"Yazarın hayatı, kelimelerin kölesi olmaktır; en azından, bir sonraki cümleyi bulana dek." – Ursula K. Le Guin"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Genel Tartışma
Açık Büfe
“Piç”ler ""Günday’ın yeni romanı “Piç”in meselesi yine meselesiz gençler üzerine kurulmuş; Barbaros, Afgan, Hakan ve Cenk adlı dört gencin toplumun koyduğu normlardan, zorunluluklardan, ahlak ve değer yargılarından sıyrılıp gönüllerinin dilediği gibi sürdürdükleri hayatlarından kesitler veriyor yazar. Hepsi de hali vakti yerinde ailelerden geliyorlar; iyi okullara gönderilmişler, sevilmişler, şımartılmışlar, maddi sıkıntı nedir hiç bilmemişler. Bilmedikleri bir başka şey sorumluluk duygusu… Öyle ki, Cenk, ailesi tarafından daha iyi bir eğitim alması için yollandığı Cenevre’deki vaktini, harçlığını, okul taksitlerini kumar masalarında harcayıvermiş. Hakan’ın son okuduğu kitap on üç yaşındayken babası tarafından hediye edilmiş. Hakan, şimdilerde okumaktan çoktan vazgeçmiş, roman okuduğunu söylemeyi ve bu hayali romanları kafasından uydurduğu hikayelerle anlatmayı tercih eden bir genç. Afgan’a göre annesinin verdiği harçlıklar oğlunun kendisiyle yaşamaması için ödenen bir bedel… Barbaros ise kendisini görmek istediği mevkileri düşlemekle yetiniyor. "" K İ T A P E L E Ş T İ R İ L E R İ Editör: A.Ömer Türkeş "Kadınlar piçlerle tanışırlar. Sorumsuzluklarına ve hayatın işlevsel alanlarının dışındaki uzmanlıklarına hayran kalırlar. Geçmişin, geleceğin, hatıraların ve ideallerin konuşulmadığı masalarda uzun uzun tarif edilerek hazırlatılan kokteyller içerler. Bir sonraki iş gününde erişilmesi gereken verimlilik kotaları olmadığı için uzun uzun sevişilen yataklarda uyurlar. Ve sabah, kadınlar piçlere âşık uyanırlar. Doğru kişi tarafından çaldırılmasını bekledikleri telefonların yakınlarında sinirlenirler. Aile ve dostlarıyla ayarladıkları tanışma randevularına tek taraflı iştiraklerden ötürü özür dilerler. Sorumsuzluğun her türlü içten duyguya karşı duyarsızlığı da içerdiğini düşündükleri gecelerde ağlayarak uyurlar. Ve sabah kadınlar piçlerden nefret ederek uyanırlar." Hakan GÜNDAY Peki bu sitenin adını gizleyen PİÇLERİ kimler.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Bu foruma, bu güne kadar neler kattığın ortada, Nida kadar taş düşsün inşallah kafana… (Şiir değildir. Taşlamadır.)
?
Öneriler
Kitap Dünyası
Gülay Hanım pardon ama, bu zatı muhteremin başka penceresi sanırım sadece sizin için başka bir pencere. Kaleminden daha önce söylenmemiş, milyon kere söylenmemiş bir cümle yakalarsanız, beni de haberdar edin...
?
Öneriler
Kitap Dünyası
Ece Temelkuran'ın bir adet Perihan Mağden imitasyonu olduğunu düşünüyorum. yani Nur Çintay A. ile aynı sınıfta kendileri... en iyisi aslına müracaat...!
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
nidos, Ben birkac gun daha Turkiye'ye donemeyecegim. Jennifer yengenle (Lopez) Honoluluya kepab yemeye gidiyoruz. Sen hemen holding hesabindan Diren kardesimizin verdigi banka hesabina 2400 YTL aktariver. TUSIAD'cilarin randevu talebinide 6 ay sonraya at. En iyisi reddet gitsin. Biktim bu heriflerin yilisikliklarindan. Ha unutmadan, Basbakanla haftaya ki gorusmemizi de namaz vakitleri harici bir saate ayarla. Herif her seferinde bizede kildiriyor. Adimiz yesil sermayeye cikacak sonra. gorusmek uzere, sezai
?
