"Benim için bir kitap, bir ayna gibidir; eğer bir aptal bakarsa, bir aptal göremez." - Mark Twain"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
bu bir test yazisidir, sifremin iptal edlip edilmedigini anlamak icin. gordugunuz gibi edilmemis. kenan kardesim, benim eylul aktas'a yazdigim edebi bilimsel yazimi silmissin, canin sagolsun da, sunun surasinda suya sabuna dokunmadan namusumla yaziyorum, ayiptir. senin yasin genc (baktim 82 dogumluymussun) dolayisiyla hayati tanimiyorsun. bu lavuk dunyanin civisi cikmis. bu dunya da danalar gibi icmeden ve de hayati makaraya sarmadan yasayamazsin. simdi sen diyeceksinki, "sezai abi birgun seninle ocakbasina gidelimde zil zurna icelim. hesaplarda benden". diyeceksin. ben biliyorum sen bu lafi diyeceksin bana. peki tamam seni kiracak degilim. madem hesaplar senden bende gelirken cerez alim mi? sezai
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
İletilerin silinme sebepleri malum ama zamanlama hataları var gibi...Madem otoriter bir yönetime geçiş yapıldı bunun iletisi silinen kişiye bildirilmesi gerekmez mi ? Ya da gerekli cevapları başka kişiler vermeden önce sayın editörlerin saçmalıklara son vermeniz gerekmez mi ? Neyse sormadım sayın gitsin... eyvallah...
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Hemen her yerde karşımıza çıkabilecek bu türden olaylara karşı sizi anlayışlı ve sabırlı olmaya davet ediyorum. Lütfen ricamı kabul edin.
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
foruma gönderdiğim iletimin silinmesini istemek hakkım sanırım?..
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Tatsız olay nedeniyle bağlamsız kalan - Nida Karaçizmeli ve Deniz Canefe'ye ait - iletiler benim sorumluluğumda kaldırılmıştır. İlgililerden anlayış bekler, keyifli ve yararlı yazışmalar dilerim...
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Forumlarda ırkçı vb. yazışmalar kesinlikle olamaz! Bu tür yazan kişilere karşı sıfır hoşgörümüz vardır. Panturk adlı kullanıcının kendisi ve yazdığı tüm iletiler forumlardan silinmiştir.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Merhaba Forumlardaki yazışmaları zenginleştirmek için başka bir kişinin yazdığı iletiden alıntı yapabileceğiniz sistem hazır. Şu anda test yayınında "maydanoz ol" olarak iletilerin yanında görebilirsiniz. Teşekkürler
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Sayın Örsan Baydar Unutulan şifrelerle ilgili sayfada oluşan sorunu giderdik. Ayrıca size şifrenizi yolladım.
?
Edebiyatta Aşk
Edebiyat Tartışmaları
[[I]]Benim becerebileceğim bir yaşam içinde var olamayan birşey olduğu kesin . Ama edebiyattada ben aşkı kelimelerle sınırlı yada benzetmelerle kalıba koyamıyorum anlatılmaz yaşanır dedikleri gibi bişey belkide. Bilmiyorum sınırları olmayan hiç bir dilin asla tarif edemiyeceği yaşam içinde yalnızca var olan bir kavram duygu belkide...[[/I]]
?
Yazma Süreci
Yaratıcı Yazarlık
[[I]]Aslında benim yazılarım yada yazmak istediklerim asla içimdekiler olmuyor saçma ve komik gercekten ben asıl içimdekileri tarif edemiyorum. Beni müzik yada parmağımdaki bir yuzuk sürekli yazı yazmaya itiyor. İçimdekilerle bire bir kelimeler aynı anlamları taşıyamasada deniyorum yazı sürecim çok kısa sürüyor ama onun etkisinde kalışım belki gunler her gun okuduklarımda oluyor bir kere okuyup sildiklerim de.... Bu benim gibi çömezler için heralde en anlamlı acıklama olurdu ...[[/I]]
?
Dilimizin Gizemleri
Yaratıcı Yazarlık
[[I]]Aslında bakarsanız hepimizin kendine göre bil dil kullanımı var. Saçma belkide evet ama bu böle malesefki ben çok iyi bir dilbilgisine sahip değilim çokta bunu düzeltmeye calışıyorum ama çoğu yazarların kendilerine göre ve kimsenin anlatım gucu içinde olmayan bir lisana sahip olduklarını ve bunun onları özel kıldığını düşünüyorum. Hepimizi yazarlar olsun yada şairler olsun hepimizin kendine göre yaşamışlığın yada hayatın elverdiği kadar kendimize has bir lisanımız var diyebiliyorum....[[/I]]
?
