmaladık sökümde kullandığımız taş motoru kaynak el makaraları ıvır zıvırı boşluk nere gördük tepiştirdik akşam üstü yola çıktık .. bolu dağı tepesinde bi lokanta var kamyoncuların sinek gibi üşüştüğü.. bura iyi olmalı dedik tecrübe bizi yanıltmadı hem bol kepçe hem leziz fiyat? eh.. belkim eccik duzlu ama atınan devede değil oturu otumaz garson önümüze sürdü bol gaymaklı taş gibi yoordu üzeründede bir kaşık kadar adamın genzini neyi yakan bi süzme bal var dolaptan yeni çıkmış buz gibi merakımı celbetti garsona sordum - aga dedim bize yoğurt adı altında ambalaj içinde uyduruk kıytırık şeyleri satıyorlar kendimiz yapmaya kalksak beceremiyoz bunun sırrı ne dedim garson gafa dengiymiş bi şakımaya başladı bu marifetin yanlız aşçıda olmadığını sütün alımında kendisinin güvenli yeri tercih edip halis manda sütü aldığından iş sırrının el dayanma sıcaklığına gelmiş sütün bir kaç dakka daha beklenip yoğurt maya kültürünün ölmeyeceği ılıklık yakalanıncası mümkün mertebe az maya katılması gerektiğinden üst örtümünde kapak kullanmadan ( buhar aşşağı damlayıp sulandırırmış) kalınca örtüp bir hayli geç açmam ( en az 8 saat 10 saat idealmiş )lazım geldiğine değin bayaa ders verdi bu bana bakalım deneyecez.. görecez.. çeltikci kavşağına geldiğimizde gece 12 olmuştu haloğlu köye gidek dedi geç oldu gitmeyek ne kaldı angaraya didimsede dinlemedi bu sola köye saptık .. 2001 de 16 yıldır görmediğim köyün yakınında bi mezar ziyareti yapmış uzağında bir piknik inleri dolaşmıştım köye girmeden köyden kimseyi görmeden sessiz sedasız gerisin geri çekip gitmiştim onu saymazsak abartısız tam 20 yıldır köyü görmemiştim çıkış 85 dönüş 2005 bunun gardaşı adnan şekerin eve vardık ayşe abla yatakları neyi açtı öğlene gada yatın gardaş bi iyi diynenin dedi zıbardık yattık .. sabah yedi gibi imparatorun sesiyle uyandım 20 yıldır yosun bağlamış paslanmış kulaklarım tarif edilmez hislerle imparatorun anırtısıyla çınlarken içimdeki ses ona vokal yapıp sesli sesli anırmamı söylüyordu kendime güç engel oldum .. aaah aaah imparator .. beraber yürürdük biz seninle köyümün tozlu yollarında .. bazen değirmende un öğütür bazan dağdan eve odun taşırdık .. ne zaman dama çeksek seni önüne arpanı döker semer altında terlemiş sırtını kaşırdık kaşağıyla..doyduğuna kanaat getirir suyunu verir biz eve ondan sonra çıkar kendi aşımızı yerdik kışın soğuklarda temek açık kaldımı acep imparator üşürmüyki der hep tasnı çeker iner kontrol ederdik sen davar ardında azık torbası taşırken sen tarlada çiftte çubukta yanlız dağlarımızın bağlarımız değil gönüllerimizinde imparatoruydun imparator .. teknolojinin koskoca bir dev bir kasırga gibi önüne çıkanı devirdiği devirlerde önce tarlalarımızı sürdüğümüz öküzlerimiz ardından sen birer birer yere serildiniz imparator bu makineleşmenin bu sabah saat adı verilen makinenin alarmıyla uyanan bu makinelerle yıkanmış çamaşırları giymekten bizleri bir yerden bir yere nakleden makinelere girmek için belimizi eğmekten traş olmaktan yazı yazmaya değin tuş adı verilen makine parçalarına parmak değmekten makineleşmiş bedenimiz makineleşmiş kalplerimizle akşam haber gösteren görüntü aktarıcı makinelerde ırakta afganistan israilde ülkemde ölüm kusan makinelerle yere serilmiş insanlara bakıyoruz seyrediyoruz imparator .. kendi hay huyumuz kendi derdimiz içinde senide kanadada canlı canlı derisi yüzülen fok kardeşlerinide