Öneriler
Kitap Dünyası
Ece Temelkuranın bütün kitaplarını herkese öneririm. Yazar biraz da yaşama başka bir pencereden bakabildiği için yazar değil midir zaten. İşte o 'başka pencerenin' en iyi genç yazarlarından Ece Temelkuran... Kendini birine emanet edip, kendinden kaçma planları yapan, düzeni eleştirirken uçuk da olsa alternatifler öneren, iyi bir gözlemci Ece Temelkuran...
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Değerli Dostlar, Bir kaç gündür sevgili İzedebiyat yöneticilerinin "yaşam çağrılarını" okuyoruz. İzedebiyat gerçekte bizim yaşam alanımız, sorun varsa bu bize de ait sayılır diye düşünüyorum. Kampanyaya katılmaktan öte, sahip çıkmamız gerektiğine inanıyorum. Saygılarımla... İ.Semih KÖKER
?
Yayınevleri
Kitap Dünyası
tam olmasını dilediğim şeyler, yıllık çıkarmak, kitap vs, ben başında beri bunları diyordum, bu site neden yapamasın bunları? bal gibi de yapar, neden aşamasın sorunlar? aşar, kitap basmak mesela, site bu güce erişebilir bence, mesela sevgili nidanın bir kitabını bassa iz, bunu seve seve alacak çok kişi var, kitap bastırmak isteyenler için de, bi hesap numarası çıkarılabilir, bence diren bey, bunu önemse, birçok yayınevi para alıp kitap basıyor, yazarlar sıraya girmiş. ben bunları önceden de dedim size. büyüme olmazsa eğer, ölmeye mahkumdur bu site, çünkü kaynaklar her zaman kurur, ancak büyüyenler sağ çıkar bu güçlüklerden, siteye yeni yazarlar kazandırmak için de çalışmalısınız,
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkânsızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğukkanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kâbus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) ... Genç adam tıpkı filmlerde gördüğü özel dedektifler gibi beyaz bir atletin üzerine pardösü giymiş, bu kılığını iki gün önce kiraladığı odada da değiştirmemişti. Otuz altı saattir pencerenin önünde, yanaklarını yara yapan sert perdeye yüzünü dayamış duruyordu. Gözleri her kapanmaya başladığında kendine tokatlar atıyor, bildiği şarkıları söyleyerek uyanık kalmaya çalışıyordu. Ne var ki çok fazla şarkı yoktu aklında. “Toprağın, ateşin ve ışığın çocukları...” diye düşündü. “Neden rahat bırakmıyorsunuz birbirinizi?” Göreceğini görmüştü. Not defterini çıkarıp ince, okunaksız yazılara yenileri ekledi. Uzun zamandır yaptığı hesaplarda yanılmamıştı. “İnsanların ve cinlerin kötülüklerinden koru!” Elinde tuttuğu kalem sanki kendiliğinden yazmıştı bu sözcükleri... “Ve melekler ne iyidirler, ne de kötü!” Çok iyi biliyordu ki iyi ya da kötü olmayan bir şey bazen iyi, bazen kötü olmak zorundaydı... (Kenan Şahin) *** Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Bu ev için anlatılanlar doğru olamazdı. Kapının kolundan elini usulca çekti. Yatak odasına giderek, dedesinin ölmeden önce avuçlarının içine tutuşturduğu cevşeni alıp boynuna taktı. Bildiği tüm dualar dudaklarında titriyordu. Oğlunun odasına yöneldi, bir kez daha kapının kolunu tuttuğunda sırf elleri değil tüm bedeni titriyordu. (nida) Kapıyı açtığında burnuna gelen keskin kokuyla yüzünü buruşturdu. İçeriden hiç ses gelmiyordu. Telaşla içeri daldı. Oğlunun yatağı sabah düzelttiği gibi duruyordu. Küçük masasının önünde duran sandalye yere devrilmişti. Ama bunun dışında her şey sabahki gibiydi. Şaşkın adımlarla pencereye doğru yürüdü. Kokuya dayanamıyordu, gözleri yanıyordu, camı açması gerekiyordu. Pencerenin koluna elini uzattığı sırada bir anda donup kaldı. Can dışarıdaydı. Üzerinde okul önlüğü, sırtında okul çantasıyla arka