"Sanat, hayatın bir yansımasıysa, bugün bir ayna kırıldı ve her parça ayrı bir roman oldu." - Oscar Wilde (kurgusal)"

Yaratıcı Yazarlık

İlk Roman

71 görüntülenme · 463 ileti
??? #441
Sanal Pinokyo: Bir yıllık kalkınma politikasını nasıl açık arttırma usulü sattılarsa ve bunun karşılığı insanları belirsiz, cansız editörlerin maskarası yaptılarsa ve hala cansız isimleri boş uğurlarda kullanıyorlarsa ve büyümek gibi (kilo bazında değil) bir telaşımız yok, diyen mantaliteye sorulması gereken hatta günlük vizyona hâkim bir filmde dahi (BARDA) ismini duyurabiliyor buna karşın kendi yılgınlığını ilk göz ağrısı, kurduğu bu siteye yansıtıyorsa… Diren (ç) bitmiştir. Deniz kurumuş, çöl hayal olmanın önüne geçmiş, demektir. Polemik hakemi olmanın önüne geçemeyen, kızdığında ama sadece kızdığında sarı veya kırmızı kartını göstermekten çekinmeyen oysa gözlerini her sokak köpeğine esir veren, şeytanın karısı ile kaçamak yapmaktan kaçınmayan, paletine düşen renkler ve minik fırçası ile parmaklıkları boyayan, arızalı bir şohpenin ışığını yakmak için çabalayan bir direnç olmazsa, olmaz.
??? #442
ben buranın yeni üyesiyim ve hastalıklı bir ruhum, bir bedenim var biraz asabiyim, ama emin olun iyi düşünen ve ortaya yeni birşeyler koymaya çalışan biriyim..... ben Allah'l çok seviyorum; o bana anlemle bile yüzüm örtülü olmadığı sürece sohbet edemiyecek bir hastalık vermiş olsa da, yine de onu çok seviyorum... hem bir taraftan alırken güzellikleri, d,ger bir yandan da fazlasıyla vermiş. Ne mi diyeceksiniz: Diğer insanların çoğunda olmayan bir zeka, bir görüş, bir anlatım ve mükkemmel birkaç dost vermiş... Hayatım boyunca şükretmeyi öğrendim ve tecrübeyle sabittir ki isyan etmek insana hiçbirşey kazandırmıyor... herşeye ragmen eldekiyle mutlu olmayı öğrenmeli insan!.... sadede gelirsek; neden izedebiyatta işlem yaparken dinlenecek bir müzik yok? hem böylece işlem yaparken sıkılmamış ve daha çok vakit geçirmiş oluruz... saygılarımla; musab
??? #443
Kaç aydır yazıyorum düşüncelerimi belirtiyorum.Ama hiçbir sonuç yok.Buradaki herkes kendi arasında tartışıyo ilerisi YYOKKKKKKKKKKKKKKKKKKKK
??? #444
BİR SÜPER KAHRAMAN DOĞUYOR Erdal, vergi dairesinde çalışan bir gelir memurudur. İşini severek yapan birisidir. Birçok gece geç saatlere kadar çalışarak devlet baba için vergi toplardı. Onun topladığı vergilerle çocuklar için parklar, okullar yapılıyordu. Çocukların annelerine ve babalarına çalışacakları iş veriliyordu. Yine bir gece Erdal geç saatlere kadar işyerinde çalışıyordu. O kadar yorgundu ki birden kendinden geçiverdi. Karşısında yemyeşil, uçsuz bucaksız bir ova belirdi. Rengârenk açan çiçekler, cıvıl cıvıl öten kuşlar çevresini kaplamıştı. Aniden karşısında zarif kanatlarıyla, etrafı altın tozlarıyla kaplı, ışıklar saçan çocuk peri beliriverdi. Peri: Merhaba. Ben çocuk peri. Uzun zamandır seni izliyordum. Geç saatlere kadar çalışarak kutsal bir iş yapıyorsun. Biz çocukların mutluluğu için vergi topluyorsun. Senin sayende bütün çocuklar parklarda oynuyor, okullarına giderek arkadaşlarıyla oynuyor, anne ve babaları iş bularak akşam onlara yiyecekler, tatlılar getiriyor. Bunların hepsini sana ve senin gibi çalışkan vergi memurlarına borçlular. Onların adına ben sana teşekkür ediyorum. Erdal: Çocuk peri, bende işimin ne kadar kutsal olduğunun farkındayım ve tüm çocukların mutluluğu için geç vakitlere kadar çalışıyorum. Elimden daha fazlası gelse daha fazlasını yapmaya çalışırım. Benim