unuttuk kendimizi insanlığımızı unuttuk affet bizi imparator sen o acıklı sesinle inlerken ben yanlız seni dinlemekle yetiniyorum .. kimbilir babaannemin ölümüyle köy evimizde ölen sen bugün adnan şekerin damda ve belki bir kaç fakir evinde daha ağlayıp inleyen sen belki beş on yıl sonra silinip gidecek ve imparator biz seni ancak fen kitaplarında hayvanat bahçelerinde anca görebileceğiz sen ağlama ben ağlayım imparator katışıksız hilesiz hurdasız aşkım benim emeğiyle geçinen ağır beden işçim benim... vahdet agam 9 gibi uyandı o vakte değin ben 5 tane emziği aç karna filtre köküne kadar içtim ayşe abula 'kayfelti' hazırladı sonra şu an emmimin oturduğu köy evimize gittik sabri abucam aynı zamanda haloğlum vahdetin hem dayısı hem kayınpederi olur onlardada abıcamın oğlu murat hanımı ve kızı 2 yada üç yaşındaki arzu neyi var vahdet abinin bebe sevgisi bir tuhaf hav hav diyo diz çöküyo ısıracak gibi yapıp bebenin yanağ öpüyo bebe kaçıyo millet bebe sevmekte severken tuhaf tuhaf ses çıkarıyorlar agucuk bugucuk diye havaya atıp tutanlar .. bebe ilgiden rahatsız ağlıyo bana bakıyo yanıma geliyo ben hayatta bilmem bebe nasıl sevilir bi elini neyi tutar gibi yaparım bebe geri çekince de üstelemem inadına bebe yanıma geli sokulu bide kuçu kuçular böyledir hayatta hazzedmem kuçukuçudan o da gelir bana mıstıklanır paçama sürtünür kuyruk sallar ne hikmetse.. kovalayamamda geri geri kaçarım gelir peşim sıra .. öğle vakti bi sofrada onlar kurdu yedik bağa gittik amcam orda oturmuş bağı gözlüyo ( kim gelir kim girer bağa gözleyeceğinden neyi değil işte vakit geçiriyor orda ölümlü dünya ) üzümlerin çoğu korukta olmuş gibilerinden ziftlendik vahdet ağbi - aha köye gittimde bağımın üzümünden yemedim deme bu esas senin hakkın diyo abıcama laf çarpıyo şaka yollu .. abıcam - gaylı seni everem abıcanın dedi naaptığımı neettiğimi nerde kaldığımı dışarı gine gidip gitmeyeceğimi sordu arzu zırlamaya başladı geri eve döndük bebeyi bıraktık dağ yokarı dolaşak dedik nenem poşet verdi - acı erik neyi bulusanız getirinde pestil edelim dedi dere çayır yukarı her attığım adımın her bastığım noktanın bende derin izleri var.. şuraya ceviz fidanı dikmiştim aha şura davşan vurduğum yer şooorda bostan bekledim şu gayanın ardında gür bi çalıminisi korusu vardı domuzu ordan kaldırdım o an için yanımda saçma vardı attım banamısın demedi ... in dibine vardık her kayanın anısı var bi akşam halit ağanın çobana ekmek yemek götürdüm gece örüm gütmekten geldik yağmur yağıyo şu kayanın altına girdim kepeneeğnen sabah kalktım başımı bu kayanın tavana vurdum .aaah ah halit ağanın 1000e yakın keçi vardı o zaman siyit ahmedinde ona yakın ayaştan 3 bin davar gelir bizim merayı kiraya verirlerdi dayımın muharrem ağanın sayısız keçi vardı köyde o zaman boyu bir buçuk metreyi geçmez bodur meşe şimdi 6 yedi metreye erişmiş ... alsınlar şimdi bu ruhu kalmamış ormanı .. ormanı koruma keçiyi yok etme pahasına ateşi elde edim odunun yok olması pahasına .. bizde suyu bardakta görmüş insanları su işlerine barajlara müdür yaparlar .. ormanı geniş evlerinin duvarına aasılı tablolarda görmüş insanları ormanlara bakan müdür memur yaparlar... oturduklarım masalardan geriye kaykılarak ormanı koruma adına kanun çıkarır orman onlardan sorulur ... kendi başına kontrolsüz büyüyen ormanın gölgesinde çayır çimen bitmez dalında bülbül ötmez o keçinin yüzü