bahçede durmuş yukarı bakıyordu. Sonra arkasını dönüp koşmaya başladı. Kadın arkasından seslenmek için pencereyi açmaya çalıştı ama yapamadı. Pencerenin kolu çivilenmiş gibiydi, hiç kımıldamıyordu. Fazla uğraşmadı, koşarak odadan dışarı çıktı. Karanlık salonu hızla geçerken ayağı yerdeki kilime takıldı, tökezledi. Titiz elleriyle her gün toplayıp temizlediği salonun ortasında o kilimin ne aradığını anlayamamıştı ama bunu düşünecek zamanı yoktu. Sokak kapısına koştu, tokmağı çevirdi. Ama kapı açılmıyordu. (Deniz Canefe) Tekrar balkona doğru yöneldi, çakan şimşeğin odayı aydınlatması ile olduğu yerde buz kesti. Oğlu, elinde küçük bir bebekle odanın ortasında bir saat sarkacı gibi iki yana salınıyordu. Gözlerini ovuşturdu, bu aklının ona oynadığı bir oyun olmalıydı… Oğluna doğru yöneldi, ayağı kaydı ve tökezledi. Bu demin ayağının ucuyla masanın altına ittiği kilim olamazdı. Ayaklarının altında kaygan, ıslak ve sıcak bir şeyler vardı. Şimşeğin tekrar çakması ile oda yeniden aydınlandı ve zaman durdu. Oğlunun işaret parmağı, kucağındaki bebeğin gözünün içindeydi. Akmaya devam eden kan yerdeki halıyı dalgaya yakalanmış küçük bir tekne, gibi sarsıyordu. (nida) Balkon kapısı daha kadın yaklaşmadan kendiliğinden açılmıştı. Dışarıda uğultularla esen rüzgar peşinden buz gibi gece havasını ve yağmurun iri damlalarını da odaya sürüklemişti. Kapının açılmasıyla birlikte balkonun yanındaki yemek masasının üzerinde duran bir tomar kağıt dört bir yana uçuştu. Oğluna doğru atılan kadının elleri boşlukta çırpınıyordu. Doğruldu. Bir hayal gördüğünden kuşkusu kalmamıştı artık. Ayağına takılıp duran kilimi almak için yere eğildi. Uçuşup sağa sola dağılan kağıtlardan bir tanesi tam elinin altında duruyordu. Boş bir kağıttı yalnızca. Bu sırada rüzgarın savurduğu kapı büyük bir gürültüyle yeniden kapandı. Bir an için bulutların arasından başını uzatan ay ışığında kadın önünde duran kağıdın boş olmadığını gördü. Tek bir sözcük yazıyordu üzerinde. EVET. (Deniz Canefe) Kadın sırtına ve ensesine esen soğuk rüzgarın dondurucu etkisinen medet umarak kendini toplamaya çalıştı. Bunların hepsi bir kabus olmalıydı. Sanki elindeki kağıt bunun cevabını veriyordu. EVET kabus..berbat bir kabus.. Gözlerini kapadı. Niye daha önceden düşünmemişti? Bunun muhakkak faydası olacaktı. Ah,rüzgar hala sırtındaydı,yere yayılmış kanın içini bayıltan kokusu da burnunda..Birden garip bir şey oldu. Rüzgar durmuştu,istemsizce gözlerini açtı. Şaşkınlıkla etrafına bakıyordu şimdi. Havada asılı kalmış beyaz kağıtlar,oğlunun parmağını soktuğu bebekten yere düşen kan damlası,rüzgarın savurduğu perde hepsi,evet hepsi havada asılı kalmıştı. Oğlu,bir ayağı üzerinde sağa doğru devrilecek gibi donmuş ve kokunç devinimi yarım kalmıştı. Kadının aklında bütün bu olanların mantıklı bir açıklaması belirdi. Çocuğunun odasına yöneldiğinde tüm kabus eve geri dönmüştü ve her yeri kasıp kavurmaya yeniden başlamıştı. Kadın artık korkmuyordu. Oğlunun açık bilgisayarının ekranında ki İngilizce yazıyı öfkeli bir ifadeyle okudu; "Programdan çıkmak için şifreyi giriniz" Kadın başını çevirip salonun ortasında sallanmaya devam eden çocuğunun görüntüsüne sinirli bir bakış attı ve klavyenin tuşlarında titreyen parmaklarını gezdirerek"Egemen Uc" yazdı ve enter tuşuna bastı. (Dersaadet)
?
Yayınevleri
Kitap Dünyası
İzedebiyat'ın varlığını koruması için bu güne değin emeği geçen herkese içten teşekkürler, bundan sonrasında da var olabilmesi için gönüllü destek grubunda yer almaya hazırım. Sevgilerimle...