gibi birçok gelir memuru var. Onların hepsi geç saatlere kadar çalışıyorlar ve ellerinden geleni yapıyorlar. Peri: Haklısın. Ancak sen hepsinden daha çok çalışıyorsun. Erdal: Peki. Beni niçin seçtin çocuk peri? Peri: Seni tüm çocuklara daha fazla yardım edebilmen için seçtim. Erdal: Nasıl? Tam anlamadım. Peri: Sana tam olarak anlatayım. Sana bir tane posta kutusu vereceğim. Bu kutuyu yalnızca sen ve küçük çocuklar görebilecek. Hangi bakkal küçük çocuklara fiş vermezse küçük çocuklar o bakkalın adını bir kağıda yazarak vergi dairesinde duran bu kutuya atacak. Ve sen kişiyi bularak ondan kaçırdığı vergiyi alacaksın ve o bakkala ceza vereceksin. Bundan sonra senin adın vergimen olacak. Tanınmamak için ise sana vereceğim maskeyi takacaksın. Erdal: Severek yaparım ama hepsine nasıl yetişebilirim. Peri: Ben sana özel güçler vereceğim. Sen bu geçler sayesinde her an her yerde olabileceksin ve fiş vermeyen bakkallara gereken cezayı vereceksin. Güvenlik görevlisinin Erdal demesiyle Erdal kendine geldi. Az önce yaşadıklarının heyecanıyla tüm vücudu titriyordu. Gördükleri gerçek gibiydi ama. Bir bardak su içerek kendine gelmeye çalıştı. Çok canlı bir rüya görmüştü sadece. Hepsi bundan ibaretti. Az sonra kendine gelecekti nede olsa. O da ne ikinci birçok yaşadı masanın üstündeki ışıklı posta kutusunu görünce. Bu küçük perinin ona verdiği posta kutusuydu. Bunu ona vergi dairesine assın diye vermişti. Demek ki tüm gördükleri gerçekti. Artık yapacak bir şey yoktu. Perinin dediğini yapacaktı. Odadan çıkarak vergi dairesinin hemen girişine posta kutusunu astı. Işıl ışıl parladığı için hemen fark ediliyordu. Ama perinin demesine göre bunu sadece o ve çocuklar görebilecekti. Bundan emin olmak için güvenlik görevlisini çağırdı. Burada farklı bir şey görüyor musun diye sordu. Güvenlikçi ise ne demek istediğini anlamadığını söyledi. Bunun üzerine Erdal, çocuk perinin dediklerinde şüphe etmemesi gerektiğini anladı. Sabah olunca Erdal işe başladı. Masasına geçerek işlerini yapmaya koyuldu. Çalışınca zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordu. Ta ki kulağına bir ses "posta kutusuna bak" diyene kadar. İrkilerek kendine geldi. Hemen posta kutusuna yöneldi ve kutuyu açtı. İçinde bir tane kağıt vardı. Kâğıtta Bir bakkalın adı ve adresi yazılıydı. Hemen ne yapması gerektiği aklına geldi. Erdal, kendine sessiz bir yer bularak çocuk periye seslendi. Tam o sırada elinde maske belirdi. Ardından maskeyi taktı Erdal. O da ne birden süper kahramana dönüştü. Elinde duran kağıtta ki bakkalın içinde beliriverdi. O kadar hızlı olmuştu ki ne olup bittiğini kendisi bile anlayamamıştı. Onu gören bakkal donmuş kalmıştı. Yanında küçük bir çocuk onu çekiştiriyordu. "Hoş geldin vergimen ben tuğçe. Seni ben çağırdım.” "Merhaba tuğçe. Demek bu bakkal amca sana fiş vermiyor. Birde ona soralım bunu. Neden sana fiş vermiyormuş." Bakkal titreyerek "Kimse vermiyor bende ondan vermiyordum." Vergimen : Sen bilmiyor musun o vergiler ile okul, park, yol, hastane yapıldığını? Bakkal: Biliyorum ama bir tek benim vergimle ne olacak ki diye düşünmüştüm. Vergimen: Ama herkes senin gibi düşünürse hiç vergi toplayamayız. Bu sana uyarı bir daha böyle bir şikayet gelirse sana ceza veririm ona göre" Bakkal: Tamam Vergimen. Bundan böyle herkese fiş vereceğim. Sana söz. Vergimen: Tamam o zaman. Haber verdiğin için teşekkürler tuğçe. Ama Sen buradaysan kutuya nasıl kağıdı bıraktın. Tuğçe: Dün rüyama çocuk peri girdi ve bana verginin faydalarını anlattı. Fiş vermeyen olursa 3 defa vergimen diye söylememi ardından bakkalın adını ve adresini söylememi istedi. Bende öyle yaptım. Vergimen: Şimdi anladım. Neyse bana müsaade. İşler beni bekliyor. Haydi, sağlıcakla kalın. Diyerek gözden kayboldu. Yazar: Erdal AKKOYUN erdalakkoyun@hotmail.com
