"Gelecek, şimdiki zamandan çok da farklı değildir; sadece daha pahalıdır." - George Orwell"

Yaratıcı Yazarlık

Yazma Süreci

8 görüntülenme · 70 ileti
??? #1
Yazma isteğinin bir gereklilik yada yazmalıyım, ben yazacak adamım psikolojisinden uzaklaştığı ve silik bir yazmalıyım temennisinin hakim olduğu zamanlarda başlıyor hep yazma sürecim. İlk üç dört dakika çok önemli benim için. Zaten işin omurgası çıkıyor yada geri dönüşüm kutusundaki yerini alıyor genelde başladığım ve yazdığım bir kaç paragtraf. En büyük sorunum ekrandan okuyamamak. Zira yazarken sürekli ve tekrarlayarak okumak çok uyguladığım bir yüntem. Buna rağmen yazdıklarımda çok az değilişklik yapıp gidişatı tayin için kullanıyorum sanırım bu tekrar tekrar okumaları ben. Yani benim en temel sorunum teknik. Bir göz doktorunun çözebileceği türden bir sorun. Ama bunun yanı sıra konuyu beğenmeyip yarıda bırakmak (ki bu durumda yazıyı mutlaka yok ederim) ikinci büyük sorunum. Murpy yasalarını da eklersek tam yazmaya başladığımda televizyonda es geçemeyeceğim bir şeyin başlaması, kıramayacağım birinden vaktimi talep eden bir telefon yahut elektriklerin kesilmeside üçüncü büyük sorun. Tüm bunların ışığında iddialı biri olmasam da yazmak süreci öncelikli olarak bir isteme, çaba sarfetme ve sonuçlandırma için gereken enerjiyi sarf etme aşamalarının toplamı sanırım. Ama birisinin sizin yazdığınız herhangi bir şeyi beğenmesi duygusu ve bundan sizin haberdar olmanızın verdiği o büyük keyif.( tabiki bunun size sunuluş şekli ve inandırıcılığı çok önemli) benim 36 yıllıl hayatımda tattığım en büyüz zevk diyebilirim. Garip biliyorum ama yazdıkğım herhangi bir şeyi sadece beğenilmesi, türünden konusundan ve aynen katılıyorum dedirtecek kadar ortak fikir olarak tarif edilmesinden daha zevkli. Sevgilerimle. Gültekin BAYIR
??? #2
Öncelikle yeni bir merhaba.. Bu da benim bu sitede olan ilk girişimimden kaynaklı olacak.Şunu söylemeliyimki konu başlığınız çok hoşuma gitti yada ilgimi çekti demeliyim. Gördüğüm kadarıyla sizinde belirttiğiniz gibi tamamen teknik olduğu konusunda sizinle hemfikir oldum fakat bunu daha farkı bir platformun üstüne taşımış olmanız sanırım daha hassas ve kuramsal bir yaklaşım olacak. Şöyle demeliyimki bunu bilgi-kuramsal ve sosyolojik boyutlardan (en azından) ele almanız haklı bir tanıt olacaktır. Yazma sürecinin kendisini edebiyat tarihiyle açılımlayabileceğimiz gibi bunun içinde yazınsal gelişimi özne-nesne, doğa-insan, ideal-gerçek gibi temel ikilikler üzerinden örmeye çalışırsak sanırım bu noktada da yekün bir eleştiri mekanizmasınıda harekete geçirmiş oluruz. Konu olarak seçiminiz önümüzde kült bir sorun olarak karşımızda durmasına rağmen, sizin kişiselleştirme eğiliminiz ,sorunsal olarak yazma sürecine yetkin bir yaklaşım olmadığı düşüncesine kapılmadaan kendimi alamıyorum ve en önemliside bu yabancılaşma ve yalnızlık olgusunuda gözönünde tutarak alternatif yaratmak gerektiğini düşünüyorum.
??? #3
Bildiğim tek birşey varsa o da hiçbir zaman "hazır" olunamayacağı...Yani okuya okuya,yaza yaza yazarlığa sonsuza kadar hazırlanabilirsiniz.Bu yol bitmeyen bir yol olduğu için sanırım pasif eylemden -tabiri caizse- aksiyona geçmek gerekiyor.Zamanında bir editöre "en büyük hayalim imza günüm" demiştim.O da bana "hayal ederek ömrünü tüketebilirsin ama amaç edinirsen gerçekten kendini orada bulacağına inanıyorum" demişti.Yaklaşım iyi...