?
Yayınevleri
Kitap Dünyası
Tekrar selam, Diren bey bağış sayfası siteye çok sefer girdiğim halde açılmadı, sayfaya ancak verdiğiniz link ile ulaşabildim. Sitenin güvenli bir ekonomik yapıya kavuşması için sanırım bu sistemin kalıcılaşması da uygun olacaktır.
?
Yayınevleri
Kitap Dünyası
Merhabalar, Programcılarımız bağışla ilgili sayfanın her girişte en fazla üç defa okurların karşısına çıkması için bir düzenleme yaptılar. Bağışta bulunanların böyle bir mesajla tekrar tekrar karşılaşmamaları için de çalışmalarını sürdürüyorlar. Ben yine de adresi buradan veriyorum: http://www.izedebiyat.com/b/bagis.asp Durumun aciliyetini nasıl anlatabileceğimizi doğrusu biz de bilemedik. Sunucu bilgisayarları kiraladığımız şirkete birikmiş borcumuz var. Geçen hafta sonu bu borçtan dolayı İzEdebiyat kapatıldı; yaptığımız görüşme sonucu tekrar kısa bir süreliğine açmayı kabul ettiler. Yani şu an bu 'uzatılmış' süreçte bulunuyoruz. Bağış sayfasında belirtilmeyen bir şey var, o da son altı aydır tamamen 'öz-kaynaklarımız'la yayın yaptığımız. Bunu sürdürebilmeyi çok isterdik ama İzlenim oldukça genç bir şirket sayılır, ve bugüne dek çabımız 'Amerika'yı yeniden keşfetmektense' 'denenmemiş projeler' üzerine gitmek oldu. Dolayısıyla her zaman ticari kazançlarımız istediğimiz boyutta olmadı ve olmuyor. Diğer tarafta İzEdebiyat'ı okur ve yazarları için parasal kaygılardan uzak tutmak istedik. Siteye reklam alalım dedik, ama işimiz yayıncılık, tasarımcılık ve programcılık olduğundan o piyasayı pek tanıdığımız söylenemez. Yaptığımız görüşmeler sonucu da en azından yayın dünyasının internette reklam vermeye henüz pek gönüllü olmadığını gördük. Sonunda hepimizin bu siteye belli açılardan 'ortak' olduğumuz düşüncesiyle böyle bir bağış kampanyasına giriştik. Bağış vermeyi düşünenlere, desteklerinden ve ortaklık bilinçlerinden ötürü teşekkür ediyoruz. Sevgi ve saygıyla, Diren Yardımlı
?
Yayınevleri
Kitap Dünyası
İsa bey, 1500 yazar adıyla gönderdiğiniz iletiyi anlayamadım. Diren beyin İZle ilgili bir mesajını forumda göremediğim gibi, emailime de böyle bir ileti ulaşmadı. Beni bu konuda bilgilendirebilir misiniz? Diğer taraftan sitede bir şeyler yazmaya başladığım tarihten bu yana siteyi maddi olarak desteklemenin yollarını arıyorum. Bildiğiniz bir hesap numarası mevcut mu? Ben iyi birşeyler üreten yabancı sitelerin yaptıkları gibi sitede bir bağış bölümü bulunması taraftarıyım. Desteklemek isteyen, istediği miktarda, içinden geldiği gibi destekler. Bu konuda kültürümüz ve anlayışımız biraz farklı olmakla birlikte, neden İZ ilk olmasın? Elbette site yönetiminin yayın politikaları gereği bu konuda karar vermesi gerekli, fazla karışmış olmakta istemem... Selamlar
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkânsızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğukkanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kâbus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) ... Genç adam tıpkı filmlerde gördüğü özel dedektifler gibi beyaz bir atletin üzerine pardösü giymiş, bu kılığını iki gün önce kiraladığı odada da değiştirmemişti. Otuz altı saattir pencerenin önünde, yanaklarını yara yapan sert perdeye yüzünü dayamış duruyordu. Gözleri her kapanmaya başladığında kendine tokatlar atıyor, bildiği şarkıları söyleyerek uyanık kalmaya çalışıyordu. Ne var ki çok fazla şarkı yoktu aklında. “Toprağın, ateşin ve