İlk Roman
97 görüntülenme · 463 ileti
Merhaba isa ağabey,daha iletinin başlığını yazıyordumki yanlışlıkla enter'e bastım. yani bu yazdığım teşekür iletisinin haricinde sadece bir cümlelik teşekür daha geldi.yardımcı olduğunuz için size minettarım!
Belki bu kaç yaşındadırki bana ağabey diyor diyecek olursanız...ben on dokuz yaşındayım.
Haklısınız, üçüncü göz anlatımından kastım üçüncü şahıs anlatımı. Ama bunu söylerken kamera gözünü, belki bir belgesel anlatımını dışarıda bırakıyorum, bu çok farklı bir anlatım tarzı elbette. Bir masalda ne sonuç vereceğini düşünmek bile istemiyorum:)
Sanatın tüm dallarında ve edebiyatta yapılan her şeyin yüz küsur tema çevresinde döndüğünü duymuştum. Tam sayısını şu an hatırlayamıyorum ama bu civarda bir tema sayısı söz konusu. Sanırım asıl farkı yaratacak olan, yeni bir tema bulan olacaktır. Kalan her şey, yeni biçim ve tarz arayışları, eldeki yüz küsur temanın başka nasıl anlatılacağı, ifade edilebileceği üzerine kafa yormaktan ibaret. Teknolojinin sağladığı açılımlar, saf hayal gücü ya da yönlendirilmiş yaratıcılık yeni anlatım biçimlerini şekillendiriyor. Yeni bir tema bulana kadar elimizde olan bu, insan ve halleri üzerine söylenecek her şey söylenmiş galiba.
Belki de önemli ve değerli olan, seçilen yol her ne olursa olsun anlatımın olabildiğince sade olmasıdır.
Sevgilerimle..
Arkadaşlar merhaba!Yazacağım konunun buraya ne kadar uygun olacağını bilmiyorum.Takdiri size kalmış.Size ulaşmamın nedenine gelince 2 okul için sizden yardım yani kitap talebinde bulunmak.Şunu çok iyi biliyorum edebiyat aşıkları kitaplarına gözleri gibi bakar ve en yakınlarından bile esirgerler.Fakat şunun da farkındayım ki eğitim olmadan ilerlemek imkansızdır. Bu iki okul gibi nice çaresiz okul var.Biliyorum oralarda bir yerlerde duyarlı insanlar var ve okumadıkları dergileri ,kitapları,test kitaplarını bize ulaştıracaklar. Şimdiden teşekkürederim. ADRES:NAMIKKEMAL İLKÖĞRETİM OKULU CEYHAN/ADANA TEL:0 322 613 52 21 ADRES:AKTEKKE PANSİYONLU İLKÖĞRETİM OKULU BAFRA/SAMSUN TEL:0 362 544 27 37 yardımlarınız için teşekkürler daha fazla bilgi için bana ulaşabilirsiniz. semrina@gmail.com
-----------
Merhaba isa ağabey,sizden öğrenmek istediğim şu;bir roman yazan kimse yayın evine götürmeden önce noterde kaydediyormu?
...Ha isa abi vallaha sizin yazar olduğunuzu bilmiyordum şuana kadar;kusura bakmayın.
Ben kitap okumayı çok seviyorum!Ben,kitaplığımda sizinde bir kitabınız olsun isterim.kitabınızın veya kitaplarınızın ismini yazıp gönderirseniz...bu hafta içinde alacağımdan hiç kuşkunuz olmasın.
sende gülizarda gülsün
uzak olup seni göremesemde
hatırlayıp sevenin vardır
sen onu hiç görmesende.
Yalaka değil.Bu şiiri ben yazdım.daha önce uzaktaki bir sevdiğime yazmıştım....
Cevabını beş gözle bekliyorum saygılar.
Sevgili Semrin,
Okuduğum kitaplardan aldığım hazzı sizlerin de alacağından eminim. İlk baskılar hariç çoğu kitaplarımı sizlerle paylaşmak bana onur verir. Çoğunla küçüldüm, sıralara yazılar kazıyarak, çoğunla da büyüdüm dünyada neler oluyorlarla. Okuduğum bir kitabın, okunması bana onur verir. Seni saygıyla alkışlıyorum.
