"Yazarın hayatı, kelimelerin kölesi olmaktır; en azından, bir sonraki cümleyi bulana dek." – Ursula K. Le Guin"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Herkesten özür diliyorum: "savaştan sonraki dönemde" diye Hitler'le ilişkilendirdiğim ressamlığı, elbette ki Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki dönem olacak; kendiliğinden anlaşılır diye düşündüğüm için ayrıca belirtmemişim. Suyel
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Sabah sabah hiç gülesim yoktu doğrusu! İlahi Nida! Gençliğinde (İtalya seyahati ve Werther döneminde) birkaç -çizim tekniğini alıştıran- "resim" yaptığı diye, Goethe ressam oldu. Aslında doğru; Hitler de ressamdı; hatta Goethe'den de daha ileri düzeyde bir ressam; onbaşı iken ve savaştan sonraki dönemde epey resim ve tablo yaptı; demek Hitler ressamdı; yani: doğru bir saptama, özünde doğru. Nasıl ki ben gençliğimde sömestr tatillerinde TIR şöförlüğü yaptıysam, hem de keyifle, o halde TIR şöförüyüm. "Araç" mı, "amacın "i"si" mi? Hangisi? İlahi Nida! Benim kafam o kadar kolay karışıyor ki, göndermesiz, atfısız söylüyorum: daha yavaşça işliyor kafam! Net söylesenize şunu! Ayrıca sizi bir tür "rapsod" olarak görüyorum artık. Siz çok usta bir rapsodsunuz. Hiç kuşku yok. Sabahın sevimliliği içinde tekrarlayarak söylemiş olduğumu varsayın: İlahi Nida!
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Şiirin ta kendisi bir araçtır. Hem de amacın boyanmış "i" halidir.
?
Fantastistan
Edebiyat Tartışmaları
Dünyanın en güzel fantastik ürünü sitemde taslak olarak yayımlanacaktır.Aynı zamanda sizin düşüncelerinizede açık bir eser olacaktır.ÇOK YAKINDA
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Hakettiğim yerde bulunmadığıma inanıyorum.Yazılarım yeteri kadar okunmuyor ve değerlendirilmiyor.Yazar arkadaşlarım sizden ricam yazılarımı incelemeniz ve yorumlarınızı benden esirgememeniz.Bu beni daha iyi eserler oluşturmam için teşvik edecektir.İyi akşamlar.
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
sevgili yakup, derinlikli bakış açıların var, bu sitede böyle insanlar sınırlı... dediklerinin her birini alıp uzun uzun düşünmek gerek. derin birini gördüm. eksik olma.
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Goethe diyor ki: Şiirin oluşmu bir tek durum ve "vesile" (Gelegenheit) ile söz konusu olabilirken, onun kalıcılığını sağlayan şey, hep dünyada gizlidir. Bir başka yerde -benzetme yoluyla yine şiire atıfta bulunarak- diyor ki: seni sevdiğimden sana ne? Ben seni sen için sevmiyorum ki? Ne böbürlenirsin? İsa'nın ne söylemek istediği ile şiirinin ne söylediği arasında bir ayrım olmasaydı eğer, İsa bu şiiri değil, o kastının gereği olarak ilettiği kişiye açıkça o sözde "açık iletiyi" sunmuş olurdu. Şiirlerin güzelliği, yazarından da (yani onun iletisel niyet ve kasıtlarından) bağımsızlaşma eğlimi içine girmelerindedir. En son olarak: araçsallaşan şiirin büyüsü kalmaz. Suyel
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
olsaydım kasımpatı gecelerin o kadar derinine inebildin mi sevdiğin oranlara dökülemeyen güzellik sus olsaydım kasımpatı sevdiğim ıslak yollarda karanlık içinden alıp başını gitmek çocuk oyuncağı mı sanırsın dur Yukarıda İsa diyor ki; “gece yazmalarına tövbekârım. Sen yazıyorsun da değişen ne, elması kaplayan sır dökülmediği sürece değeri anlaşılmaz, sus.” Ve devam ediyor; “ amacım bu karanlığın içinde senin gibi parlamak olsaydı, başımı alıp gitmelerimin bir amacı olmazdı ve sen de kendine gel artık… Dur nida! “ Demiş.