ışığın çocukları...” diye düşündü. “Neden rahat bırakmıyorsunuz birbirinizi?” Göreceğini görmüştü. Not defterini çıkarıp ince, okunaksız yazılara yenileri ekledi. Uzun zamandır yaptığı hesaplarda yanılmamıştı. “İnsanların ve cinlerin kötülüklerinden koru!” Elinde tuttuğu kalem sanki kendiliğinden yazmıştı bu sözcükleri... “Ve melekler ne iyidirler, ne de kötü!” Çok iyi biliyordu ki iyi ya da kötü olmayan bir şey bazen iyi, bazen kötü olmak zorundaydı... (Kenan Şahin) *** Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Bu ev için anlatılanlar doğru olamazdı. Kapının kolundan elini usulca çekti. Yatak odasına giderek, dedesinin ölmeden önce avuçlarının içine tutuşturduğu cevşeni alıp boynuna taktı. Bildiği tüm dualar dudaklarında titriyordu. Oğlunun odasına yöneldi, bir kez daha kapının kolunu tuttuğunda sırf elleri değil tüm bedeni titriyordu. (nida) Kapıyı açtığında burnuna gelen keskin kokuyla yüzünü buruşturdu. İçeriden hiç ses gelmiyordu. Telaşla içeri daldı. Oğlunun yatağı sabah düzelttiği gibi duruyordu. Küçük masasının önünde duran sandalye yere devrilmişti. Ama bunun dışında her şey sabahki gibiydi. Şaşkın adımlarla pencereye doğru yürüdü. Kokuya dayanamıyordu, gözleri yanıyordu, camı açması gerekiyordu. Pencerenin koluna elini uzattığı sırada bir anda donup kaldı. Can dışarıdaydı. Üzerinde okul önlüğü, sırtında okul çantasıyla arka bahçede durmuş yukarı bakıyordu. Sonra arkasını dönüp koşmaya başladı. Kadın arkasından seslenmek için pencereyi açmaya çalıştı ama yapamadı. Pencerenin kolu çivilenmiş gibiydi, hiç kımıldamıyordu. Fazla uğraşmadı, koşarak odadan dışarı çıktı. Karanlık salonu hızla geçerken ayağı yerdeki kilime takıldı, tökezledi. Titiz elleriyle her gün toplayıp temizlediği salonun ortasında o kilimin ne aradığını anlayamamıştı ama bunu düşünecek zamanı yoktu. Sokak kapısına koştu, tokmağı çevirdi. Ama kapı açılmıyordu. (Deniz Canefe) Tekrar balkona doğru yöneldi, çakan şimşeğin odayı aydınlatması ile olduğu yerde buz kesti. Oğlu, elinde küçük bir bebekle odanın ortasında bir saat sarkacı gibi iki yana salınıyordu. Gözlerini ovuşturdu, bu aklının ona oynadığı bir oyun olmalıydı… Oğluna doğru yöneldi, ayağı kaydı ve tökezledi. Bu demin ayağının ucuyla masanın altına ittiği kilim olamazdı. Ayaklarının altında kaygan, ıslak ve sıcak bir şeyler vardı. Şimşeğin tekrar çakması ile oda yeniden aydınlandı ve zaman durdu. Oğlunun işaret parmağı, kucağındaki bebeğin gözünün içindeydi. Akmaya devam eden kan yerdeki halıyı dalgaya yakalanmış küçük bir tekne, gibi sarsıyordu. (nida) Balkon kapısı daha kadın yaklaşmadan kendiliğinden açılmıştı. Dışarıda uğultularla esen rüzgar peşinden buz gibi gece havasını ve yağmurun iri damlalarını da odaya sürüklemişti. Kapının açılmasıyla birlikte balkonun yanındaki yemek masasının üzerinde duran bir tomar kağıt dört bir yana uçuştu. Oğluna doğru atılan kadının elleri boşlukta çırpınıyordu. Doğruldu. Bir hayal gördüğünden kuşkusu kalmamıştı artık. Ayağına takılıp duran kilimi almak için yere eğildi. Uçuşup sağa sola dağılan kağıtlardan bir tanesi tam elinin altında duruyordu. Boş bir kağıttı yalnızca. Bu sırada rüzgarın savurduğu kapı büyük bir gürültüyle yeniden kapandı. Bir an için bulutların arasından başını uzatan ay ışığında kadın önünde duran kağıdın boş olmadığını gördü. Tek bir sözcük yazıyordu üzerinde. EVET. (Deniz Canefe)
Başa Dön