??? #4
Selam arkadaşlar uzunca bir süredir yazılarımı gönderiyorum siteye ama forumları ilk kez okudum ve bu beni çok sevindirdi çünkü yaşadığım sorunların tıpatıp aynısını görmek müthişti. Ben de bazen kusarcasına elime hakim olamadan yazıp duruyorum, bazen saçma bazen güzel şeyler çıkıyor ama duramıyorum işte. Bazen de şimdi olduğu gibi tıkanıp kalıyorum. Aylardır yeni bir şey yazamadım aklımdan bir sürü konu geçmesine rağmen bir üşengeçliğe kapıldım ki sormayın. Bu dönemlerde kendime o kadar kızıyorum ki... 'Yazarlık senin neyine sen evinle çocuğunla ilgine ' diyorum adamakıllı hırpalıyorum ben beni. Ama bu süreç geçtiğinde biliyorum ki yine tutamayacağım kağıdı dolduran kelimelerin ucunu. nasıl bir azaptır bu yazı yazmak bilmiyorum. Çocukluğumdan beri içime giren ve bir ömür boyu çıkmayacağını bildiğim bir dürtü. Derdim kitap basmak, bu yolla ünlü olmak veya yazarlıktan para kazanmak değil. Tek derdim yazmak, yazmak, yazmak... Beynimdekileri kağıda dökmezsem huzur bulamayacağımı biliyorum çünkü.
??? #5
Yazmam lazım diye düşünmekten ötürü mutlu ama başlayamamanın verdiği suçluluk duygusu nedeniyle mutsuz olan ilgili forumdaşlara birkaç küçük önerim var. Yazıya başlanana kadar yaşanabilecek, "ben yazacağım da ne yazacağım, tam da aklıma güzel bir fikir gelmişti ama neydi" kısmını olabildiğince yaşamamaları için küçük birkaç tavisye. Bilinen bir yazarlık tecrübesi, iyi fikirlerin asla ihtiyaç duyduğunuzda el altında bulunmamasıdır. Bu nedenle cebinizde taşıyabileceğiniz büyüklükte bir defter edinin ve bunu hep yanınızda taşıyın. Güzel fikirlerin sizi nerde, ne zaman yakalayabileceği hiç belli olmaz. Unutmayın fikirler havada uçuştuğu için insan yazıya dökmek gereğini hissetmiştir. Fikirlerinize siz de önem verin ve kaydederek el altında tutun. Bir ufak ipucu veya tavsiye de sürecin başında sizi zorlayacağını tahmin ettğim başlangıç cümlelerini sona bırakarak konuyla ilgili sizi daha çok çeken bölümleri yazmanız ve başlangıcını daha sonraya bırakarak hem zevk almanızı sağlamak, hem de yaratıcılığınızı sınırlayan o "iyi başlangıç" paranoyasından kendinizi kurtarmanızdır.
??? #6
aklımızdakileri kaçırmamak adına defter tutma fikri gerçekten de işe yarıyor ben bunu çok uyguladım ama şöyle bir sorunla karşılaştım. Kendimi o kadar çok kaptırdım ki gecenin herhangi bir saatinde uyanıp aklıma geleni not etmek veya hiç olmadık bir yerde ışınlanan düşünceleri yazmaya çalışırken ben benden çıktım. Önceki forumlarda Gültekin Bayır arkadaşımızın söylediği bir şeye katılıyorum biz amatör yazarların yani içine yazma şeytanı girenlerin tek beklentisi sadece birkaç beğeni sözcüğü. Arkadaşlar yazma hastalığına kapılmak bir tür akıl hastalığı mı acaba? Çevrenizdeki kimsenin anlayamadığı sadece sizinle aynı durumda olan insanlarla paylaşabileceğiniz bir hastalık. Ama hayatı çok zenginleştiren bir hastalık aynı zamanda. Ben yazarken imlaya, tekniğe filan takılmıyorum sadece içimden gelenleri yazıya döküyorum. Öbür türlüsü biraz yapay geliyor.
??? #7
duygu ve düşüncelerimi fikirlerimi kimselerle paylaşamadığım için kaleme alıyorum ama her düşüncemi yazamıyorum.
??? #8
Her türlü düşüncenizi kaleme almalısınız diye düşünüyorum. Kimseye okutmayın, ama kendiniz için sonradan yırtacak olsanız bile bir kere olsun kaleme almayı deneyin.
