"Yazarın hayatı, kelimelerin kölesi olmaktır; en azından, bir sonraki cümleyi bulana dek." – Ursula K. Le Guin"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
hayatın gizli bir melodisi saklambaç seven bir küçük çocuk şakacı bir tayfa kaybedenler gemisinde epey karanlık epey sıcak başlangıç müziği kararlı bir yağmur gücünü insanlardan alan sıcak bir bardak çay bol şekerli buyuz galiba
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
alınan - verilen... çalınan - oynanan... gene bir orta oyunu... yok yok bu kenar oyunu bence...
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Arkadaşlar diye bir hitapla bir gün yazabileceğim bir metin olacağını bana –yakın dostlarım yok, tanıdıklarım diyeyim- kimseler söyleseydi, gülüp geçerdim. İnsan, hiçbir zaman kendini bir (bağışlayın) bok sanmamalı (ben kendi durumum bağlamında söylüyorum!); zira sandığı o bok değildir. Hayat ve hayatın enginliği bizden çok daha zekidir. İşte bu nedenle diyorum ki gülmeden, alaysız bir içtenlikle: Arkadaşlar, Hem beni fazlasıyla önemsiyorsunuz, hem –önemsemenin nedeni bu olsa gerek- tanımıyorsunuz (nereden tanıyacaktınız ki denilebilir; tanınabilir, yazılar dikkatle okununca insanın özü meydana çıkar, kokusu, dokusu, ses tonu, simasındaki kırışıklıkların kendine özgülüğü…); ben küsmem, alınmam, hatta (yanılmıyorsam) öfkelenmem bile, hiçbir yaşamsal darlık beni bu hadde henüz getirmedi çok şükür; gerçi sabırsızlanırım, evet, kimi zaman –dün akşam olduğu gibi- sabırsız bir tahammül sınırlanmasına sürüklenirim, ama bu geçicidir kuşkusuz); kısacası: ayrılmak gibi bir derdim yok (nereden çıkardınız anlamıyorum, gerçi anlıyorum ama, bu kadar kısa bir iletiyi de mi yanlış yorumlar insan; uzun iletilerimin –parantezlere rağmen- hep farklı yerlere çekilmesi neyse…kısacık bir nottu yahu dün geceki, kısa öz: kolay gelsin! Bu kadar! Bunda yanlış anlaşılacak ne var Allah aşkına! Bu yanılgının tekrarlanmaması için (ayrıca beni bir daha gereksiz yerlere -önemli/önemsiz, üst/alt yerlere- koymamanız için size bir “aleni” sırrımı vereyim: en az üç yıl buradayım; elimden ne geliyorsa, işe yarar mı yaramaz mı, kendi zamanımı harcamış mıyım, heba mı etmişim, anlamlandırmış mıyım gibi saçma sapan hesap ve kasıtlardan büsbütün uzak ve korunmuş bir iradeyle buradayım arkadaşlar, bunu anlamadınız mı? İnsana, aklı sadece ilk dar eşikte küssün, tükürsün, lanet etsin diye mi veriliyor bu kalp, bu akıl, bu sabırlı ve sebatlı irade? Yok sokakta bulmadık hiçbirimiz bize ait olanları. Dün geceki mesele (kolay gelsin dememin) ardındaki niyeti o zaman gönderme olarak değil de, olduğu gibi alırsanız iyi edersiniz: Ben Nida’ya ve onun (bu konudaki, salt bu konudaki) “sapmalarına” katılmıyorum, işim (yani hem genel işlerim hem bu forumdaki katkım) başımdan aşkın, daha değerli şeylere ayıracağım zamanımı demek istedim. Ayrıca, Dersaadet, bana izin vermedi (Dersaadet, siz çok iyi niyetli bir çocuksunuz: ben sizden Nida’nın “akıl oyunlarına” ve “araba motoru”na takılabilir miyim, onunla bir şöyle –üstelik kendi adabında ve onun kılıfına girerek- güzelce dalgamı geçebilir miyim diye izin istemiştim; konu –asıl konu, sizin şiiriniz olduğuna göre, konudan