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
İsa Kantarcı’nın “Dur” adlı şiirinde çok ciddi bir duruluk, bir kendine gelmişlik var. İnsan, oh be, nihayet biri baş kaldırıyor ve baş kaldırışı da bilindik gürültü ve patırtı tavırlarından uzak, yalın, esas, evet: ilkesel bir ses tonuyla gerçekleşiyor diyerek kendisi içinde, ruhunda dize mi çöküyor, hizaya mı giriyor ne…ama ne olursa olsun: etki altına giriyor. Bilmiyorum bu etki altına alma ve girme durumu, ilk mısraın hemen ilk sözcesinin söz dizimsel (bu arada tam isabetli) “tuhaflığından” mı ileri geliyor, yoksa sözcelerin hepsinin hem bir bütün olarak hem her birinin tekil olarak canlı ve elektrikli bir üst-iletişimde bulunmasından mı, tam belli değil, ama önemli de değil; bu belirsizlik, her bir güzel olgunun kendindeliğinden olsa gerek. Fazla kırıp dökmeden, akıl bıçakları ile narin örgüyü kesitleştirmeden değerlendirmek hemen hemen olanaksız bir şiir; kim (–öyle diyordu İsa – onun 2000 yıl önceki adaşı-) kim ilk taşı atmak ister (herkesten daha bakir kalmış Maria Magdalena adlı bir fahişeye) ve etrafta toplanmış kalabalığa sert ve emin bir bakış fırlatıyordu. Aynı İsa, tüccarların, halkın, serseri ve hokkabazların tavuk ve keçileri ile doldurduğu tapınağı görünce, içeri büyük bir öfkeyle dalıp etrafı dağıtmaya kalkışmamış mıydı? Her iki sahne de, bu şiirin başardığı şeyi içeriyor sanırım: baş kaldırış; kendine gelmiş bir insanın deruni ve esaslı baş kaldırışıdır bu. Bu yalın duruş karşısında bize sadece susmak ve İsa’yı ulaştığı bu boyuttan ötürü saygıyla dinlemek düşüyor… Dur olsaydım kasımpatı gecelerin o kadar derinine inebildin mi sevdiğin oranlara dökülemeyen güzellik sus olsaydım kasımpatı sevdiğim ıslak yollarda karanlık içinden alıp başını gitmek çocuk oyuncağı mı sanırsın dur (İsa Kantarcı) Not: Bir tek "kusuru" var bu metnin: Ortak şiire ayrılmış bu odada yayınlanması. "Dur" zaten tamam, tam, tümel ve kendinde değil mi? Hiçbir eksiği yok ki, bu odada sunulmuş olsun...
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Sabrın mı, azmin mi, bilginin mi… Belki de hepsinin başarısı bu. Bir amaç tuvaline fırça değdirmek. Özgünlük! Bana sorarsan, dört yaşında bir çocuğun çamurdan yapmış olduğu, o adını her ne koyduysa aslında, asıl özgünlük ve özgürlük odur. Bize sorsan, biz onları hiç bir şeye benzetemeyiz… Ama onlar var ya birer çamur yığının ötesinde arabadır, kuştur, annedir, kedidir, kendidir. Sizle hiç husumetim olmadı ki olmaz. Yapıcılığınız farkındayım. İki kalem sektirdik, iki ruh gıdıkladık say. Böylesine bir sav. Çamurdan yapılmış, balkabağı içinde süngeri yanan bir izmarit. BiTtİ.
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Dur olsaydım kasımpatı gecelerin o kadar derinine inebildin mi sevdiğin oranlara dökülemeyen güzellik sus olsaydım kasımpatı sevdiğim ıslak yollarda karanlık içinden alıp başını gitmek çocuk oyuncağı mı sanırsın dur
?
Dilimizin Gizemleri
Yaratıcı Yazarlık
mağduru olduğunuz sorunun tekrar vukuu bulmaması için burda veya herhangi bir forumda yazınızı tamamladıktan sonra ctrl shift ve home tuşunun üçöüne birden aynı anda basarak yazınız mavi bir renk alınca ctrl ve c tuşuna aynı anda basıp hafızaya alın bu şekilde olası bir olumsuzluk meydana geldiği takdirde ctrl ve v tuşuna aynı anda basıp yazınızı tekrar oluşturabilir gönderebilirsiniz şayet yine olmuyorsa herhangi bir başka saytaya veya kendi hotmail mail adresinize yeni ileti biçiminde saklar bir başka uygun zaman çıkarırsınız maalesef daha öncede değindim bura edebiyata hizmet gibi güzel bi görevi ifa ediyor ancak oto kontrolde anlaşılmaz bi şekilde mesajınızda kabulş görmez cümle var diye hangisi olduğunu belirtmeksizin sistem dışına itebiliyo ve şu an ismimle üye girişi yaptığım halde hoş geldin konuk ileti için üye girişi yazısıyla karşılaşınca ben ondan kurnaz davranıp 2. sayfadan yazıyom belki alır belki almaz kal sağlıcakla..