??? #445
Bende bu aralar çok şey yazıyorum.Bol bol okuyorum.Yazar olmayı çok istiyorum.İnşallah da olacağım.Değişik konular seçmeye çalışıyorum.Henüz 15 yaşındayım ve daha iyi şeyler yapacağıma inanıyorum :)
??? #446
foruma yeni üye oldum.herkese merhabalar diyorum.inşallah paylaşımlarımız bana fayda sağlar ve ben de bir nebze olsun yeni romanımda cesaret edinmiş olurum.ilk romanımı tamamladım,kapak çalışmaları,önsöz ve özgeçmişim de hazır.yalnızca kitabı yayınlayacak kitap eviyle anlaşmam kaldı.bu konuda çok büyük tereddütlerim vardı.araştırmalarım sonucunda Ankara'da bir yayıncı buldum.tabii içimde yine bir çok kuşku var,şehirlerin ayrı olması en büyüğü.ben İstanbul'da onlar Ankara'da.nasıl olur bilmiyorum ama işte söylediğim gibi cesarete ihtiyacım var biraz.adım atarken neye dikkat etmem gerekiyor?sözleşme hala ben de,son kararımı verip artık basım yaptırmam lazım.kitabımı kendim bastırsam mı daha iyi olur,yoksa belirli bir ücret verip kitabevine mi bastırtsam?sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz?
??? #447
kitap okumanın,edebi bilgilerimizi nasıl geliştirdiğini çok iyi biliyorum.insanın vizyonu gelişiyor,bunun üstüne bir de kelime dağarcığı genişliyor.ilk romanımı yazmaya başladığımda oturdum ne yapmaya karar verdiğimi anlamaya çalıştım.sonrasında hemen araştırmalar yapmaya başladım.okudum,okudum,okudum...etkilendim,doldum bilgiyle taştım sonra bunlarla bir yerden başlamaya niyetlendim.başladım ve bir buçuk sene sonra da tamamen bitirdim.demek ki,isteyince ve donanım eklenince herşey olabiliyormuş!
??? #448
kitap okumanın,edebi bilgilerimizi nasıl geliştirdiğini çok iyi biliyorum.insanın vizyonu gelişiyor,bunun üstüne bir de kelime dağarcığı genişliyor.ilk romanımı yazmaya başladığımda oturdum ne yapmaya karar verdiğimi anlamaya çalıştım.sonrasında hemen araştırmalar yapmaya başladım.okudum,okudum,okudum...etkilendim,doldum bilgiyle taştım sonra bunlarla bir yerden başlamaya niyetlendim.başladım ve bir buçuk sene sonra da tamamen bitirdim.demek ki,isteyince ve donanım eklenince herşey olabiliyormuş!
??? #449
Öncelikle sizi tebrik ederim. İlk kitabınızı bitirmekle yazarlık kariyerinde önemli bir virajı aşmış oldunuz şahsen ben henüz başaramadım. Foruma uzun süredir üye olmama rağmen bu ilk mesajım. Onuda artık profesyonelliğe geçmekte olan bir yazara cevaben yazmak hoş bir duygu. İlk kitabınızın basımı hakkındaki sorunuza benim yanıtım yayınevine bastırmanız. Naçizane görüşüm bu. Çünkü yayınevi sadece basmak yerine dağıtımı da daha kolay yapar. Sizin için dağıtım işi biraz zor olabilir...Yeniden tebrik eder başarılarınızın devamını dilerim.
??? #450
Ne zaman bir yağmur yağsa karanlık dünyamı aydınlatan bir gökkuşağı içinde kaybolan bir saydam renk gibi hissederim kendimi.her yağan yağmur benim yaşadığım hayat kadar tatsız olsa da tabiatı canlandıracak kadar kudretli.iliklerime kadar ıslanmak istedim hayta veda etmek için değil,her bahar yeşeren toprak gibi yenilemek istiyorum kendimi.bedenim ne kadar beni istemese de onu ayakta tutacak kadar da ruhum ölmedi her bahar gelişinde canlanan tabiat gibi yeniliyorum kendimi.