sapmak isteyenlere ben şimdi sizden izin almadan peşi sıra sürürklenirsem, siz haklı olarak bana yahu Suphi sen nerelere uçuyorsun demez miydiniz?), onun (Dersaadet’in) benim izin dilekçeme yönelik yanıt iletisi başka bir şey için izin verdi; Nida’ya takılıp başka yerlere gitme izni değil (lütfen okuyun yazılanları!). Her neyse, arkadaşlar. Sizi gereksiz yere meraklandırıp değerli zamanınızı benim ayrılıp ayrılmam, küsüp küsmem konusunda kafa yorarak harcamanıza neden olduysam, özür dilerim, içtenlikle, hepinizden; ama bilin ki; bu gereksiz, büsbütün gereksiz (bu kadar önemsendiğimi öğrenmek elbette ki beni onurlandırıyor, sevindiriyor, ama inanın, en azından bu bağlamda beleş bir nişan takıyorsunuz bana; beleş nişandan da kime yarar sağlanmış olur?). Biliyor musunuz neye üzülüyorum asıl: Nida’nın akıl oyunları ve “araba motoru” yok mu, ah, ne güzel bir seyirdi aslında…ama fırsat kaçtı bir kere (hele var ya: “masaya yatırdığınız araba motoru, değil” şeklindeki biçimsel ve içeriksel –virgülün yerine bakın!- matraklık bir daha ne zaman karşımıza çıkacak ki? Eğlenebilirdik, faturayı da Nida’ya keserdik, kaşındı…arkadaşlar: kaşındı, ben ne yapabilirim; Cem Yılmaz değilim ya…), ama üzüntü bir kenara, son söz o halde: Herkese kolay gelsin. Hepimizin işi başından aşkın. (Yani, çeviriyorum arkadaşlar: daha güzel ve önemli işlerimizin başına geçip çalışalım, düşünelim, okuyalım, tartışalım, bulalım, kaybedelim, şaşırıp kendimize gelelim vs., birbirimizle gereksiz yere dalaşmaya yetecek vaktimiz yok kısacası!). Sevgiler Suyel Not: Dersaadet; bu arada: araba teknisyeni olarak sunduğum önerimi düşündünüz, bir yol aldınız mı? Almadıysanız, iyidir derim,- başka bir örnekte belki…?
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Parmaklar tetiklemeseydi dünyanın kalbini mavzer mavzer... Gürültü , patırtı koparmasaydı suskunluklar... Şizofren bir sayıklamaya mahkum olmasaydı ağızların sol tarafı... Gitmelere kahredilir... Gitmeler kurşun... Gitmeler hırçın... Gitmeler puşt... Durulsun yer - gök... Durulsun kara - deniz... Durulsun rüzgar... Vurulsun havada takılı kalan kar... Kurulsun yağlanmış urganıyla dâr...
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Nereye gidiyorsunuz? Ne Padişahı? Neyin kavgası bu gereksiz? Nida asabi mizaçlı,alaya alan yazılar yazar,ondan takdir görmek o yüzden çok değerlidir. Suyel'in bu sessizlik vadisine getirdiği seste çok önemlidir. Kimsenin bir yere gitmeye ihtiyacı yok. Dikkat edin zaten kaç kişiyiz ki şurada? Yazdıklarımıza,bizden başka kim değer veriyor? Tutturduğumuz seviyenin,dostluğun farkında değilmisiniz? Nida'dan olduğundan farklı daha sakin,daha tepkisiz olmasını beklersem,ben Nida'yı kaybederim! Çünkü o zaman o gitmiş yerine başkası gelmiş olur, Suyel giderse ki,buraya farklı bir soluk getirdi,Nida'nın sinirlerini alt üst etmekten başka( paranteze gerek bile olmamalı,lafı olmamalı arkadaşlar arasındaki alınganlığın) bize farklı pencereler açtı. Bir anlık alınganlık ve kırılmayla bırakıp gidilecek kadar ucuzmu medeni dostluklarımız? Tamam,gözlerimize dikmedik gözlerimizi,dudaklarımız dağılmadı sağa sola kahkahalarla,karşılıklı bir kere sıkışmadı ellerimiz ve kanayan parmaklar birleşmedi kardeşliğe.. ama bahsi pek geçmeyen ama hissedilen bir dostluk kurduk. Bu kadar ucuzsa yıkın,terkedin. Ben çok düşünüp,sile ekleye,satırı heceyi saya saya,kitapları karıştırarak yazarım ardınızdan ağıt şiirlerini. Artık siz gittikten sonra kime söylenir,kalpten çıktığı gibi yazıldığı bedbaht şiirlerin? Dostlarım gitmeyin,beni de mutsuz etmeyin. Dersaadet