Esin Perisi
Yaratıcı Yazarlık
[[I]]Valla benim esin kaynağım sanırım acılarım ne biliyim aslında ulaşamadığım içimde hala beni yaşatan acılara borçluyum yazdıklarımı. Bununların sebebi olan ise hayat diyorum ve sadece susmalıyım diyebiliyorum.... Anlatamadımız inanın anlatılamayan ve dilinizden dökülemeyen doğrular vardır. Susmak zorunda oldunuz istem dışı yaşamlar vardır benim yaşadıklarım yada yaşamaya mecbur olduklarım gibi...[[/I]] Saçmalamaya başladım sanırım gene ...
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
merhaba, birden, yardım almam gerektiğine ikna oluverdim. itiraf etmeliyim ki şu an'a kadar yolumu bir şekilde bulacağıma inanıyor(d)um ve durum göründüğü gibi... aslında buraya ilk gelişim değil; sık sık ziyaret ediyorum forum sayfasını ve görüşlerinizi büyük bir ilgi ile okuyorum. talihsizlik bu ya, birkaç satır karalayıp katılmak istediğimde bu mümkün olamadı(sayfa hata verdi). sözün kısası şu ki, roman yazmaya karar verdim ve herşey gayet iyi başladı. roman yazma fikri nereden çıktı? hiç düşünmemiştim oysa(?). bir de şu var; kalıplar beni her zaman boğmuştur. klasik olur belki, kendimi bildim bileli yazıyorum; türk dilini kitap okuyarak ve yaşamın içinden öğrendim. bir başka dilde yazmanın büyüsüne kapılıp tam kendimi buldum derken yeni bir dil, yeni bir hayat duraksamalara sebep olsa da büyülenmiştim bir kere... yazdıklarım hakkında şunu söylerim; kendim için yazıyorum, bunu çok ve hep yapmak istediğim için. hikayelerimde gördüğüm(kusur olarak adlandırdığım) bazılarında ifadelerimi çok uzattığım. anlatmak istediğim o kadar çok şey oluyor ki hepsini dökmek isterim satırlara. bir cümle daha derken, bir paragraf daha ekleniyor ve... bu sebeple uzun hikayeden daha da uzun hikayeye geçmek için yola çıktım. romanda hayat, insan ve psikolojisini; yaşananların, yaşatılanların insana olan etkisini anlatmak istedim. belki net ifade edemiyorum bu yüzden belirtmek isterim ki, insanın iç dünyasında yaşadıkları ve bunların dışa yansımasıyla ilgileniyorum. gerçekçi olmasını tercih ettiğimden gözlemlediklerim çok önemli. farklı karakterleri, farklı fikirleri yazarken onlar hakkında yorum yapmıyorum, yorumu okuyucuya bırakıyorum. benim takıldığım konuya gelince; bizzat yaşadıklarımdan kesitler var fakat ben otobiyografik bir roman yazmak istemiyorum( bu bir). karakterler fazla ve onları geri dönüşlerle kısa kısa anlatıyorum(etti iki). bir karakterden sadece bahsediyorum, somut bir anlatıma henüz geçmedim(kurgu net olarak oturmadı, bir sezgi..(?) ) kısaca(biraz uzatmış da olsam), görüşlerinize ihtiyacım var...