suyu hörmetine ekilen ekin arpa mercimek tarlalarına konan öbek öbek kuşlarda yok artık ruhsuz bir orman yanlızca meşelerin palamutları yiyen karga.. o kargalarda tek tük gelen bir kaç kuşunda yumurtayı delip yiyerek neslini kurutuyor tıpkı biz türklerin leş kargaları içinde azınlığa düşmemiz gibi.. ormanı kuru kuruya koru bir milyar sene geçsin aynı orman neçırıl selekşın onun zayıf olanını ayıklar kurutur güçlüsü gelişir sonra o kurur yerini yenisi alır .. halbuki belli bir olgunluğa erişmiş ağaç kesilse her kesilenin yerine kırk fidan dikilse bir işe yarar orman .. vaktiyle amerikaya gemiler dolusu götürülen bizim keçi çelebinin tiftik dünyaya çok pahalı angora kazak olarak pazarlanırken bizim türk yurdunda keçinin anavatanı ankarada tiftik keçisi araki bulasın ormanı koruma adı altında.. inlere çıktık murat bir noktada kaldı devam edemedi korktu vahdet abinin gözü kara tırmandı ama çok tehlikeli en ufak ayak kaymasında 20 metre aşşağ insek parçamızı ispartulayla kazırlarda dilimizi diyom sağ tarafamı ıstırırız sol tarafamıki?.. dehliz bitimindeki odayı çıkışta sağa doğru ayrı koridoru 4 yıl önce geldiğimde eşelediğim yeri ilk kez çıkan vahdet abiye gösterdim nokyasının ışığıyla bakındı dehlizden çıktık dere çayıra bakan odalardan biri önünde murat tünediği yerden ünnedi abi dedi aha tam bulunduğunuz noktada öttü makine dedi ben o zamanda çıkamadım burdan seyrettim makineyi değişik noktalara tuttular hiç bir yerde ötmedi orda öttü dedi .. vahdet abiyle bu noktanın buranın oyma değil o zaman tekniği bir harçla dolgu olabileceği hususunda birleştik belli bir kalınlıkta sıva gibi dökülen kısımlar düşüncemizi pekiştirdi bi uygun zaman tertibat takım techizat gelmeye kavilleştik muratın yanına güç bela vardık vahdet ağbi gördünmü bak gelmiyek diyodun kötümü oldu bi hava aldık dedi hızlı hızlı çıkıyodun önden buyur dedi beni kılavuz yaptılar gür meşe ormanı içinde bunlarıda kendimide nerde hırpalanacak pantul yırtacaK ayak burkacak yer varsa sokmuşum bilmeyerek ..geldiğimiz patikayıda çıkaramadım güç bela düze indik eve döndük ikindi vakti nenemin yarım okka kıyması var 2 kilo kadar tavuğu vahdet abi - gı o gadamı gıyma va biniyim arabayada gıyma alıyım baari diyo nenem - giit al ge eğlersem engel olusam naamerdim bana misafir oldunda sankı bende bi misafirim yitmemü aha dünyanında tavuğu var diyo vahdet ağbi hem yengesi hem kaynanası olan abıcamın hanımı sabire neneme bağzen anacığım der bazen ben gibi nene bağzen böyle laubalileşir gı der bana dönüp gördünya bunlar misafire aha böyle bakar biz yimeğmizi yiyem gaçam gidem pan yoksa işimiz var burda dedi nenem- aha size biberi paldırcanı da közleyiviriyom tomatisde va yi iç beni kendine bulaştıma dedi köfteyi tavada kızarttı tavuğu ocakta közde ızgaranın üstünde pekde güzel yapmış zıkkımlandık yolcu yolunda gerek dedik vedalaştık nenemim dolduduğu bi sepet öteberiyi ben bi çantayıda vahdet ağbi sırtlandı adnan aganın evin önüne arabanın yanına vardık ayşe abılaynan iki yaşlı kadın oturmuş turşu kuruyorlar vahdet abiyi tanıdılar yaşlı kadınlar - gı bu kim diye beni sordu biri daha ayşe abıla kime benziyo diye sormadan _ gı anam bu yooğsam gadiriye abılanın pan devümü diyince ayşe abıla baş salladı - ooool oool gı aynı baba gıı şu simaaya diye taa 32 sene öncesi ben beş yaşındayken ayrıldığımız kazıkiçi bostanlarındaki ( bu günkü iskitler