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Hangi resmimiz bizden büyük ki Beş yaşına kadar hep mumluyuz Serçe parmağım mı büyüdü ne Babam öpmez oldu Annemin gözü başparmağımda yaşlı Seninle yaşlanmak vardı Sevmediğin kuşun bıyıklarını çekiştirmesi Hiç mi kıskanacağımı düşünmedin Kaşlarını öperken o kuşun Benimsin
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Ustura Kemal... Traş bitti mi? Daha lahana turşusuna sarmısak soyacaktık... Senin de boynun kıl variymiş. Hani integraller, pisagor bağıntıların olmadan bu portakal soyulmaz. Sen kal ya, ben uzatmaları oynadım. Bu sitenin sana ihtiyacı var. Hani sen de küsersen, vay haline çevirgenlerin. Ben de oynamıyorum, verin misketlerimi. Gerçi toplu iğneyle yorgan dikilmez... Olsun ama senin parantezlerin var. Kalan sağlar senin. Bana bir kedi gıdığı kaşıyacak kadar zaman ver. Mır mır... Gerçi onların hırıltıları " ya Rahman, ya Rahim" demekmiş. yine kelimenin bahçesine kaçak girdim. Sen Büyük virtiyözsün, kelimelerimizin donu döşük halini mazur görürsün. Amma sen kal! Benim yıkıcılığımı tersine çevir, kurtar bu siteyi. Daha demin yemin ettim artık yazmayacağım. Padişah sensin.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Eh ne diyelim, herkese kolay gelsin...herkesin işi başından aşkın. Suyel
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Bende sahte çimento olmaz. Kerpiç evleri sevdiğim doğrudur. İki dizdiğim taşın da arkasında olamayacak kadar cesaretsiz, değilim. Alaylı olduğum doğru, alaylı… Elinde cetvelle gezmen bana ilkokul öğretmenimi hatırlattı. İyi mendil kapardım ama hiç arkadaşımın fasulyelerini çalmadım. Kırmızı kurdele takanlara gıcığım olduğu da doğru. Sonra işi büyüttüler, ben kırmızı kurdele alınca onların kırmızısına beyaz eklediler. Gerçi onlar tuhafiyeci zengin tellallarıydı ama ben de bastırdım parayı yakama yapıştırdım, beyazı. Önlük cebimin üstünde duran kalbim pek yakıştırmadı ki parmaklarım üçgen oldu ve öptü onları cetvel. Bak aramızda kalsın ilk sevgilime verdiğim gülü de mezarlıktan çaldım. Kiraladığımız sandalın küreğini düşürdüğümüzde benim kimliğim sandalcıda rehin kaldı da üç gün uyuyamadım. İtiraf ediyorum o balıkları Kumkapı’dan, aldık. Çakarın önüne bağladık kayığı ama ben hala aranıyorum. Kısa kesilmiş şeytan uçurtmalarının gölgesinde. Suyel; sen hiç elma çaldın mı? Yoksa sen, o yazlığı olan, beni sevgilimden koparan oksijen saçlı çocuk musun? Kafan kimlikte kaldı, üst o üst… İki günlük kayıp kirasını ve kırık küreğin bedelini ödedi dedem. İlk korsanlık kaçamağımda yakalandım. Gerçi balıkları iplere dizip, manitaya çalım satacaktık. Olmadı! Kulağımda parmak ile geçtim balkonunun önünden. Hiç sevmedi beni, sırasına kazıdığım kalbi de silmiş. Hala paytak adımlarla yengeci oynuyorum, tek sahnelik aksak aşk oyununda.
