merhaba arkadaşlar,
başka bir konuyu buraya da aktarmak istiyorum müsaadenizle
"Bir Kitap Yayınlatmak
Demek eserinizi tamamladınız? Şimdi geriye onu okurlarıyla buluşturmak kaldı... Neler yapmak gerekiyor?"
konusunda bilgi verilmemiş olduğunu gördüm. yayınevleri sizleri önemsemiyor olabilir, kimseye eserinizi okutamamış olabilirsiniz, ve sair sorunlarla karşılaşmış olabilirsiniz. merak ettiğim şey ise hâlâ bu sitede bu konuda bilgisi olan birinin olmayışı, var da sessiz mi kalıyor?
yayınevi editörünün bizim eserimizi okumasını sağlamak için edebi içerik haricinde nelere dikkat etmemiz gerekir? noter tasdiği meselesi eser gönderilmeden önce yazar tarafından mı halledilmelidir? bir editörün sizin müsvettelerinizi okuması için bana kalırsa font ve paragraf aralığı bile önemlidir, çünkü kendilerine eminim yüzlerce dosya geliyordur, bu konuda yazar adayı nasıl bir yol izlemelidir? postayla göndermektense elden göndermek mi tercih edilmelidir?
cevap verecek arkadaşlara şimdiden teşekkürler.
İlk Roman
92 görüntülenme · 463 ileti
Değerli Alp ve Naz,
anladığım kadarıyla ikinizin de (diğer birçok arkadaş gibi) sorunu ve sorusu, yazdığınız metinleri yayınevleri editörlerinin okumasını sağlamak yönünde. Kendimi bu konuda çok ehli bir bilgi kaynağı olarak görmesem de, sorunun çözümü her seferinde söz konusu olan yayınevinin web-sitesinde belirttiği ilkelerce belirlenmiştir; yani, o web-sitesinde belirtilen hususlara dikkat edilecektir.
Belki bu teknik boyuttan çok, sizin kendi kendinize biçtiğiniz değere (göre) uygun bir yayınevini bulmanız önemlidir. Her yayınevinin kendine özgü bir yayın politikası veya yönelimi söz konusudur bildiğiniz gibi...sizin oluşturduğunuz metinler de bu politakaya veya ilkelere denk düşüyor mu, bunu kestirmeniz gerekir her şeyden önce.
Anladığım kadarıyla daha çok gençsiniz. Niye kendinizi telaşlandırıyorsunuz? Yayınlamak sizin birinci derecede düşünmeniz gereken bir şey midir, yoksa içinizde yatan öz ile yarattığınız yapı arasında homojen ve doğrudan bir ilişki var mı yok mu şeklindeki temel soru mu sizi yönlendirmelidir?
Nietzsche'nin bir sözü geliyor aklıma:
Yağmur olmak için uzunca bulut olmak gerekir,
Konuşmak için uzunca susmak (birikmek) gerekir.
Oluşturduğunuz metinlere dönük bir (ön)yargı belirtmiş olmayayım bu sözlerle; böyle bir kastım da yok zaten; ama ileride tümüyle arkasında duracağınız bir metin olmadan. yayınlamak yönündeki her girişim sizi ileri değil, çok çok geri, belki de "dışarı" götürür. Kolay tüketilir bir ortama sürüklenmek kadar başka hiçbir tehlikle yoktur yazma etkinliğinde. Lütfen bu sözlerimi yanlış anlamayın, hatta -dilerseniz- büsbütün saçma sözler olarak bir kenara atabilirsiniz, ama oluşturduğunuz metnin arkasında durmanın yollarını da sorgulamaktan uzak durmayın...
Bu arada: aramıza hoş geldiniz, ve
iyi çalışmalar
Suyel
Merhaba Fadil,
iletinizde bahsettiğiniz proje ile ilgili noktalara yanıt beklediğinizi belirtiyorsunuz. İnsan biraz zor durumda kalıyor böyle bir beklenti karşısında. Yazacağınız kitapla ilgili siz önemli ölçüde bir "plan ve güzergah" çizmişe benziyorsunuz bir yanıyla, öbür yanıyla da sizin dışınızda birinin, yazmayı düşündüğünüz kitapla ilgili bir şey söylemesi çok zor, biraz da yanlış galiba. Tabii ki konuyla (yazınsallık) ilgili olanlarla (somut kişiler olsun, soyut -yani yazın-kuramsal makalelerdeki varlıklar olsun fark etmez) düşüncelerinizi paylaşacaksınız, tartışacaksınız, fikir alıp fikirlerinizi sunacaksınız, ancak, yazma etkinliğinde büsbütün "özerk" bir konuma erişmeden ve o konumda kalmadan bir kitabın sonlandırılması düşünülemez. "Özerk" ve tam yetkin şeklindeki kavramın İngilizce ve almancası "Autor" (author) şeklindedir; autor türkçede "yazar" demek. Yani metin üzerinde tam ehliyet ve yetkinlik durumundaki kişi autor (yazar) dır aynı zamanda. Bu bence önemli bir koşuldur yazarlık için. Bunun için hep kıskançlık ve kibir içinde kalmak gerekir, yani: bu hususu hep gözetmeli, korumalı, titizlikle kavgasını vermeli..."özgün"lük de bundan ileri gelebilecektir büyük oranda.