Az da olsa bir kaç kalem gönderiyorum. İleride klavye olur.
Damlamak olsun...
Üçüncü göz konusunda yanılmadığıma sevindim. Ortak kabullerin (içerik konusunda anlaşılan terim ve kavramlar gibi) belli bir nesnel getiri için sürdürülen tartışmada, tarafların savunacağı fikirlerin içeriğinden dahi önemlidir kanımca, o nedenle sizinle bu ortak kabul üzerinde anlaştığıma çok sevindim Zeynep. İçeriği konusunda ise hala bazı pürüzlerin doğabileceği hissini taşıyorum, özellikle siz bu "üçüncü göz"ün ayrıntılandırılması bağlamında (kamera gözünü, belki bir belgesel anlatımını dışarıda bırakıyorum, bu çok farklı bir anlatım tarzı elbette.) diyerek içerik konusunda bir tartışma başlatmış oluyorsunuz; bu güzel aslında, ama ister istemez ben de konuyla ilgili görüşümü sizinle paylaşma gereğini ve gereksinimini duyuyorum. Genel olarak (dikkat genel olarak diyorum) size bu kamera kıyasınıza ve karşıtlamanıza katılıyorum. Bir üçüncü gözün "tarafsızlığı" bir kamera gözündeki (sözde) tarafsızlıkla aslında farklıdır; ama özelde, bazı anlatımsal durumlar çerçevesinde bu karşıtlık veya zıtlık ortadan kalkabilir de, bir boyutuyla "kamera gözün" de aslında öyle tarafız olmadığından (neyi ele alacağı her seferinde "eleme" tekniği sonucunda belirlenir bilirsiniz; kamera objektifi, salt kendi başına bir göz değil sonuçta, herhalde bu bakımdan "belgesel anlatımı" diye ayrıştırdınız, çok da isabetli ve yerinde olarak bana göre), bir boyutuyla da bu "anlatıcı üçüncü gözün" de kimi noktalarda kamera gözüne yaklaşabileceğinden ötürü böyle (yani aradaki karşıtlık ilişkisi ortadan kalkabiliyor). James Joyce'un "Ulysses" adlı kitabı (ne kadar yazınsal metin izlenimi verse de) aslına bakılırsa bir tür "kayıt" tekniğine dayanıyor biliyorsunuz, (duyusal) bir cihazın yaptığını yapmaya çalışıyor, bir tek fark var, bu duyusal cihaz iç-dünya konusunda da bir hassaya sahip, sadece beş duyu değil kısacası. Burada (yani genel anlamda üçüncü göz anlatımı bağlamında) çok narin ve tuhaf ilişkilenmeler ve ilintilenişler söz konusu olabiliyor; çok heyecan verici bir çözümle materyali ile karşı karşıya geldiğimizi düşünüyorum şahsen;
(Bir masalda ne sonuç vereceğini düşünmek bile istemiyorum:)) derken, herhalde ben-anlatımının masaldaki görünümünden ve sonucundan bahsediyorsunuz, zira ben öyle bir farazi örnek vermiştim. Ama yine de farazi düzlemde düşünmek çok yararlı fikirlere yol açabilir kanaatini ben sürdürüyorum (böyle bir deneme masalını yazmak ayrı konu).