??? #9
Yazamıyorum ! Tam kendimi rahat bırakayım derken bir de baktım üç ay geçmiş ! Daha ne kadar yazamayacağım? Sanki artık bitmiş gibi geliyor. Belki de fazlaca tükettim. Bu yaşta başlamamalıydım.
??? #10
tıkanma, o her yazarın başına gelen bir sorundur, demek diliniz bitti, o dili bir şeyle ateşlemek lazım, benim eskiden bu tür sorunlarım oluyordu, şimdi olmuyor, yazmam gerek yazmam gerek diye hastalıklı biçimde yineler, kendimi güdülerim, yazı yazarın hayat merkezi ise, her zaman yazar, tıkanmaz, güldür güldür yazıyorum kaç gündür, skeç, senaryo.... heyecan meselesi. her yazarın kendine özgü sorunları vardır, bunlara ancak kendi başına aşabilir. ŞU DA VAR: mesela bana biri diyor yaz, birden öyle bir dil geliyor ki, ama nasıl ama nasıl, bir enerji akıyor kelimelere. süheyla yaz dedi, yazdım, acayip beğendiğim bir dil ortaya çıktı. neyse,,,, süheyla kim mi, bir sokak kedisi belki de bir insan belki de bir ayak sesi belki de sabah, bu.
??? #11
beyin dolar taşar,duygular düşünceler çoğalır birikir ve patlama noktasına gelir uykular kaçar ...bir kalem ve bir kağıt teselli eder yazanı bu sancılı dönemde... yazmam gerek! manik depresif tablolar çizmem gerek kelimeler dans ederken beynimde bunları bir kağıda dizmem gerek yazmam gerek! yaşamı kalemimle kazmam gerek.. böyle bir sorumluluk duyar yazan ve yazar yazar yazar... zeliha gökkan
??? #12
İçini dinle, üç ay yazamazsın beş ay yazamazsın, biraz oku, biraz düşün ve hisset. zaman kavramını yitir, hayat ruhunda aksın, gerisi gelecektir. Gençsin biliyorum, yazmak istediğin denli okumayı iste. Bir gün akacaksın, daha dolu akacaksın...
??? #13
Yazmaya başladım :) Hem de günleri süt kutularının son kullanma tarihlerinden hesaplarken :) Çok teşekkür ederim.. Serbest bırakınca oluyormuş sanırım :)
??? #14
Evet yazmak soluk almaktır.Ama bazen soluğunuzun tıkandığını hissettiğinizde olmuyor değil. Ben bir süredir yazı ile ilgili kurslara devam ediyorum.Bize verilen çalışmalarda tıkandığımı hissedince yazamayacağımı düşünüyor ve okumanın daha iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum.Ama sonra hocamız Pınar Kür ün bana tavsiyesi aklıma geliyor . Çok iyi yazıyorum diyen usta yazar yoktur.Böyle düşündüğümde ise yazıyor yazıyorum..İyi olmadığını düşünsem de .
??? #15
Sizler yazma sürecinde karşılaştığım bir durumu anlatmak istiyorum. Geçen yıl ikinci romanımı yazarken bir detay aklıma gelmişti ve detayla ilgili araştırma yapıp romanda bir-iki paragrafla o konuyu anlattım. Romanım henüz bitmiş değil ve sanıyorum bir yıldan erken de bitmeyecek. Bir hafta kadar önce dünya çapında çok satar kitapları olan bir yazarın yeni çıkan kitabını okuyordum. O yazar da aynı detaydan ve neredeyse benim yazdığım şekilde bahsetmiş. Mekan farklı ama detay aynı. Detay kısaca şu: Amerikan Başkanlık ambleminde bir kartal vardır ve o kartalın bir yanında defne dalı diğer yanında da savaş okları vardır. Kongre bir savaş kararı almadığı sürece kartalın başı defne dalına doğru bakar, eğer bir savaş kararı alınmışsa kartalın başı savaş oklarına bakar. Örneğin Irak'a yapılan saldırıda kararı kongre almadığı için kartalın başı defne dalına bakmaya devam etmiştir. Benim romanımda bu detay bir kartvizit üzerinde aktarılıyor. Okuduğum romanda ise başkanlık sarayında oval ofisdeki halının motifleri anlatılırken bahsediliyor. "Pes doğrusu," dedikten sonra romanı okumayı bıraktım ve ilk düşüncem yazdığım bölümü romanımdan çıkartmam gerektiği oldu. İlk romanım nedeniyle gerek basında gerek okurlar arasında aynı yazarla daha önce de karşılaştırıldığım için bunun bir rastlantı olduğunu, o yazardan bağımsız olarak bunu yazdığımı kimseye anlatamayacağımı düşündüm. Büyük bir ihtimalle eğer araştırılma yapılacak olsa en azından yüz romanda