?
İzEdebiyat Teknik
Açık Büfe
Бир айдан артыгдыр ки, не чаба сарф елесем де ана сащифама йазымы кайд елийe билмийорум. Бунун кайдасы насыл? Мцмкцнсе кюмек елеменизи риъа едийорум. Севэилер ве сайьыларла Аслан Гулийев аслангулийев@ бох.аз
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Tüm eleştirileriniz için teşekkür ederim. İzin ne demek? Çok kibarsınız. Gösterdiğiniz ilginin ve eleştirinin hakkını vermek telaşıyla bir daha ki şiirimin telaşı aldı beni. Bu tatlı telaşı bana yaşattığınız için teşekkür ederim. Tabii,şiirlerime illaki yorum yapmak durumunda değilsiniz. Sağlıcakla; Dersaadet.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Hoş bir ortama doğru ilerliyoruz doğrusu; bu kadar malzeme karşısında nereden başlansa acaba diye düşüncelere dalarak kalakalınca insan, hiç başlayası gelmiyor içinden; ama, bu bir malzeme bir kere; güzel bir servisle önümüze getirilmiş; hayır istemez diyerek kibirle reddetmek biraz nahoş olurdu. Öbür yandan, burası benim babamın çiftliği değil; kaldı ki, vesile başka, çok başka, somut deyişle: Dersaadet’in bir şiiri. Eh bu durumda, kibirsiz, alaysız, kasıntısız kalmak için insanın elinden sadece şu kadarı gelir: Sevgili Dersaadet: sizin şiirinize dönük bir ilgim söz konusu(ydu). Bu ilgimi bölüp başka yönlere odaklandırabilir miyim? Öncelikle siz izin vermelisiniz, yoksa, sizden izinsiz buraya (yani oraya) atlarsam, ayıp olur, ayrıca siz haklı olarak bana dönüp, yahu Suphi, benim şiirimle ilgili değil miydi tartışma, şimdi nelerle uğraşıyorsunuz demez misiniz? Dersiniz, ve kimse bu haklı çıkışınızdaki isabeti ve adaleti yadsıyamaz, değil mi? Size yalvarmıyorum, ama çok içtenlikle sizden izin rica ediyorum. Ne için mi? Söyleyeyim: Değerli Nida: Yazdıklarınızın hem dil hem içeriksel olarak arkasında durmak ister misiniz? Size bir fırsat daha veriyorum, yazdıklarınızı içeriksel ve biçimsel olarak okuyun, istediğiniz düzeltiyi yapın, ancak, aynı metni (içerik ve biçimsel olarak) onaylayacaksanız, o zaman benden alacağınız yanıta da katlanmak durumundasınız; sizi uyarmadım diyemeyeceksiniz; tamam? Adaletli değil mi bu? Hiçbir art niyet olmadan tekrar tekrar sorayım size o halde: yazınızın arkasında mısınız, yoksa değişiklik yapmak ister misiniz? (Olur ya, dalgamı geçtim diyebilirsiniz de…) İnsan başka daha nasıl kibirsizliğe, alaya direnebilir ki kuzum? Sevgili Dersaadet: Ne için sizden izin almaya çalıştığımı anladınız mı şimdi? Suyel
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Şiir… Elinizde kumpas ile onun inceliğini ölçemezsiniz. Nitekim masaya yatırdığınız bir araba motoru, değil. Yağlama ve yıkama ile pistonların hareket gücünü bir nebze arttırırsınız ki o da uçmasına yetmez. Basınç gerekli ve sızdırmazlığı sağlayan keçelerin direnç gücü… Aslında tamirci kimliğinizin altında bir müzisyen yatıyor ama bu da sizi haklı kılmaz. Bir piyanonun tuşlarına basan parmak, o anda kaç kg/f. uyguladığına bakmaz, değil mi… Mekanik tutkunuzu kenara bırakamıyor veya müzik ile harmanlayıp bir çorba sunumanızı. İnsanlar her zaman robot, değildir. Kendisini, onun kendini ifade ettiğinden fazla ben de tanımıyorum. (Dersaadet). Tek bildiğim bir gerçek var o da şiir ile dalga geçtiğidir. Otuz satırlık bir şiirin içinde vereceği mesajı bir satır içine gizleyebilecek kadar usta. Ben şiirde akıl oyunlarını sevenlerdenim. Üzerine ölü toprağı serpilmiş, tavırlarına ben inanmıyorum. Sadece kendi çevirisini bilerek kötü yapıyor. Belki gerçek ismiyle şahikalardadır, kim bilir…