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Değerli Nida, Ben sizinle başka bir forum üyesi arasında olup bitenlere ilişkin bir şey söyleyemem. Bilmiyorum durumlarınızı; aynı şekilde bu son yazışmalarda (ki neyse “Genel Tartışma” odasında seyrediyoruz), bizim aramızda geçenleri ben başka bir katılımcı gözüyle değerlendirdiğimde rahatsız oluyorum doğrusu; bunun nedeni çok basit: niye hep bizleri ve kendimizi konuşuyoruz? Benim sizinle sahiden alıp veremeyeceğim hiçbir şey yoktur, size yönelik yaptığım veya yapabileceğim espri (ki espri değildi aslında, başka bir şeydi) ise asıl beni küçük düşürür, sizi değil. Bunu düşünüyor, bunu böyle görüyorum. Bu sözlerin herhangi bir gönderme veya atıf işlevi yok. Kalbimdekilerin birebir çevirisidir. Ben forumda sahiden sadece katkı yapmayı düşünüyorum. Bu konuda da kendimle iddialaşma durumuna girmediğimi biliyorum. Katkımın olası sınırlarını ve etkisini ne büyütüyorum, ne de gereksizleştiriyorum kendi gözümde. Ama bunları söylerken bile, yine başka bir katılımcının gözüyle bu sözleri okuyan birisi doğuverip içimde, tebessüm ediyor; ve onun bu tepkisinde ben haklı olan şöyle bir içerik görüyorum: “yahu bana ne senin kendinle ilgili değerlendirmelerinden, sadede gel!” Bu sahiden bütün bu sözlerimiz için çok isabetli bir değerlendirme olurdu. Peki o zaman niye hala bu tür ikili –kişi odaklı- atışmalara giriyorum? Kaşınan ben miyim? Bunu değerlendirecek olan yine ben değilim; ben sadece niyetimi açıklayabilirim; bu açıklama ise kişisel değil, forum geneli düzleminde olmalı ki, ben-merkezli olmaktan uzak olsun; bu bakımdan açıklama yapmaya niyetlendiğimi belirtmek isterim: Neden hala bu tür tartışmalara (da) katılıyorum, aslında açık,- sizleri ciddiye alıyorum, ne olursa olsun; forumda herhangi belirli kesit veya kişilerle kalıcı ve yönlendirici kümelenişler içine girmeyi ise düşünmüyorum (bu da şu anlama veya çıkarıma yol açıyor: herkese açığım ve açık kalmak istiyorum, yeter ki kişiler-ötesi verimli bir paylaşım olsun); forumda –kendimce edebiyat bağlamında değerli gördüğüm- yazılar veya metinler üzerinde düşüncelerimi mümkün mertebe o metin sınırları içinde kalarak belirtmeye özen gösterirken, kendi beğenilerimi de –bir anlamda zorunlu olarak- dışlamak durumundayım. Eğer metinlerin sınırları dışına –yani okur olarak örneğin kendime doğru- çekersem ilgiyi, o zaman –işte korkum bu!- birçok farklı görüşü de dışlamış olurum, ancak ben –salt kendim için konuşuyorum- ben böyle bir hakka sahip değilim; olduğumu düşünseydim, ben de kendi yazınsal ürün ve metinlerimi burada beğeniye sunardım; ama bir metin hariç (o da belli bir iletişimsel amaçlıydı) henüz bir metnimi burada sunmadım, hatta yazıp yazmadığım konusunda bile bir karanlık nokta bırakıyorum (bu da ilgi toplamak için değil, hiç değil, sadece bunun benim kendi katkı ölçütlerim bağlamında önemli olmadığını düşündüğüm için); demek ki, katkımı ben belli sınırlarda görüyorum, tutmayı seçmişim; bu sınırları da yukarıda andım, şimdi tekrar (ve umarım son kez) açıkça belirtmek istiyorum ki bir daha boşuna zaman ve yer tüketmek zorunda kalmayalım: -Metinler üzerinde ilgimi toplamak. -Okur olma ciddiyetini yazan arkadaşların lehine işletmek. -Belli bir