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkânsızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğukkanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kâbus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) ... Genç adam tıpkı filmlerde gördüğü özel dedektifler gibi beyaz bir atletin üzerine pardösü giymiş, bu kılığını iki gün önce kiraladığı odada da değiştirmemişti. Otuz altı saattir pencerenin önünde, yanaklarını yara yapan sert perdeye yüzünü dayamış duruyordu. Gözleri her kapanmaya başladığında kendine tokatlar atıyor, bildiği şarkıları söyleyerek uyanık kalmaya çalışıyordu. Ne var ki çok fazla şarkı yoktu aklında. “Toprağın, ateşin ve ışığın çocukları...” diye düşündü. “Neden rahat bırakmıyorsunuz birbirinizi?” Göreceğini görmüştü. Not defterini çıkarıp ince, okunaksız yazılara yenileri ekledi. Uzun zamandır yaptığı hesaplarda yanılmamıştı. “İnsanların ve cinlerin kötülüklerinden koru!” Elinde tuttuğu kalem sanki kendiliğinden yazmıştı bu sözcükleri... “Ve melekler ne iyidirler, ne de kötü!” Çok iyi biliyordu ki iyi ya da kötü olmayan bir şey bazen iyi, bazen kötü olmak zorundaydı... (Kenan Şahin) *** Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Bu ev için anlatılanlar doğru olamazdı. Kapının kolundan elini usulca çekti. Yatak odasına giderek, dedesinin ölmeden önce avuçlarının içine tutuşturduğu cevşeni alıp boynuna taktı. Bildiği tüm dualar dudaklarında titriyordu. Oğlunun odasına yöneldi, bir kez daha kapının kolunu tuttuğunda sırf elleri değil tüm bedeni titriyordu. (nida) Kapıyı açtığında burnuna gelen keskin kokuyla yüzünü buruşturdu. İçeriden hiç ses gelmiyordu. Telaşla içeri daldı. Oğlunun yatağı sabah düzelttiği gibi duruyordu. Küçük masasının önünde duran sandalye yere devrilmişti. Ama bunun dışında her şey sabahki gibiydi. Şaşkın adımlarla pencereye doğru yürüdü. Kokuya dayanamıyordu, gözleri yanıyordu, camı açması gerekiyordu. Pencerenin koluna elini uzattığı sırada bir anda donup kaldı. Can dışarıdaydı. Üzerinde okul önlüğü, sırtında okul çantasıyla arka bahçede durmuş yukarı bakıyordu. Sonra arkasını dönüp koşmaya başladı. Kadın arkasından seslenmek için pencereyi açmaya çalıştı ama yapamadı. Pencerenin kolu çivilenmiş gibiydi, hiç kımıldamıyordu. Fazla uğraşmadı, koşarak odadan dışarı çıktı. Karanlık salonu hızla geçerken ayağı yerdeki kilime takıldı, tökezledi. Titiz elleriyle her gün toplayıp temizlediği salonun ortasında o kilimin ne aradığını anlayamamıştı ama bunu düşünecek zamanı yoktu. Sokak kapısına koştu, tokmağı çevirdi. Ama kapı açılmıyordu. (Deniz Canefe) Tekrar balkona doğru yöneldi, çakan şimşeğin odayı aydınlatması ile olduğu yerde buz kesti. Oğlu, elinde küçük bir bebekle odanın ortasında bir saat sarkacı gibi iki yana salınıyordu. Gözlerini ovuşturdu, bu aklının ona oynadığı bir oyun olmalıydı… Oğluna doğru yöneldi, ayağı kaydı ve tökezledi. Bu demin ayağının ucuyla masanın altına ittiği kilim olamazdı. Ayaklarının altında kaygan, ıslak ve sıcak bir şeyler vardı. Şimşeğin tekrar çakması ile oda yeniden aydınlandı ve zaman durdu. Oğlunun işaret parmağı, kucağındaki bebeğin gözünün içindeydi. Akmaya devam eden kan yerdeki halıyı dalgaya yakalanmış küçük bir tekne, gibi sarsıyordu. (nida) Balkon kapısı daha kadın yaklaşmadan kendiliğinden açılmıştı. Dışarıda uğultularla esen rüzgâr peşinden buz gibi gece havasını ve yağmurun iri damlalarını da odaya sürüklemişti. Kapının açılmasıyla birlikte balkonun yanındaki yemek masasının üzerinde duran bir tomar kâğıt dört bir yana uçuştu. Oğluna doğru atılan kadının elleri boşlukta çırpınıyordu. Doğruldu. Bir hayal gördüğünden kuşkusu kalmamıştı artık. Ayağına takılıp duran kilimi almak için yere eğildi. Uçuşup sağa sola dağılan kâğıtlardan bir tanesi tam elinin altında duruyordu. Boş bir kâğıttı yalnızca. Bu sırada rüzgârın savurduğu kapı büyük bir gürültüyle yeniden kapandı. Bir an için bulutların arasından başını uzatan ay