çevresi) evimizde tanımışlığı var beni ebeveyni maaşallah ne hafıza estetik yaptırsam değiştirsem façayı ginede beni tanırlarmıki? .. ayşe abılada para öteberi kuyverdi onuda yükledik külüstüre vedalaştık yola çıktık .. angaraya türlü badireler atlata atlata şöyleki vahdet abi melek gibi insandır iyi aile reisi iyi komşu iyi arkadaş herkesin yardımına koşar şöyle gömleğini çıkarsa kanatlarını görürsünüz bu melek nasıl bu kirli dünyada yaşıyo dersiniz bi tokat at öteki yanağını döner evliya gibi adamdır vesselam lakin bu vahdet abi ne zaman direk siyonun başına kuruldu anahtarı çevirdi gözleri çakmak çakmak yanıp ileri istikamete bakarken vücudundan kıllar çıkıyo tırnaklar birden uzayıp sertleşiyor kulakları sivriliyo kurt adam oluyo resmen yol benim diyo başka şey demiyo kendi kuralları ihlal etmez allah var ancak herkestende bunu bekliyo kendine kaç kez dedim - yaa vahdet abi karısı hamiledir hastaneye yetiştirmektedir babası oğlu kızı ağır hastadır acelesi vardır polisten kaçan azılı soyguncudur üç beş polise ateş açmış yaralamış kaçmaktadır kırmızı ışık neyi saymaz o sen ona göre hareket et sen iyi şoför olabilin ama karşındaki kamyoncunun pisikopat olabileceğinide göz ardı etme dedim kaç kez dinlemez bu bu sefer kendi hata yaptı sağa sapacak yerde kafası dalmış dümdüz giderken son anda sağa dönecekken sağımızdan bi otonun şoförün allahtan refleksi sağlammış anında o da bariyerlere vurmadan sallisesinde kaçabileceği bir mesafe farkıyla hem bariyer hem bizim doçu adeta sıyırarak geçti.. oto az ilerde durdu adeta düşmana teslim olur gibi ellerini kaldırdı vahdet abi bende kaldırdım sesimizi duyarlarmış gibi özür bi yanlışlık oldu felan dedik onlar bastı gaza gitti biz sağa saptık ucuz atlattık ...attık angaraya gapaağ.. mürvet safra kesesinden hastanede de sevim ablam onun başında büşraya neyihalam bakıyo .. geceyiorda geçirip benim mekana döndüm kaç gündür sanal aağlemdende uzaım ya şöyle bi forumları dolaşıyım derken türkdili dilbilgisi dersine takıldım kaldım gerçektende okurlarım panturkdur ne yapsa yeridir diye kanıksamış artık tepkide vermiyor okuyup çekip gidiyorlardı bu sefer baltayı taşa vurduğumu anladım özellikle ülkücü arkadaşlardan biri ki ülkü ideal kelimesiyle eş anlam idealizm yaağni ideal olanı aramaya çalışma düşüncesi siyasal görüşü ne olusa olsun bir köy öğretmeni insanların aydınlatılması esastır idealdir der dağdan sırtında odun getirir sobayı yakar öğrencisine ders verir idealizm dar çerçevede ele alınmamalı belli bir siyasi partinin borazancı başılığı yapılmamalı kant öyle bir adım atki der egzistansiyalistlere senden sonra gelenlere örnek teşkil etsin der ideali arama yolunda deneme yanılma ezeli değişim yasasıyla doğru yada yanlış bir yol tutturururuz da önemli olan gerçekcilik alınan derslerden kulağa küpe çıkarma eleştiriye açık olma işi bir kendi alanını koruma pahasına su aygırı hipopotam gibi değişmez yasayla alanımız çevresinde dönersek biz ideal olanı yakalıyamayız bu idealist arkadaşım milletdaşıma gönlüm kırılmadı zaten kendiside beni kırmak istemediğini belirten uzun yazı yazdı biz ki elimiz kolumuz bağlı beklerken birbiriyle tutkun şer odakları etrafımızda leş kargası gibi dönerken bizim bir birimizi yememiz uygun düşmediği gibi ideal olanda olmaz ancak fikirlerede açık olmalıyız o uzun liste için kendisini tebrik ederim sağolsun varolsun yanlız bir