??? #451
Günlük tarzında bir roman...Yazılmayalı çok olmuş gerçek bir yaşam hikayesi... Kitap çıkmadan önce kapağı bile merak edilecek...
??? #452
Bu arada ben aynı zamanda izedebiyatta yazıyorum.Fakat forumlarda bu belirtilmiyor...Bunun için ne yapabileceğimi de bilmiyorum.
??? #453
YAŞAYAN HAYAT HİKAYELERİ ÇALIŞMALARIM YER ALMAKTA DEĞERLENDİRMEK İSTİYORUM
??? #454
Evet Bir zamanlar bir takipçinin yanında çalışıyordu ve bir çok hayalleri vardı bunlar bitaneside bir gün ünlü bir Oyuncu olmakdı bunun olmasını beklemek en iyi çare diye dusundu yıllarca taki o gune kadar birgün arkadaşlarıyla muhabbet ederken ünlülerin daha önceleri yani ünlü olmadan önce ne yaptıkları konusu açıldı derken muhabbet koyulaşıp gitti.Herkes kimlerin nerelerden buralara geldiğini anlatıp duruyordu bazıları küçüklüğünde uyuşturucu tacirliği bazıları garsonluk bazılarıda gundelik karşılığında bazı bürolarda çalışmıştı.Aklından İse benm onlardan neyim eksik die söyleniyordu ve muhabbet bitince en yakın bir net cafeye girip kendisine bir pc açtırdı sonra arama motorundan film şirketlerini araştırmaya başladı ve birkaç numara buldu bu numaraları cebine koyup cafeden cıktıkdan sonra biras gezindi ve hayaller dünyasının kapısını çaldı biras hayal kurdukdan sonra evine donup yattı.Sabah olunca hemen bir telefon bulup dün akşam almış oldugu numaraları birer birer çevirmeye başladı fakat her numaradan ya biz sizi daha sonra ararız yada tamamen olumsuz bir cevap alıyordu elinde kalan son numarayıda çevirdikden sonra telefondaki ses onunla dalga geçmek için siz bizim gibi ufak çaplı firmalarda iş bulmazsınız biz size hollwood dan bir şirketin tel no verelim onlarla konusun dedi.Bu teklifi olumlu karsıladı ve son umu olarak tel noyu aldı numarayı alırken karsıdaki kişinin onunla dalga geçtiğinden haberi yoktu ama o bunu 90 + 3 de gelebilicek bir gol olarak görüyordu.Numarayı aldıkdan sonra biras gezdi biraz vakit geçirdi ama sabırsızlanıyordu ama bir türlü telefon açmayı cesaret edinemiyordu çünkü bu onun son umuduydu ve olumsuz bir cevap almak onu yıkabilirdi hiç olmassa aramadan önce içindeki umut adında bir ufacık bir mum ışıgı vardı.Biraz zaman geçirdikden sonra cafeye gitti cafede yakın arkadaşlarından biri vardı yanına gitti selam verip yanına oturdu ve derdini anlatmaya başladı arkadşı anlattıklarını samimi bir şekilde dinliyor ve ona umut verici şeyler söylüyordu ardından aldığı telefon numarsını anlattı arkadaşıda ona aramasını söyledi böyle zombiler gibi sürekli hayaller kurup kendini bitireceğine arayıp içindeki kuşku ve şüpheleri bitirir ve bunu bir sona bağlarsın dedi birazda gaz verdi ona çünkü onun bu gaza ihtiyacı vardı biraz düşündü ve tamam dedi arıyacağım ve telefon numarasını çevirdi karşısına yumuşak ses tonulya konuşan bir kız çıktı ama aradıgı numara yabancı oldugu icin kızda yabancı bir dille konusuyordu konustugu dil ingilizce idi ama o hiç inglizce bilmiyordu ama arkadası biliyordu telefonu arkadaşına uzatıp onun için konuşmasını rica etti o da bu teklifi kırmayarak telefonu aldı telefonda ki kızla bir süre konustukdan sonra telefonu kapattı ilk başta arkadaşına üzgün bir yüz ifadesiyle baktı bu yüz ifadesi olumsuz geçtiğini anlatıyordu sanki Kutlu kafasını eğdi anladım dedi ama arkadaşı ona şaka yapmıştı aradığı firma yeni bir proje üstünde çalışıyordu ve yeni bir yüze ihitiyacı vardı ve ona fotoğraf ve kısa bir özgeçmiş istemişler 2 gün sonra arayacaklarını ve adresi vereceklerini soylemişlerdi Kutlu bu sözleri duydukdan sonra hemen bir foto dukkanına gitti ve 6 tane fotopraf çektirdi sonra eve gidip masasının başına geçti ve öz geçmişini yazmaya başladı butun işlemler bittikden sonra arayacakları günü beklemeye başladı ve söyledikleri