Bu iletimde sizinle (ve tabiyatiyle diğer ilgili arkadaşlarla) vurgulu anlamda ve özellikle paylaşmak istediğim şey "tema" ile ilgili söyledikleriniz. Diyorsunuz ki: (Sanatın tüm dallarında ve edebiyatta yapılan her şeyin yüz küsur tema çevresinde döndüğünü duymuştum. Tam sayısını şu an hatırlayamıyorum ama bu civarda bir tema sayısı söz konusu. Sanırım asıl farkı yaratacak olan, yeni bir tema bulan olacaktır.) (bu savlarınızın ve sözlerinizin ilk bölümü; diğer bölümüne sonra değinmek istiyorum). Özellikle "tema" kavramını kullanmanız benim ilgimi çekti; "konu" demiyorsunuz mesela, ve dikkatsiz bir okuma ile pekala insan "tema"dan "konu" çıkarır; oysa, ben burada başka bir şey kastettiğiniz izlenimini edindim. Sayı belirtmiş olmanız da (yüz gibi güzel ve büyülü sayı), bana bu düşünceyi sanki bir Amerikan ekolü çıkışlı yerden edindiğinizi salık veriyor. Anti-Amerikancı bir tavırdan uzak kalarak demek lazım ki: Amerikanlar edebiyata bu boyuttan bakıyor, yani: yazmayı öğretilebilir ve tekniği bir kere verildi mi kolyaca oluşturulabilir bir şey olarak tanımlanıyor (yazar okulları ve kursları olduğunu düymuşsunuzdur Amerika'da, biraz matrak bir durum ama her kültürün kendi ağırlıkları ile tartılması gerektiğini savunan bir kişi olarak bu hakkı Amerikalılara çok görmemeli yine de.). Bu savlama ekseninde kanımca dikkate değer şey, öncelikle "tema" kavramıdır; acaba bununla tam olarak ne kastediliyor? Amerikan ekolü yakınlığı ortadayken (tabii yanılıyor da olabilirim, pek inanmasam da buna) galiba Amerikanların çok severek ve özenle kullandıkları "topic" kavramı ile bir anlam akrabalığını varsaymak çok yanlış olmaz. Bence bu (edebiyatın genel anlamda "içerik" boyutuyla ilgili) konuda olası tüm kavramlar öncelikle kendi içinde dizgelenmelidir, birbirine girme ve karışma durumunu engellemek için; bu bağlamda şu kavramlar aklıma geliyor:
"Tema", "konu", "olay örgüsü", "malzeme", "hikaye", "topic", "içerik", "mesaj", "plot" (amerikanların yeğlediği kavramların başında geliyor); - vb. (sizin de aklınıza başka kavramlar geliyorsa, lütfen listeye ekleyerek önümüzdeki ham maddeyi bir görelim); şimdi tartışmayı netleştirmek (ve dolayısıyla sizin savlarınızı derinleştirmek ve dip boyutuyla anlamak) için her bir kavramın bir örneklendirilmesi gerekir; bu zor bir mesele olabilir, zira herkes ayrı bir içerik yüklüyor olabilir kavramlara; o halde taraf tutmaksızın ve sadece anlaşmaya zemin hazırlamak için ben örneklendirme ile başlamak istiyorum; katıldığınız noktalar önemli olmakla birlikte katılmadığınız noktalar bizi tartışmada daha derinlere götüreceğinden daha ivedidir benim gözümde, o nedenle sizden ricam, bu katılmadığınız örnek noktalara ilişkin düşünceleriniz daha öncelikli yer alsın.
Öncelikle şunu belirtmem gerekir: bütün bu içerik odaklı kavramların salt nesir için değil, tüm edebi türler (yani dram ve şiir de) için geçerli olduğunu düşünüyorum; ama her türde bu içerik boyutlar farklı bir denklem ve biçimselleştirme ilkeleri ile işlenir. Şimdi nesir türünde kalarak konuştuğumuzu varsayıyor ve ona göre örnek metinlerde örneklendirmeyi yapıyorum:
-"Tema": bir tek sözcükte veya bir sözcük kümesinde tanımlanabilecek temel işleme maddesi (deneyimsel fikir; Kant'ın deyimi ile "a posteriori bilgi"); Karamasov Kardeşler örneğinde bu "insan hırsının sınırsızlığı" şeklinde betimlenebilir.