nokta varki yanıt vermesem içimde ukte kalır şu varki dile yaklaşımımız birde bu perspektiften ele alınmalı bu bakışsal açıdan geçirmeliyiz şimdi.. gerçektende.. hamamın namusu namus tellallığı tellaklık kesecilik .. hamamın namusu elbet bizden sorulur kesecilik edebince yapılırsa ne aalaa .. vücuddaki ölü deri temizlenip alttan yeni tazesi çıkar .. vücud hafifler nefes alır ... yanlış uygulanırsa zımpara kağıdı rende ile yapılırsa acı verir onulmaz yaralar açar bedende bu gün türkdilini ihya etme adı altında yürütülen sinsi programda bir bölgesel ayrımcılığa gidilmekte istanbulda yaşayan belli bir zümrenin konuştuğu dil üstün tutulup anadoluda yaşayanların ayrı farklı ilkel kaba saba konuştuğu varsayılıp burun bükülmektedir ... bernard shawın karakızda adlı eserinde karakız misyonere - tanrı nerede ? diye sorar misyoner kızın eline bir incil tutuşturup - tanrı beni arayın bulursunuz demiş der .. karakız incille yola çıkar yolda karşılaştığı her tanrılık iddiasındaki sahtekarın sözleriyle örtüşen sayfaları yırta yırta gider en sonunda elinde kitap kalmaz ... bu gibi bizde sistematik olarak bedevilerin acemlerin halkca kabul görüp görmediğine bakılmaksızın ata ata bu gün öylesine yontulmuş budanmış tüyleri kırkılmış bir dil kaldı elimizde çok değil bir önce bu millete seslenmiş namık kemalin didaarı hürriyetini tevfik fikretin vedaını mehmet akifin sefahatını yaşça biraz ileri olanımız zor şer anlasa bile yeni yetmeler bir hayli zorlanmaktadırlardır .. en nihayetinde bisaf arı bir türkçede karacoğlanın yeşil başlı gövel ördekte gövele dudak büküp eğricesine kaş çatarsak elde ne kalır? bu gün kuzgun kelimesini literatürümüzden kelimekalabalığı yapıyor diye atarda yerine kargayı korsak kuzgunla uyuşan kafiye oluşturan üzgün süzgün düzgün azgın kızgın gibi kelimelerden beslenememiş hangi şiiri ortaya koyabilir kimden şairlik bekleyebiliriz elde ne kalır?? efendiler ey kutsal ötüken ormanı halkı dilimizi koruma kollama gözetme onun diğer zenginliklerinden yararlanmadan şunları yazalım konuşalım şunları yazmayalım kullanmayalım demekle olmaz YAŞAYAN TÜRKÇE bu gün TÜRK YURDUNDA damarında TÜRK KANI dolaşan insanlarca bu güne değin konuşula gelmiş kök köken ne olursa halkca genel kabul görmüş bu toprak sesi bu millet ferdi bu millete seslenmiş genel kabul görmüş analşıla gelmiş türkçe sözcükler istisnasız her sözcüğü kapsamalı şu konuşulsun bu konuşulmasın ayrımcılığına gidilmemelidir.. biz anadolu halk edebiyatına baktığımız zaman onun dam üstüne çul serdiğini dolaba yoğurt koyduğunu görüyoruz dillere vay .. gerçektende telgraf yazılması gerekir sabit fikirliliğinden çıkamazsak telgırafın tellerine konan guşları göremediğimiz gibi süt içip dilimiz yandığında aynı zamanda züppelik ateşiyle yana yana of aman diye soğuk ruhsuz bir of çekersek of amanin amaaanindeki inceliği zeraafeti ferahlatıcı etkiyi yakalayamayız yaşayan türkçe mutlak dış etkilerden korunmalı koruyum derken de göz çıkarmamalı bir vakit a nın i nin üzerinden atarsak anlaşamayız diye aklımız bödümüz çıkıyodu o şapka işaretini attık pekde iyi oldu hafifledik gaayette güzel anlaşıyoruz konuşulduğu gibi yazılan yazıldığı gibi konuşulan dilimizde mi mu mü gibi soru takısı varken işaret küçük bi ayrıntı şaşkınlıkheyecan belirtmede anlatım zenginliği koyma yerine ünlem işareti ufak bi detay en nihayetindede öyle yada böyle anlaşıp gidiyoz ey halkım eğer temelli amerika avrupa gibi uzak yerde doğup büyüyüp diline yabancı kalmadınsa saygı kelimesini de literatürümden atıyorum gerçektende zoraki dayatma neticesinde soğuk ruhsuz bi sözcük dış görünüşe göre değer biçip sana öğle saygı duyuyorum o için sevgilerle diyorum ey halkım ey milletim