gün yani aradıkları günün 2 gün sonrasında bir telefon geldi ve adresi verdiler hemen bir zarfla istanbulda burosu bulunan firmaya gonderdiler onlarda bunlaru hollywooda yani amerikaya postaladılar. Kutlu artık hollywood dan gelcek cevabı bekliyordu ve beklenen cevap 1 hafta sonra istanbulda ki burolarından geldi cevap olumluydu ve hollywooda bekleniyorlardı.Bu onların önündeki bir zirvenin yolumuydu bu haber onu çok mutlu etmişti öyle ki ayakları yerden kesildi nerdeyse bir anda bu seviç yerini sıkıntıya bıraktı çünkü cebinde yol parası yoktu ama arkadaşı bu problemi çözmekde kararlıydı o günün akşamı bütün tanıdklarını dolaşıp borç para istedi ve sabahına gereken miktarı bulup Kutluya verdi bu parayı kabul edemeyeceğini söyledi Kutlu ilk başta ama arkadaşının ısrarı üzerine kabul etti hemen vize işlemlerine başlanıldı pasaportuda cıkarttıkdan sonra ilk önce istanbula ordanda ilk uçakla hollywood a gitmek için yola koyuldu herşey olumlu geçmişti hollywooda indiğinde elinde bir tek adres kagıdı vardı ve 100 dolarda parsı vardı havaalanından bir taksi çevirdi ve elindeki adresi taksiciye verip oraya gitmek istediğini el kol hareketleriyle belli etti ve sonra yola koyuldular ve tam istediği adresde onu indirdi ve şöyle bir etrafına baktı ve onunde bir kapı kapının yanında da bir kulube gordu ardından kulubeye dogru yurumeye basladı kulubenin yanında geldiğinde ne anlatacaıgını bilmediği için ona kimliğini uzattı gorevli kimliğe şöyle bir baktıkdan sonra içeriye telefon actı biras konustu sonra telefonu kapatın kimliğe uzattı ve ardından kapıyı actı içeri girdiğinde onu almaya gelen birini gordu ona doğru yurumeye basladı ona doğru gelen adam ona hiçbirşey demeden kolundan tutup bir studyoya soktu ve hemen yönetmenle bulusturdu yönetmen ona bişiler söylemişti ama o söylediklerinin bir tekini bile anlamıstı ve yönetmende bunun farkına vardı hemen bir tercuman cagırttı.Tercuman geldi ve ona tercümanın agızından -Bak dostum seni buraya cagırtmamın nedeni daha önce telefonda da konustugunuz kişinin de söylemiş oldugu gibi bir proje üstünde calısıyoruz ve yeni yüzler arıyoruz ama senin için tek bir rolum var onemli sayılır guvenlik görevlisini oynuyacaksın sadece bunun için sana 60.000 dolar vericez kabul edersen eğer hemen kontrat hazırlatıyorum. Kutlu bu kadar yolu 60.000 dolar içinmi geldiğini düşünemye başladı çünkü onun istediği büyük bir roldu ama teklifi kabul etti ve hemen bir kontrat yapılıp imzaladı böylece ilk deneyimini yapmak icin kolları sıvamaya basladı aksam oldu hersey toparlanırken biraz gezmek icin patronundan avans istedi ve 1.000 dolar aldı gezmek icin dısarı cıktı ki kapıdan cıkarken yanında setten arkadaslarıda vardı bir adam geldi elinde bıcak vardı ve yanında ki genc bir kızın ustune doğru yuruyordu bunu farkeder farketmez elinde bıcakla gelen adama sol ayagınn dısıyla öyle bir tekme attı ki boylesi sadece hayal edilebilirdi cunku sol ayagını sagdan sola dogru adamın tam yuzunde patlattı o kadar hızlı yaptı ki bunu kendiside havaya kalkmıştı gözlerini actıgında yuzu studyoya donukdu ve arkasında adam sırt ustu serilmiş bir vaziyetti ki bu tekme onun hayatını değiştiren bir vuruş oldu ve çünkü onun attıgı tekmeyi saniye saniye izleyen yönetmen artık oynatacagı basrol oyuncusunu bulmustu ve Kutlu için şöhret kapısı aralanmış bulunuyordu ve herkes onu alkıslamaya baslamıstı ve ertesi gun bütün gazetelerde ismi ve attıgı tekme konusuluyordu ve Güneşin Hıçkırıkları adlı fiLmde başrol oyuncusu olarak işe başlamış ve oyunculugu cok beğenilmiş ve arkasından 17 tane filmi ard arda cekmeyi basarmıs ve butun zamanların en iyi oyuncusu olmayı başarmıştı aldıgı ödül ve paraların haddi hesabını kendide bilmiyordu artıq....