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Değerli Dersaadet, Çok çok teşekkür ederim. Bana, sizi anlamada çok yardımcı oldunuz. Anlamak diyorum da, tabii ki bir insanı anlamanın o kadar kolay ve hızlı bir şekilde olmayacağını unutmuyorum; bu nedenle yukarıdaki sözümü sizi anlamanın bir anlamı olduğunu gösterdiniz bana şeklinde değiştirip düzeltiyorum. Bunun için de sizi anlamaya çalışmayı sürdürmek istediğimi belirtmek isterim. Ben şahsen Dersaadet isminin “gerçek” bir kimliğini göstermediğini, daha çok bir “pseudonym” (kapaklı isim) teşkil ettiğini elbette ki biliyordum, ama ardına saklanmak gibi bir kaygıyı görmemiştim. Bu, saklanmak değildir; “örtünmek” daha çok. Saklanan kişi, saklandığını belirtir miydi, ifşa eder miydi sizce? Örneğin adınızı Dersaadet değil de “Mehmet Öztürk” (tüm Mehmet Öztürk’lerden özür dileyerek söylüyorum) koysaydınız, o zaman saklanmış olurdunuz kanımca. Ne olursa olsun, isim üretme konusunda narin bir kreativite göstermenizden ötürü sizi tebrik etmek gerekiyor. Hoş bir isim Dersaadet; aslında yazdıklarınıza da “yakışıyor” gibi. Yurtdışı odaklı bir kişilik oluşumu (eğitimi ve kültürü vs.), Türkiye’de genellikle farklı ve biraz da “haksız” değerlendirmelere yol açıyor; bir yandan “aha, bak hele” tepkisine benzer bir şey; bir yandan da (özellikle Edebiyat bağlamında) “bak, bak, gördün mü” yönünde bir tepki, ve sanki iki tepki biçimi de birbiriyle –duruma göre- karışıveriyor, iç içe girip birbirinin yerine geçebiliyor; insan buna çok fazla ehemmiyet vermemelidir (hem olumlu hem olumsuz anlamda). Ben şahsen yurtdışı kültürü görenleri bir kazanım ve katkı yapmada büyük bir fırsat olarak görüyorum. Yurtdışı bilinci ile Türkiye’ye bakmayanlara göre bu insanlar çok-katmanlı, çok-gözlü bakabiliyor olay ve gelişmelere. Bu ülkenin insanları da bu yolla kendi kendilerini daha net görebilme fırsatını bulabilir; tabii bu fırsatı kullanmak ayrı bir şey, insanın kendi kendisiyle ilgili bazı noktaları keşfetmesindeki sancılara katlanabilmek ayrı bir şey. Rahat olan şey, bize yabancı ve farklı insanların buyruğu ile sunulmuş kimlik içeriklerini sorgusuz sualsiz üstlenmiş olmak, yetmiyormuş gibi, tapıntı ve saplantı haline kadar sabitleştirmektir. Konu işte burada Edebiyat mefhumu ile yakın ilişki kurmaya yakınlaşmış oluyor: Edebiyat dinamik ve devingen bir şeydir kanımca. Yani: kalıplarla yeniliklerin, bilinenle bilinmezliklerin, gelenek ile yabancı olanın sürekli karşı karşıya gelip “savaştığı” bir mefhum. Bütün bunlardan bir bilanço olarak şu söylenebilir: yurtdışından geliyor olmanızı ben çok yararlı ve olumlu görüyorum. Ama bu yeterli mi? Bu soruya elbette ki ben veya başkası yanıt veremez. Siz, sadece siz buna yanıt bulabilirsiniz, zahmetli ve uzun bir yoldan giderek hem de. Bu konuda sizi temin edebilirim