??? #155
''Paşalarım katı budalalıkları içinde gelip bana erdemden sözediyorlardı - işte töreler bozuluyor diyorlardı . bunun için imparatorluk çöküyor . yasaları ağırlaştırmak gerek daha sert cezalar bulmak gerek aykırı davrananların kafalarını kesmek gerek... ama ben böyle düşünmüyordum - belkide gerçekten kesmek gerek kafaları ama erdem herşeyden önce tutarlılıktır insanların çürümeside insanlara temel olan imparatorluğun çürümesidir herşeyden önce çünkü imparatorluk canlı sağlıklı olsaydı insanların soyluluğunu ateşlendirirdi ve babamın sözlerini hatırlıyorum insanların durumunda kusursuzluktur erdem kusur yokluğu değildir bir kent kurmak istersem serseri ve ayak takımını alır güç yoluyla soylulaştırırım çapulculuğun tefeciliğin yada ırza saldırmanın bayağı sarhoşluğundan başka sarhoşluklar sunarım ona'' işte senle bu noktada anlaşamıyoruz oksoperi senin sunumuna imparatorluğundakilerin ne denli yatkın olduğu ile ilgili... bir tanrısal erdem olan hüsnü mutlağa ( kusursuz güzellik) en yakın olanla olmayan arasındaki belirgin çizgi sunumu almak için açık olanla o vasfı taşıyanla kapalı olan arasındaki belirgin fark.. hani senin bilboa ağaçların vardı oksoperi hani ufak fidanken koparılıp alaşağı edilmezse kökleri genişleyip her tarafı saracak başka fidanların mesela senin prensinin gül fidanının gelişimine olanak tanımadan gezegeni sarıp çatlatacak olan bilboa ağaçların.. onların yok edilmesi .. budamı önemli değil oksoperi budamı neden değil.... '' işte boğumlu kollarıyla kenti kurmaya başlamışlardır gururları kule tapınak ve sur olur zalimlikleri büyüklük düzenden şaşmazlık olur işte kendilerinden doğmuş olan ve yüreklerinde kendileriyle değiştirdikleri bir kent için çalışmaktadırlar onu kurtarmak için surlarının üstünde öleceklerdir bu insanlarda en parlak erdemlerden başka hiç bir şey bulamazsın artık'' tüm zalimlikleri bu ise tüm sucları bu günahkar vücudlarını değiştirerek günahsız şehirler kurma inşaasında o şehrin surlarında ölmekse oksoperi elbette en parlak erdem uğruna ölmekte erdemdir '' ama sen toprağın gücü önünde gübrenin çürümüşlüğün ve kurtların kabalığı önünde tiksinti ile burun kıvırıyorsun önce varolmasını ve hiç kokmamasını istiyorsun insandan güçlerinin anlatılmasını ayıplıyorsun ve imparatorluğunun başına iğdiş edilmişleri yerleştiriyorsun onlarda kullanılma yeri bulunmayan güçten başka bir şey olmayan günahın ardından koşuyorlar .. ardından koştukları şey güç ve yaşam sonra onlarda birer müze bekçisi oluyor onlarda ölmüş bir imparatorluğu bekilyorlar'' doğru tiksinti duyuyorum ama... bu tiksintim nicelik bakımından.. az gübre çok toprak olsa eriyip kaybolup gidecek ancak her yan gübre olupta toprak kalmayınca yetişmiyor fidan ve ben o fidanı beklediği sürece o müze bekçisini bekçiliğime seçerim güç peşinde koştuğunu bilmem fidanımı güçlü olan birinin koruduğunu bilmem sayesinde ben ölsemde müze bekçisi onıun yerini alacak bekçi sayesinde fidanımın yeşil kalacağını bilerek ölmemle imparatorluğum ölsede kent kurma umudum ölmez oksoperi.. ''dağ servisi toprağın