-"Konu": içeriğin kısa özeti halinde karakterler, yer ve zaman boyutlarının d adahil olduğu genel "matriks"; denklemler, konfigurasyon, çatışma öbekleri, gelişme vb. unsurların dahil olduğu bir içeriksel yüzey. bu bağlamda topic ile hemen hemen eşanlamlı bir kavram). Karamasov Kardeşlerde işte üç kardeşin yanı sıra bir de evlilik dışı bir kardeşin, arsız ve sevgisiz bencil bir baba sayesinde dönemin Rusya'sında şu ya da bu şekilde bir hayat sürmeleri, sonunda gizli bir anlaşma yoluyla evlilik dışı kardeşi babayı öldürmeye kadar sürükledikleri, bu cinayetin ama pek netleşmediği vs. unsurlar, -tabii kadın karakterlerin önemi vb. unsurlar da eklenmeli.
"Hikaye"; gelişimsel boyutuyla "konu"; yani metin içindeki anlatımsal kümeler doğrultusunda yapılacak bir özetle ulaşılan şey; zengin bir babanın üç çocuğu ile birlikte yaşadığı bir kaç gün ve olay akışı. (Film senaryosu taslağı gibi bir şey).
-"Topic": hem konu hem hikaye ile yakından ilgili ve belki de ikisinin bir karışımı şeklinde anlaşılabilecek bir unsur. Karamasov örneğinde bu kısaca: "bir baba cinayetinin çözümlemesi" şeklinde özetlenebilir (biraz daha geniş de tutulabilir).
-"İçerik"; her türlü ayrıntılı bilginin yer aldığı, gelişimsel noktaların da katıldığı bir genel hacim; içeriği (kendi başına) örneklendirmek bu çerçevde pek olanaklı görünmüyor; ama önemli olan artık burada karakterlerin isimleri, yaşları, geçmişleri, karakterleri vs. ve birbirleriyle ilişkilenişlerin de dahil olduğu, yani çok kapsamlı bir metin malzeme bütünü.
-"malzeme": temel fikir, içeriğin iskeleti, içeriğin dayandırıldığı ve somutlaştırıldığı ana genelleme durumu (yani bunun net olarak tanımlanması da okurlarca çeşitlenebilir); Karamasov'da bence bu: düşünsel güç ile eylemsel güçlerin çarpışması sonucunda ortaya çıkan "felaket" (ya da "doğa şaşırması"). Kardeşlerden hiçbir "eylemsel" güce sahip değil, sadece "piç" (sanırım Semyanoviç yada ona benzer bir adı var...aynı zamanda da özürlü bir yaratık) olan çocukta bu özenti olarak var, yani eylemsel güç; üç gerçek kardeş de bunun aslında farkındalar, onun için onu kendi istek ve gizli hayalleri (babalarının ölmesi) için kullanıyorlar. Yani: eylemsel güç ile düşünsel güç çarpışması veya bütünleşmesi.
-"Plot": sanırım olya örgüsü ile hikaye arasında ve genelde metin için içeriksel akış planını oluşturan zemin. Amerikan edebiyatında önemli bir yere sahip bir kavram;-
Evet, şimdilik bu kadar, biraz karışık gibi oldu, ama umarım siz tartışma için sunduğum bu öneri paketini çözersiniz...
Sevgiler
Suyel
Kamera gözünü "saraydaki güvenlik kamerasının kayıtları" olarak ele aldığımdan olacak, konu dışında tutmak istedim sanırım. O kayıtlar bir masal için çok can sıkıcı olurdu. Ama prensesin peşine takılan aktüel kamera belirgin bir fark yaratabilir:) Şaka bir yana, üçüncü göz tanımlamasında sorun olduğunu sanmıyorum. Tartışma için sunduğunuz öneri paketinde de sorun yok.
Yazar okullarının, tıpkı sizin iletinizde sıraladığınız gibi kavramları, çeşitli yazım tekniklerini, örneğin senaryo yazımını, kurgulamayı ya da bir romanın girişinin nasıl olabileceğini örneklendirme ve uygulama yoluyla öğretmeyi amaçladıklarını düşünüyorum. Yazar okulunu bitiren "yazar" olur mu bilemem ama özellikle senaryo yazarları için faydalı bir eğitim olabilir.