ki: (soyut somut anlamda) Anadolu’daki hayatı anlamak kadar insanı binlerce insanlıktan geçiren ve zenginleştiren başka hiçbir macera ve yol düşünemiyorum. Kolay gelsin. Şiirlerinizi genel anlamda, söz konusu şiirinizi de özel anlamda okuma anlayışınızla ilgili belirttiğiniz şeyler ise tam tamına bu bağlamda olabilecek en düzgün sözlerdi sanırım. Daha net ve yapmacık, içeriksiz bilimsellikten uzak bir söylem ben şahsen düşünemiyorum. Ben anladım sanırım. Buna bağlı olarak da metninizi okudum. Kısa yoldan giderek (teknik veriler genelde yazılarımızı dağıtıyor galiba, okuma ilgisini zayıflatıyor) size geçici olarak vardığım sonucu aktarmak istiyorum: Söz konusu şiiriniz, bazı mısralarında kısa vezinli –hatta kırık mısra denilen biçime- dönüşmesi, o şiirin kendine gelmesini sağlayacaktır; siz kendiniz şöyle dediniz ya: “Mesela "çığ" ı uzatıyorum,son satıra kadar belli bir hızla giden okuma,son satırda birden duruyor ve başka bir şiirin bitiş mısrasıymışcasına daha yavaş ve daha içten bulduğum bir duygusal tonlamayla bitiyor”…işte tam bu noktalarda –belki de kendi içinizdeki doğal ritme direnerek ve onu ihlal ederek- mısraı kırın, kimi yerlerde kıtalar açarak daha da parçalayın, göreceksiniz, şiir, birden daha çok kendi kendini dinleyen ve yapılandıran bir şeye dönüşüyor (belki bunun için bazı yerlerde fiillerin/eylemlerin söz dizimsel konumlarını –yani tümce içindeki yerlerini- değiştirmek zorunda kalabilirsiniz; bilmiyorum). Tabii; benim bu önerim, şiirin özsel yapısı ile ilgili değil (gibi); salt biçimsel (gibi); yani: göz ardı edebilirsiniz, belki de etmelisiniz, ben büsbütün naif ve çocukça bir öneride bulunuyorum. Naif derken, amatörce demek istiyorum. (bütün bu hamleler belki sizin gözünüzde şiirinizi “yabancılaştıracaktır”, içindeki vahim sahiciliği ve sancılı hayat izlerini törpüleyecektir, bunu göze almanız gerekebilir, -bundan dolayı da kendi önerilerime aslında kızgınım; sihri bozuyor olabilirim, ama dediğim gibi: sırf amatörce ve naif bir yönelim bu bendeki…) Bir keresinde bir dostum bana bir şiir göstermişti ve demişti ki: “şunu oku, burada benim hayatta kalabilmemin bedeli saklıdır.” Okuduktan sonra, beğendiğimi söyledim, ama aynı “hammaddeyi” bir romanda işleseydi, beni de hayatta tutabilecek bir metin yazmış olacağını belirttim. Söylemek istediğim: bazı metin türleri bazı “malzeme”yi peşinen çağrıştırıyor; bazı malzemeler ise sanki doğal olarak bazı biçimlerde ancak işlenebiliyor; dolayısıyla insan şöyle bir yargıya varıyor: biçimi olduğu kadar insan malzemeyi de “hazmetmelidir” (bu arada böyle bir sözün –emin değilim,- Goethe’den de söylenmiş olması olasılığı da var). İnsanın kendi kalbini bilmesi (evet çok çok değerli bir koşul, kabul, ama:) yetmiyor; yazınsal metinlerin diplerinde de belli yasaların olduğu ve bunların etrafında kümelenmiş olarak da bir kalbin işlediğini ve attığını duymak da gerekiyor aynı zamanda. İki kalbin atışını eşzamanlı ve uyumlu bir ritme dökmek, kanımca, yazarın en başlıca yükümlülüğüdür. Kendi kardiyogramlarına, ne kadar net olursa olsun bu çizgiler, grafikleşmiş şifreler vs., bakmak ve bakmak, ve yine bakmak yeterli midir, dünyanın müziğini duymak için? Ama, yine belirsiz ve muğlak konuşmalara dalıp gitmişim. Bağışlayın beni emi… Şimdilik sevgiyle ve hoşça kalın. Suyel