çamuruyla beslenir ama onu güneşle beslenen sık yapraklara dönüştürür derdi babam dağ servisi çamurun kusursuzlaşmasıdır derdi erdem olmuş çamurdur.. imparatorluğunu kurtarmak istiyorsan coşkusunu yarat onun insanların davranışlarını arıtacaklardır ve aynı eylemler aynı devinimler aynı istekler aynı çabalar yıkacak yerde kuracaklardır kentini'' dağ servisinin kusursuzlaşması çamurla mümkün olabilir ancak insanın kusursuzlaşması çamurdan arınmasıyla mümkündür oksoperi... '' şimdi kulak ver sözlerime: kentin tamamlanmıışlık yüzünden ölecek çünkü aldıklarıyla değil verdikleriyle yaşıyorlardı hazırlanmış erzakları birbirilerinin elinden kapmak için inlerinde birer kurt olacaklar yeniden zulmünle onları yıldırırsan inde kurt yerine ahırda sığır olurlar çünkü bir kent hiçbirzaman tamamlanmaz ancak coşkusuz kaldığım zaman söylerim yapıtımın tamamlandığını önceden öldükleri için ölürler o zaman ama kusursuzluk erişilen bir erek değildir tanrıda değişmedir ben kentimi hiç bir zaman tamamlamadım .. işte bunun için kafaları kesmenin yeterli olacağına şüphe ile baktım bozulmuş biri varsa ötekileride bozmasın diye kesmek gerekir elbet içi geçmiş meyvayı kilerden hasta hayvanı ahırdan atarcasına ama kileri yada ahırı değiştirmek daha iyi olur çünkü önce onlar sorumludur'' keşke kelimelerin üzerinde oynayıp onların anlamlarını değiştirebildiğimiz gibi insanların yerini değiştirmekle kendilerini değiştirebilseydik oksoperi ne mümkün oksoperi çürük elma hasta hayvan kokmuş gübre pis solucan heryerde aynı ve tüm değişimine rağmen hilkatın değişmez kuralı yedisinde neyse insan yetmişinde o çinde caponyada almanya amerika farketmez burda neyse ordada değişmez oksoperi... '' yola getirilebilecek olanı ne diye cezalandırmalı? bunun için şu duayla seslendim tanrıya tanrım gocuğunuzdan bir parça verin de büyük dilek yükleriyle birlikte bütün insanları barındırayım altında.. yapıtımı bozarlar korkusuyla üstlerini örtemediklerimi boğmaktan bıktım ötekileri ve geçici gerçeğimin tartışma götürür iyiliklerini tehlikeye attıklarını biliyorum ama onlarında soylu olduklarını onlarında gerçeği getirdiklerini bilmiyor değilim'' geçici gerçeklik : bu gün gerçek bildiğimizin yarın yok olup gitmesi çürümesi belki dün senin gerçekliğin bu gün gerçek değilse bugün benim gerçeğimde yarın gerçek olmayabilir oksoperi ama üst örte örte örtüyü örterken fırlayan boğazıma yapışmış ellede ben boğulmaktan bıktım oksoperi .. bilboa ağaçları arsında kök salamamaktan salınmış köklerin kurumasından bıktım ve erdem sen ne kadar tamamlayamazsın desende o yapıtı yapmak o kenti inşaa etmekte yada onun ümidiyle beslenmekte oksoperi ikimizin de su götürmez gerçeği kusursuzluğu yakalayamıyacağımız yan yana duran iki yıldızdan birinin iri öteki ufak beriki solgun şu parlak olmuş olması gerçeği aksi zaten tanrılaşma .. kendinden insanlığından çıkma oksoperi .. kusursuz güzelliğin güç egemenliğinle senden olmayanların hakikati erdemi aramasını hem yer altı hem üstünden görünmeden izleme gerçeği erdemse bulamayacağını bile bile onu hakikati arama kuramayacağını tamamlayamayacağını bile bile kent inşaa etme coşkusu ..ve bu çoşku arasında kaybolup yerini yenilere devretme hevesi ne utanılası ne yerilesi insanlığın insan olmanın gereği oksoperi güzel sevgili dostum ... farklı yollardanda arasak aramanın erdemi yoldaki susuzluğu unutturuyor oksopeeri...