Yakup bey, kavramlar konusunda bir anlaşmazlık yaşamadığımıza göre izninizle ben yine aynı şeyleri söyleyerek iletimi bitireceğim:
"Yeni bir tema bulana kadar elimizde olan bu, insan ve halleri üzerine söylenecek her şey söylenmiş galiba.
Belki de önemli ve değerli olan, seçilen yol her ne olursa olsun anlatımın olabildiğince sade olmasıdır."
Sevgilerimle..
Evet, Zeynep ("hanım" demediğimi umarım bağışlarsınız; hanım sözünü sadece formel ortam ve gerçek durumlarda kullanmayı yeğliyorum, "sayın" ifadesini ise çok fazla buluyorum bu forum ortamındaki iletişim için; bir sorun varsa lütfen söyleyin de ben bir kabalık etmiş olmayayım), evet, Zeynep, size katılıyorum, yani "sade olmasıdır" şeklinde biten düşüncenize; ama bununla yetinmek olmuyor; günümüzde de büyük anlatımın -her çağda olduğu gibi- etrafımızdaki havanın içinde bizim onu keşfetmemiş için beklediğini, hatta keşfedilmek için can attığını hisseder gibiyim. Çağımız insanın (çok kendine özgü ve karmaşık) duyumunu karşılayan bir anlatım biçemi (üslup niyetine kullanıyorum) biz de sorgulamak ve aramak durumundayız. Bu arayış gelişi güzel mi yoksa bilinçli mi olmalıdır şeklinde bir soru(n)dur bu aynı zamanda. Ben en azından nerede aranması gerektiğinin bilinmesinden yanayım, neyi arayacağımızı tam kestiremesek de...temelde bir tek sorun görüyorum: kamera ile rekabetten nasıl arınabilir yazınsal anlatım gerçekliği? Sorun bu benim gözümde. Ama bu sorun çok kolay anlaşılır kılınamıyor, kılınsa da çok rahat bir çözümü bulunamıyor. Alman Edebiyatında Botho Strauss ve Peter Handke bu bağlamda çok derin ve israrlı (ama hep kısmi yol alışlarla sonuçlanan) çabaları var yıllardır. Çözümlerin bir bölümü yani var gibi, ama biz Türk edebiyatı içinde yer alanlar bu çözümleri umursamak zorunda mıyız? (Örnek olarak: Handke, konu ve tema bakımından artık ilgiyi ve bakışı salt yazma etkinliğinin kendisine çevirmiş durumda, yani: öz-sorgulama dönemi başlamıştır yazınsal sanatta...). Bizim için bu çözümlerin önemi nedir? Bunlar da elbette ki sorunsallaştırılabilir, irdelenebilir.(Zaten edebiyatımızda kimi günümüz eserler -romanlar- bu yönde bir arayışa girmiş durumda, -yani: anlatıcı ben bir tıkanıklık yaşıyor, dışarıdan bir vesile onu anlatmaya tekrar itiyor, en bariz örnek Mehmet Eroğlu'nun Düş Kırgınları adlı romanı). Neyse konuyu çok uzatmadan: "anlatım" nedir sorusu tekrar tekrar sorulmalı, kolaycı yanıtlardan ilkesel olarak uzak durulmalıdır bence...
Şimdilik sevgiyle selamlıyorum sizi
Suyel
Not: bu hafta size (başka birinin bu konuylal ilgili) bir kuramsal yazı(sını) yollarsam (bu forum düzleminde) yanlış anlar mısınız?
merabalar ilk cümle ile ilgili yaptığınız yorumlar çok hoş hepsini daha yeni okuyabildim bu tartışmayı ben açmıştım devam ettiğini görmek beni sevindirdi deneme yarışmaları hakkında bir bilgisi olan varsa bana lütfen yardımcı olabilir mi?
Karanlığın beni içine çekmek istediği bu sonsuzluktan sıyrılırcasına
sihirli bir değneğin bana bıraktığı izleri takip ettim
karşılaştığım tehlikelerin bana ufacık bir zararı olamadı
çünkü ben acımı içimde yok etmiştim bir kere
şimdilik sadece direnmem gerekiyordu
bazı şeylere dönüp neden bunları yaşadığımı sorgularken,
kendimi bir okyanusun sonsuzluğunda boğulurken buluyorum
düştüğüm durumdan nasıl kurtulabileceğimi düşünmek yerine,
nasıl bu duruma düştüğümü düşünmekten kendimi alamıyorum.