Aklıma bir söz geliyor bu bağlamda: yazar olmayı istemek yetmez, yazar olmak zorunda kalınmalı, yetmedi, yazar olma ehliyetine de kavuşmalıdır insan. Yani: hem istemek, hem mecbur olmak hem de yapabilmek iç içe olmalıdır bu durumda. Bir insanın neye mecbur olduğunu anlaması zaten ömrünün aşağı yukarı yarısını alıyor maalesef...neye mecbur olmadığını anlaması da (bu daha da trajik bir konu ya...)
Şimdiden size başarılar ve iyi çalışmalar diliyorum.
Suyel
Not: aramıza hoş geldiniz
Mesajını okuma fırsatı yeni buldum aynı zorlukları bende yaşadım gerçi bir yerden başladın mı hayal gücünde varsa roman çorap sökügü gibi geliyor öenmli olan bir yerden başlamak ve açıkcası bu pekte kolay degil çünkü kendimden biliyorum birinin kitabını ilk okudugumda sıkıcı olmamasına öenm veririm mümkün oldukça ilk sayfalarda bol gol atıp maçı en başından alman lazım bende tecrübesizim ama mevcut tecrübelerimi seninle paylaşmak istedim görüşlerimizi paylaşabilmemiz için e-posta ile celalkoc@msn.com adresinden messenger için ise warrior@prince.com adresinden naz seni ve diger arkadaşalrımızı bekliyorum bilgi alış verişi için...
Sevgili Yakup Suphi Yel,
Güneş sinsice odamı dolduruyor bugün.
Ardımda bir dolap gizleniyor. Hayallerin bile
ancak tıkış tıkış sığdığı bir gardolap. İçimden yada dolaptan bir
ses 'yaz' diyor. Vahi sanıyorum önce ama sonra alıştırıyorum
kendimi bu kontrolsüz yanıma. Eğilip, kağıdın üstüne hızla
karalıyorum birşeyler. Aklıma ne gelirse yazıyorum biliyorum
yazmak zorundayım. Odaya yaklaşan ayak
sesleri duyuyorum tam bitmiş öykümü gözden geçirirken. Cimriliğim
tutuyor bir anda. Ama siz bilirsiniz beni, öyle esirgeyen biri değilimdir.
Her nasılsa kapanıyorum kağıdın üstüne. Kıskanıyorum, kimse okumasın
istiyorum. Ama başım dik ve kartonpiyerleri gösteren kibirli bir burunla oturuyorum masamda. İçler acısı halime oturup ağlamak istiyorum. Yaşlarımı kontrol edemiyorum. Her an masaya kapanıp ağlıyabilirim hıçkırıklarla. Ama bir damla yaş düşerse kağıttaki her hangi bir harfin üstüne, önce büyülteç görevi gören gözyaşı harfi büyültücek ardından formunu değiştircek, sayfa hamura dönene kadar umursamadan ağlayacağım. Yazdıklarımın ilk ve tek kopyasını katlettiğimi görünce ağzım açık kalacak şaşkınlıktan. Krizi sağ salim atlattığımı düşünürken hamura dönmüş, dağılmış her kelimeyi her sayfayı tutup ağzıma atacağım çiğnemeden yutacağım. Üstüne bir sigara yakıp temiz bir kağıt alacağım. Ancak o zaman bilinçli bir yaratma sürecim başlamış olacak. Gözyaşlarımı silip elimin tersiyle, sindirdiğim herşeyi kusacağım. İşte sanat eserim deyip herkese gösterebileceğim belki de. Belki de hiç imza atmayacağım...
Güliz, canım, hep yanındayım, hep güzelliğini büyük bir hayret ve sarsıntı ile izliyorum; nispi "suskunluğun" sırasında kalbim hep seninle, snein sahici ve doğru anlatımındaydı. Beni ne kadar mutlıu ettin bilemezin. Senin gibi insanların bu anadolu topraklarını sonsuzluğa kadar şenlendirdiğini biliyor musun? Siz genç elmasları görünce insanın ölmekten vaz geçesi geliyor, ama ne fark eder, bu çümbüş hep devam, devam edecektir...
Sevgiler, hürmetler canım...