aynı konudan bahsedilmiş olabilir. Fakat burada bir ikilemde kalıyorsunuz. Eğer ben o romanın o bölümünü okumamış olsaydım, romanımda yazar mıydım? Evet yazardım ve böyle bir durumla karşılaşınca da o romanı okumadığımı söylerdim. O romanı okumadan önce aynı detaydan kendi romanımda bahsetmiş olmama rağmen, o romanı okuduktan sonra aynı detaydan bahseder miydim? İşte burada insan tıkanıyor. Etik olarak behsetmekte hiçbir sakınca yok. Çünkü o romanda bahsedilmesinden önce yazıldı. Fakat aklıma Mimar Sinan'ın -sanıyorum- Selimiye Camii'nin minarelerinden biri ile ilgili iki çocuğun yaptığı "Eğik" yorumu üzerine, minare doğru olmasına rağmen, Sinan minareye halatlar bağlayıp çocukların, "Şimdi düzeldi," yorumunu alana kadar minareyi düzelttirişi geldi. Ben nasıl minareyi düzeltecektim? Şu anda yazdığım bölüm olduğu gibi duruyor. Bir gün ben de düzgün olan minareyi düzeltmek durumunda kalacağım. Henüz onu nasıl yapacağımı bilmiyorum ama bir yazar olarak yazdığımın arkasında durmak benim sorumluluğum. Size bu konuyu anlatmamdaki amaç; yazar adaylarına çok okumaları öğütlenir. Doğrudur. Okumak öğreticidir. Özellikle yazar olmak isteyen kişilerin diğerlerinden çok daha fazla okuması gerekir. Yine de her zaman benim karşılaştığım gibi bir durumla karşılaşmanız olasıdır. Bazı yazarlar da, yazmaya başladığınız zaman, başka eserleri okumamanız gerektiğini, bir yazarın asli işinin yazmak olduğunu söylerler. Benim size tavsiyem, yazdıklarınız için ayırdığınız zaman, her zaman okuduklarınız için ayırdıklarınızdan fazla olsun. İyi günler
??? #16
Aynı şey şiir yazanlar içinde geçerli. Çok şiir kitabı okunuyor, imgelerin etkisinde kalanların kaleminden karmakarışık şiirler çıkabiliyor diye düşünüyorum. Ya benzetme uğraşı, ya da etkilenmenin aşırı yansıması. Bu yüzden özgün, anlaşılır eserler üretilmediği kanısındayım. Çok okumaya değil çok yazmaya vakit ayrılmalı... Okunanlar iyi harmanlanmalı, hayata özgün bir şekilde uyarlanmalı... İnsan yazdıkça aşıyor kendini... Saygılar. Naile.
??? #17
2 yıl önceydi. Anneler günü anneme bir armağan vermek istedim. Ama annem yıllar önce ölmüştü. ben de, "Kim Ölesiye Sever" başlıklı öykümü kaleme aldım. (Bu öyküyü daha geçenlerde siteden geri çektim) bir anne martının, yumurtadan çıkmamış yavruları için gösterdiği anlatan bir çabayı anlatıyordu o öykü. O öykünün bir yerinde bir erkek güvercine de yer vermiştim, öykünün akışı gereği. Daha sonra, evimin açık duran teras kapısından içeri giren güvercinlerle tanıştım. O iki güvercin, bana "Anastasia & Pietro" isimli destanı yazdırdı. Hem de yatak odasına kadar gelip ayağıma konarak. İşin uzmanı olan kişiler dışında kimsenin farkına varamayacağı bir yanlışlık yapmıştım, "Kim Ölesiye Sever" isimli öykümde. Ayağıma konan o güvercinlerin hatırına, güvercinler hakkında araştırmalara giriştim. ve o araştırmalarım sırasında yaptığım yanlışlığın farkına vardım. hemen yazımı düzelttim. ve beni uyaran ve yaptığım yanlışlığı görmemi sağlayan güvercinler için de bir şeyler yazmaya karar verdim. Bir yurtdışı seyahatimde almış olduğum notları, güvercinler için kullandım. Ortaya "Anastasia & Pietro" çıktı... Peki bütün bunları neden anlatıyorum... Tabi ki, bir yazı yazarken araştırmanın önemini vurgulamak için anlatıyorum. Her zaman, "araştırmadan yazmanın sonucu", böyle güzel şeyler doğurmayabilir. Bu olaydan sonra, kesinliğini bilmediğim, inanmadığım şeyleri öykülerimin içine koymamayı ilke edindim. Maddi hatalar, anlatım güçlülüğüyle örtülebilir, ama içinizdeki -yanlış yapmış olmanın vereceği- huzursuzluğu gideremez. bu nedenle, araştırmadan yazmamanızı salık veririm. Sevgi ve Saygılarımla
??? #18
Okumadan kendini ve yazdıklarını sırf yazdıklarıyla geliştiren kişinin bir Cebrail’i olmalı.