önüme çıkan köpek balıklarını ve
sihirli değneğin izini takip edebilseydim eğer
gökyüzünün sonsuzluğunda kaybolacaktım belki de!!!!
Herkese merhaba. Buraya yazdığım ilk mesaj. Benim bir sorunum var, bunu sizin gibi insanlarla paylaşmak ve önerilerinizi okumak istedim. Ben bir şiirden esinlenerek roman yazmaya koyuldum. Fakat yolun başında çıkmaza girdim. Aklımda konu ve düzenleme tamam, fakat bunları yazıya dökmekte zorlanmaya başladım. Başlangıçta çok güzel başlamıştım fakat gerisini getiremedim. Önerilerinizi bekliyorum...
Schindler itin tekiydi
Bir sanat eserini değerlendirmenin iki ölçütü vardır, biri içeriğine, biri biçimine yönelik... Şu soruları soracaksınız:
1. İnsan denilen varlık hakkında yeni, bilmediğimiz, söylenmemiş bir şey söylüyor mu?
2. Yeni bir şey söylemese bile, bunu şimdiye kadar yapılmamış, denenmemiş yeni bir şekilde söylüyor mu?
Bir sanat eseri bu iki sorudan birine olumlu yanıt verebiliyorsa 'iyi eser', ikisini birden karşılıyorsa 'büyük eser' olur.
Sınavda çakana da sinemada 'B serisi' denir. Edebiyatta da 'piyasa romanı'. Bunların da içinde iyisi vardır, kötüsü vardır.
Eli yüzü düzgün bile değilse C serisine düşer... Hemen bütün Yeşilçam ürünleri gibi... İyice paspal olursa, gerçi böyle bir uygulama yok ama ben yaptım oldu, daha alt sıralara da indirebilirsiniz. (Bu durumda 'Dünyayı Kurtaran Adam' filmini de herhalde 'Z serisi' içinde düşünmek gerekecektir.)
Bakıyorum da, ciddiye alınmaması, ama iyi kotarıldığı için keyifle izlenip ya da okunup geçilmesi gereken eserler Türk basınında gereğinden çok fazla 'irdeleniyor'... Bunda elbette ortalama Türk gazetecisinin cahilliğinin de payı var, reklam yapma gayretinin de.
Örneğin şu ünlü 'Da Vinci Şifresi' böyle bir eser, çok sürükleyici, hoşça vakit geçirtiyor, okuyup atınız. O kadar.
Spielberg de, ne kadar iyi çalışırsa çalışsın, bir B serisi yönetmeni.
Yeni filminde Mossad'ı gereğinden fazla mı kayırdığı, yoksa Filistinli'lere gereğinden fazla mı sıcak baktığı tartışılıyor...
Yahu, adam Hollywood filmi yapmış, para kazanıyor, hepsi bu! Adam esnaf yahu, esnaf.
Bu adam, Arap-Yahudi kavgasını inceleyen örneğin Amos Gitai gibi bir İsrailli sanatçı değil ki, evet Yahudi olmasına Yahudi ama, Amerikalı!
Hemen her Amerikalı gibi çocuk ruhlu, sığ ve paragöz.
Amacı, terör koşullarında karşı karşıya gelmiş iki insan türünün, iki 'düşman kardeşin' sorunlarını, açmazlarını, çıkmazını, dramını incelemek değil ki, Münih olayını bahane edip Yahudi seyirciyi ve de dünya kamuoyunu gıdıklamak, para kazanmak. O kadar.