??? #455
iLk defa böyle bişi denedim umarım hoşunuza gider profesyonel biri değilim ama hayallerim geniş oldugu için bir profesyonel gibi yazabilirim yazmak beni rahatlatan 3 şeyden biridir :D evet böyle yazdıgım bikaç tane daha war ama size saçma gelebileceği şüphesiyle onları koymadım artıq hadi eyv. :D
??? #456
buraya böyle roman filan yazıyorus ama hiçbir faydası nı görmedim ne tartışılıor nede biri gelip bunları okuyor biryerlere gelebilmek için biryere gelmiş kişilerin dağın zirvesine giden yolu parmakla göstermesi lazım hayır onuda geçtim en azından yazılan yazılarla ilgilenilmesi bişiler yapılması lazım yapan yokmu yoksa bu site neden kuruldu o saman kelime haznesini geliştirmek içinmi balzac warken neden burda bunları okuyayım :)
??? #457
Düşüncenize katılmıyorum.Aslını isterseniz kendini pazarlayabilme diye bir deyim vardır.Bunu bir-iki hafta yapıp kendinizi ve burada yazdığınızı birkaç yere duyurduktan sonra acayip güzel tepkiler almaya başlıyorsunuz.Bir deneyin derim...
??? #458
Romanının tutup tutmayacağı tartışılıyor burada. Ben konuyu biraz saptırarak, "roman nasıl yazılır"a ve "iyi roman nedir"e getirmek istiyorum. Lakin güzel bir romanın, satsa da satmasa da, değeri ortadadır. Bence hakiki romancıların kafa yormaları gereken konu budur. Aklımda daha birçok soru ve görüş alışverişinde bulunma ihtiyacı duyduğum konu var... Bu konularla ilgilenenler çıkarsa, burada tüm roman yazarlarını kendine mıknatıs gibi çekecek, her tür deneyimin ve birikimin paylaşıldığı, güzel bir tartışma ortamı yaratabileceğimize inanıyorum. Roman yazarlığı teknik ve disiplin zorunluluğu açısından diğer tüm türlerden farklı bir yerde durur. Önce disiplin kısmına değineyim. Küçümsemek gibi bir gayem yok; lakin bir şiir, bir oturuşta yazılıp bitirilebilir. Ortaya bir şaheser çıkabilir, ama çoğu kez milyonlarca gündelik şiirden oluşan bir şiir deryasında yitip gidir... Bir romanın ise bitirilmesi bile başlı başına bir başarıdır. Bir öykü, biraz daha uzun vadeli çalışmayı gerektirse bile, aynı şekilde uzun soluklu bir macera olmaz çoğu kez. Çehov gibi büyük öykücüler, öykücülüğü "yeniden yarattıkları" için büyüktürler. Yani öykücülük sanatına, "hadi şunun öyküsünü yazayım" demeyip, "öykücülük nedir?" sorusuna kafa yordukları için. Roman yazarlığı bunların ikisinden de ayrılır. En temelden başlamak gerekirse düzenli çalışmayı gerektirir. Bir romanın çalışmasının sürdüğü bir ya da birkaç yıl boyunca en ufak bir kafa dağınıklığına izin vermez. Vapurda, otobüste, trende, hatta tuvalette ya da yemek pişirirken bile... her yerde yazar romanıyla yaşar. Çoğunlukla yazarlar yazdıkları romanlardan geçim sağlayamadıkları için çalışmalar gece geç saatlerde ya da sabahın erken saatlerinde olur. Bu çetin bir hayat düzenidir, ve gündüz vakitlerinin "romansız" geçmesi anlamına gelmez. Gündüz, gece ya da sabah yazılacaklar kafada, bilinçaltında toparlanır, vakit bulunabilirse araştırmalar yapılır. Ben yaklaşık bir yıldır sabah saat altıda uyanıyor, saat dokuzda işe gidene kadar (neyse ki işim geç başlıyor) bilgisayar başında oturuyorum. Her gün üç saat ayrılarak bir romanın aşağı yukarı bir yıl içinde tamamlanabileceğini düşünüyorum. İkincisi teknik... Roman, teknik bilgiler olmadan yazılamaz. Şiir "ilham" denen muğlak ve mistik güce dayanır (elbette güzel bir Türkçe bilgisine de), öykücülük deneyimleri gözlemlemeye bakar çoğu kez. Roman