??? #19
Sanırım burada kastedilen okumamak değil, okunanlara çok fazla kapılmamaktı. Aksi halde birbirinin tekrarı yazıları yazan insanlar ve bu yazıları bıkmadan usanmadan okuyan insanlar yarattıkları bu yeni alışkanlık nedeni ile farklılıkların önünü tıkadıklarını dahi farkedemiyorlar. Bunu yaparken farklılıkların farkında olmaktan mahrum kaldıkları için de "yazı neden yol almıyor?", "şiir neden kendini yenilemiyor?", "neden bu ülkede akademik çalışmalar yapılmıyor?","niçin yeni fikirler üretilmiyor?" söylemleri artıyor. Tez çalışması hazırlamışsınızdır. Gidin üniversitelere, bir konu ile ilgili yazılmış tüm literatürü tarayın (kitaplar, yüksek lisans ve doktora tezleri)...Her biri birbirinin tekrarı. Çünkü araştırmak yok...Burada yazılmışı var deyip al koy kendi çalışmanın içine. Özgünlük yok, üretim de yok...Ama bu ülke üniversite mezunu kaynıyor orası ayrı mesele... Bu yüzden i-l-e-r-l-e-y-e-m-i-y-o-r-u-z. "Yazıbaz" kelimesini türettikten sonra, TDK yetkilisi ile görüştüm (yazımda dile getirmiştim). Bana göre yaratıcılıktı ancak uydurmacılıkta olabilirdi. Orkun Bey'in dediği gibi araştırmazsam doğru yanıtı bulamayacaktım. Görüşme neticesinde fazla kelimenin birden fazla anlamını uzman ağzından öğrenmiş oldum. Yazıyı yazarken kendimden emindim çünkü elimdeki bilgi teyit edilmişti. Yani yaratıcılıktı uydurmacılık değildi... Okumadan yazalım demiyoruz kanımca, okuyalım ama okuduklarımızın çok fazla etkisinde kalmadan kendi özgün, yalın, bize has tarzları yakalayalım, fikirleri ortaya koyalım...Hepimize katkısı olacaktır. Saygılarımla. Naile.
??? #20
Sanıyorum "Yazarken okumak" başlıklı iletide düşüncelerimi iyi ifade etmeyi beceremediğim için yanlış anlaşıldım. O iletideki amacım size yaşadığım bir olayı aktarmaktı. Bir yazanın yazıları o kişinin birikimlerinin tümü artı henüz bilmedikleridir. Bazı şeylere ihtiyacınız olur araştırırsınız bazı şeylerin de henüz zamanı gelmediği için içinizde bir yeri olmaz. Bu konudaki yazılara katılıyorum. Bir yazar yazar. Eğer okumak için günde altmış dakikanızı ayırıyorsanız, yazmak için günde en az altmış bir dakikanızı ayırın demek istedim son bölümde. Eğer günde on saat okumak için zaman ayırıyorsanız on saatten fazla yazmak için zaman ayırın. (Yazmak için okumayı da yazmak için ayrılan zamandan sayıyorum) Belki insanın karşısına söyle bir soru çıkabilir. "Acaba ben okuyan bir yazan mıyım yoksa yazan bir okur muyum?" Bu sorunun her zaman için geçerli bir yanıtının olmadığını takdir edersiniz. Yine de bu soruyu kendisine soran için genel bir yanıt her zaman vardır. Kişinin bulduğu yanıt onun yazma ile olan ilişkisini belirleyecektir.
Başa Dön