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Yorumlarınız için teşekkür ederim. İlk mesajımda tatmin edici bir cevap veremediğim içinde kusura bakmayın. Sorularınızı not ettim. Bunları cevaplayabilmek için biraz da benim nasıl biri olduğuma değinmek gerekiyor. Gerçi bunu yapma niyetinde değilim. Daha önce arkadaşlar,"Dersaadet" in ardına saklanmakla kınamışlardı beni.Fakat kimseye kırıcı bir söz söylemediğimden bundan sonrada söylemeye gerek duymadığımdan,ben bu kapının ardına saklanmaya devam edeceğim. Eğitimimin büyük bir bölümünü,buna Üniversitede dahil yurtdışında aldım. Belki Türkçe diline hakimiyetsizliğim bundan kaynaklanıyordur. Kendimi, romantizmle yaşayan ama romantizm hakkında fikrimi sorsanız en katı şekilde reddeden duygusal biri olarak tanımlayabilirim.Karakterim fırtınalı bir hayatın darbeleriyle,ufak titreşimler geçire geçire daha mı yerine oturuyor,yoksa yıkılıyormu yavaş yavaş,inanın bilmiyorum! Nasıl yazdığımı söylemiştim,nasıl okuduğuma gelince,teknik olarak değil de duygusal bir tanımlamaya gireceğimden beni bağışlayın.Bu gerçektende bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Şiirlerimi,titreyen bir sesle,en çok etkileyen kelimeleri vurgulayarak ve sahip olamadığım için taklitte kalmış davudi bir sesle okuduğumu görüyorum. Belki sizi ilgilendirir,sesimi son derece ilgisiz ve yapmacık buluyorum. Şiirin kaynağının yani kalbimin asaletine ve içtenliğine güvenim tamken,duygusal bir tonla kulaklarıma ulaşan sesim bende bir yalancının,içtensizce konuşan sahte bir aşığın izlenimini bırakıyor.Biliyorum,tam olarak sorduğunuz bu değil. Peki olabildiğimce aradığınıza yoğunlaşayım.Bunun için şiiri tekrar okudum.Mesela "çığ" ı uzatıyorum,son satıra kadar belli bir hızla giden okuma,son satırda birden duruyor ve başka bir şiirin bitiş mısrasıymışcasına daha yavaş ve daha içten bulduğum bir duygusal tonlamayla bitiyor. Okurun tepkisi,eh,sizin gibi olsa hep ne güzel olur ? Çok teşekkür ederim. Aklıma gelmeyecek noktalara değinmişsiniz ve emek harcamışsınız. Okurda aradığım kıstas,hakaret etmemesi ve olabildiğince kırıcı olmaması. Zamanında Nida dostumuzla böyle bir tartışmaya girdiğimi hatırlıyorum. Okurun tepkisinin ne olmasını isterdim? Tabii ki beğeni..Ben edebiyatın neredeyse tamamen beğeni görmek ve takdir edilmek için yapıldığına inanıyorum. Demekki ihtiyacımız var buna. Ben farklı bir insan değilim. Gözlerim yazdıklarımın hakkında yorum ve paylaşım satırlarını arıyor. Üzerinde konuşmak,belki ortak şiirlere yol almak,uzaktan sıkı gönül dostlukları kurmak iyi olurdu. İdeoloji ve fikirleri ne olursa olsun,objektif bakabilen eğitimli insanların sohbetinde ayrı bir lezzet olduğuna inanıyorum. Okurun kimliği veya profili..dediğim gibi, en temel medeni ölçülerle yorum yapıp,siir üzerindeki düşüncelerini iyi veya kötü olmuş,şurası olmamış,diyerek paylaşırsa,ben gerçekten,daha ne isteyebilirim? Umarım,sorularınıza tatmin edici cevaplar verebilmişimdir. Sağlık ve mutluluklar dilerim. Dersaadet
Başa Dön