ise her ikisine en az diğerleri kadar ihtiyaç duymakla birlikte üçüncü ve en ufak bir muğlak tarafı olmayan bilimsel bir başka güce dayanır. Romancılık kurgu işidir. Kurgu da okura "keyfi" görünse de, asla olamaz. En başından rasyonel olmalıdır, tutarlı olmalıdır. Kurgu ilhamla gelmez, keşfedilmez, olsa olsa öğrenilir. Bunun için başka romanların incelenmesi, bu konuda gerekirse kitapların okunması gerekir. En önemlisi de bir roman yazmaya başlamadan önce ince ince tasarlanması gerekir. Sayısız roman yazmış olmama rağmen, hâlâ kurgu denen ögeye yeterince hakim olmadığımı rahatça söyleyebilirim ve bu yüzden yazdığım hiçbir şeyden memnun kalamadım bugüne kadar. Yaratıcı yazarlık kursları mevcut. Ama ben iyi bir romancının illa "iyi bir roman eğitmeni" olabileceğini düşünmüyorum. Ne yazık ki iş, çok büyük ölçüde tekniğe dayansa da, öğrenilecek herşeyi yazar adayı kendi başına öğrenmelidir. Birkaç yüz yılı geçmeyen "romancılık" paha biçilmez bir mirasa sahiptir. Cervantes, Faulkner, Thomas Mann, Dostoyevski, Tolstoy, Steinbeck, Graham Green... İyi bir roman yazarı, iyi bir yazar olduğundan çok, iyi bir okur olmak zorundadır. [[B]]Bunun bir tartışma ortamı olmasını diliyorum. İlk romanlarını yazan arkadaşlar, deneyimlerinizi lütfen paylaşın. "Nasıl ünlü olurum?" sorusundan uzak duralım, roman yazmak bir sanattır, önce bu sanatı başaralım, sonra pazarlama ve pazarlanma tekniklerini de konuşuruz. [[/B]] Saygılarımla, M. Doğan NOT: Bu tartışmanın yürüyebilmesini içtenlikle diliyorum. Ama sanırım bazı kuralları önden koymamızda yarar var. - Herkes birbirini duyarak yazsın yazacağını. - Birileri bir soru sorduysa, öncelik o soruyu yanıtlamada olsun. - [[U]]Teknik[[/U]] konusunun altını çiziyorum. Romancılığın çok önemli bir boyutu teknikustalığı gerektiriyor çünkü. Tıpkı bir müzisyenin notaları bilmesi ve aletleri tanıması gibi. O yüzden burada "edebiyat yapmayalım", roman sanatını soğukkanlılıkla ve akıllıca tartışalım. - [[I]][[B]]Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp.[[/B]][[/I]] Hepimiz birbirimize yardımcı olabiliriz.
??? #459
Gerçekten de roman yazmak sabır işi. İlk romanını yakın zamanda tamamlamış biri olarak sıcağı sıcağına söyleyebilirim bunu. 2-3 ay kadar kurgusunu oluşturduktan ve yaklaşık 1 ay da gerekli araştırmaları yaptıktan sonra 1 sene kadar yazımı sürdü çalışmamın. Ucu belirsiz, belki de amatörce bir heves olarak kalabilecek bir çalışmaya bunca zamanı ve emeği verebilmek için öncelikle yazma tutkusunun içinize kaçması gerek. Bazen rüyalarıma bile girdi de oradan esinlenerek bölümler yazdım inanın. Evde, işte, arabada, her yerde aklınızda devamlı o var. Bence gerekli de zaten, kurgudaki ipin ucunu kaçırmamak için. Hiç kimse "burası alakasız ya da gereksiz olmuş" diyememeli. Kimi günler vakit ayırabilmek için sabahın 6'sında kalktığımı, evden çıkış saatime kadar çalıştığımı, hafta sonlarını eve kapanarak geçirdiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Eninde sonunda bittiğinde hissettiğim keyfi anlatmaya sayfalar yetmez. Sonrasında doğal olarak herkesle paylaşmak istiyor insan bu emeğini. O noktaya yeni gelmiş biri olarak ahkam kesemeyeceğim, ama bu yola benden önce çıkmış amatörlerden aldığım duyumlar hiç de iç açıcı değil. Yayın evlerinin duyarsızlığından yakınıyor herkes. Bakalım göreceğiz. Her ne olursa olsun ben aklımdakini yazdım ya, o keyif de bana yeter!