Öyle olmasaydı, bir dönüp uzaylı filmi, bir dönüp savaş filmi, bir dönüp kamyon filmi, bir dönüp terör filmi, bir dönüp köpekbalığı filmi, bir dönüp robot filmi, bir dönüp soykırım filmi, bir dönüp dolandırıcı filmi, bir dönüp havaalanı filmi yapar mıydı? 'War of the Worlds' filmini, 'Catch me if you Can' filmini, 'The Terminal' filmini, 'Indiana Jones' dizisini ciddiye aldınız mı ki şimdi bunu ciddiye alıyorsunuz?
'Er Ryan' diyeceksiniz... İlk yirmi dakikası muhteşem bir 'şiddet sineması' şöleni, sonrası sıradan bir serüven filmi, hele sonu en adisinden Hollywood zırvasıydı. Tabii dönem icabı, boru çalarak süvariler değil de tank bombalayan uçaklar geliyordu esas çocuğu kurtarmaya...
'Schindler'in Listesi' diyeceksiniz... Al sana ciddi film, hem de soykırımı 'irdelemiş'.
Yok canım! Kimi yüceltiyor orada bu adam? Domuz gibi koyu bir Nazi partisi üyesi, kadın düşkünü bir maceracı, hayatta hiçbir baltaya sap olamamış orta yaşlı bir serseri, sonunda savaş koşullarından yararlanarak ölü eşek fiyatına Yahudi çalıştırıp köşe dönme meraklısı bir namussuzu...
İt oğlu it, ancak savaşı kaybedeceklerini anladığı zaman 'ulan bunun hesabını benden sorarlar' korkusuyla Yahudi işçilerini kayırmaya, onlara iyi davranmaya, onları korumaya girişmiyor mu? Herifin derdi Yahudi kurtarmak değil, kendini kurtarmak!
Oskar Schindler ne kadar büyük adamsa, Steven Spielberg de o kadar büyük sanatçıdır. Filmlerine gidiniz, görkemlidirler, keyifle seyredip çıkınız, fazla üstünde durmayınız, o kadar.
BEN YAZA YAZA BİR TEKNİK GELİŞTİRDİM, BUNU YAZDIKÇA ELDE ETTİM,
TEKNİKTEN ÖNCE YAZACAĞIMI GÜNLER ÖNCESİNDEN DÜŞÜNÜR, HİSSEDERİM ÇOK GÜÇLÜ BİÇİMDE, SONRA EN DOĞRU NOKTADAN BAŞLARIM, NERDEN BAŞLAMAK ROMANI AÇACAKSA, YOL ALACAKSA ORDAN BAŞLARIM,
ANLATIRKEN, KİŞİLERİ GÖRÜRÜRÜM, TARİF EDERİM, DİYALOGLAR GELİR, SONRA DİĞERLERİ, HER ŞEYİ SEZGİSEL OLARAK HALLEDERİM, İLK YAZDIĞIM BEŞ SAYFA, ROMANIN DİĞER SAYFALARININ BİR ÖRNEĞİDİR, YANİ İLK BEŞTEKİ GİBİ DİLİ OLACAKTIR DİLİ, KİŞİLERİ GÖSTERME, ANLATMA BİÇİMİ VS, BU ÖYLE AKIP GİTMEYE BAŞLAR, BEN PLANSIZ HAREKET EDERİM, İÇİME KELİMELER BİRŞEYLER GELİR YAZARIM, O YAZDIĞIM ORAYA UYAR BİR ŞEKİLDE, HİÇ DE ZORLANMIYORUM BU KEZ, ÇOK RAHAT GİDİYOR METİN,
İLK YAZDIMĞIMDA SERBEST OLURUM, AMA BUNUN İKİNCİ KEZİ VAR, ORDA CÜMLERİ DÜZELTİRİM VS, YANİ BİR ROMAN İKİNCİ KEZ YAZILIR,