Suyel
merhaba nazan...
izedebiyat anasayfasında üst sol köşede " sahne arkası " diye bir buton var , orayatıkladıktan sonra açılan ekranda " yeni bir sayfa kur " butonuna tıklıyorsun ve devamında sayfa seni yönlendirir...
bu sayede daha önce yaptığın gibi yazılarını foruma göndermenden de kurtulmuş oluruz :)
ilk defa elime alıp roman yazmaya başladım.Daha dogrusu hikaye yazmak istedim yazdım da ama roman daha çekici geldi.Şimdi zamanlar arası baglantı kurmakta zorlanıyorum.Çok degerli Yeni Türk Edebiyatı hocam Yar.doç.dr. Saadetin Yıldız'ın da katkıları oluyor...Ona buradan tesekkürlerimi yolluyorum.
Sizin görüşlerinizi bekliyorumm..
Haddim olarak yada olmayarak sorunuza kendi açımdan yanıt vereyim...
Bende ilk romanımı yazdım neredeyse bitti sayılır sizin yaşadıgınız sorunların genelini bende yaşadım zaman sorunu önemli bir sorun açıkcası ben o problemi yeni yetme biri olarak romanın geçtigi zamanı devam ettirerek çözdüm mesela;
Arkamdan sinsice geliyor solugunu derin derin üflüyordu... gibi genelde bu tür devam edersen sorununu çözebilecegini sanıyorum yani okuyan olayı senle birlikte yaşamalı en azından benim yazar olarak görüşüm budur çalışmalarınızda başarılar dilerim...
Beni bir anda iltifatlara boğdunuz, Oysa hepsi zaten sizde varolan güzellikler.
Odanız hâlâ hatırladığım kadar sarı ve huzurlu mu? Ressam arkadaşınız iyi mi?
Ölmekten vazgeçmek imkansız ama yine de beklemenizi tavsiye etmem :)
Size yazmadığım zamanlarda yorumlarınızı okudum. Açıkçası özledim. Analexleri bile :)
Buaralar bilimkurgu öykümü geliştiriyorum ve bu foruma uygun olarak ilk romanımı yazmaya başladığımı söylemeliyim. Aslında bilimkurgu yazmak çok eğlenceli benim için. Kendimi hoşnut etmek adına yazıyorum. Bazen insanın kendini mutlu etme yollarını bulması gerekiyor bahsettiğiniz cümbüşün içinde. Hayatın Gümüş Damarlarını bulmalı...
Orada olduğunuzu her zaman biliyordum, görmeme gerek yok, okumama gerek yok, hiçbir zaman fazla uzak değildiniz...
Sevgiler,
Güliz.
Değerli Güliz,
bilim kurgu biçiminde bir roman yazdığınızı belirtiyorsunuz; ilgimi çekti; ne yazdığınız değil de daha çok yazma gerekçe ve yazı sırasındaki deneyimleriniz beni meraklandırdı; ama bir metin üzerinde çalışırken asla (Asla!) bir ayrıntılı bilgiyi dışarı sızdırmamak gerekir diye düşündüğümden (yazma sürecini tehlikeye atan en büyük risk bence) sadece merakla bekleyeceğimi belirtiyorum. Sizde (tabii daha ziyade fuluğ bir dayanakla) gördüğüm şey, daha çok "öykü" ve "anlatım" boyutundaydı; bence yazarların en önemli yükümlülüğü, içlerinde seyredecekleri ve bu seyir içinde en çok "kendileri" oldukları biçimleri ve türleri bulmaktadır; bu bakımdan başka bir biçim ve türe geçmek ve o türü denemek çok yararlı olabilir: kendini deneyimlemek fırsatı doğuyor.
Ne olursa olsun, ben merakla bekliyorum sizden gelecek her türlü metni; hatta, genel tartışmamızı belli başlı noktalara tekrar odaklandırırsak sevinirim; örneğin son zamanlarda "kurgulama" (genel anlamda ve modern tekniği bakımından) etkinliği ile ilgili çeşitli sorular, düşünsel yaklaşımlar söz konusu bende. Salt bilimsel olmakla çözümlenemeyecek bir sorunsal kümesi olarak karşımda duruyor...(Türkiye'de son zamanlarda yazılmaya başlanan ve "rağbet" gören "tarihsel roman" yönelimi ile de ilgili bir boyut var burada);
Son olarak "ölmekten vaz geçesi geliyor insanın" şeklindeki ifademe bir öz-yorumlamada bulunmadan söylemek isterim ki: "ölmek" fiiline ben bilindik ve öncelenmiş anlamıyla yaklaşmadan o ifadeyi kullandım. Şöyle bir "ön-yargı" vardı ö sözde: "Yaşam o kadar yüce ve güzel bir şey ki, ancak ölümle ödüllendirilebilir"; (bu ifade bir boyutuyla Dostojewskij'e ait, bir başka boyutuyla da Kafka'ya; ama dolasyız alıntı değil, bir özümseme diyebiliriz her iki yazarın dünyasından).
O halde tekrar: insanın ölmekten vaz geçesi geliyor değil, uslu uslu ölümü beklemek gerektiğini idrak ediyor.
Sevgiler
Suyel