??? #460
[[B]]İmgeci Toplumcu Roman Manifestosu[[/B]] Sürekli artan bir ivmeyle hızlanan teknolojik gelişmeler bağlamında nesnel gerçeklik, çağdaş roman okurunun alımlama tavrını değiştirmektedir. Televizyon ve internet üzerinden, yoğun bir şekilde, hızlı ve değişken görsel alımlama süreçleri yaşayan günümüz roman okuruna yazılacak olan romanlar, bu görsel alımlama alışkanlığına koşut olarak sinematografik özelliklerden kaçınılmaz bir şekilde yararlanmak zorundadır. Hızlı kurgulanmış hayatlar yaşayan günümüz insanının okuyacağı romanlarda, sinemadaki hızlı kurgu tekniği kullanılmalıdır. Daha ötesi romancı, romanını, kafasının içinde film çeker gibi sekanslar halinde yazıp görsel etkisini somutlaştırmaya çalışmalı ve hızlı hayatından dolayı odaklanma sorunu yaşayan okurun ilgisini ayakta tutacak çarpıcı ve hızlı bir kurguyla romanını kotarmalıdır. Hız üzerinden kendini var eden günümüz insanının, oylumlu ve akıcılıktan uzak bir metne yoğunlaşması beklemez. Bu bağlamda imgeci toplumcu roman, kısa olmalı; kurgusu, dili ve olay örgüsünün yapısıyla bir solukta okunabilmelidir. Ve/ ama ilk okunuşta tükenen bir metin olmamalı; okurda tekrar okuma gereksinimi oluşturacak bir yapıda olmalıdır. Bunu da, romanı her okuyuşta, yeni çağrışımlar geliştirebilecek imgesel bir dille yapmalıdır. Yani,şiir ile düzyazı arasında bir roman dili geliştirmelidir. İmgeci Toplumcu Roman anlayışı, bu sentez dille yazılan romanı, [[B]][[I]]“gibi Roman, Şiir gibi [[/I]][[/B]]“ diye tanımlamaktadır. İlk örneği de, Serkan Engin tarafından yazılmış olan “[[B]][[I]]Uysal Cinayetler ” [[/I]][[/B]]isimli romandır. Bireysel ve toplumsal temaları, bütüncül bir yapı içinde ele alan İmgeci Toplumcu Roman, anlamı etkin bir şekilde iletmeye yönelik her türlü biçimsel arayışa açıktır. İmgeci diliyle, hem roman dilinin doğrudan bildirişim yetisini, hem de şiir dilinin imgesel, çağrışımcı yapısını en üst düzeyde kullanmayı hedefler. Emperyalist kapitalizmin sanattaki gölgesi post-modernizm, romanı da tüket-at modeline sokmuş; kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin, nesnel gerçeklik karşısında edilgen bir tavır sergilemesine katkıda bulunan, hayattan ve insandan kopuk bir roman anlayışını dayatmıştır. İmgeci Toplumcu Roman, hangi tür ya da türler kapsamında yazılırsa yazılsın, romanın, olay örgüsünün altındaki varsıl ileti(ler) ile toplumcu gerçekçi düzlemde, dizgeyi sorgulaması gerektiğini savunur. Okurun bilinç ve estetik algı düzeyini artırarak, nesnel gerçekliği, insandan yana olan dizge için değiştirecek olan bireylerin ve örgütlü bireyler bütünü olarak toplumun dönüşümünün hızlanmasını sağlamak amacındadır. İmgeci Toplumcu Roman, hem kendinin estetik amacı, hem de politik bir araçtır. İmgeci Toplumcu Roman, çok satmanın getirdiği yüksek kâr marjı için değil, insanı merkez alan yapısıyla, insan-doğa uyumu içinde, toplumsal dönüşüme katkıda bulunmak için vardır. Diyalektik gereği, her şey sürekli bir değişim-dönüşüm içindeyse ve her şey karşıtı ile beraber var ise, bugün post-modernist romanın karşıtı olarak var olacak roman anlayışı, İmgeci Toplumcu Roman olacaktır. [[B]]SERKAN ENGİN EKİN SANAT OCAK 2006[[/B]]
Başa Dön