İLK BEŞ SAYFADA ROMANIN NASIL OLACAĞINA KARAR VERMİŞSİMDİR,
BASİT OLSUN ŞÖYLE OLSUN BÖYLE OLSUN DİYE BİR YARGIYLA BAŞLARIM,
BUNA GÖRE YAZARIM, YANİ EN BAŞTA HESAP KİTAP YAPAR, SONRA BIRAKIRIM KENDİMİ METNE, SEZGİSEL İLERLER METİN, HER ŞEY KAFAMDADIR, YAZACAKLARIM KAFAMIN İÇİNDEDİR, HEPSİNİ BİRDEN DÖKMEM, KURGU KAFAMDADIR, HEMEN HARCAMAM ONU, BAZEN BOŞ SAYFAYA BAKAR, ONLARI DOLDURMAK İÇİN BİR ŞEYLER DÜŞÜNÜR, BİRDEN AKLIMA BİR ŞEY GELİR, BİR CÜMLE YAZARIM METİN YOL ALIR, BÖYLE UYDURA UYDURA İLERLERİM, METNİN ROMAN OLDUĞUNUN BİLİNCİNE VARDIĞIM İÇİN DE, BİR YERLERDE TIKANMA DİYE BİR ŞEY OLMUYOR, NEREYE NE KADAR GİRMEM NE SÖYLEMEM GEREKTİĞİNİ TAMAMEN BİLİRİM
KURGU KAFAMDADIR, HEMEN HARCAMAM ONU, BAZEN BOŞ SAYFAYA BAKAR, ONLARI DOLDURMAK İÇİN BİR ŞEYLER DÜŞÜNÜR, BİRDEN AKLIMA BİR ŞEY GELİRİM, BİR CÜMLE YAZARIM METİN YOK ALIR, BÖYLE UYDURA UYDURA İLERLERİM, METİNİN ROMAN OLDUĞUNUN BİLİNCİNE VARDIĞIM İÇİN DE, BİR YERLERDE TIKANMA DİYE BİR ŞEY OLMUYOR, NEREYE NE KADAR GİRMEM NE SÖYLEMEM GEREKTİĞİNİ TAMAMEN SEZGİSEL HESAPLA BELİRLİYORUM, OTURUP İNCE İNCE KAFA PATLATMIYORUM,
ŞİMDİ SEN ROMANINLA İLGİLİ KARARLARINI VERECEKSİN, O SENİN DÜŞÜNCELERİNE BAKIŞINA GÖRE YAZILACAK, BEN BENDEKİ DİL BİRİKİMİNE GÖRE YAZARIM, HER YAZAR BAŞKA GÖRÜR, BEN BİRDEN ŞİİRSELLİĞE GİRERİM BİRDEN MİZAHA SAPARIM SAĞIM SOLUM BELLİ OLMAZ, VS VS
STEİNBECK GİBİ BİR DİL KULLANIRIM BEN, ŞU ANDA KULLANDIĞIM DİL ONUNKİNE ÇOK BENZİYOR, KİM GİBİ ROMAN YAZMAK İSTİYORSUN, BUNU DA DÜŞÜN ONA GÖRE BİR ŞEY ÇIKAR ORTAYA,
ÖLÇ BİÇ, SONRA DÜŞÜN HİSSET, SONRA HERŞEYİ MİKTİR EDİP YAZMAYA BAŞLA, ODAKLANMAK İÇİN HER ŞEYDEN SIYRILMAN LAZIM, YANİ ÖYLE İKİDE BİR TİTİZLENMEKLE OLACAK GİBİ DEĞİL, ÖNCE BİR KERE YAZ, SONRA ÜSTÜNDEN GİDER DEĞİŞİKLİKLERİ YAPARSIN,
diyeyim romanın 200 sayfa olacak,
vs
ben romanın kaç sayfa olacağını bile hesaplarım,
böyle şeyler geliştirdim ben,
o ki sen diyelim 200 sayfa yazıcaksın, e onu bitirmek kolay değildir, zorlanacaksın, moralini iyi edip sabırla yazıcaksın, öyle öyle bitecek, sabır, içinde bitirme gücünü yaratcaksın,
olayın yaratma boyutunu yazdım kısaca genel olarak, ama yazarın okuması, başkalarının nasıl yazdığını irdelemesi var bir de, bu çok önemli, yani sırf yazmakla bitmez iş, başkası ne yazmış nasıl yazmış çalışcaksın, böyle gelişirsin,