ışığında kadın önünde duran kâğıdın boş olmadığını gördü. Tek bir sözcük yazıyordu üzerinde. EVET. (Deniz Canefe) Kadın sırtına ve ensesine esen soğuk rüzgârın dondurucu etkisinin medet umarak kendini toplamaya çalıştı. Bunların hepsi bir kâbus olmalıydı. Sanki elindeki kâğıt bunun cevabını veriyordu. EVET kâbus..berbat bir kâbus.. Gözlerini kapadı. Niye daha önceden düşünmemişti? Bunun muhakkak faydası olacaktı. Ah,rüzgâr hala sırtındaydı,yere yayılmış kanın içini bayıltan kokusu da burnunda..Birden garip bir şey oldu. Rüzgâr durmuştu,istemsizce gözlerini açtı. Şaşkınlıkla etrafına bakıyordu şimdi. Havada asılı kalmış beyaz kâğıtlar,oğlunun parmağını soktuğu bebekten yere düşen kandamlası,rüzgârın savurduğu perde hepsi,evet hepsi havada asılı kalmıştı. Oğlu,bir ayağı üzerinde sağa doğru devrilecek gibi donmuş ve korkunç devinimi yarım kalmıştı. Kadının aklında bütün bu olanların mantıklı bir açıklaması belirdi. Çocuğunun odasına yöneldiğinde tüm kâbus eve geri dönmüştü ve her yeri kasıp kavurmaya yeniden başlamıştı. Kadın artık korkmuyordu. Oğlunun açık bilgisayarının ekranında ki İngilizce yazıyı öfkeli bir ifadeyle okudu; "Programdan çıkmak için şifreyi giriniz" Kadın başını çevirip salonun ortasında sallanmaya devam eden çocuğunun görüntüsüne sinirli bir bakış attı ve klavyenin tuşlarında titreyen parmaklarını gezdirerek "Egemen Üc" yazdı ve enter tuşuna bastı. (Dersaadet) Genç adam, elinde ki kâğıdı ve kalemi bir çırpıda duvara fırlattı. Ne duvara çarpan ne de yere düşen bir kalem sesi duyuldu. Yanağındaki acıya aldırmadan tekrar perde ile bütünleşti. Karşı evin penceresinde gördükleri karşısında korkusu bir kat daha arttı. Etrafa korkunç ışıklar saçan bir bilgisayar odayı içine çekiyor ve bir kadın sesi kulakları tırmalarcasına bağırıyordu “Egemen üç”. Genç adamın eli cebine gitti, bu kelimeleri not etmeliydi. Parmaklarının ucu boşluğa dokundu, ürperdi. Islık çalmayı denedi, yapamadı. Gök gürledi, içinden saymaya başladı adam bir, ki, üç, dört, beş… Şimşek çaktı, oda aydınlandı ve genç adamın dizleri onu taşıyamadı. Fırlattığı kalem duvarda asılı bir bebek resminin gözüne saplanmış, kan fışkırıyordu… (nida) Hastanenin acil servisine giren ambulanstan inen mavi gömleklilerden uzun boylu olan genç delikanlı; “Paramedik Zeynep hanım’ı bulun hemen, Doktor Figen hanım’a da haber verin, çok ilginç bir durum nabız her an için duracak gibi, atmıyor sanki, tansiyon normalin çok altında, kaybetmek üzereyiz hastayı, çabuk, çabuk olun biraz …” diyerek sedyeyi diğer arkadaşı ile birlikte yere indirmeye çalışıyordu. Sedyenin üzerindeki kadın tüm konuşulanları duyuyordu, hatta kalbinin ara sıra attığını bile. Ama hiç bir şey yapamıyor, sadece duyuyor ve düşünüyordu, parmağını kıpırdatmaktan acizdi. Yaşadıklarına anlam veremiyordu, bir kazaya şahit olmuştu, bayıldığını hatırlıyordu, ambulansı, beyaz gömleklileri, adamın kaybolduğunu, sonra evinde geçenler... En son evindeki kırmızı şapkalı, elinde konfetileri ile gülümseyen bebek resminin üzerindeki kalemi ve bebeğin gözünden akan kanlar aklına geliyor çıldıracak gibi oluyordu. Hiç biri diğerini örtüştürmüyordu, neydi yaşadıkları, bir kabus mu, bir rüya mı ve en kötüsü bir gerçek mi? “Egemen üç” neydi ve o kaza olmuş, yerde yatan adam ölmüş müydü… Ve bu kadar kısa zamana sığan bu yaşadıkları neydi…(Olgun Onur)
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Yusuf, sayfandan alelade sectigim iki siirini okudum simdi. [[B]]Bahar Aslinda Kistir[[/B]] ve [[B]]Bitmis Mumkunler Duragi[[/B]]. Yok, yellenmiyorsun! Begendim, vakit bulunca digerlerini de okuyacagim. Bu arada bir aciklama yapmam gerekiyor. Ben butun sairlerin siirlerini degil, okuduklarimdan hicbirinin 2 siirini okumadim demek istedim onceki iletimde. Herkes uzerine alinmasin, ya da isterse alinsin. Ne halt etmeye bu sitedeyim? Ben cogunlukla duzyazi okurum. Mesela Bilgehan Bugra'nin yazilarini size de tavsiye ederim. sezai
Başa Dön