??? #157
merhaba, benim bir sorum var hikaye roman yazan, bu yolda uğraşan herkese. bir kaç gündür düşündüğüm bir şey vardı: ama dün gece bir kez daha emin oldum. benim roman kahramanlarım beni dinlemiyor. ben yazıya bir yol ile çıkıyorum. sonra onlar başına buyruk mevsimleri değiştirip, benim tahmin etmediğim replikler de dolaşıyorlar. kendi içlerinde bir bütünleri var ama yine de bu bana biraz tuhaf geldi. * allah aşkına biri söylesin, sizin kahramanlarınız da yapıyor değil mi bunu? yoksa benimkilerde mi var bir tuhaflık!
??? #158
Romanın gerçekliğine hoşgeldin! Roman kahramanları adına konuşamazsın, onları kendi istediğin yöne çekemezsin. Ağızlarına ağır cümleler koyamazsın veya filozofları konuşturmaya kalkıştığında, düşüncelerin zayıf ifade edildiği eleştirisiyle karşılaşırsın. Onların kendi gerçeklikleri ve gururları var. Ah keşke roman yazarları (novelistler) kadar, okuyucu da o kahramanların kendi sözlerini söylediklerini anlayabilseler. Diğer yandan yine de onları az da olsa kontrol edebilirsin. Kafanda önce romanın yürüyeceği yolun bir taslağını belirleyerek o kişilerin gidecekleri yolu, kaderlerini iyi kötü bilebilirsin. Anna Karenina'nın intihar edeceğini Tolstoy başta biliyordu. Ama denilene göre ancak romanın yazılışı sırasında A Karanina kötü, şerefsiz bir kadından sevilebilir, en azından acısı paylaşılabilir bir kadına dönüşmüş. O karakterlerin ayak diremesi, onlara kimi zaman söz geçirememem inanılmaz bir keyif benim için. Anlatım ve kurgu da sürekli yeni yollar denemekte. Şu aralar hayali bir film üzerinden ilerlemeyi bir kolaylık olarak görüyorum. Hepimiz o kadar çok film izlemiş durumdayız ki, sinema yapısının üzerine romanı oturtmak adeta genetik haritamıza işlemiş bir kolaylık. Ben kişileri yarattıktan ve üstün körü bir yol haritası çizdikten sonra, sözde sahneler üzerinde üzerinde duruyorum. Bu sahnelerin üzerine yazım sırasında fikir tartışmaları ister istemez oturuyor, ama bu benim bir saplantım, çoğu kişi fikirleri romanın konusunun kenarında görür...
??? #159
Yazacağı romanı sayfa sayısına kadar hesap edebilmek benim harcım değil, sanırım tarzım da. Sanırım zaman geçtikçe onları daha iyi tanıyorum. Başta kurguladığıma yakın gidiyor ve sonunu da biliyorum. Bunları değiştiremezler! Ama galiba belli bir özgürlük alanı tanıdım onlara, ortaya çıkarmak istediklerimin zamanla demlenmesini beklemeyi hesap ediyorum belki de. Belki de henüz hazır değilim/değiller. Bunu da zaman ortaya çıkaracak elbette. ** En büyük keyfim, bilgisayarımın başına geçip, onların neler yapacaklarını görmek oluyor. Bitirdiğim her bölümün sonunda başa dönüp, onları yeniden ve yeniden keşfetmek çok hoşuma gidiyor. Bu ara pek haylazlar, ne yapacakları pek belli olmuyor ama şimdilik böyle kalmalarına izin vereceğim galiba.
??? #160
--Previous Message-- : merhaba : amatörce yaptığım kitap yazma çalışmalarıma : destek arıyorum.şu an"BİREY VE : TOPLUM" konulu çalışmayla : ilgileniyorum.daha önce "TÜRKİYE'DE DİN : VE VİCDAN HÜRRİYETİ","POZİTİVİZM : VE GERÇEKLER"isimli esrlerim : yayınlandı.ilgi ve teveccühünüzü : beklerim.saygılarımla teşekkürler. : ismail : ötegen :
Başa Dön