edebiyat birikimi ve beğenisi olan bir topluluğa ayrı metin yaklaşımlarını sunmak ki, beğeni ölçütleri (dolayısıyla üretme teknikleri) çeşitlensin, zenginleşsin. -Bazen karşı tarafı kırma tehlikesi doğmasına rağmen, haddinden fazla “ben-odaklılık” durumu olunca susmak. (susmayı ben ancak belli koşullarda ahlaklı bir davranış olarak görüyorum; o koşulları da sayarak gereksiz yere aslında herkesin kalbiyle düşündüğü şeyleri fazla tüketmemek için susuyorum bu konuda; ama belirtmeliyim ki; ahlak konusunu açınca ahlakı kendi tekelime almadığım, alamayacağım, tabii ki kendiliğinden anlaşılır bir durumdur; Yani, kimsenin nerede neden susup susmayacağına ben haddimi aşarak karışamam). -Edebiyat üzerinde tartışma/sohbet/paylaşım ortamlarına kendi birikimim doğrultusunda bir boyut getirmek, bu illa da “başka” ve “farklı” bir birikim veya boyut olmayabilir,- yani: söylemsel bir dizge içinde kalmak. Kısacası: özgünlük beklentisi veya iddiasından arınmış bir tartışma adabı ve üslubunu forum düzlemine katmak. (Bunu da genelleştirmeye, tekelleştirmeye dönük bir amaçla yapmadığımı belirtmem gerekir mi? Sanırım açık. Her tür fikre ve metne açık olduğumu, ilgiyle irdelediğimi, “susmadığımı” görüyorsunuz). -Bu tartışma anlayışına uygun olarak da mümkün mertebe yan-anlamlı, çok-anlamlı, göndergesel, “gelinim sana söylüyorum, kızım sen anla” gibi söylemsel yapı ve dil tutumlarını elemek, ayıklamak, kendi yazılarımdan soyutlamak, başlı başına bir ilke ve kararlılıktır katkı yapabilmemde; aksi takdirde yapabileceğim katkıyı da engellemiş, olanaksızlaştırmış olurdum (sanırım bu kararlılığımdandır asıl “anlaşamama”, zira siz –yani forumda “yerleşik” düzene girmiş arkadaşların çoğu- belli bir kararlılıkla yan-anlamlı, çok anlamlı bir iletişimi yeğliyorsunuz; hep konudan sapma durumu söz konusu oluyor, en azından beni açımdan; son örnek: Dersaadet’in şiirine dönük değerlendirmeye birden bire başka bir yön verilebiliyor; bu yeni yöne girmişken, birden İmdat Beyle olan –beni ilk derecede, birinci elden ilgilendirmeyen, daha doğrusu öncelerine dayanan bir husumete bağlı- bir tartışma ve elektriklenme patlak verebiliyor vs., bense sahiden şaşırıyorum, menziller arasında kalakalıp; oysa benim tek derdim, bir şiir metnin (Dersaadet’in) okunmasındaki çeşitlemeler ve bu çeşitlemelere dönük değişen olası farklı yorumlamalardı…yani: kel alaka diyebileceğim bir tartışma ortamının merkezinde buluyorum kendimi; inanın: bu kadar çok insanın zamanını kapsayacak kadar önemli değilim, ama aynı zamanda konuya dönük yazdıklarım da özünden bu kadar saptırılacak ve başka kaygı ve sindirim komplekslerine yem olacak denli de önemsiz değildi hani…-elbette siz, “Dersaadet sadece dalgasını geçiyor” diye bir değerlendirmeyi kendinize çok görmeyebilirsiniz; ben bu değerlendirmenize dönük bir yanıt hakkına sahip değilim, ama kendi ilgimi sizin bu değerlendirmenizle birlikte zayıflatacak, dolaylandıracak da değilim sizin de takdir edeceğiniz gibi…benim için o metin o metindir, Dersaadet’in niyetinden bana ne, metin bir kere onun elinden çıkmış, karşıma gelmiş; artık onun değil, benimdir, yani okurundur demek istiyorum. Edebiyatın güzelliği ve ciddiyeti de burada değil mi zaten? Bir metin çıktı mı elden, artık “özerk”tir; bu özerklik onu üreten kişiyi de –dışlama anlamında- kapsar!). -Sonuç: ben anlamaya dönük (yani anlaşılmaya değil!) belli ve kararlı bir titizlik göstermekte görüyorum kendi katkımı; yargılamadaki (göreceli doğru veya yanlış) keskinlikte değil; anlamak, anlamak, anlamak. Bu kadar basit. Çünkü yazan bir kimse, anlamaya dönük bir içten istemin ve iradenin karşı tarafta bulunduğuna güvenebilirse, o zaman çok daha fazla ve özenle metin üretir, yoksa yanılıyor muyum? Bunu anlamak bu kadar zor mu (ki tekrar tekrar bunu –eylemle değil sadece- sözlerle de ortaya koyma gereği doğuyor?). Katkımı lütfen olduğu gibi anlamaya çalışın; benim burada başka bir niyetim veya hesabım yok (bunu belirtmek bile bana gereksiz ve ayıp geliyor ama, gerekli oldu bir kere). Hiç merak etmeyin, ben -kendimce- sizi de anladığımı düşünüyorum; ve inanın, anladıklarımla karşıma “düşman” hissini uyandıran biri değil, zor ama kendi doğrultusunda kararlılıkları olan biri, yani: anlama isteğimi öğütmeyen biri çıkıyor. Bu da –siz de takdir edersiniz ki- sizin gibi “kerata çocuklarda” -hele hele ben gibi bir “moruk teknisyen” için- hiç kolay bir şey değil… Şimdilik sevgiyle ve daha verimli günlere artan hasretle selamlıyorum sizi. Suyel
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Sevgili; Hülya ATKAN. Yüzünde yansıyan güneş gibi kal. Hiç bi eserini okumadım ama resmini görünce bu üst düşümü yaptım. Bu kış elektrik faturası ödemeyeceğiz, hoşgeldin.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Kaş alırken, far çekmek… Yaşantısını sevmediğimiz ama buna rağmen dillendirdiği parçaların çoğu yastık altımızda olan birini Paris’in göbeğinde kalbinden vurdular. Sevinenler de oldu, üzülenler de. Musalla taşına yatana kadar... İyi bilinenler de öldü, çok hatırlanması gerekenler de unutuldu. Şansızlığın da bir şans olduğunu kendi kulağımıza hiç fısıldamadık. Dün öylesine yaptığım bir karalamada “hangi resmimiz bizden büyük ki” tırnak içinde olan bu cümle düşündürdü beni. Kimleri okumadık ki… Kendi köşküne çekilenler dahi oldu Nilüfer Magrıso, gibi. Ne mi anlatıyorum, kendimle aynada konuşuyorum. Keşke boğazında düğümlenmeseydi harfler… Hani klavye düzelince insan yadırgıyor… Birbirimizi sadece kısa paslaşmalarla tanıyoruz. Gizemli olanları da “dark tahtasında” bıraktığı 12’den vurulmuş noktalarla çözmeye çalışıyoruz. İmdat bana çok şizofren, dedi. Desin, bu benim hakkımda onun lüksü. Hiç cevap verme gereği duymadım. Bu onun haklılığına delalet midir, değil. Bu lüks takıntısı onun kötü bir insan olduğuna işaret, değildir. Suyel; iyi giden birkaç yazışmanın arkasından, ters ne düştü ki zıt kutup olduk… Virgülü yerine oturtmamış olmamla alakası olmasa sanırım. Kötü bir espri, vurgulamak istediğin. Gerçi bu yeni. Neyse! Desene daha en az 3 yıl buradasın, yandık. Dersaadetin dediği gibi bana katlanma gereksimiz yok. İki şahit ile ip çekilir. Kaç mahallenin delisi kapatılmadı ki… İmdat hazır kıta, birde sen… İki şahit olursunuz. Yedikule, Zeytinburnu ve Bakırköy. Ben şiirlerimi kağıt mendillere yazar, kırmızı ışıkta onlarla araba camı silerim. Yorma kafanı sen, ben bölündükçe çoğalırım. Belki İsa’nın romanında camiye tırmanan kertenkeleyi oynarım. Gülümseyin!
Başa Dön